
Esas No: 2016/545
Karar No: 2020/316
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/545 Esas 2020/316 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 242-449
Sanık ... hakkında olası kasıtla öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eylemin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın TCK’nın 85/1, 22/3, 53/1, 63 ve 54/1. maddeleri uyarınca 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin hükmün sanık müdafisi, katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.05.2013 tarih ve 3749-3688 sayı ile;
"Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay tarihinde ... isimli kişinin evinin önünde yapılan düğün kutlaması sırasında aynı binanın 2. katında oturan sanık ..."nin eşi adına ruhsatlı bulunan tabanca ile evlerinin balkonundan 4 kez ateş ettiği sırada tabancadan çıkan bir adet mermi çekirdeğinin karşı binanın 4. kat balkonunda bulunan 3 yaşındaki maktul ..."nın alın bölgesine isabet ederek ölümüne neden olduğu olayda;
Sanık ..."nin yere paralel şekilde ateş ettiği sırada topluluk içerisinde bulunan veya çevredeki evlerin balkon ve pencerelerinden düğün törenini izlemekte olan kişilerin isabet alabileceğini ve eylemin ölümle sonuçlanabileceğini öngörmesine rağmen, sonucu kabullenmek suretiyle eylemini sürdürmesinin "çocuğu olası kasıtla öldürme" suçunu oluşturduğu gözetilerek bu suçtan cezalandırılması yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 12.12.2013 tarih ve 242-449 sayı ile sanığın, olası kasıtla kasıtla nitelikli öldürme suçundan TCK’nın 82/1-e, 21/2, 62, 53/1-2-3 ve 54/1. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir.
Ceza miktarı bakımından resen temyize tabi hükmün sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.11.2015 tarih, 1403-5700 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiş,
Daire Üyesi C. Topaktaş;
"...Olayımızda sanık düğünde havaya ateş etmiş ve istenmeyen bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmek şeklinde gerçekleşen hareketi kasta bağlı bir harekettir. Sanığın eylemi sonucunda ölüm neticesi meydana gelmemiş olsaydı, bu hareketinin karşılığı olan suç TCK"nın 170/1-c maddesinde tarifi yapılan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu olacaktı. Oysa sanığın istemediği bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmesi sırasında ne ölene karşı ne de 3. bir şahsa karşı kasti bir suç işlemek amacıyla hareket etmediği sabittir. Meydana gelen netice suç bakımından taksir söz konusudur. Bu taksir de bilinçli taksir düzeyindedir. Düğünde ateş etmek yanlış bir davranış biçimi olsa da ülkemizde gelinin ateş edip damadı vurduğu, babanın ateş edip çocuğunu vurduğu, kardeşin kardeşi vurduğu gibi örnekler çoktur. Bunların hiçbirisinde de sonuca katlanıldığını, sonucun göze alındığını söylemek mümkün değildir.
Bu gerekçelere bağlı olarak düğünde ateş eden sanığın, gerçekleşen ölüm neticesini istememesinin ancak sonucun gerçekleşmesinin bilinçli taksir olduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun eylemin olası kast olduğu yönündeki düşüncesine katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.02.2016 tarih ve 96796 sayı ile;
“...Olayımızda sanık düğünde havaya ateş etmiş ve istenmeyen bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmek şeklinde gerçekleşen hareketi kasta bağlı bir harekettir. Sanığın eylemi sonucunda ölüm neticesi meydana gelmemiş olsaydı, bu hareketinin karşılığı olan suç TCK"nın 170/1-c maddesinde tarifi yapılan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu olacaktı. Oysa sanığın istemediği bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmesi sırasında ne ölene karşı ne de 3. bir şahsa karşı kasti bir suç işlemek amacıyla hareket etmediği sabittir. Meydana gelen netice suç bakımından taksir söz konusudur. Bu taksir de bilinçli taksir düzeyindedir.
Bu gerekçelere bağlı olarak düğünde ateş eden sanığın, gerçekleşen ölüm neticesini istememesinin ancak sonucun gerçekleşmesinin bilinçli taksir suçunu oluşturduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.03.2016 tarih, 1113-1269 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar ..., ... ..., ..., ... ve ... ... hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, sanıklar... ve ... hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ile sanık... hakkında kasten öldürme suçuna yardım etmeden verilen beraat kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş; sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece bozulmuş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında olası kasıtla nitelikli öldürme suçundan verilen mahkûmiyet kararıyla sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...’ın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu mu yoksa olası kasıtla nitelikli öldürme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
18.10.2009 tarihli olay yeri inceleme raporunda; saat 14.00 sıralarında Pursaklar ilçesi, Turgut Reis Caddesi"nde bulunan 13 numaralı binanın önünde ateşli silahla yaralama olayının bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, alınan beyanlara göre 2006 doğumlu ...’ün 9/27 sayılı ikametin balkonunda bulunduğu sırada 13 numaralı binanın önünden ateşli silahla yapılan atış sonucu sağ alın ön kısmından yaralandığı, ailesi tarafından Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığı, olay yerinde yapılan incelemelerde, 13 numaralı binanın önünde toprak zemin üzerinde dağınık hâlde toplam 22 adet kurusıkı, MKE yapımı 9 mm çapında 9 adet ve 7,65 mm çapında 3 adet kovan görüldüğü; ... ve ...’ın ikamet ettikleri 13 sayılı binanın 12 numaralı dairesinde yapılan incelemelerde, balkona çıkışta sol tarafta fayans üzerinde 1 adet MKE yapımı 7,65 mm çapında kovan olduğu, aynı binada ...’nin ikamet ettiği 17 numaralı dairede balkona çıkışta sol tarafta fayans üzerinde 1 adet MKE yapımı 9 mm çapında kovan olduğu, karşı tarafta bulunan 9 numaralı binada ...’ün ikamet ettiği 27 numaralı daireye gidildiği, balkona girişte fayans üzerinde kırmızı renkli şüpheli leke olduğu, balkon kapısı üst kısım duvar üzerinde mermi isabet izi görüldüğünün belirtildiği,
18.10.2009 tarihli görgü ve tespit tutanağında; ...’ün yaralandığı balkon içerisinde yerde kan lekelerinin olduğu, balkonun yan duvarında ve tavanında çukur görüldüğü, karşıda bulunan Okçu İnşaat isimli 6 katlı binanın önündeki 06 VMK 32 plaka sayılı aracın sol tarafında düğün için kurulan çadır bulunduğu, aracın sol tarafında yerde boş kovanlar olduğu, 13 numaralı binanın önünde yola yakın tarafta yerde boş kovanlar görüldüğünün bildirildiği,
18.10.2009 tarihinde saat 23.00’te düzenlenen müşterek yakalama, muhafaza altına alma ve üst arama tutanağında; aynı tarihte saat 14.00 sıralarında Pursaklar ilçesi, Fatih Mahallesi, Turgut Reis Caddesi"nde bulunan 9/27 sayılı evin balkonunda meydana gelen ateşli silahla öldürme olayıyla ilgili yapılan araştırmalar neticesinde, 9 numaralı binanın karşısındaki 13 numaralı binanın ön kısmında bulunan boşlukta ... isimli kişinin düğün merasiminin yapıldığı, gelin arabasının düğünün yapıldığı 13 numaralı binanın önüne geldiğinde binanın balkonlarından tabancalar ile ateş edilmeye başlanıldığı, atılan mermilerden birinin 9 numaralı binanın 4. katında bulunan ... isimli kız çocuğuna isabet ettiği, bu nedenle düğün esnasında tabanca ile ateş ettikleri tespit edilen ..., ... ..., ... ..., ..., ..., ... ve Mustafa Okçu’nun yakalandıkları, ... ...’dan kamu görevlisi taşıma ruhsatlı Kırıkkale marka, 7,65 mm çaplı tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ve 7,65 mm çapında MKE yapımı 3 adet fişek; ...’dan Blow Magnum marka 6-71501 seri numaralı kurusıkı tabanca ve bu tabancaya ait 1 adet şarjör; ... ...’dan Baretta marka taşıma ruhsatlı, 9 mm çapında tabanca ve bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 4 adet fişek, ayrıca Blow Magnum marka kurusıkı tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 6 adet kurusıkı fişek; ...’dan Blow Magnum marka kurusıkı tabanca ve bu tabancaya ait 1 adet şarjör; ...’den 9 mm çapında, seri numarası bulunmayan ruhsatsız tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile MKE yapımı 3 adet fişek; ...’den Blow Magnum marka kurusıkı tabanca ve bu tabancaya ait 1 adet şarjör; Alper Mustafa Okçu’dan zati demirbaş olan 9 mm çapında, Baretta marka tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 3 adet fişek, kamu görevlisi taşıma ruhsatlı Atmaca marka, 9 mm çapında tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 3 adet fişek, kamu görevlisi taşıma ruhsatlı Gümüşay marka, 357 Magnum çaplı, toplu tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 3 adet fişek ele geçirildiği; yakalanan kişilerin rızalarıyla teslim ettikleri tabancaların incelenmek üzere muhafaza altına alındığın belirtildiği,
18.10.2019 tarihli tutanakta; ..., ... ..., ....’dan kendi istek ve rızalarıyla el svapları alındığının bildirildiği,
18.10.2009 tarihli ölü muayene tutanağına göre; yaklaşık 3-4 yaşlarında, 110-120 cm boylarında, 20-25 kg ağırlığında, kız çocuğuna ait cesette ateşli silah mermi çekirdeği yarası haricinde herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmadığı, alın sağ ön kısımda frontal bölgede etrafında vurma haklası bulunan 1 cm’lik ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, sol üst göz kapağında hematom görüldüğü, kesin ölüm sebebinin belirlenmesi için klasik otopsi yapılmak üzere cesedin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verildiği,
Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığınca düzenlenen 20.11.2009 tarihli otopsi raporunda; 102 cm boyunda, 3-4 yaşlarında, 20-25 kg ağırlığındaki kız çocuk cesedinde; alın sağ orta bölümde, sağ kaş orta bölümünün 1,5 cm üst hizasında, etrafında vurma halkası bulunan, açıklığı sağa bakan yarım daire şeklinde 1x0,5 cm ebadında ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası ile bu yaranın üst kenarının 0,5 cm üst bölümünde 2 adet 0,1 cm çaplı yüzeyel sıyrık bulunduğu, vücudunda haricen başkaca bir bulguya rastlanmadığı, mermi çekirdeğinin önden arkaya, sağdan sola seyirle kafa kubbe ve kaide kemiklerinde kırık oluşturarak beyin doku harabiyeti ve kanaması oluşturup sol temporoparietal sütür hattında kırık oluşturarak kırık kemik dokular arasına sıkışıp kaldığı, ölümün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile karakterli beyin doku harabiyeti ve kanaması sonucu meydana gelmiş olduğu, mermi giriş deliği cilt ve cilt altı bulgularına göre atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı, cesetten çıkartılan ileri derecede deforme olmuş, üzerinde yiv ve set izleri belirgin olan 1 adet ateşli silah mermi çekirdeği parçasının morgda Cumhuriyet savcısına teslim edildiğinin belirtildiği,
Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 21.10.2009 tarihli ekspertiz raporlarında; ...’ün cesedinden ele geçirilen 1 adet mermi çekirdeği parçasının, sanık ...’ın eşi olan inceleme dışı sanık...’a ait Kırıkkale marka, 7,65 mm çapındaki tabancadan atıldığı; sanık ... ile inceleme dışı sanık...’a ait el svaplarında atış artıklarına rastlanılmadığının belirtildiği,
Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 22.10.2009 tarihli ekspertiz raporlarında; olay yerinden elde edildiği belirtilen 7,65 mm çapındaki 4 adet kovanın çaplarına uygun tek bir tabanca ile atıldıkları; inceleme dışı sanık...’a ait suçta kullanılan Kırıkkale marka, 7,65 mm çapındaki tabancanın 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliği haiz ateşli silahlardan olduğu, olay yerinden ele geçirilen 7,65 mm çapındaki 4 adet kovanın bu tabancadan atıldıkları, ayrıca olay yerinden elde edilen 9 mm çapındaki ses fişeklerine ait 22 adet kovandan 7 tanesinin, sanık ...’dan ele geçirildiği belirtilen gaz ve ses fişeği istimal eden 6-71501 seri numaralı tabancadan atıldığı tespitlerine yer verildiği,
Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 03.03.2010 tarihli yazıda; suçta kullanılan Kırıkkale marka, 7,65 mm çapındaki tabancanın sanık ...’nin eşi olan inceleme dışı sanık... adına kamu görevinin devamı süresince taşıma ruhsatlı olduğu, ruhsatın 18.10.2009 tarihi itibarıyla geçerli olduğu bilgilerine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... Mahkemede; ...’ün babası olduğunu, olay günü iş yerinde bulunduğunu, şikâyetçi olduğunu,
Katılan ... Mahkemede; ...’ün annesi olduğunu, düğün sahiplerinin ateş etmeye akşamdan başladıklarını, gündüz de devam ettiklerini, eğilip bakalım dediklerini, kızının makarna istediğini, yanından kısa bir süre ayrılıp mutfağa gittiğini, kızının o sırada vurulduğunu, geri döndüğünde yerde yattığını, yerde kan olduğunu, kucağında çocuğuyla bağırmasına rağmen hâlâ halay çekmeye ve ateş etmeye devam ettiklerini, kadınlar ve erkekler dâhil pek çok kişinin ateş ettiğini, şikâyetçi olduğunu,
Tanık ... Kollukta; olay günü uzaktan akrabası olan ...’ın oğlu ...’in düğün eğlencesi yapıldığını, gelin ve damadın bulunduğu aracın geldiğini, gelin araçtan indikten sonra düğündekilerin çalgı eşliğinde oynamaya başladıklarını, bu sırada tabancalarla ateş edildiğini, gördüğü kadarıyla ve kendisine ait kamera kaydına göre oyun oynanan boş alanın arkasında bulunan binanın ikinci katında tanımadığı bir erkek ve kadının siyah renkli, Kırıkkale marka aynı tabancayla ateş ettiklerini, balkondan ateş edildikten sonra karşı binanın en üst katından çığlık sesi duyulduğunu ve bir kadının “Çocuğum vuruldu” diye bağırdığını, tekrar ateş edilen balkona baktığında, ateş edenlerin o açıyla ateş ettiklerini tahmin ettiğini,
Mahkemede; düğün yerinde olduğunu, kendisine gösterilen inceleme dışı sanık...’ın balkondan ateş ettiğini, aynı balkonda bulunan bir kadının da ateş ettiğini, ayrı ayrı ateş ettiklerini, birinin diğerine silah vermediğini,
Tanık ... Kollukta; yaşadıkları apartmanın 2. katında oturan inceleme dışı sanık...’ın tabancayla birkaç el ateş ettiğini, balkondan içeri girdiğini, çok kısa bir süre sonra tekrar balkona çıkarak yanında bulunan eşi sanık ...’a elindeki tabancayı verdiğini, bunun üzerine sanık ...’ın da aynı tabanca ile havaya ateş ettiğini, çok kısa bir süre sonra karşı apartmanda bulunan bir kadının çığlık atması üzerine davul ve zurna sesinin kesildiğini, çığlık atan kadının kucağında 5-6 yaşlarındaki çocuğu bulunuyorken bağırdığını, etraftakilerin yardımıyla çocuğun hastaneye götürüldüğünü,
Mahkemede; kendisine gösterilen sanık ... ile inceleme dışı sanık...’ın da ateş ettiklerini, önce...’ın ateş ettiğini, sonra içeri girdiğini, birkaç dakika sonra sanık ...’nin dışarı çıkıp birkaç el ateş ettiğini, sanık ... ateş ederken...’ın yanında olmadığını, kolluktaki ifadesini polislerin yanlış yazdığını,
Tanık ... Mahkemede; düğünde misafir olduğunu, kenarda halay çekenleri izlediğini, 13 numaralı apartmanın 2. katında görse tanıyabileceği erkek bir şahsın tabanca ile havaya doğru birkaç el ateş ettiğini, daha sonra elindeki tabancayı yine görse tanıyabileceği başörtülü bir kadına verdiğini, bu kadının da tabanca ile havaya doğru ateş ettiğini, hatta “Tabancayla dengesiz ateş ediyor” diye düşündüğünü, bir süre sonra düğün evinin karşı tarafında bulunan apartmanın en üst katında bir kadının çığlık atması üzerine davul ve zurna sesinin kesildiğini, çığlık atan kadının kucağında 5-6 yaşlarındaki çocuğu bulunuyorken bağırdığını, o zaman çocuğun yaralandığını anladığını, etraftakilerin yardımıyla çocuğun hastaneye götürüldüğünü,
Mahkemede; sanık ... ile inceleme dışı sanık...’ın balkondan ateş ettiklerini gördüğünü, ne yöne ateş ettiklerini görmediğini, sanık ...’nin tabancayla ateş ederken sarsıldığını, önce...’ın ateş ettiğini, ateş ederken sanık ...’nin yanında olduğunu, ... ateş ederken sanık ...’nin ateş etmediğini, sonra sanık ...’nin ateş ettiğini, bu esnada...’ın yanında olmadığını, Kolluktaki ifadesinin doğru olmadığını, sanık ... ateş ederken...’ın yanında bulunmadığını,
Tanık... Mahkemede; silah atılırken komşusu olan sanık ...’nin evinin balkonunda bulunduğunu, aşağıdan silah sesleri duyduğunu, çocuğu hasta olduğu için bitişikteki evine döndüğünü, bir süre sonra çocuğun vurulduğunu duyduğunu, inceleme dışı sanık...’ın evde olmadığını, sanık ...’nin ateş ettiğine dikkat etmediğini,
Tanık... bozmadan sonra Mahkemede; düğün esnasında aşağıda olduğunu, yaklaşık 20-25 metre mesafede bulunan sanık ... ile eşi...’ın 3. kattaki evlerinin balkonuna çıktıklarını, önce sanık ...’nin geldiğini, balkonun sağ köşesinden havaya ateş ettiğini, akabinde yanına eşi...’ın geldiğini, onun da balkonun sağ tarafından havaya ateş etmeye başladığını, kendisi ve orada bulunan komşularının ateş eden kişilere “Silahla ateş etmeyin, sakatlık çıkar” diye bağırdıklarını, Naile’nin kısa süre ateş ettiğini, ancak...’ın hâlâ ateş etmeye devam ettiğini, o sırada arkadaki binadan bir kadının “Çocuk vuruldu” diye bağırdığını, çocuğun apartmanın 5. katındaki balkonda vurulduğunu, çocuğun vurulduğu balkonun, silahla ateş edilen yere göre daha yüksekte olduğunu, sanık ...’nin ateş ettiği tabancadan çıkan sese göre tabancanın kurusıkı olduğunu anladığını, olay günü yaklaşık 10-15 kişinin ateş ettiğini ancak balkondan sadece sanık ... ile eşi...’ın ateş ettiklerini, o yüzden bu kişilerin atışlarının dikkatini çektiğini,
Tanık... bozmadan sonra Mahkemede; düğün esnasında meydandaki direğin dibinde olduğunu, sanık ...’nin önündeki binanın 1. katında oturduğunu, 2. balkona inceleme dışı sanık...’ın çıktığını ve elindeki silahla balkonun sol tarafından yatay, havaya doğru ateş ettiğini, sanık ..."yi ateş ederken görmediğini, sonradan sanık ..."nin çaprazında bulunan ve meydandaki pozisyonuna göre kendisinin sol arka tarafında bulunan binadan bir kadının “Yeter artık çocuk vuruldu” dediğini, orada bulunanlarla olay sonrası konuşurken sanık ..."nin kurusıkı tabancayla ateş ettiğini duyduğunu, anlattığı hususların kesinlikle doğru olduğunu,
İnceleme dışı sanık ... Mahkemede; düğün esnasında kurusıkı tabancayla havaya doğru birkaç el ateş ettiğini, sanık ...’ı balkonda ateş ederken gördüğünü, havaya doğru ateş ettiğini ancak hangi silahla ateş ettiğini bilmediğini,
Bozma öncesindeki aşamalarda üzerine atılı genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarıyla ilgili savunma yapan inceleme dışı sanık ... bozma sonrası Mahkemede; olay sonrasında sanık ... ve eşi...’la birlikte gözaltına alındıklarını, Ankara Emniyet Müdürlüğünde nezarethanede bulunuyorken...’ın, sanık ..."ye “Suçu üstüne al, kepaze olmayalım” dediğini, sanık ...’nin de sürekli ağladığını, hatta kendisinin..."a “Bayana yüklenme ayıp olur” dediğini, soruşturma ya da yargılama aşamalarında bu konu ile ilgili daha önce beyanda bulunmadığını zira kendisine yönelik suçlamalar dışında başka soru sorulmadığını, kendiliğinden bu konuşmalarla ilgili beyanda bulunmak gereği duymadığını,
İnceleme dışı sanık... Kollukta müdafi eşliğinde; yaklaşık 5 yıldır Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Ekipler Amirliği Kademe Bölümünde araç arıza kısmında çalıştığını, suçta kullanılan 7,65 mm çapında, Kırıkkale marka tabancanın kendisine ait kamu personeli taşıma ruhsatlı olduğunu, tabancayı yaklaşık 4 yıl önce aldığını, tabancayı ara sıra üzerinde taşıdığını, evin boş olduğu zamanlarda yanına aldığını, tabancayı evde sakladığı yeri kendisinden başka sadece eşi sanık ...’nin bildiğini, ayrıca bir tane de kurusıkı tabancasının olduğunu, iki tabancayı da evde aynı yerde sakladığını, düğün esnasında kurusıkı tabancasını alarak evinin balkonuna çıkıp havaya doğru 2-3 el ateş ettiğini, daha sonra tabancasını yerine koyduktan sonra lavaboya girdiğini, lavabodan çıkacağı esnada dışarıdan tekrar silah sesleri geldiğini, evinin balkonunda eşi sanık ...’nin elinde kendisine ait ruhsatlı tabancayı gördüğünü, tabancayı niye aldığını sorduğunda birkaç el ateş ettiğini söylediğini, hemen tabancayı elinden alıp kızdığını, bu esnada davul ve zurna seslerinin kesilerek telaşlı bir bağrışma olduğunu, sanık ...’nin kendisine tabancanın gerçek tabanca mı yoksa kurusıkı mı olduğunu sorduğunu, tabancanın gerçek olduğunu söylemesi üzerine sanık ...’nin bu tabancayı kususıkı zannederek eline aldığını söylediğini ve ağlamaya başladığını, daha sonra olay yerine gelen polislere tabancaları teslim ettiğini,
Cumhuriyet Başsavcılığında müdafi eşliğinde önceki savunmasına ek olarak; kendisinin sadece kurusıkı tabancayla ateş ettiğini, sanık ...’nin ise Kırıkkale marka tabancayla ateş ettiğini, balkona çıkıp eşine kızdıktan yaklaşık 10 saniye sonra davul sesinin kesildiğini, “Çocuk vuruldu” diye bağrışmalar olduğunu, hemen aşağıya inerek evlerinin yaklaşık 30 metre ilerisindeki balkonda bulunan bir çocuğun vurulduğunu öğrendiğini, çocuğu ve ailesini tanımadığını, aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını, tanık ifadelerini kabul etmediğini, sanık ...’ye tabancasını vermediğini,
Mahkemede önceki savunmalarına ek olarak; iki tabancasının da yüklükteki yatağın arasında durduğunu, sanık ...’nin yüklükten aldığı tabancayla 3 el ateş ettiğini, ateş ederken davul sesinin duyulduğunu, ateş edildikten sonra bir kargaşa çıktığını, karşı balkondan birisinin vurulduğunu öğrendiklerini,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... bozma öncesi aşamalarda; yaşadıkları binanın önünde yakın akrabalarının düğünü olduğunu, Çubuk ilçesine giderek gelin alıp getirdiklerini, binalarının önüne geldiklerinde eğlencenin devam ettiğini, küçük çocuğunun bezini değiştirmek için ikamet ettikleri binanın 12 numaralı dairesine çıktığını, dışarıdan tabancayla ateş etme sesleri duyduğunu, balkona çıkarak düğün merasimini izlemeye başladığını, kısa bir süre sonra eşi...’ın eve geldiğini, ...’ın da balkona ara sıra çıkarak düğünü izlediğini, bir süre sonra...’ın içeriden tabancasını getirerek birkaç el ateş ettiğini, daha sonra tabancayla birlikte içeri girdiğini, ...’ın lavaboya girdiğini gördüğünü, düğünün coşkusu ve başka bir kadının da ateş etmesi nedeniyle heveslenerek...’a ait tabancayı her zamanki bulunduğu yerden aldığını, balkona çıkıp çevreyi kontrol ettiğini, boş arsada kimsenin olmadığını gördükten sonra havaya doğru 2-3 el ateş ettiğini, bu esnada içeriden gelen...’ın “Sen ne yapıyorsun” diyerek kızdığını ve tabancayı elinden alıp içeri girdiğini, bu sırada dışarıdaki davul ve zurna seslerinin bir anda kesildiğini, telaşlı bir hareketlenme olduğunu, bir çocuğun yaralandığını duyduğunu, eşinin tabancasını alırken izin istemediğini, eşi lavabodayken tabancayı aldığını, iki adet tabanca arasından kurusıkı olduğunu düşündüğü tabancayı eline aldığını, gerçek tabanca olduğunu bilseydi kesinlikle eline almayacağını, son derece üzgün ve pişman olduğunu, vicdan azabı çektiğini,
Bozma sonrasında Mahkemeye sunduğu yazılı dilekçesinde; olay sonrası 4 gün boyunca gözaltında kaldığını, bu süre zarfında ifadesinin alınmadığını, 4. gün ifadesinin alındığını, nezarethanede bulunduğu sırada eşi...’ın kendisini manevi baskı altına aldığını suçu üstlenmesini istediğini, işini kaybedeceğini, çocuklarının tehlikelere maruz kalacaklarını, muhtaç duruma düşeceklerini, aile saadetlerinin bozulacağını, anne ve kadın olması nedeniyle daha az ceza alacağını söyleyerek kendisini ikna ettiğini, önceden hazırlanmış ifadesine avukat huzurunda imza attığını, düğün esnasında kurusıkı tabancayla ateş ettiğini, o esnada eve gelen eşi...’ın elindeki tutukluk yapan tabancayı düzelttikten sonra kalan mermileri balkonun sol tarafından havaya doğru ateşlediğini, mermiler bitince tekrar mermi istediğini, mermilerin nerede olduğunu bilmediğini söyleyince bu sefer gerçek tabancasını getirmesini istediğini, eşine “Git kendin al” dediğini, bunun üzerine eşi...’ın içerden alıp getirdiği gerçek tabancayla sol tarafa ve havaya doğru şarjörün tamamını ateşlediğini, gerçek silahın mermisi bitince tekrar kendisinden mermi getirmesini istediğini, eşinin bu isteğini de yerine getirmediğini, ...’ın tekrar eve girip mermileri silaha doldurduktan sonra balkona geri geldiğini, dirseğini balkon demirinin üzerine koyarak balkonun sol tarafına doğru 3 el ateş ettiğini, aşağıda başka kadınların da silahla ateş ettiklerini görünce o anlık istek ve cehaletinden dolayı eşinden tabancayı alarak boş arsaya dönüp havaya doğru 3 el ateş ettiğini, havaya ateş ederken bir anda davulun sustuğunu ve bağrışmalar başladığını, tabancayı eşine vermek için döndüğünde eşi...’ın balkonda olmadığını gördüğünü, dışarıdaki sesleri duyan...’ın ne olduğunu sorduğunu, ne olduğunu bilmediğini söylediği anda kucaktaki bir çocuğu polis aracına koyulurken gördüğünü, içeriye girdiğinde eşi...’ı silahı temizlerken gördüğünü, kendisine “Vurulan çocuk bizim silahla ve senin atışınla vuruldu” dediğini, nereden bildiğini sorunca “Ben bilirim” diye cevap verip “İstersen ben suçu üstleneyim” dediğini, “Bu konuda henüz netlik yokken neden benim suçumu üstleniyorsun” dediği sırada kapı zilinin çaldığını, çocuğu arabaya koyan Hasan ...’ın eve geldiğini, eşinin amcası olan Hasan ...’ın neden ateş ettiklerini sorup ellerini ve silahı gazlı bezle temizlemelerini söylediğini, silahın ruhsatlı olup olmadığını sorduğunu, evde gaz olmadığını söylediğini, eşi...’ın “Ben çamaşır suyuyla elimi yıkadım, git sen de çamaşır suyu ile elini yıka” dediğini, polisler gelmeden önce eşinin söylemesiyle kurusıkı tabancayı yan komşusuna götürdüğünü, geri geldiğinde eşinin “Kurusıkıyı değil gerçeğini götür” dediğini ancak Hasan ...’ın temizlenen silahın ruhsatlı olduğunu, bu nedenle saklamanın bir fayda getirmeyeceğini söylediğini, daha sonra 3 polis memurunun eve geldiklerini, kendilerini gözaltına aldıklarını, gözaltında kaldığı 4 gün boyunca eşinin manevi baskısı altında kaldığını, 4. günün sonunda polislerin önce eşi...’ın ifadesini aldıklarını, kendisinin ifadesini alırlarken de “Olay şu şekilde olmuştur. Doğru mu?” diye sorduklarını, “Doğrudur” diyerek okumadan imza attığını, cezaevinden çıkınca eşine “Davacılarla helalleşelim, onlara belli bir miktar para verelim, yardım edelim” demesine rağmen her seferinde eşinin “Biz teklif ettik ancak kabul etmediler” diyerek sürekli kendisini kandırdığını, mağdur ailenin mağduriyetinin giderilmesi için çok çaba sarf etmesine rağmen başarılı olamadığını, vicdanen rahatsız olduğu için eşi ve yakınlarına temyiz neticesinin olumsuz gelmesi hâlinde gerçekleri söyleyeceğini ilettiğini, çocuğun annesinin beyanına göre de kendisi ateş etmeden önce çocuğun vurulduğunun anlaşıldığını, bu suçu işlemediğini, manevi baskılar ve çocuklarının mağdur olmaması için suçu kabullendiğini,
Savunmuştur.
Tüm uygar hukuk düzenleri insan yaşamını en üstün değer kabul etmişlerdir. Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nde gerek Anayasa"da mutlak, en üstün değer olarak algılanan insan hayatı, korunmasında sadece bireyin çıkarı olduğu için değil, aynı zamanda toplumun da menfaati olduğu için ceza himayesinin konusu yapılmıştır. Bu bağlamda, 5237 sayılı TCK"nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Hayata Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünün 81. maddesinde “Kasten Öldürme” suçu;
"Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş,
"Nitelikli hâller" başlıklı 82. maddesinde;
"(1) Kasten öldürme suçunun;
...
e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
...İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" düzenlemesiyle de çocuğun öldürülmesi, kasten öldürme suçunun nitelikli hâlleri arasında sayılmıştır.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, "doğrudan kast", "olası kast", "taksir" ve "bilinçli taksir"e değinilerek, birbirlerinden ayırdedici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK"nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
5237 sayılı TCK"nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK"nın 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu"nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
Türk Ceza Kanunu"nda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Türk Ceza Kanunu"nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun"un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir...Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir” şeklinde görüşler mevcuttur. (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304.)
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...’ın, 18.10.2009 tarihinde saat 14.00 sıralarında ikamet ettiği binanın önünde yakın bir akrabasının düğünü için yapılan eğlencede 2. kattaki evinin balkonundan eşi adına ruhsatlı tabancayla rastgele 4 el ateş ettiği, tabancadan çıkan 1 adet mermi çekirdeğinin karşı binanın 4. katındaki balkonda düğün kutlamasını izleyen 3 yaşındaki ...’ün alnına isabet ettiği, ...’ün ateşli silah mermi yaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile karakterli beyin doku harabiyeti ve kanaması sonucu öldüğü olayda; davul ve zurna eşliğinde yapılan eğlenceli düğün merasiminin çevrede yaşayan çok sayıda insan tarafından evlerinin balkonundan veya penceresinden izlendiğini bilen ve gören sanık ...’nin, elindeki elverişli tabancayla ve tabancanın etki alanı içerisinde kendisinin oturduğu apartman da dâhil olmak üzere çok sayıda yüksek katlı ev bulunan şehir merkezinde rastgele ateşlediği mermilerden birinin, çevrede bulunan kişilerden birisine de isabet edebileceğini, bu durumda muhtemel bazı neticelerin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili gerçekleştirdiği anlaşıldığından olası kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Zira sanığın ateşlediği mermilerin, gerek kendi ikamet ettiği apartmanın üst katındaki balkonlarda bulunan kişilere gerek civardaki balkon veya pencereden düğünü seyreden kişilere hatta havaya yükselen mermi çekirdeğinin yorgun mermi olarak düştüğü sırada herhangi bir kimseye isabet etme ihtimali bulunmaktadır. Düğünde rastgele ateş eden sanığın göze aldığı, kabullendiği ve kayıtsız kaldığı netice, ateşlediği mermi çekirdeğinin civarda bulunan herhangi birisine isabet etmesi, bu kişinin de ölmesi veya yaralanmasıdır. Düğünü izleyenler arasında çocukların da bulunabileceğini öngörebilecek durumda olan sanık ...’nin sorumluluğu meydana gelen muhtemel neticenin ağırlığına göre, yani bir çocuğun ölümü neticesine göre belirlenmelidir. Sanığın eylemi, bir çocuğun ölümüyle sonuçlandığından, kabullenilen ve öngörülebilen muhtemel neticenin gerçekleşmiş olması ve Türk Hukuk sisteminde yerleşik hâle gelen "olası kasıt netice ile belirlenir" kuralı karşısında sanığın eyleminin olası kasıtla nitelikli öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.