
Esas No: 2017/1137
Karar No: 2020/267
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1137 Esas 2020/267 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 5-182
Karşılıksız yararlanma suçundan sanık ..."un TCK"nın 163/3, 62/1, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İstanbul Anadolu 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.11.2013 tarihli ve 830-714 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 19.11.2014 tarih ve 20746-26696 sayı ile;
"02.07.2012 tarihinde kabul edilip 28344 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan ve 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkındaki Kanun’un geçici 2. maddesinin 1. ve 2. fıkrası hükümleri birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde "yapılan değişiklikle amaçlananın bu kapsam dâhilindeki suçlar bakımından kurum zararının ödenmesi hâlinde, olayın sanık ya da sanıkları hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilerek işin esasına girilmesinin önlenmesi" olduğu ve sanığa ödeme ihtarlı davetiyenin gönderilmediği gözetilerek, sanığın kurumun zararını giderip gidermediği yeniden sorularak, gidermediğinin tespiti hâlinde, bilirkişi tarafından tutanak tarihindeki normal tarifeye göre hesaplanan vergisiz ve cezasız miktarın tespit ettirilmesinden sonra sanığa makul bir süre verilerek şikâyetçi kurumun zararını gidermesi hâlinde 6352 sayılı Yasa"nın geçici 2/2. maddesi gereğince hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair usulüne uygun bildirimde bulunularak, ödenmesi hâlinde sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına, ödenmemesi hâlinde ise delil değerlendirmesi yapılarak sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması
" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 31.03.2015 tarih ve 5-182 sayı ile;
"Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozma ilamında da belirttiği üzere 6352 sayılı Yasa"nın geçici 2. maddesi ile amaçlanan kurum zararının ödenmesi hâlinde olayın sanık ya da sanıkları hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilerek işin esasına girilmesinin önlenmesidir. Ancak, yasa koyucu zaman sınırlaması yapmış ve geçici 2. maddenin 2. fıkrasında "bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde zararı tazmin etmesi hâlinde cezaya hükmolunmayacağı" belirtilmiş ve bu düzenlemenin sürekli olmadığı benimsenerek geçici madde ile yapılmıştır. 6352 sayılı Yasa 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, yasa koyucunun takdir ettiği 6 aylık süre 05.01.2013 tarihinde dolmuştur. Bu tarihten sonra ödeme yapılması hâlinde 6352 sayılı Yasa"nın geçici 2. fıkrası yerine TCK"nın 6352 sayılı Yasa"nın 84. maddesi ile değişik 168/5. fıkrasının uygulanması ve cezadan indirim yapılması söz konusu olacaktır. Yasa koyucu Yargıtay bozma ilamında belirtildiği gibi sanığa ödeme hususunda bildirim yapılması, makul süre beklenmesi amacında olsa idi yasal düzenleme bu şekilde yapılır, 6 aylık kesin süre yerine bildirimden sonra işleyecek bir süre belirlenirdi. Ayrıca, elektrik enerjisini kaçak tüketerek karşılıksız yararlanan kişi borçlu olduğunu bileceği gibi torba yasa olarak da adlandırılan 6352 sayılı Yasa yürürlüğe girdiğinde yazılı ve görsel basında yer almış hatta bir çeşit af olarak nitelendirilmiş olup, sanığın bundan haberdar olmadığı düşünülemeyeceği gibi TCK"nın 4. maddesine göre de ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılamayacaktır.
Bu nedenlerle yasa koyucunun kesin olarak belirlediği 6 aylık süre geçtikten sonra sanığa bildirim yapılması, ödeme için makul süre beklenmesi, bu aşamada ödeme yapılması hâlinde ise ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi kanaatimizce yasaya aykırı olacağından" gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yerel Mahkemenin 16.06.2015 tarihli ve 5-182 sayılı ek kararı ile süresinden sonra yapıldığı gerekçesiyle sanığın temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
Bu ek kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine gerekçeli karar tebliğinin usulsüz olduğu ve Yerel Mahkemece verilen son kararın yeni hüküm niteliğinde bulunduğu belirtilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.03.2016 tarihli ve 373871 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 411-1419 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.11.2017 tarih ve 566-12796 sayı ile sanığa yapılan gerekçeli karar tebliğinin usulsüz olduğundan bahisle Yerel Mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli ve 5-182 sayılı temyiz isteminin reddine dair ek karar kaldırılıp verilen son kararın yeni hüküm niteliğinde olmadığı kabul edilerek yapılan inceleme sonucunda direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- 31.03.2015 tarihli direnme kararına konu hükmün sanığa usulüne uygun şekilde tebliğ edilip edilmediği ve buna bağlı olarak temyiz isteminin süresi içinde yapılıp yapılmadığının,
2- Temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü hâlinde tebliğnamede ileri sürülmesi nedeniyle Yerel Mahkemece verilen son kararın yeni hüküm niteliğinde olup olmadığının,
3- Yerel Mahkemenin son kararının yeni hüküm niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşılması durumunda karşılıksız yararlanma suçundan dava açılan sanığa, suç tarihinden sonra 05.07.2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun"un geçici 2/2. maddesi gereğince katılan kurum zararının giderilmesi hâlinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair bildirimde bulunulmadan atılı suçtan mahkûmiyet kararı verilmesinin isabetli olup olmadığının tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Tanık... adına düzenlenen 26.02.2011 tarihli kaçak ve usulsüz elektrik tespit tutanağında; sayacın bulunduğu adresin “... ... Ümr”, abone numarasının “6782068” olarak belirtildiği, elektriğin kaçak ve usulsüz kullanım şekli bölümünde ise “Sayacın nötr bağlantılarını iptal edip kaçak elektrik kullanıyor” ibaresinin yer aldığı,
Şikâyet dilekçesi ekinde yer alan KW-TL Bazında Tüketim Ekstresi başlıklı belgeye göre 6782068 numaralı abonenin sanık ... olduğu,
Soruşturma aşamasında AYEDAŞ Genel Müdürlüğünce düzenlenen 24.07.2012 tarihli müzekkere cevabında kaçak elektrik kullanım bedelinin 1.261,29 TL olduğunun ve hâlen tahsil edilemediğinin belirtildiği,
Tanık... hakkında karşılıksız yararlanma suçundan 07.08.2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verildiği, bu karara yönelik katılan vekili tarafından yapılan itiraz üzerine dosyanın gönderildiği Üsküdar (Kapatılan) 3. Ağır Ceza Mahkemesince 12.10.2012 tarih ve 1432 sayı ile itirazın reddine karar verildiği,
Sanık hakkında karşılıksız yararlanma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sırasında sanığın MERNİS adresi olduğu belirtilerek “Aşık Veysel Mahallesi, ... Ataşehir/İstanbul” adresine gönderilen duruşma davetiyesini içeren tebliğ evrakının sanığın tanınmadığından bahisle Tebligat Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 24.08.2012 tarihinde mahalle muhtarına teslim edildiği ve iki numaralı haber kağıdının sanığın kapısına yapıştırıldığı,
Sanığın 29.11.2012 tarihli oturuma gelmemesi üzerine verilen zorla getirme kararı doğrultusunda kolluk tarafından düzenlenen 25.02.2013 tarihli tutanakta; hakkında zorla getirme kararı bulunan sanık ...’a ilişkin olarak Aşık Veysel Mahallesi, 3054 Sokak, No: ...Ataşehir/İstanbul adresine gidildiği, sanığın söz konusu adreste ikamet etmediği, bir buçuk yıl kadar önce bu adresten taşındığı ancak nereye taşındığını bilen olmadığı, AKS’de yapılan sorgulamada Kemal Türkler Mahallesi, .... 2 Sancaktepe/İstanbul adresinde kaydı olduğu bilgilerine yer verildiği,
Kovuşturma aşamasında AYEDAŞ Genel Müdürlüğünce düzenlenen 18.01.2013 tarihli müzekkere cevabında kaçak elektrik kullanım bedelinin hâlen tahsil edilemediğinin belirtildiği,
Suça konu kaçak elektrik tespit tutanağında yer alan adreste, sanık ...’un katılımı ile 30.05.2013 tarihinde yapılan keşif sonrası düzenlenen 11.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda; tutanak tarihi sonrası tüketimde, tutanak tarihi öncesi döneme göre %195 oranında bir artışın bulunduğu belirtilip sanığın sayacın nötr hattını iptal etmek suretiyle kaçak elektrik kullandığı, suç tarihine göre normal tarifeler üzerinden hesaplanan kaçak elektrik bedelinin ise 997,18 TL olduğu görüşüne yer verildiği,
Bozma sonrası 08.01.2015 tarihinde düzenlenen ve Aşık Veysel Mahallesi,..... Ataşehir/İstanbul adresine gönderilen duruşma davetiyesini içeren tebliğ evrakının incelenmesinde muhatabın gösterilen adresten "taşındığı/tanınmadığı" hususunun aynı adreste bulunan "Alt bakkal" beyanından anlaşıldığı belirtilerek mahalle muhtarı tasdiki ile 13.01.2015 tarihinde çıkış mercisine iade edildiği,
Yine bozma sonrası 08.01.2015 tarihinde düzenlenen ve sanığın Yenidoğan Mahallesi, ... Sancaktepe/İstanbul sayılı MERNİS adresine gönderilen duruşma davetiyesini içeren tebliğ evrakının incelenmesinde; "komşu/kapıcı/yönetici" olduğu belirtilen... isimli şahsın beyanı doğrultusunda sanığın geçici olarak işe gittiğinin anlaşılması üzerine 15.11.2015 tarihinde mahalle muhtarına teslim edildiği, iki numaralı haber kağıdının muhatabın kapısına yapıştırıldığı ve ayrıca imzadan imtina eden... isimli şahsın bu durumdan haberdar edildiği bilgilerine yer verildiği,
Sanığın yokluğunda verilen 31.03.2015 tarihli gerekçeli kararın Aşık Veysel Mahallesi, ... Ataşehir/İstanbul adresine gönderilmesi üzerine düzenlenen tebliğ evrakında; gösterilen adreste kimsenin bulunmadığının, adresin kapalı olduğunun, en yakın "komşu/kapıcı/yönetici" olduğu belirtilen "Alt bakkal" beyanına göre sanığın geçici olarak çarşıya gittiğinin, tebliğ imkansızlığı nedeniyle de tebliğ zarfının 20.04.2015 tarihinde mahalle muhtarına teslim edildiğinin ve iki nolu haber kağıdının ise sanığın kapısına yapıştırıldığının belirtildiği,
Sanığın 16.06.2015 havale tarihli dilekçesi ile yokluğunda verilen hükmü temyiz etmesi üzerine Yerel Mahkemenin aynı tarihli ek kararı ile inceleme konusu olan 31.03.2015 tarihli hükmün temyiz edilmeksizin 28.04.2015 tarihinde kesinleştiğinden bahisle süresi geçtikten sonra yapılan temyiz isteminin reddine karar verildiği,
Bu ek kararı içeren tebliğ evrakının sanığın Yenidoğan Mahallesi, ... Sancaktepe/İstanbul sayılı MERNİS adresine gönderilmesi üzerine sanıkla aynı konutta oturan eşi ...’a 30.06.2015 tarihinde tebliğ edildiği,
Sanığın 06.07.2015 havale tarihli dilekçesi ile 31.03.2015 tarihli kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini belirterek 16.06.2015 tarihli ek karara yönelik temyiz ve infazın durdurulması talebinde bulunması üzerine Yerel Mahkemenin 07.07.2015 tarihli ek kararı ile infazın durdurulması talebinin reddine, ek karara yönelik temyiz istemine ilişkin olarak dosyanın Yargıtaya gönderilmesine karar verildiği,
Bu ek kararı içeren tebliğ evrakının öncelikle Aşık...... Ataşehir/İstanbul adresine gönderilmesi üzerine söz konusu adresin kapalı olması ve komşularının sanık hakkında kesin bilgi sahibi olmamaları nedeniyle 14.08.2015 tarihinde mercisine iade edildiği, akabinde aynı evrakın sanığın Yenidoğan Mahallesi, ... Sancaktepe/İstanbul sayılı MERNİS adresine gönderilmesi üzerine "komşu/kapıcı/yönetici" olduğu belirtilen... isimli şahsın beyanı doğrultusunda sanığın geçici olarak işe gittiğinin anlaşılması üzerine 31.08.2015 tarihinde mahalle muhtarına teslim edildiği, iki nolu haber kağıdının muhatabın kapısına yapıştırıldığı ve ayrıca imzadan imtina eden... isimli şahsın bu durumdan haberdar edildiği,
Sanığın 07.09.2015 havale tarihli dilekçesi ile 07.07.2015 tarihli ek karara itiraz etmesi üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2015 tarih ve 936 sayı ile itirazın kabulüyle infazın durdurulmasına karar verildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Baysavcılığınca düzenlenen 08.03.2016 tarihli ve 373871 sayılı tebliğnamenin sanığın Yenidoğan Mahallesi, ... Sancaktepe/İstanbul sayılı MERNİS adresine gönderilmesi üzerine sanıkla aynı konutta oturan eşi ...’a 28.01.2017 tarihinde tebliğ edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık... Savcılıkta; ...... Sokak adresinde yaklaşık bir yıldan beri oturduğunu, 2011 yılı Haziran ayında söz konusu evi kiraladığını, bu tarihten önce de aynı evde sanık ...’un kiracı olarak oturduğunu, sanığın kız kardeşinin eşi olduğunu, kendi evinden icra kanalıyla çıkınca üç ay süre ile eniştesi olan sanık ...’un evinde misafir olarak kaldığını, dolayısıyla suça konu tutanak tarihi olan 26.02.2011 tarihinde söz konusu evde misafir olarak bulunduğunu, sanığın başka bir ev tutup çıkması üzerine de 2011 yılı Haziran ayından itibaren söz konusu evde kalmaya devam ettiğini, ev sahibinin de kiracılığını kabul ettiğini, bu tarihten önce evden sorumlu olanın sanık ... olduğunu,
Tutanak tanığı ... Mahkemede; tutanak içeriğinin doğru olduğunu, elektrik sayacının nötr bağlantısı iptal edildiğinde elektrik akımının sayaçtan geçmesine rağmen diskin dönmemesi nedeniyle tüketimin sayaç tarafından tespit edilemediğini, ölçü aletleri ile yaptıkları kontrol sonucunda akım olmasına rağmen diskin dönmediğini ve sayacın nötr bağlantısının iptal edildiğini tespit ettiklerini,
İfade etmişlerdir.
Sanık Savcılıkta; kaçak elektrik kullanmadığını, kimin kullandığını bilmediğini, tanık..."ın kayınbiraderi olduğunu, bu şahsın tutanak tarihinde ... Kemal Mahallesi, ...Ataşehir/İstanbul adresinde bulunan evinde misafiri olarak bulunduğunu, çalıştığı için kendisinin evde olmadığını, AYEDAŞ"tan gelen görevlilerin...’e “Saatiniz bozuk, emsal fatura göndereceğiz” dediklerini, kaçak elektrik kullanıldığından bahisle tutanak tuttuklarını sonradan öğrendiğini, kaçak elektrik tüketim bedelini de ödemediğini,
Mahkemede 04.03.2013 tarihli oturumda; ....Ataşehir/İstanbul adresinde oturduğunu, kaçak elektrik kullandığı iddiasını kabul etmediğini, gelen görevlilerin ilk önce sayacın bozuk olduğunu belirtip değiştireceklerini o sırada evde misafir olarak bulunan kayınbiraderi...’a söylediklerini, ayrıca katılan kuruma kaçak elektrik bedeline ilişkin ödeme yapmadığını,
30.05.2013 tarihli keşifte; söz konusu adreste bulunan sayacının suç tarihinden sonra değiştiğini, ayrıca hâlen evinde kullandığı aletlerin suç tarihinde kullandığı aletlerle aynı olduğunu,
Savunmuştur.
1- 31.03.2015 tarihli direnme kararına konu hükmün sanığa usulüne uygun şekilde tebliğ edilip edilmediği ve buna bağlı olarak temyiz isteminin süresi içinde yapılıp yapılmadığı;
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için anayasal ve kanuni düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Anayasa"nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası;
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”,
“Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise;
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” şeklinde düzenlenmiş olup Anayasamızın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, 40. maddesinde, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu belirtilmiştir.
CMK"nın “Kararların gerekçeli olması” başlıklı 34. maddesinin ikinci fıkrası;
“Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir.”,
“Eski hâle getirme” başlıklı 40. maddesi ise;
“(1) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir.
(2) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır.” biçiminde düzenlenmiş olup CMK"nın 34. maddesinde, hüküm ve kararlardaki kanun yolu bildiriminin; başvurulabilecek kanun yolu, merci, şekli ve süresini de kapsaması zorunluluğu vurgulanmıştır. Aynı Kanun"un 40. maddesinin birinci fıkrasında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hâle getirme isteminde bulunabileceği, ikinci fıkrasında ise kanun yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi hâlinde, kişinin kusursuz sayılacağı belirtilmiştir.
Kişilerin hak arama hürriyetlerinin Anayasa ve diğer kanunlarla güvence altına alındığı ve bu hakkın kullanılabilmesi için devlet işlemlerinin kişilere usulüne uygun olarak bildirilmesi gerektiği açıklandıktan sonra, işleme muhatap olan kişilere hangi adreste ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu"nun hangi maddeleri dikkate alınarak tebligat yapılacağı, muhatabın en son bildirdiği adrese ulaşılamaması hâlinde tebligat işleminin hangi usul gözetilerek gerçekleştirilmesi gerektiği hususuna gelince;
7201 sayılı Tebligat Kanunu"nun “Bilinen adreste tebligat” başlıklı 10. maddesinde;
“Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.
Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.
Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Buna göre tebligat, öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Adres, muhatabın konut veya iş yeri adresi olabilir. Bilinen en son adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgeler esas alınır. Ancak, tebligatı çıkaran makama bildirilen adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması hâllerinde, muhatabın 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu"na göre adres kayıt sistemindeki adresi (MERNİS) bilinen son adresi olarak kabul edilerek tebligat buraya yapılacaktır (Canan Ruhi, Ahmet Cemal Ruhi, Tebligat Hukuku, Seçkin Yayınevi, s. 82.).
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında “Aşık Veysel Mahallesi, ...” adresine gönderilen duruşma davetiyesini içeren tebliğ evrakının muhatabın gösterilen adresten sürekli olarak ayrıldığının anlaşılması üzerine 13.01.2015 tarihinde iade edildiği, “Yenidoğan Mahallesi, İshak Caddesi, ...” sayılı MERNİS adresine gönderilen duruşma davetiyesini içeren tebliğ evrakının ise sanığın geçici olarak işe gittiğinin anlaşılması üzerine Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi uyarınca 15.11.2015 tarihinde mahalle muhtarına teslim edilmek suretiyle tebliğ edildiği, bu anlamda sanığın yokluğunda verilen gerekçeli kararı içeren tebliğ evrakının da sanığın bilinen en son adresi olan “Yenidoğan Mahallesi, İshak Caddesi, ...” adresine gönderilmesi gerekirken daha önce sürekli olarak ayrıldığı tespit edilen “Aşık Veysel Mahallesi, ...” adresine gönderilmesi sonucu 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi uyarınca muhtara yapılan tebliğ işleminin aynı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasına aykırı olduğu, Yerel Mahkemece yapılan gerekçeli karar tebliğinin geçersiz olması nedeniyle de temyiz süresi işlemeye başlamayacağından sanığın öğrenme üzerine yaptığı temyiz başvurusunun Tebligat Kanunu"nun 32. maddesi gereğince kanuni süresinde yapıldığı ve buna bağlı olarak Yerel Mahkemenin 16.06.2015 tarihli ve 5-182 sayılı sanığın temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararının kaldırılmasına dair Özel Daire kararının isabetli olduğu kabul edilmelidir.
2- Ulaşılan sonuç itibarıyla tebliğnamede ileri sürülmesi nedeniyle Yerel Mahkemece verilen son kararın yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı;
Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi;
a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,
b) Bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak,
c) Bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak,
d) Önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,
Suretiyle verilen hüküm, direnme kararı olmayıp yeni bir hükümdür.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yerel Mahkemece sanık ... hakkında karşılıksız yararlanma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince; katılan kurumun zararını gidermesi hâlinde 6352 sayılı Kanun’un geçici 2/2. maddesi gereğince hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair sanığa usulüne uygun bildirimde bulunulması, makul süre içinde zararın tazmin edilmesi hâlinde sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, aksi hâlde delil değerlendirmesi yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmadan sonra yapılan yargılamada Özel Dairenin bozma kararı doğrultusunda işlem yapılmadan önceki hükümde direnilmesine ve sanığın karşılıksız yararlanma suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, bu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde de önceki mahkûmiyet hükmünün gerekçesine ek olarak; “Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozma ilamında da belirttiği üzere 6352 sayılı Yasa"nın geçici 2. maddesi ile amaçlanan kurum zararının ödenmesi hâlinde olayın sanık ya da sanıkları hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilerek işin esasına girilmesinin önlenmesidir. Ancak yasa koyucu zaman sınırlaması yapmış ve geçici 2. maddenin 2. fıkrasında ‘bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde zararı tazmin etmesi hâlinde cezaya hükmolunmayacağı’ belirtilmiş ve bu düzenlemenin sürekli olmadığı benimsenerek geçici madde ile yapılmıştır. 6352 sayılı Yasa 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, yasa koyucunun takdir ettiği 6 aylık süre 05.01.2013 tarihinde dolmuştur. Bu tarihten sonra ödeme yapılması hâlinde 6352 sayılı Yasa’nın geçici 2. fıkrası yerine TCK"nın 6352 sayılı Yasa’nın 84. maddesi ile değişik 168/5. maddesinin uygulanması ve cezadan indirim yapılması söz konusu olacaktır. Yasa koyucu Yargıtay bozma ilamında belirtildiği gibi sanığa ödeme hususunda bildirim yapılması, makul süre beklenmesi amacında olsa idi yasal düzenleme bu şekilde yapılır, 6 aylık kesin süre yerine bildirimden sonra işleyecek bir süre belirlenirdi. Ayrıca, elektrik enerjisini kaçak tüketerek karşılıksız yararlanan kişi borçlu olduğunu bileceği gibi torba yasa olarak da adlandırılan 6352 sayılı Yasa yürürlüğe girdiğinde yazılı ve görsel basında yer almış hatta bir çeşit af olarak nitelendirilmiş olup, sanığın bundan haberdar olmadığının düşünülemeyeceği gibi TCK"nın 4. maddesine göre de ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılamayacaktır.
Bu nedenlerle yasa koyucunun kesin olarak belirlediği 6 aylık süre geçtikten sonra sanığa bildirim yapılması, ödeme için makul süre beklenmesi, bu aşamada ödeme yapılması hâlinde ise ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi kanaatimizce yasaya aykırı olacağından Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozma ilamındaki görüşe katılmayarak önceki kararda direnilmiştir.” şeklinde direnme gerekçesinin gösterildiği anlaşılmaktadır.
Direnme gerekçesi olarak yapılan açıklamaların, Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34. maddeleri uyarınca direnmeye ilişkin gerekçenin gösterilmesi zorunluluğu kapsamında kalan açıklamalar olduğu, bu nedenle önceki kararda yer almayan ve Daire denetiminden geçmemiş yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurulması hâlinin söz konusu olmadığı kabul edilerek direnme kararına konu hükmün, yeni bir hüküm niteliğinde olmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.
3- Yerel Mahkemenin son kararının yeni hüküm niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşılması karşısında karşılıksız yararlanma suçundan dava açılan sanığa, suç tarihinden sonra 05.07.2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun"un geçici 2/2. maddesi gereğince katılan kurum zararının giderilmesi hâlinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair bildirimde bulunulmadan atılı suçtan mahkûmiyet kararı verilmesinin isabetli olup olmadığının tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı;
Abonelik esasına göre yararlanılan su, doğal gaz ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemler TCK"nın 141. maddesinde;
"1- Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
2- Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de, taşınır mal sayılır.",
Aynı Kanun"un 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde;
"1- Hırsızlık suçunun;
...
f) Elektrik enerjisi hakkında,
...
İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde hırsızlık suçu olarak düzenlenmişken, 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun"un 105. maddesi ile TCK"nın 141. maddesinin ikinci fıkrası; 82. maddesi ile de 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi yürürlükten kaldırılmış, yerine, aynı Kanun"un 83. maddesi ile karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği TCK"nın 163. maddesine;
"Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklindeki üçüncü fıkra eklenerek, abonelik esasına göre yararlanılan su, doğal gaz ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemlerin karşılıksız yararlanma suçu kapsamında kaldığı belirtilmiştir.
Diğer taraftan 6352 sayılı Kanun"un 84. maddesiyle yapılan değişiklikle TCK"nın 168. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ve karşılıksız yararlanma" ibaresi madde metninden çıkarılmış ve TCK"nın 168. maddesine eklenen 5. fıkrada;
“Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz.” hükmüne yer verilmek suretiyle karşılıksız yararlanma suçlarında etkin pişmanlıkla ilgili farklı bir düzenlemeye gidilmiştir.
Öte yandan 6352 sayılı Kanun"un geçici 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları;
"(1) Bu Kanunda yapılan değişiklikler karşısında; ilgili suçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan dava dosyalarından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar ise bu dairece, hükmü veren mahkemeye gönderilir.
(2) Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundan dolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızın hakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar." biçiminde düzenlenmiştir.
6352 sayılı Kanun"un geçici 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları birlikte değerlendirildiğinde, 05.07.2012 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden öncelikle kurum zararının giderilmesi hâlinde işin esasına girilmeden ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilerek bu dosyaların bir an önce sonuçlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Kanun"un genel gerekçesindeki "İş yükü açısından önemli yer tutan bazı davaların daha hızlı sonuçlandırılması amacıyla yeni düzenlemeler yapılmakta ve ceza yargılamasına ilişkin süreci hızlandıracak değişiklikler öngörülmektedir." şeklindeki açıklama da bu düşünceyi doğrulamaktadır.
Her ne kadar Kanun"da “yürürlük tarihinden itibaren 6 ay içinde” ibaresine yer verilmiş ise de suç nedeniyle meydana gelen zararın tespitinin, bilirkişi marifetiyle mümkün olduğu dikkate alınarak, tespit edilen zararın tazmin edilmesi hâlinde ceza verilmeyeceğine ilişkin bildirim yapıldıktan sonra sanığın durumunun değerlendirilmesi gerekmekte olup bu görüş af niteliğinde bir düzenlemeyle sanığa ikinci bir şans veren kanun koyucunun amacına daha uygun olacaktır.
Bu nedenle 05.07.2012 tarihinden önce işlenen karşılıksız yararlanma suçlarından dolayı kurum borcu ödendiği takdirde ceza verilmesine yer olmadığı kararı verileceğine dair ihtarat yapılıp zararın ödenmesi için makul bir süre verilerek, ödemede bulunulması hâlinde sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmeli, ödemede bulunulmaması hâlinde ise sanığın hukuki durumu değerlendirilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılan İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ görevlileri tarafından düzenlenen 26.02.2011 tarihli kaçak ve usulsüz elektrik tespit tutanağı doğrultusunda sanık hakkında elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçundan başlatılan soruşturma sırasında 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun uyarınca sanığın eyleminin karşılıksız yararlanma suçu kapsamına alındığı ve anılan Kanun"un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde suçtan kaynaklanan zarar ödendiği takdirde cezaya hükmolunamayacağına ilişkin düzenleme yapıldığı, ancak gerek soruşturma aşamasında gerekse kovuşturma aşamasında, tespit edilecek olan gerçek zarar miktarını, 6352 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı aylık süre içinde ödediği takdirde hakkında cezaya hükmolunmayacağına ilişkin yasal sonuçları da hatırlatılmak suretiyle sanığa bir bildirimde bulunulmadığı gibi altı aylık sürenin de yargılama aşamasında dolduğu olayda;
6352 sayılı Kanun"un geçici 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları birlikte değerlendirildiğinde, 05.07.2012 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden öncelikle kurum zararının giderilmesi hâlinde işin esasına girilmeden ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin gerekmesi ve bu kararın, suçun tüm yasal sonuçlarını ortadan kaldırma sonucunu doğurması karşısında, öncelikle sanığa, bilirkişi tarafından tespit edilecek olan vergiler dahil cezasız kaçak kullanım bedeline ilişkin zararın, mahkemece belirlenecek makul bir süre içerisinde ödenmesi hâlinde hakkında cezaya hükmolunmayacağına ilişkin bildirimde bulunulması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, usulünce bir tebligat yapılmadan, 6 aylık sürenin dolduğu ve zararın tazmin edilip edilmemesinin sonucu değiştirmeyeceğinden bahisle eksik araştırmaya dayalı olarak sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, bilirkişi tarafından tespit edilecek olan vergiler dahil cezasız kaçak kullanım bedeline ilişkin zararın, mahkemece belirlenecek makul bir süre içerisinde ödenmesi hâlinde hakkında cezaya hükmolunmayacağına ilişkin yasal sonuçları da hatırlatılmak suretiyle sanığa bildirimde bulunulması ve sonuca göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması isabetsizliğinden Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul Anadolu 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.03.2015 tarihli ve 5-182 sayılı direnme kararına konu hükmünün, bilirkişi tarafından tespit edilecek olan vergiler dahil cezasız kaçak kullanım bedeline ilişkin zararın, mahkemece belirlenecek makul bir süre içerisinde ödenmesi hâlinde hakkında cezaya hükmolunmayacağına ilişkin yasal sonuçları da hatırlatılmak suretiyle sanığa bildirimde bulunulması ve sonuca göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede tüm uyuşmazlıklar yönünden oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.