
Esas No: 2017/1115
Karar No: 2020/266
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1115 Esas 2020/266 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 672-752
6136 sayılı Kanun"a aykırılık suçundan sanık ..."nin aynı Kanun"un 13/1 ve TCK"nın 62 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 25 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye, CMK"nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına ilişkin İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.12.2009 tarihli ve 180-1135 sayılı kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi üzerine anılan Mahkemenin kapatılması nedeniyle dosyanın devredildiği İzmir 16. Asliye Ceza Mahkemesince 30.05.2013 tarih ve 241-421 sayı ile, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması suretiyle sanığın 6136 sayılı Kaun"un 13/1 ve TCK"nın 62, 50, 52 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 TL ve doğrudan verilen 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 03.07.2014 tarih ve 6392-17466 sayı ile;
“Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanık müdafisinin, bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işleyen sanık hakkında açıklanan hükümde, CMK"nın 231/11. madde ve fıkrasına aykırı olarak, hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi,
2- Önceki kararın ortadan kaldırılması nedeniyle CMK"nın 230. maddesine aykırı şekilde mahkûmiyete ilişkin hükmün gerekçesinin karar yerinde gösterilmemesi,
3- TCK"nın 63. maddesi uyarınca sanığın gözaltında ve tutuklulukta geçirmiş olduğu sürelerin hükmedilen adli para cezasından indirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 18.11.2014 tarih ve 672-752 sayı ile;
"Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozma kararında belirttiği hususların dosya içeriğine ve yasa hükümlerine uygun olmadığından mahkememizce verilen önceki kararda aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı ısrar edilmesine karar verilmiştir.
1- Yargıtay bozma kararında denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işleyen sanık hakkında açıklanan hükümde CMK"nın 231/11. madde ve fıkrasına aykırı olarak hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi bozma sebebi kabul edilmişse de mahkememizce sanığa verilen ceza ertelenmemiş seçenek yaptırıma çevrilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili CMK"nın 231/7. maddesindeki "Açıklanması geri bırakılan hükümde mahkum olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırıma çevrilemez." düzenlemesi ile CMK"nın 231/11. maddesindeki "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin hükümlülüklere aykırı davranması hâlinde mahkeme hükmü açıklar, ancak mahkeme kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmeyen sanığın durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşulların varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir." şeklindeki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinden sonra denetimli serbestlik yükümlülüklerine uymayan ya da kasıtlı bir suç işleyen sanıkla ilgili olarak mahkeme sanığın durumunu değerlendirerek hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verebilir şeklinde yorumlanması gerekmektedir. CMK"nın 231/11. maddesindeki "...ya da koşullarını varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir." şeklindeki cümlenin hem denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklerine uymayan hem de denetim süresi içerisinde suç işleyen sanıkları kapsadığını, denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlemeyip sadece denetimli serbestlik yükümlülüklerine uymayanların suç işleyenlerden farklı olarak cezanın yarısına kadar kısmının infaz edilmemesine karar verilebileceği şeklinde yorumlamak gerekir. Aksi takdirde bu dosyadaki sanık örneğinde olduğu gibi daha önceden hiç suç işlememiş olan, suçtan zarar görenin zararını karşılayan sanıkla ilgili olarak verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının daha önceden 3 aya kadar hapis cezası bulunan suçtan zarar görenin zararını karşılamayan buna rağmen 2 yıla kadar hapis cezası ertelenen sanığın yeniden suç işlemesi hâlinde daha ağır hukuki sonuçları olan bir müessese durumunda olacaktır ki bu şekildeki bir yorumun hukuk ve adalet anlayışı ile bağdaşması mümkün değildir.
Sanık ..."nin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği 6136 sayılı Yasa"ya muhalefet suçuyla birlikte kapatılan İzmir 23. ASCM"nin 2009/180 esas - 2009/1135 karar sayılı kararında sanık hakkında silahla kasten yaralama suçundan 5 ay 25 gün hapis cezası verilmiş ve suçtan zarar görenin zararını karşılamadığı gerekçesiyle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanmamış, TCK"nın 51. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiş ve 1 yıl denetim süresi ön görülmüştür. Sanığın 1 yıllık deneme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlememiş olması nedeniyle erteli hapis cezasının aynen infazına dair bir karar verilmemiş ancak daha önceden sabıkası olmadığı için 6136 sayılı Yasa"ya muhalefet suçundan verilen hapis cezası ve adli para cezasıyla ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, 5 yıllık denetim süresi içerisinde mağdurun şikâyetçi olmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralama suçundan kesin olarak verilen adli para cezası nedeniyle dosya yeniden ele alındığında Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozma kararında belirtildiği şekilde kabul edildiği takdirde erteleme ve seçenek yaptırıma çevrilme hükümleri uygulanmadan hükmün açıklanması durumunda sanığın 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezasıyla cezalandırılması şeklinde bir sonuç çıkacaktır. Bu şekildeki bir sonuç daha önceden hiç suç işlememiş suçtan zarar görenin zararını karşılamış sanık için uygulanan CMK"nın 231. maddesinin TCK"nın 51. maddesinden daha aleyhe bir sonuç doğurduğu ortaya çıkacaktır ki CMK"nın bütünü dikkate alındığında böyle bir yorumun kabul edilmesi mümkün değildir.
Yargıtay bozma kararında belirtildiği şekilde yeniden suç işleyen sanık hakkında dosyanın ele alınması hâlinde hükmün açıklanmasıyla yetinilmesine seçenek yaptırımına çevrilme ya da erteleme hükümleri uygulanmadan karar verileceği kabul edilse dahi mahkememizce seçenek yaptırıma çevrilmesine dair verilen karara karşı temyiz yoluna sadece sanık müdafisinin başvurduğu, sanık aleyhine temyiz yoluna başvurulmadığı, bu nedenle mahkememizin 2013/241 esas - 2013/421 karar sayılı 30.05.2013 tarihinde verilen karardan daha sanık aleyhine karar verilmesi mümkün olmadığından Yargıtay bozma kararının da bu yönüyle uygulama imkânı bulunmamaktadır. Yargıtay bozma kararına uyulsa dahi sonuçta önceki karar sanık lehine olduğu için CMK"nın 231/11. maddesi gereğince açıklanan hükümdeki hapis cezasının seçenek yaptırımına çevrilmesi zorunlu olacaktır.
2- Yargıtay bozma kararında önceki kararın ortadan kaldırılması nedeniyle gerekçe yazılmadığı belirtilmişse de mahkememizin 2013/241 esas - 2013/421 karar sayılı kararında gerekçe yazıldığı, ruhsatsız tabanca taşımak suçundan daha önceden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesinin kararıyla yeniden suç işlemiş olması nedeniyle hükmün açıklandığı ve ruhsatsız tabanca taşıdığı kabul edilen sanığın cezalandırılmasına karar verildiği ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkememiz kararında gerekçe yazılmıştır.
3- Yargıtay bozma kararında TCK"nın 63. maddesi uyarınca sanığın gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin hükmedilen adli para cezasından indirilmesi gerektiğinin gözetilmediği belirtilmişse de sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilen 6136 sayılı Yasa"ya muhalefet suçuyla ilgili olarak sanığın tutuklu kalmadığı, gözaltına alınmadığı, İzmir 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 2009/36 sorgu sayılı tutuklama müzekkeresinde sanığın silahla yaralama suçundan tutuklandığının belirtildiği, tutuklama müzekkeresinde fiilin kanunda hükmün kanunda bağlandığı maddeler olarak TCK"nın 86/1. maddesinin yazılmış olduğu, silahla yaralama suçu ile ilgili olarak kapatılan İzmir 23. ASCM"nin 2009/180 esas - 2009/1135 karar sayılı kararıyla mahkûmiyet kararı verilirken yaralama suçu ile ilgili kurulan hükmün "h" bendinde tutuklu kaldığı sürenin TCK"nın 63. maddesi gereğince cezasından mahsubuna karar verildiği, sanığın yargılandığı suç dışında başka bir suçtan dolayı tutuklulukta ya da gözaltında geçirdiği sürelerin mahsubunun cezanın infazı aşamasında karar verilebileceği, tutuklu kaldığı suçla ilgili olarak mahsup kararı verilmiş olduğundan bu sürelerin başka bir cezadan mahsup edilip edilmediğinin araştırılması yapılmadan başka suçtan tutuklu kaldığı süreyle ilgili mahsup kararı verilmesinin bu aşamada doğru olmayacağı kabul edilerek mahkememizce mahsup kararı verilmemiştir.
Yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı mahkememizce verilen karar dosya içeriğine ve yasa hükümlerine uygun olduğundan Yargıtay bozma kararına uyulmamış," gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.12.2016 tarihli ve 408292 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 30.10.2017 tarih ve 502-12111 sayı ile sadece hükümde gerekçe gösterilmemesine ilişkin bozma nedenine yönelik direnme gerekçesinin yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında inceleme dışı katılan Meydanali Bozkurt’a yönelik silahla kasten yaralama suçundan verilen mahkûmiyet kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanık hakkında 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Temyizin kapsamına ve direnme hükmünü inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 30.10.2017 tarihli ve 502-12111 sayılı kararına göre Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmesi nedeniyle açıklanan Yerel Mahkeme hükmünün Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık hakkında ruhsatsız bir adet tabanca taşıdığı iddiası ile 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan aynı Kanun’un 13/1 ve TCK’nın 53, 54, 58 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
İzmir (Kapatılan) 23. Asliye Ceza Mahkemesince 23.12.2009 tarih ve 180-1135 sayı ile sanığın 6136 sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK’nın 62 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 25 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye, CMK"nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulmasına karar verildiği, bu kararın itiraz edilmeksizin 09.03.2010 tarihinde kesinleştiği,
Sanığın denetim süresi içerisinde 27.11.2012 tarihinde işlediği kasten yaralama suçundan kesin nitelikte 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilip yapılan ihbar üzerine İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesinin kapatılması nedeniyle dosyanın devredildiği İzmir 16. Asliye Ceza Mahkemesince 30.05.2013 tarih ve 241-421 sayı ile;
"Kapatılan İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında 6136 sayılı Yasa"ya muhalefet suçundan 10 ay hapis ve 25 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve CMK"nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olmakla, sanığın denetim süresi içerisinden yeniden suç işlediğinin İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/82 esas sayılı yazıları ile ihbar mahiyetinde bildirilmiş olmakla yeniden esasımızın 2013/241 sırasına kaydı yapıldı.
Kapatılan İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/180 esas - 2009/1135 karar sayılı dosyasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 09.03.2010 tarihinde kesinleştiği, ..."nin 5 yıllık deneme süresi içerisinde 27.11.2012 tarihinde yeniden suç işlediği ve İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/82 esas - 2013/237 karar sayılı kararı ile tespit edildiği ve verilen mahkûmiyet kararının 28.03.2013 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Sanık hakkında kapatılan İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesince ruhsatsız tabanca taşıdığından 6136 sayılı Yasa"ya göre karar verilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinden sonra sanığın deneme süresi içerisinde yeniden suç işlediği İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı ile anlaşıldığından açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verilmiştir." şeklindeki gerekçe ile CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca hüküm açıklanarak sanığın 6136 sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK"nın 62, 50, 52 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 TL ve doğrudan verilen 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği,
Hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 03.07.2014 tarih ve 6392-17466 sayı ile;
1- Denetim süresi içinde işlediği kasıtlı suç nedeniyle sanık hakkında açıklanan hükümde verilen hapis cezasının CMK’nın 231/11. maddesine aykırı olarak ertelenmesine karar verilmesi,
2- CMK’nın 230. maddesine aykırı olarak mahkûmiyete ilişkin hükmün gerekçesinin karar yerinde gösterilmemesi,
3- TCK’nın 63. maddesi uyarınca sanığın gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin hükmolunan adli para cezasından indirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
İsabetsizliklerinden bozulmasından sonra Yerel Mahkemenin 18.11.2014 tarihli ve 672-752 sayılı kararı ile bozma kararına direndiği,
Direnme kararına konu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince sadece hükümde gerekçe gösterilmemesine ilişkin bozma nedenine yönelik direnme gerekçesinin yerinde görülmediğine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.”,
"Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de;
"(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu"nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun"un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.",
"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise;
"(1) Hükmün başına, "Türk Milleti adına" verildiği yazılır.
(2) Hükmün başında;
a) Hükmü veren mahkemenin adı,
b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
Yazılır.
(3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
(4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
(5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
(6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
(7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.”,
Hükümlerine yer verilmiştir.
Buna göre, Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun"un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun"un 53. ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK"nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK"nın 289/1-9 ve 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33.). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85.).
AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68.). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44.).
Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.).
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.).
Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35.).
Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39.).
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde,
Denetim süresi içerisinde yeni bir suç işlenmesi üzerine açıklanan ve kesinleşmesi hâlinde infaza verilecek olan hükmün, açıklanacak yeni hüküm olması, bu nedenle yargılama sonucunda ulaşılan sonuçların, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açıkça hükmün gerekçesine yansıtılması gerekirken Yerel Mahkemece bu ilkelere uyulmayıp açıklanması geri bırakılan hükmün, sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle açıklanmasına karar verildiğinin diğer bir anlatımla hükmün açıklanma gerekçesinin belirtilmesi ile yetinilip iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlere yer verilmemesi suretiyle CMK’nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine, delillerin tartışılarak değerlendirilmemesi suretiyle aynı fıkranın (b) bendine ve ulaşılan kanaat ile sanığın suç oluşturduğu kabul edilen fiili gerekçeli kararda belirtilmeyerek aynı fıkranın (c) bendine muhalefet edildiğinin anlaşılması karşısında; direnme kararına konu hükmün, Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İzmir 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 672-752 sayılı direnme kararına konu hükmünün Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.