
Esas No: 2016/4988
Karar No: 2017/15258
Karar Tarihi: 06.11.2017
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/4988 Esas 2017/15258 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (TİCARET) MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalılar ile kardeş olduklarını, babalarından kalan ve birbirine sınır komşusu olan üç ayrı taşınmazın maliki durumunda bulunduklarını, davalı kardeşleri ile anlaşarak, her üç parselde birden ortak şekilde zeytin yetiştiriciliği yapmaya karar verdiklerini, 2005 yılı sonunda çalışmalara başladığını ve ortaklığın faaliyete geçtiğini, bu doğrultuda arazileri temizlettiklerini, zeytin fidanı satın aldıklarını, tüm arazinin arazinin etrafını bir bütün halinde çit ile çevirdiklerini, davalı ... adına traktör satın aldıklarını, daha sonra bu traktörün ortak tarımsal araç almak için kendisine devredildiğini, araziye kurulacak elektrik ve su tesisatının en ekonomik şekilde Vildan"ın arazisine yapılabileceği anlaşıldığını için, bu sabit yatırımları davalı ..."ın arazisine yaptırdıklarını, daha sonra tarımsal destekli kredi için yine davalı ... adına başvurduklarını, 2007 yılında sabit yatırımların bittiğini ve üretime dönük yatırımların başladığını, kuruyan fidanlar yerine yeni fidanlar alındığını, yapılan tüm bu işlerin bedelinin ve kredi borçlarının her üç kardeş tarafından eşit şekilde bölüşüşerek ortak ödendiğini, buna göre taraflar arasında BK"nun 620 maddesi çerçevesinde adi ortaklık kurulduğunu, her ne kadar taraflar arasında yazılı ortaklık sözleşmesi bulunmasa da ortaklığın HMK"nun 202 ve 203/1-a maddeleri uyarınca kanıtlanacağını, yapılan çalışmalar sonucunda 2011 yılında ilk mahsulün alındığını ve kişi başına 100 litre zeytin yağ düştüğünü, çalışmalar böyle devam ederken 2011 yılında davalı ... adına alınan kredi borcunun ödemesinin bitmesi üzerine davalı ..."ın sorun çıkarmaya başladığını, bunun nedeninin ise davalı ..."ın arazisindeki tüm ağaçların verime dönmesi ve bunların ürünü paylaşmak istememesi olduğunu, bu sorunlar üzerine tüm kardeşlerin aralarında konuşarak tekrar anlaşma sağlandığını ve 2012 yılındaki ürün hasadının da yine ortak yapıldığını ancak 2013 yılı hasadı geldiğinde davalı ..."ın kendi tapulu arazisindeki ürünleri kimseye
haber vermeden toplatıp semerlerini tümüyle kendisine aldığını, bu yönüyle davalının ortaklığa aykırı davrandığının açık olduğunu belirterek, taraflar arasında kurulu bulunan adi ortaklığın feshine ve ortaklığın mal ve semerelerinin belirlenerek kişi başına düşecek miktarda dağıtımına, bunun mümkün olmaması durumunda sabit yatırımlar ile üretim yatırımlarının ve tüm ortaklık değerinin belirlenerek, ortaklar arasında bölüştürülmesine ya da ivaz karşılığı tasfiyeye karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..., kardeşler olarak kendilerine ait araziler üzerinde ortak zeytin dikmek ve çıkacak ürünleri satarak bedelini paylaşmak üzere anlaştıklarını, araziler üzerine birçok yatırım yapıldığını, tüm masrafları üç kardeş ortak ödediklerini, fakat davalı ..."ın kendi arazisinde bulunan ağaçlar verim vermeye başladığında ortaklığın olmadığını ve herkesin kendi arazisinden çıkan ürünü toplayacağını söylediğini, yapılan sabit yatırımların ve harcamaların çoğunun davalı ..."ın arazisine yapıldığını ancak şu anda Vildan"ın kendilerini zararlara uğratarak ortaklıktan çıkmak istediğini ileri sürerek, adil ve hakkaniyete uygun bölüşüm yapılarak aralarında kurulu adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine ve masrafların paylaştırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..., açılan davayı kabul etmediklerini, taraflar arasında davacının iddia ettiği gibi bir adi ortaklık söz konusu olmadığını, taşınmazların sınır komşusu olup, aşağı yukarı aynı yüzölçümlerine sahip olduklarını, kendilerine ait taşınmazların bir bütünlük halinde eşleri tarafından zeytinlik olarak yetiştirildiğini, ortada bir adi ortaklık değil akrabalık ilişkisinden kaynaklanan birbirlerine destek olma durumunun söz konusu olduğunu, bu taşınmazların zeytinlik halinde dönüştürülmesi önerisinin ilk olarak davacının eşi tarafından ortaya atıldığını, bu önerinin kabulü üzerine 2005 yılında çalışmalara başlandığını, bu süreçte tüm işlerin kendi eşi tarafından yapıldığını, eşinin kardeşlerinin taşınmazları için de harcadığı emek ve çabanın tamamen akrabalık ilişkisinden kaynaklı dayanışmadan ibaret olduğunu, bu dönem itibariyle yapılan masrafların kişi başı karşılandığını, fiili olarak tüm yükü eşinin taşıdığını, artık 2013 yılına geldiğinde eşinin daha fazla yük taşımak istemeyerek herkes kendi arazisi ile ilgilensin dediği için davacının kötüniyetli olarak bu davayı açtığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında TBK"nun 620.maddesi anlamında adi ortaklık bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanı reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.
Adi ortaklık sözleşmesi geçerlilik yönünden herhangi bir şekle tabi olmayıp, sözlü yapılan adi ortaklık sözleşmesi geçerli ise de; inkarı halinde, bu ortaklığın varolduğunu ileri süren kişinin bu ortaklığı, uygulanması gerekli HUMK"nun 287-288 ve 290 maddeleri gereğince (yasal sınır aşıldığından) ispatı gerekir.
Türk Medeni Kanunu madde 6 gereğince, "Kural olarak, herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür."
Dava konusu olayda, davalı, davacı ile aralarındaki ortaklık ilişkisini reddettiğine göre; ispat yükü, bunu ileri süren davacı tarafa ait olacaktır.
Kural olarak, adi ortaklık ilişkisinin geçerliliği herhangi bir şekle bağlı değildir. Ancak, ihtilaf çıktığında, adi ortaklık ilişkisinin varlığını ispat yükü iddia edene düşer. Bu iddiayı ileri süren taraf, adi ortaklık ilişkisi bir sözleşme olduğundan, iddiasını HMK. md.200 gereğince senet (kesin delil) ile ispat etmelidir.
Somut olayda, taraflar arasında yazılı bir adi ortaklık sözleşmesi bulunmamakta ise de; davacılar ile davalılar kardeş olup, HMK."nun 203/1 maddesi gereğince, olayda tanık da dinlenebilecektir. Davacı taraf, adi ortaklığın bulunduğunu iddia edip, bu iddiasının ispatı yönünden tanık deliline dayanmıştır. Dinlenen davacı tanığı beyanında, davalılardan ..."in annesi olduğunu, taraflar akraba oldukları için aralarında sözlü bir anlaşma ile adi ortaklık kurulduğunu, 2006 yılında bu ortaklığı duyduğunu, 2010 yılında kendisinin de bu konular ile ilgilenmeye başladığını, 2010 ve 2011 dönemi ortaklık işleri için yaklaşık 30.000 TL para harcandığını, bu bedelin, işlerin kimin arazisinde yapıldığına bakılmaksızın 3 eşit şekilde bölüşüp taraflarca ödendiğini, masrafların hep eşit olarak bölüşüldüğünü, alınan hasatın da doğal olarak 3 eşit parçaya bölündüğünü, tüm taraflarla birlikte zeytinliği nasıl daha verimli hale getirebiliriz diye görüşmeler yapıp konuştuklarını, ancak davalı ..."ın bir süre sonra kendi tarlasındaki hasatları yalnızca kendisinin almak istediğini beyan etmiştir.
Bunun yanında davalı taraf da, her üç kardeşe ait arazilerin zeytinlik haline getirilmesi için davacının eşi tarafından yapılan önerinin kendilerince de kabul edilerek bu yönde çalışmalara başlandığını, tüm işlerle kendi eşinin ilgilendiğini, diğer kardeşlerinin arazilerinde de aynı şekilde çalışmalar yapıldığını, davacının adi ortaklığa ait olduğuu iddia ettiği, (elektrik- su tesisatı, elektrik trafosu, arazı çiti, zeytin fidanı, traktör gibi) malların ise, aradaki akrabalık ilişkisine binaen paraları eşit şekilde ödenerek edinilen mallar olduğunu beyan etmiş, ne var ki tüm bunların adi ortaklıktan değil, akrabalık ilişkisinden kaynaklanan dayanışmadan ibaret olduğunu belirtmiştir.
Buna göre, gerek yargılama sırasında dinlenenen tanık beyanları gerekse davalının yukarıda açıklana beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacı taraf, dava konusu adi ortaklığın varlığını ispat ettiğinin kabulü gerekir.
Hal böyle olunca, taraflar arasında bir adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu kabul edilip, uyuşmazlığın; adi ortaklığın tasfiyesi hükümleri (TBK.nun 620 ve devamı maddeleri) gereğince ve 642. vd. maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir.
Adi ortaklık ilişkisi, TBK"nın 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.
Dava konusu olayda, davacı ve davalı ortak ... tarafından adi ortaklığın son bulduğu belirtilerek adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi ile ortaklık konusu malların adil şekilde paylaştırılması talep edilmiş olmakla, artık tasfiye aşamasına geçilmesi gerekecektir.
Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleriyle alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır.
Tasfiye usulünü düzenleyen TBK"nın 644.maddesi gereğince; ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, taraflar arasında, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, bu konuda ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesi gereğince; ortaklığın borçları ödendikten, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazancın ortaklar arasında paylaştırılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.
Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK" nun 642. md.)
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.
Hal böyle olunca mahkemece; ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde tasfiye işlemini gerçekleştirecek, ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir kişiyi tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK"nın 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK"nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Bütün bu açıklamalar ışığında,mahkemece; taraflar arasında geçerli bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğunun kabulü ile uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi suretiyle hasıl olacak sonuç dairesinde bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlere hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.11.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.