3. Hukuk Dairesi 2016/10084 E. , 2017/16119 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; 13.02.2002 tarihinde yapılan sözleşme ile ... İli ... İlçesi ... Köyünde ... 331 ada ... parsel sayılı taşınmazdaki davalıya ait 1/3 payı satın aldığını, taşınmazın diğer paydaşlarının da aynı tarihte noterce tanzim edilen muvafakatname ile bu satışa izin verdiklerini, taşınmazın devir işlemlerini tamamlamak amacıyla 14.06.2013 tarihinde ... Tapu Müdürlüğüne başvurduğunu, ancak taşınmazın 23.....2010 tarihinde davalı ve diğer paydaşlar tarafından ... adlı kişiye satıldığını öğrendiğini, ... Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak yaptırdığı tespit sonucunda taşınmazdaki davalıya ait payın değerinin 29.182,67 TL olarak belirlendiğini ileri sürerek; 29.182,67 TL’nin tespit tarihi olan 15.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; alım-satım olayından itibaren 13 yıldan fazla süre geçmesi nedeniyle davanın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; adi yazılı şekilde yapılan gayrimenkul satışına ilişkin sözleşmenin geçersiz bulunduğu, 07.06.1939 gün ve 1936/31 Esas 1939/47 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararına göre geçersiz taşınmaz satışına ilişkin davalarda 10 yıl olan zamanaşımı süresinin zilyetliğin son bulduğu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, davacının 10.....2015 tarihli celsede taşınmaza hiç zilyet olmadığını beyan etmesi nedeniyle sözleşme tarihi olan 13.02.2002 tarihi ile dava tarihi olan 13.03.2015 tarihi arasında zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçe gösterilerek, davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava, 13.02.2002 tarihinde taşınmaz payının satışına ilişkin olarak yapılan harici sözleşme nedeniyle taşınmazın güncel değerinin tahsili istemine ilişkindir.
Davacı tarafça dosyaya sunulan tapu senedi örneğinden; taşınmazın 13.01.1999 tarihinde davalı ile dava dışı paydaşlar adına satış suretiyle paylı mülkiyet hükümlerine göre tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Buna göre; TMK’nun 706, BK’nun 213(TBK’nun 237), Tapu Kanunu’nun 26 ve Noterlik Kanunu’nun 60. maddeleri uyarınca, tapulu taşınmazın satışına ilişkin olarak yapılan satım sözleşmesi, resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda, taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Esasen bu husus, mahkemenin de kabulündedir.
Ancak, geçersiz sözleşmeden kaynaklansa dahi, 07.06.1939 tarihli ve 1936/31 Esas 1939/47 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; zamanaşımı süresi BK’nun 125. (TBK’nun 146.) maddesine göre 10 yıl olduğu gibi, zamanaşımı sözleşmenin yapıldığı tarihte değil, sözleşmenin ifasının imkansız hale geldiği tarihte başlar.
Somut olayda; davacı, davalının taşınmazdaki payını diğer paydaşlarla birlikte 23.....2010 tarihinde 3. kişiye sattığını ileri sürmüştür. Bu nedenle, mahkemece; taşınmazın bulunduğu yer Tapu Sicil Müdürlüğüne müzekkere yazılarak tapu kayıtlarının gönderilmesi istenilmiş ise de; ilgili müdürlükçe üç ayrı taşınmaza ilişkin tapu kaydının gönderildiği ve iş bu kayıtların dava konusu taşınmazla bir ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, mahkemece; eldeki davada zamanaşımının, davalının taşınmazı 3. kişiye satış suretiyle devrettiği tarihte başlayacağı gözetilerek, öncelikle davacı tarafça sunulan tapu senedi örneği de eklenmek suretiyle taşınmazın sözleşme tarihindeki mülkiyet durumunu gösterir tapu kaydı ile var ise tedavül kayıtlarının ilgili Tapu Sicil Müdürlüğünden temin edilmesi, sonrasında yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def’inin incelenmesi ve ulaşılacak sonuç uyarınca davanın esası hakkında hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma nedenine göre, davacı tarafın sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK"nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bendde açıklanan nedenlerle davacı tarafın sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK"nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.....2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.