Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2016/1055
Karar No: 2020/318

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1055 Esas 2020/318 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2016/1055 E.  ,  2020/318 K.

    "İçtihat Metni"



    Kararı veren
    Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 21. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 72-525


    Resmî belgede sahtecilik suçundan sanıklar ... ve ..."nın TCK’nın 204/1-3, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 29.05.2012 tarihli ve 72-525 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesince 16.02.2016 tarih ve 6087-1310 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.05.2016 tarih ve 253804 sayı ile;
    "...Sanık ...; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, ben kesinlikle müştekiye senet düzenleyerek vermedim, kesinlikle sahte ibraname düzenlemedim ve düzenlettirmedim, iddianamede ismi geçen Av. ... sanıklardan ..."nın avukatıdır, suça konu senet ... tarafından Van ilinde ..."dan hırsızlanmıştır. Bununla ilgili olarakta Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/461 esas sayılı dosyasında açılmış dava bulunmaktadır, ben kesinlikle suçlamayı kabul etmiyorum, beraatime karar verilmesini talep ederim dedi, devamla, müşteki ... beni telefonla arayarak ..."nın Van 4. Asliye Ceza Mahkemesindeki davadan vazgeçmesini ve bunun karşılığında ibraname göndereceğini ve bütün hacizlerin kaldırılacağını teklif etti, bizde kabul ettik ve ... bize ibranameyi gönderdi, ancak biz Van 4. Asliye Ceza Mahkemesindeki davadan vazgeçmedik, bunun üzerine kendisi bizi şikayet etti." şeklinde savunmada bulunduğu,
    Sanık ...: "Atılı suçlamayı kabul etmem. Benim sahte ibraname düzenlemem söz konusu değildir. Söz konusu seneti müşteki ..."den çalmış daha sonrada icraya koymuş. Ahmet bana senedin çalındığını söyledi daha sonrada bana posta ile ibraname gönderdi. Ancak bana ibraname göndereceğine dair herhangi bir şey söylelemiştir, zaten telefonlara da çıkmıyordu. İbraname posta ile benim adıma gelmişti." şeklinde savunmada bulunduğu,
    Sanıkların savunmalarında geçen Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/461 Esas sayılı dosyası getirtilip incelenerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarını tayini gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması nedeniyle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesince 21.06.2016 tarih ve 8453-5452 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    İnceleme dışı sanık ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar ... ve ...’ya atılı resmî belgede sahtecilik suçunun sübutu bakımından eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Şikâyetçi ...’un, alcaklısının kendisi, borçlularının ise sanıklar ... ve ... ile sanık ...’in temsilcisi olduğu Ümit Petrol İnşaat Taş. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve sanık ...’ın temsilcisi olduğu... Akaryakıt Ürünleri İth. İhr. Nak. San ve Tic. AŞ olarak görünen, 16.12.2004 düzenleme, 27.12.2004 ödeme tarihli, 150.000 TL bedelli senet ile ihtiyati haciz kararı alıp İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2005/8278 esas sayılı dosyasında sanıklar hakkında icra takibine devam ettiği sırada, sanıklardan ...’nın vekili Avukat ... tarafından 08.07.2005 tarihli dilekçe ve ekindeki İstanbul 5. Noterliğinin 01.07.2005 tarihli ve 14112 yevmiye numaralı ibraname ile icra takibinin iptali için İstanbul 7. İcra Mahkemesine başvurulduğu, İstanbul 7. İcra Mahkemesince 08.07.2005 tarih ve 799-678 sayı ile; alacaklı şikâyetçi Tayran’ın, borçlu sanıkları bahse konu ibraname ile tamamen ibra ettiği anlaşıldığından İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2005/8278 esas sayılı icra takibinin iptaline ve hacizlerin kaldırılmasına karar verildiği,
    Şikâyetçi ... vekili tarafından İstanbul 5. Noterliğinden verilme ibranamenin araştırılması sonucunda 12.07.2005 tarihinde adı geçen Noterlik başkatibi Turgay Aktaş tarafından Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, ayrıca şikâyetçi ... da vekili aracılığıyla İstanbul 5. Noterliğinin 01.07.2005 tarihli ve 14112 yevmiye numaralı ibranamesi üzerinde yer alan adına atılı imzanın kendisine ait olmadığını ve nüfus cüzdanı bilgilerinden verilme tarihi ile seri numarası kısmının da gerçek nüfus cüzdanındaki bilgilerden farklı olduğunu belirterek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında sanıklar hakkında şikâyetçi olduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına verilen yetkisizlik kararı sonrasında her iki dosya Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/18506 soruşturma sayılı dosyası üzerinde birleştirilerek sanıklar hakkındaki soruşturmaya devam edildiği,
    İstanbul 5. Noterliğinin 01.07.2005 tarihli ve 14112 yevmiye numaralı ibranamesinde özetle; ibra eden olarak gösterilen şikâyetçi ...’un, İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2005/8278 E. sayılı dosyasından, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/227 değişik iş sayılı ihtiyati haciz dosyasından ve bu dosyaların dayanağı olan bonodan, sanıklar ... ve ... ile temsilcisi oldukları şirketlerin her birinin tamamını ibra ettiğinin belirtildiği, belgede şikâyetçi Tayran adına atılmış bir adet imzanın ve imza yanında "Okudum imzaladım." şeklinde el yazısının bulunduğu ve kimlik bilgilerinin Siirt Merkez Nüfus İdaresinden alınma 02.09.2004 tarihli ve D09 357951 seri numaralı nüfus cüzdanına göre yazıldığı,
    Siirt Merkez İlçe Nüfus Müdürlüğünün 23.08.2005 tarihli ve 4040 sayılı yazısında; şikâyetçi ...’un Müdürlüklerinden 20.02.2003 tarihinde Y07-931134 seri numaralı nüfus cüzdanını almış olduğu, müzekkerede belirtilen D09-357951 seri numaralı nüfus cüzdanının Nüfus Müdürlüklerinden alınmadığının tespit edildiği bilgilerinin yer aldığı,
    İstanbul 5. Noterliğinden istenen 01.07.2005 tarihli ve 14112 yevmiye numaralı ibraname aslı ile Avukat ...’nın ibraz ettiği aynı tarihli ve sayılı ibraname aslı üzerinde inceleme yapan 15.01.2007 tarihli bilirkişi raporunda; inceleme konusu her iki ibranamedeki imzaların, şikâyetçi ...’a ait mukayese imzalarına kıyasla şikâyetçiye ait olmadığının tespitlerine yer verildiği,
    UYAP sistemi üzerinden itiraza konu edilen Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/461 esas ve 2011/158 karar sayılı dosyasının gerekçeli kararı incelendiğinde; belirtilen dosyada sanık ...’in katılan, şikâyetçi Tayran’ın sanık, sanık ...’ın ise tanık sıfatının bulunduğu, sanıklar Ahmet ile İlhan’ın, şikâyetçiyi İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2005/8278 esas sayılı dosyasına konu edilen senedi sanık ...’ten çalmakla suçladıkları, şikâyetçinin ise suçlamayı kabul etmeyip bu senedi sanık ...’in rızasıyla verdiğini savunduğu, Van 4. Asliye Ceza Mahkemesince şikâyetçi Tayran hakkında hırsızlık suçundan yapılan bu yargılama sonucunda, şikâyetçi Tayran hakkındaki kamu davasının zamanaşımı süresi dolduğundan bahisle düşürülmesine karar verildiği, bu hükmün de temyiz edilmeksizin 07.05.2011 tarihinde kesinleştiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Şikâyetçi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 03.08.2005 tarihli ifadesinde; sanık ...’i tanıdığını, 2004 yılının Nisan ayında Siirt ilinde yanına geldiğini, Irak ülkesinden 30 ton hurda demir getirme işinde ortaklık yapma konusunda anlaştıklarını, bunun karşılığında 380.000 TL para verdiğini, ancak sanık ...’in hurdaları getirmediğini, anlaşmalarının bozulduğunu, sanık ...’in aldığı paranın 150.000 TL’sini iade ettiğini, ayrıca 150.000 TL bedelli, 27.12.2004 ödeme, 16.12.2004 düzenleme tarihli senedi imzalayarak verdiğini, Kaya Petrol’ün sahibi sanık ...’nın ise kefil sıfatıyla bu senedi imzaladığını, sanık ...’in ayrıca kendisine 80.000 TL daha elden ödeme yapmasının gerektiğini, bahse konu senet bedelinin ödenmemesi nedeniyle mahkemeden ihtiyati haciz kararı alıp sanıklar hakkında icra takibi başlattığını, İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2005/8278 esas sayılı dosyasında takip devam etmekte iken sanık ... vekili Avukat ...’nın İstanbul 5. Noterliğinden düzenlenme 01.07.2005 tarihli ve 14112 yevmiye sayılı ibraname ile takibin iptali davası açtıklarını ve mahkemece bu ibraname esas alınarak takibin iptal edildiğini, ancak bu ibranamedeki yazı ve imzaların kendisine ait olmadığını, yine nüfus cüzdanı bilgilerinde yazan nüfus cüzdanının verildiği tarih ve seri numarasına ilişkin bilgilerin de kendisine ait gerçek nüfus cüzdanından farklılık arz ettiğini, bu ibranamenin sahte olduğunu,
    Şikâyetçinin Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının talimat yazısı gereği 11.10.2005 tarihinde Siirt Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan ifadesinde farklı olarak; kendisine 30 bin ton hurda demir getireceği için sanık ...’e 410.000 TL para ödediğini, ancak hurdaları getiremeyince sanık ...’in kendisine 150.000 TL bedelinde bir senet verdiğini, geri kalan kısım için ise açık bir senet aldığını, bunu da 391.000 TL olarak doldurduğunu, bahsettiği 150.000 TL bedelli senedi de icra takibine konu ettiğini, gösterilen ibranamedeki imzanın kendisine ait olmadığını,
    Mahkemede; önceki ifadelerini tekrar ettiğini, sanıklardan şikâyetçi olduğunu ancak davaya katılmak istemediğini,
    Tanık Aynur Sert soruşturma evresinde; İstanbul 5. Noterliğinde katip olarak görev yaptığını, 01.07.2005 tarihinde iki şahsın noterliklerine geldiğini, ibraname düzenlettirmek istediklerini söylediklerini, Noter Ali Erson Kösecioğlu’na sahısların talep ettikleri ibranameyi nasıl düzenlemesi gerektiğini sorduğunu, noterin de bedel belirtilmeden genel bir ibraname düzenlenmesini söylediğini, şahısların ibraz ettiği nüfus cüzdanını inceleyip kontrol ettikten sonra 01.07.2005 tarihli ve 14112 yevmiye numaralı ibranameyi düzenlediğini, 12.07.2005 tarihinde şikâyetçi ... vekili Avukat Yoldaş Kılıç’ın Noterliğe geldiğini, anılan ibranameyi düzenlettiren kişinin gerçek ... olmadığını söylediğini ve şikâyetçi Tayran vekili olan Avukat Yoldaş Kılıç’ın ibraz ettiği vekâletnamedeki ... kimlik bilgileri ile Noterliklerinde düzenlenen ibranamedeki ... kimlik bilgilerini karşılaştırdıklarında kimlik bilgilerinin farklı olduğunu tespit ettiklerini, bunun üzerine suç duyurusunda bulunduklarını, ayrıca işlemi yaptıran şahıslardan bir tanesinin kendisine Fatih Kadınlar Pazarında Sur Ocakbaşı isimli iş yerinin ortağı olduğunu söylediğini, daha sonra tanık Turgay Aktaş ile birlikte bu iş yerine gittiklerini, bu isimde bir iş yerinin bulunduğunu, ancak işlemi yaptıran şahsın bu iş yerinde olmadığını tespit ettiklerini, sorduklarında da tanıyan olmadığını öğrendiklerini,
    Kovuşturma evresinde ise Noterliğe gelen iki şahsın da minyon tipli esmer tenli kişiler olduğunu, ... olduğunu söyleyen şahsın daha esmer, kısa boylu ve zayıf olduğunu, aradan zaman geçtiği için görse bile bu şahısları tanıyamayacağını,
    Tanık Turgay Aktaş soruşturma evresinde; İstanbul 5. Noterliğinde başkatip olarak görev yaptığını, 30.06.2005 tarihinde Noterliğe iki şahsın geldiğini, ibraname düzenleteceklerini söylediklerini, Noterin dairede olmadığını, ibra edecekleri miktarı şahıslara sorduğunu, bilmediklerini söyleyince, öğrenip gelmeleri gerektiğini belirttiğini, bunun üzerine bu şahısların Noterlikten ayrıldıklarını, ertesi gün kendisinin olmadığı bir sırada bu iki şahsın tekrar geldiğini, noter katibi tanık Aynur’a ibraname düzenletmek üzere müracaat ettiklerini, tanık Aynur’un da Noter Ali Erson Kösecioğlu’na sorup kendisine ibraz edilen nüfus cüzdanını kontrol ederek ibranameyi düzenlediğini sonradan öğrendiğini, 12.07.2005 tarihinde şikâyetçi ... vekili Avukat Yoldaş Kılıç’ın Noterliğe geldiğini, anılan ibranameyi düzenlettiren kişinin gerçek ... olmadığını söylediğini ve şikâyetçi Tayran vekili olan Avukat Yoldaş Kılıç’ın ibraz ettiği vekâletnamedeki ... kimlik bilgileri ile Noterliklerinde düzenlenen ibranamedeki ... kimlik bilgilerini karşılaştırdıklarında kimlik bilgilerinin farklı olduğunu tespit ettiklerini, bunun üzerine suç duyurusunda bulunduklarını, ayrıca işlemi yaptıran şahıslardan bir tanesinin tanık Aynur’a Fatih Kadınlar Pazarında Sur Ocakbaşı isimli iş yerinin ortağı olduğunu söylediğini, daha sonra tanık Aynur ile birlikte bu iş yerine gittiklerini, bu isimde bir iş yerinin bulunduğunu, ancak işlemi yaptıran şahsın bu iş yerinde olmadığını tespit ettiklerini, sorduklarında da tanıyan olmadığını öğrendiklerini,
    Kovuşturma evresinde ise 01.07.2005 tarihinde ameliyatlı olduğu için gelemediğini, 30.06.2005 tarihinde Noterliğe gelen 2 kişiyi görse bile bu şahısları kesin olarak teşhis edemeyeceğini,
    Tanık ...; inceleme dışı sanık ... ve sanık ...’nın vekili olduğunu, suça konu ibranameyi sanık ...’ın kendisine kargo ile gönderdiğini ve kendisinin de noter tarafından düzenlenmiş olduğunu gördüğü bu ibranameyi mahkemeye ibraz ettiğini, daha sonra ibranamenin sahte olduğunun ortaya çıktığını, sanık ...’ın bu ibranameyi kendisine göndermeden önce borçlu ile anlaşacaklarını söyleyip icra dosyasındaki hesap miktarını sorduğunu, kendisinin de yanında çalışan başka bir avukatı icra dairesine gönderip miktarı öğrendiğini ve sanık ...’a telefonla bildirdiğini, daha sonra kargoyla ibranamenin geldiğini, sanık ...’nın bu ibranameyi kendisine kargoyla gönderdiğine dair yazılı ve imzalı beyanda bulunduğunu, bununla ilgili 13.10.2005 tarihli yazının fotokopisini de ibraz ettiğini,
    İnceleme dışı sanık ...; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, olayla bir ilgisinin olmadığını, ancak iş yeri kendi adına kayıtlı olduğundan ve kaşelerde kendi adı yer aldığından bu olaya karıştırıldığını, iş yeri yetkilisinin, oğlu sanık ... olduğunu, suça konu ibraname hakkında bilgi ve görgü sahibi olmadığını,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık ... soruşturma evresinde; şikâyetçi ...’un Siirt ilinden komşusu olduğunu, 2001 yılından bu yana Yalova’da ikamet ettiğini, şikâyetçi ile 30 ton hurda demirin Kuzey Irak’tan getirilmesi hususunda anlaşma yaptığının doğru olmadığını, ayrıca kendisinden para almadığını, bu nedenle kendisine para da iade etmediği gibi herhangi bir senet de vermediğini, şikâyetçinin icra takibine konu ettiği 16.12.2004 düzenleme ve 27.12.2004 ödeme tarihli senedin kendisi tarafından verilmediğini, bu 150.000 TL bedelli senedin altındaki imzanın sahte olduğunu, bu konuda şikâyetçi hakkında Siirt Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldığını, hakkında yapılan icra takibine yönelik İstanbul 7. İcra Mahkemesinin 2005/799 esas ve 2005/678 karar sayılı dosyasında takibin iptali için dava açtığını, takibin iptal edildiğini, ancak suça konu İstanbul 5. Noterliğinin 01.07.2005 tarihli ve 14112 yevmiye numaralı ibranamesini kendisinin sunmadığını,
    Kovuşturma evresinde 30.04.2007 tarihinde talimat Mahkemesinde; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, şikâyetçinin kendi isteğiyle Avukat ...’ya ibraname verdiğini, olay tarihinde yurt dışında olduğunu, olayın nasıl gerçekleştiğini bilmediğini,
    Kovuşturma evresinde 31.10.2011 tarihinde talimat Mahkemesinde ise kesinlikle sahte ibraname düzenlemediğini ve düzenletmediğini, iddianamede adı geçen Avukat ...’nın sanık ...’nın avukatı olduğunu, İstanbul 8. İcra Müdürlüğünde icra takibine konu edilen senedin Van ilinde şikâyetçi tarafından sanık ...’dan çalındığını, hırsızlık olayı ile ilgili Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/461 esas sayılı dosyasında şikâyetçi hakkında dava açıldığını, şikâyetçinin kendisini telefonla arayarak sanık ...’nın Van 4. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyada şikâyetinden vazgeçmesini istediğini, bunun karşılığında da şikâyetçinin ibraname göndereceğini ve bütün hacizleri kaldıracağını teklif ettiğini, kendilerinin de kabul ettiklerini, şikâyetçinin ibranameyi gönderdiğini ancak kendilerinin Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinde devam eden davada şikâyetlerinden vazgeçmemeleri üzerine şikâyetçi Tayran’ın da kendileri hakkında bu şekilde şikâyette bulunduğunu, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini,
    Sanık ...; olay tarihinde hakkında 27.12.2004 ödeme tarihli bir senetle ilgili icra takibinin olduğunu, bu senedin sanık ...’den çalınarak icra takibine konu edildiğini, senedin çalındığını sanık ...’in söylediğini, bu icra takibiyle alakalı olarak iş yerine isimsiz kişiler tarafından posta yoluyla bir zarf geldiğini, zarfı açtığında içerisinden şikâyetçi ... adına düzenlenmiş suça konu ibranamenin çıktığını, belgenin asıl gibi göründüğünü, hemen İstanbul ilinde bulunan Avukatı ...’yı aradığını, avukatının da belgeyi göndermesini söylediğini, bunun üzerine ibranameyi gönderdiğini, avukatının bu ibranameyi ilgili icra dairesine ibraz ettiğini, icra işlemlerini durdurduğunu, ibranamenin hazırlandığı tarihte Van ilinde olduğunu, telefon hatlarından ve uçak biletlerinden bu hususun tespit edilebileceğini, olaya ilişkin Ayhan Koç ve Ayhan Aydıncıoğlu isimli şahitlerinin olduğunu, üzerine atılı suçu kabul etmediğini,
    Savunmuşlardır.
    Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Şikâyetçi ...’un, alcaklısının kendisi, borçlularının ise sanıklar ... ve ... ile sanık ...’in temsilcisi olduğu Ümit Petrol İnşaat Taş. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve sanık ...’ın temsilcisi olduğu... Akaryakıt Ürünleri İth. İhr. Nak. San ve Tic. AŞ olarak görünen, 16.12.2004 düzenleme, 27.12.2004 ödeme tarihli, 150.000 TL bedelli senet ile ihtiyati haciz kararı alıp İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2005/8278 esas sayılı dosyasında sanıklar hakkında icra takibine devam ettiği sırada, sanıklardan ...’nın vekili Avukat ... tarafından 08.07.2005 tarihli dilekçe ve ekindeki İstanbul 5. Noterliğinin 01.07.2005 tarihli ve 14112 yevmiye numaralı içerik itibarıyla sahte ibraname ile icra takibinin iptali için İstanbul 7. İcra Mahkemesine başvurulduğu ve İstanbul 7. İcra Mahkemesince de 08.07.2005 tarih ve 799-678 sayı ile; alacaklı şikâyetçi Tayran’ın, borçlu sanıkları suça konu ibraname ile tamamen ibra ettiği gerekçesiyle İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2005/8278 esas sayılı icra takibinin iptaline ve hacizlerin kaldırılmasına karar verildiği olayda;
    İstanbul 5. Noterliğinin 01.07.2005 tarihli ve 14112 yevmiye numaralı suça konu sahte ibranamesinde, ibra eden olarak gösterilen şikâyetçi ...’un, İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2005/8278 E. sayılı dosyasından, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/227 değişik iş sayılı ihtiyati haciz dosyasından ve bu dosyaların dayanağı olan bonodan, sanıklar ... ve ... ile temsilcisi oldukları şirketlerin her birinin tamamını ibra ettiği belirtilmek suretiyle bu ibranamenin doğrudan sanıklar lehine düzenlenmiş bir belge olduğu, sanık ...’nın bu belgeyi avukatı aracılığıyla İstanbul 7. İcra Mahkemesine ibraz etmek suretiyle hem kendi açısından hem de sanık ... açısından haklarındaki icra takibinin iptalini ve hacizlerin kaldırılmasını sağladığı, sanık ...’in de ilk iki ifadesinde olayla hiçbir ilgisi olmadığını beyan etmesine rağmen, kovuşturma evresinde 31.10.2011 tarihinde talimat Mahkemesinde verdiği ifadesinde iddianamede adı geçen Avukat ...’nın sanık ...’nın avukatı olduğunu, İstanbul 8. İcra Müdürlüğünde icra takibine konu edilen senedin Van ilinde şikâyetçi tarafından sanık ...’dan çalındığını, hırsızlık olayı ile ilgili Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/461 esas sayılı dosyasında şikâyetçi hakkında dava açıldığını, şikâyetçinin kendisini telefonla arayarak sanık ...’nın Van 4. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyada şikâyetinden vazgeçmesini istediğini, bunun karşılığında da şikâyetçinin ibraname göndereceğini ve bütün hacizleri kaldıracağını teklif ettiğini, bu teklifi kabul ettiklerini, şikâyetçinin ibranameyi gönderdiğini ancak kendilerinin Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinde devam eden davada şikâyetlerinden vazgeçmemeleri üzerine şikâyetçi Tayran’ın da kendi haklarında bu şekilde şikâyette bulunduğunu belirtmek suretiyle kendisinin önceki ifadeleri ile çelişki içerisinde olduğu ve sanık ...’la birlikte hareket ettiklerini gösterdiği gibi UYAP sistemi üzerinden incelenen Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/461 esas ve 2011/158 karar sayılı dosyasının gerekçeli kararına göre de belirtilen dosyada sanık ...’in katılan, şikâyetçi Tayran’ın sanık, sanık ...’ın ise tanık sıfatının bulunduğu dikkate alındığında, sanık ...’in savunmasının gerçeklikten uzak ve suçtan kurtulmaya yönelik bir savunma olduğu hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, sanıkların menfaatleri doğrultusunda fikir ve eylem birliği içerisinde İstanbul 5. Noterliğinden sahte olarak düzenlettirdikleri suça konu ibranameyi İstanbul 7. İcra Mahkemesine avukat aracılığıyla ibraz ederek kullanmak suretiyle atılı resmî belgede sahtecilik suçunu işlediklerinin sabit olduğu,
    UYAP sistemi üzerinden gerekçeli kararına ve kesinleşme şerhine ulaşılabilen Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/461 esas ve 2011/158 karar sayılı dosyasında; şikâyetçi Tayran’ın İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün 2005/8278 esas sayılı dosyasına konu edilen senedi sanık ...’ten çaldığı iddiasıyla hırsızlık suçundan yargılandığı, şikâyetçinin suçlamayı kabul etmeyip bu senedi sanık ...’in rızasıyla verdiğini savunduğu, Van 4. Asliye Ceza Mahkemesince şikâyetçi Tayran hakkında hırsızlık suçundan yapılan bu yargılama sonucunda, şikâyetçi Tayran hakkındaki kamu davasının zamanaşımı süresi dolduğundan bahisle düşürülmesine karar verildiği, bu hükmün de temyiz edilmeksizin 07.05.2011 tarihinde kesinleştiği gözetildiğinde, itiraza konu edilen bu dosyanın, sanıkların dosya kapsamındaki hukuki durumunu değiştirecek bir delil niteliğinde olmadığı anlaşıldığından incelemeye konu dosya içerisine getirtilmesine gerek bulunmadığı, Yerel Mahkemece kurulan hüküm yönünden araştırılması gereken herhangi bir husus olmadığı,
    Kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu üyesi ...; "Sanıklar ... ile ... hakkında resmi evrakta sahtecilik suçundan yapılan yargılama sonucunda yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay Yüksek 21. Ceza Dairesi tarafından verilen mahkumiyet hükmünün onanmasına dair karara yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine dair kararda, eksik soruşturmanın mevcut olup olmadığı konusunda Yargıtay Yüksek Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
    Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilirken savunmada ileri sürülen hususların araştırılmamasının sonuca etkili olup olmayacağının toplanan deliller ışığında yeniden irdelenerek yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak belirlenmesi gerekmektedir.
    Sanıkların kendi aleyhlerine müşteki tarafından başlatılan haciz işlemini, sahte ibraname düzenleyerek durdurduklarından bahisle resmi evrakta sahtecilik suçundan dolayı yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet kararı irdelendiğinde;
    Haciz işlemine konu edilen senedin rıza hilafına müşteki tarafından çalındığının iddia edilip ileri sürülmüş olması, bu iddianın sanıkların şikayeti üzerine müşteki hakkında başlatılan soruşturma sonucunda açılan dava ile desteklenmiş olması, müşteki hakkında açılan ve Van Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/461 E. sırasına kayıtlı davanın dayanığını teşkil eden belgelerin yargılama aşamasında denetime olanak sağlayacak şekilde getirtilerek incelenmediği gibi onaylı bir suretinin de dosya içerisine konulmadığının anlaşılması karşısında; maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesini amaçlayan ceza muhakemesi hukukunun nihai hedefine uygun olarak sanıkların savunmaları doğrultusunda gerçek bir durumun belgelenmesi için sahtecilik suçunu işleyip işlemedikleri ve buna bağlı olarak her iki sanık hakkında TCK’nın 211. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesi açısından; müşteki hakkındaki dava dosyasının yerel mahkeme tarafından getirtilerek incelenip onaylı bir suretinin denetime olanak sağlayacak şekilde dosya içerisine konulmamasının önemli bir ceza muhakemesi ilkesi haline gelen "şüpheden sanık yararlanır" kuralı ile irtibatlandırılması suretiyle sonuca etkili olup olmayacağının benzer olaylardaki yargı kararlarından da yararlanılarak belirlenmesi gerekmektedir.
    Ceza muhakemesi, geçmişte yaşandığı iddia edilen bir olayın gerçekten meydana gelip gelmediğini, meydana gelmiş ise ne şekilde ve kim tarafından meydana getirildiğini ortaya çıkarmak ve bu olayın hukuk normları karşısındaki durumunu tespit etmek amacıyla yapılmaktadır. Bu amacı gerçekleştirmeye yönelik yürütülen temel faaliyete de ispat denilmektedir. Maddi olay bakımından ispatın ölçütü, hakimin/mahkemenin şüpheyi yenerek vicdani kanaate ulaşmasıdır. Eğer bu şüphe yenilmezse ve dolayısıyla vicdani kanaate ulaşılmazsa, ihtimale, tahmine veya varsayıma dayanarak karar vermek mümkün olmadığından, şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) ilkesi devreye girmektedir. 
    Günümüz ceza muhakemesinde geçerli olan ispat sistemi, vicdani delil sistemidir. Temel özelliği, her şeyin delil kabul edilmesi ve delillerin de serbestçe değerlendirilmesi olan vicdani delil sistemi; mahkumiyet için tam bir inanış, başka bir deyişle suçluluk konusunda vicdani kanaat aradığından, esasen şüpheye dayalı cezalandırmayı yasaklamakta ve şüpheden sanık yararlanır ilkesine uygulama alanı yaratmaktadır.
    Anayasanın 38/4. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan -suçsuzluk (masumiyet) karinesi-, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu karine uyarınca, suçsuz olduğu varsayılan kişinin suçlu kabul edilmesi için kesin hükümle mahkum olması, mahkumiyet için de fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerektiğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi suçsuzluk karinesinin bir uzantısı ve ona koşut bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Suçsuzluğu olasılık içinde bulunan bir kimsenin adli hataya uğratılmasını önleme esasına dayanan şüpheden sanık yararlanır ilkesi, tarihsel ve evrensel bir ilke olarak günümüz ceza muhakemesi hukukunun değişmezleri ve vazgeçilmezleri arasındadır. Uygulama alanı gittikçe genişleme eğilimindedir ve yargısal kararlarda da daha sık vurgulanır olmuştur. 
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.10.2010 tarih, 2010/8-134 esas- 2010/217 karar sayılı içtihadında; ‘Şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ özet olarak aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.
    Latince ‘in dubio pro reo’ olarak ifade edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan ‘şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir.
    Anayasanın 38/4. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan suçsuzluk karinesi, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu karine uyarınca, suçsuz olduğu varsayılan kişinin suçlu kabul edilmesi için kesin hükümle mahkum olması, mahkumiyet için de fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerektiğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi suçsuzluk karinesinin bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Prof. Dr. Hakan Hakeri; Şüpheden Sanığın İstifade Etmesi İlkesini; ‘Mahkeme, Muhakeme Hukuku açısından kullanılmasına izin verilen bütün delilleri dinlediği halde, maddi mesele hakkındaki şüphesini yenemezse, suç fiilini sanığın lehine olacak şekilde karara bağlar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2 maddesindeki ‘suçsuzluk karinesi’, şüpheden sanığın faydalanmasını gerektirir.’ şeklinde özetledikten sonra; Şüpheden sanık yararlanır kuralının anlamını şu şekilde açıklamıştır.
    "Şüpheden sanık yararlanır" ilkesi, ceza yargılaması hukukunda geçerli olan ve mevzuatımızda yazılı olarak hükme bağlanmamış bulunan bir ispat kuralıdır. Buna göre, bir suç işlediği iddiasıyla yargılanan kimse hakkında mahkûmiyet kararının verilebilmesi için, o kimsenin o suçu işlediğinin yüzde yüz oranında kesin olması, ispatlanmış bulunması gerekir. Bu noktadaki yüzde birlik şüphe dahi, sanığın beraat etmesine yol açar.
    Böylece masum bir kimsenin cezalandırılmasındansa, suçlu bir kimsenin serbest bırakılması daha üstün tutulmaktadır. Nitekim jüri sisteminin bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri"nde jürinin tek görevi, sanığın suçu işleyip işlemediği konusunda, yani ispat hususunda karar vermektir. Jüri 11 üyeden oluşmaktadır ve bir kimsenin suçu işlediğine karar verilebilmesi için 11 üyeden, 11"inin de sanığın suçu işlediğine kanaat getirmesi gerekir. 10 üye sanığın suçu işlediği; ancak bir üye işlemediği yönünde oy kullandığı takdirde, sanığın beraatına karar verilir. Bu örnek, şüphenin yüzde yüz oranında yenilmemesi dolayısıyla, sanığın beraatına karar verilmesi gerektiğini göstermektedir.
    Yargıtayın da benzer olaylardaki pek çok kararlarında bu ilkeye gerekli önemi verdiği açıkça görülmektedir. Çeşitli kararlarda bu husus şöyle ifade edilmiştir:
    Ceza yargılamalarında amaç, gerçeğin hiçbir şüpheye yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; şüphenin bulunması halinde, mahkûmiyet kararı verilmesi ceza yargılaması hukukunun genel ilkelerine aykırıdır; şüpheden sanığın yararlanacağı evrensel bir ceza yargılaması hukuku ilkesidir ve varsayımlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
    Gerek öğretinin gerekse uygulamanın eylemin sübutu konusunda "şüpheden sanık yararlanır" kuralını, ceza muhakemesi hukukunun değişmez bir ilkesi olarak kabul etmesine karşın, sanığın cezasının hafifletilmesini sağlama ihtimali bulunan bir eksikliğin giderilmemesine kayıtsız kalması elbetteki beklenemez. Yargıtayın aşağıda örnek olarak açıklanan ve uzun yıllara yansıyan içtihatlarında da bu hususa çok büyük bir hassasiyetle riayet edildiği, sonuca etkili olabilecek en küçük bir ihtimalin dahi sonuna kadar araştırıldığı, bütün araştırmaya rağmen şüpheli kalan bir durumun sanık lehine değerlendirilmesinin gerekeceği hususunda herhangi bir duraksamanın yaşanmadığı bilinmektedir.
    Örneğin; sanık hakkında yerel mahkeme tarafından verilen beraat kararının temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay Ceza Dairesi tarafından bozulması üzerine yerel mahkemenin aleyhe bozmaya karşı sanığın diyecekleri sorulmadan önceki kararında direnerek sanığın en lehine olan beraat kararı vermesi halinde dahi, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun aşağıda örnek olarak gösterilen çok sayıdaki içtihatında açıklandığı üzere, sanığın aleyhe bozmaya karşı maddi gerçeği etkileyecek beyanda bulunma ihtimaline binaen aleyhte olan bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan beraat kararı verilmesini bozma nedeni olarak kabul etmiş ve uzun yıllar öncesine dayanan bu içtihatlar zaman içerisinde istikrar kazanarak yerleşik uygulamaya dönüşmüştür.
    Y.C.G.K 2020/208 K sayılı ilamında;
    "Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK"nın 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
    Y.C.G.K. nun 2007-21 K- 2008-210 K-2015-311 K- 2016-95 K2018-629 K-2019-450 K-156 K-102 K-541 K-416 K-100 K sayılı ilamları aynı doğrultadır.
    Beraat kararının aleyhine bozulması üzerine bozmaya karşı diyecekleri sorulmayan sanığın, maddi gerçeği etkileyecek şekilde beyanda bulunması teorik olarak mümkün olmasına karşın, pratikte böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi hemen hemen imkansızdır. Pratikte sonuca etkili olma ihtimali neredeyse imkansız olan bir ihtimal uğruna sanığın en lehine olan beraat kararları tereddütsüzce bozulurken, somut olayımızda müşteki hakkında açılan davaya ibraz edilen belgelerin sanıklar hakkında TCK’nın 211. maddesinin uygulanma ihtimalini gündeme getirmesine karşın, bu eksikliğin görmezlikten gelinmesinin kanaatimizce yerleşik uygulamaya dönüşün içtihatlar ile çelişeceği, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunda itirazın görüşülmesi aşamasında Uyap kayıtlarının incelenmesi suretiyle müşteki hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle düşürüldüğünün anlaşılmasının da sonuca etkili olamayacağı, zira zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararının beraat ya da mahkumiyet ile aynı anlama gelmeyeceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Dolayısıyla, yerel mahkemenin mahkumiyet kararı verirken bu dosyayı inceleyerek gerekçeli kararda vardığı kanaati açıklaması gerekmektedir. Gerek Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun, gerekse özel dairelerin pek çok içtihatında vurgulandığı üzere; mahkeme kararının dayandığı tüm verilerin, bu verilere ait mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddianın savunma ve varsa tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması, Anayasanın 141. ve CYUY"nın 32, 260 ve 308/7. maddeleri uyarınca sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet Savcısını ve de herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olması gerekir. Kaynağında insanın bilme isteğinin bulunduğunu söylediğimiz gerekçenin, zamanla bir temel hak olarak kabul edilmeye başlanıldığı ve "gerekçeli karar hakkı"nın adil yargılanma hakkının temel bir unsuru haline geldiği görülmektedir. İnsan hakları alanındaki bu kazanımdan geri dönülmesi ise mümkün değildir. AİHS’in 6. maddesi kapsamında, AİHM içtihatlarıyla tanınan ve korunan gerekçeli karar hakkı, Anayasamızda ve usul kanunlarımızda da yer almaktadır. Temyiz mahkemeleri olarak görev yapan Yargıtay ve Danıştay da, kanun yolu incelemesi yaptıkları ilk derece mahkemesi kararlarında, söz konusu düzenlemelere istinaden gerekçeli karar hakkına ilişkin de denetim yapmaktadırlar. Anayasa’da bireysel başvuru yolunun tanınmasıyla, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkının korunması hususunda kazandığı önem de dikkat çekilmesi gereken bir husustur. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin oluşturmaya başladığı içtihatların AİHM içtihatlarıyla paralel olduğunu söylemek mümkündür.
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141. ve 5271 sayılı CMK’nun 34. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının, karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi ise 1412 sayılı CMUK"nın 308/7 ve 5271 sayılı CMK’nun 289/1-g bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık halini oluşturacaktır. Ayrıca Ceza Muhakemesi Kanununun 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçesinde, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, bunun nitelendirmesinin yapılması, ceza kanununda öngörülen sıra ve esaslara göre cezanın ve ayrıca cezaya mahkûmiyet yerine veya yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine ya da ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususa ilişkin istemlerin kabul veya reddine dair dayanakların gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçede hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve yasal olması gerekmektedir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır.
    Yukarıdaki açıklamalar ve yerleşik uygulamalar ışığında somut olayımıza baktığımızda; müşteki hakkında açılan kamu davasının zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karşın, anılan dava dosyasının yerel mahkeme tarafından irdelenerek sanıklar hakkında TCK’nın 211. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekirken, eksik soruşturma ile verilen mahkumiyet kararının Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesince onanmasına dair karara karşı itiraz eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabul edilmesi gerekirken, itirazın reddine dair Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun kararına yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmediği" düşüncesiyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi