13. Hukuk Dairesi 2012/6865 E. , 2013/3143 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün ... ile Rct Varlık Yönetim A.Ş. avukatınca duruşmalı olarak ihbar olunanca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılardan Rct Varlık Yönetim A.Ş. vekili avukat ... ve ... vekili avukat ... ile davacı vekili avukat ..."in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ...’ın vekili olarak ... 5. İcra Müdürlüğün 2007/11814 esas sayılı dosyasını ve daha sonra da ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/887 esas sayılı davasını takip ettiğini, ancak 7.7.2008 tarihli duruşmaya tarafların katılmadıklarını, dosyanın işlemden kaldırılmasına, daha sonra da açılmamış sayılmasına karar verildiğini, taraflar arasındaki uyuşmazlığın sulh yoluyla çözümlendiğini, vekalet ücretinin ise ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 20.000,00 TL vekalet ücreti alacağının davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, 9.4.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile de dava değerini 480.000,00 TL artırarak toplam 500.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece kararın gerekçe kısmında, “…davacının ıslah talebi süresinde ve yasaldır….Bilirkişiler gerekçeli raporlarında davacının toplam alacağının 43.500,00 TL + 125.000,00 TL = 168.500,00 TL olduğunu, davalıların müteselsil sorumluluklarının bulunduğunu, davacının Avukatlık ücretine hak kazandığını bildirmişlerdir. Rapor hükme dayanak alınmıştır.” Şeklinde açıklama yapılmış, “Hüküm” fıkrasında ise, miktar belirtilmeden “Davanın kabulüne” şeklinde karar verilmiş, hüküm, taraflar ve ihbar olunan tarafından temyiz edilmiştir.
1-6100 sayılı HMK’nun 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nun 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nun 298/2. maddesi gereğince de, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir.
Somut olayda kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında miktar belirtilmeden “davanın kabulüne” şeklinde hüküm kurulmuşsa da, kararın gerekçe kısmında ise, bilirkişi raporunun hükme dayanak alındığı ve davacının toplam 168.500,00 TL vekalet ücretine hak kazandığı belirtilmiştir. Oysa ki dava miktarı, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere ıslahla 500.000,00 TL’ye çıkarılmış olup, mahkemece miktar belirtilmeden kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında “davanın kabulüne” denilmek suretiyle, “500.000,00 TL üzerinden davanın kabulü” anlamına gelen hüküm kurulmuş olmasına rağmen, gerekçede ise “davacının toplam 168.500,00 TL vekalet ücretine hak kazandığı” belirtilmek suretiyle, kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrası ile kararın gerekçesi arasında çelişki yaratılmıştır. Bu husus, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm fıkrasının birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup mahkemece, 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas ve 1992/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, kısa karar ile bağlı kalınmaksızın, ancak kısa karar ile gerekçeli karar ve hüküm fıkrası arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilebilmesi için usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulması gereklidir.
2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, (2) no’lu bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 990,00 TL duruşma avukatlık parasının karşılıklı alınarak birbirlerine ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.