
Esas No: 2017/707
Karar No: 2020/265
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/707 Esas 2020/265 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 558-116
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ..."ın TCK"nın 22/4. maddesi de gözetilerek 85/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Gaziantep 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.05.2012 tarihli ve 159-671 sayılı hükmün sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 16.09.2014 tarih ve 24306-17977 sayı ile;
"...Kadın doğum uzmanı olarak görev yapan sanığın sabıkasız geçmişi nedeniyle hakkında TCK"nın 62. maddesi uygulanırken verilen cezanın, geleceği üzerindeki olumsuz etkisi gerekçesine dayanıldığı hâlde hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında bu kez bu gerekçeyle çelişki oluşturacak şekilde sanığın kişiliği, olayın oluş şekli, suçun işlenmesindeki özellikler ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında TCK"nın 50. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Gaziantep 9. Asliye Ceza Mahkemesi ise 24.02.2015 tarih ve 558-116 sayı ile;
"...Mahkememizce daha önce verilen kararın Yargıtay ilgili ceza dairesince para cezasına çevrilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu, mahkememizce, önceki kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından uyulmamasına," şeklindeki gerekçeyle önceki hükümde direnilmesine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.04.2016 tarihli ve 117287 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 716-932 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 12.04.2017 tarih ve 133-3150 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanık hakkında TCK"nın 50. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin TCK"nın 62. maddesi uygulanırken gösterilen gerekçe ile çelişip çelişmediğinin,
2- Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün isabetli olmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde katılan vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekâlet ücretine hükmolunmamasının ayrıca bozma nedeni yapılıp yapılmayacağının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 05.03.2012 tarihli iddianamesi ile; katılan ..."un eşi olan ..."un doğum yapmak amacıyla katılan ile birlikte 09.08.2010 tarihinde Özel Hayat Hastanesine gittiği, aynı hastanede kadın hastalıkları ve doğum uzman doktoru olan sanık ..."ın nöbetçi doktor olarak görevli olduğu, ..."nin muayenesi yapıldıktan sonra hastaneye giriş kaydının yapıldığı, sanığın da ..."nin sorumlu doktoru olduğu, doğum sonrası ..."de kanama geliştiği, müdahale edilmesine rağmen solunumunun durduğu, yeniden hayata döndürüldüğü, ancak yoğun bakım ünitesine ihtiyaç duyulduğu, sanığın görevli olduğu hastanede bu imkânın bulunmaması nedeniyle ..."nin Özel Sani Konukoğlu Hastanesine sevk edildiği, ancak bir saat sonra ..."nin burada öldüğü, doğum sonrası ölenin takibini gerektiği gibi yapmamak suretiyle atılı taksirle ölüme sebebiyet verdiği iddiasıyla sanık hakkında kamu davası açıldığı,
Yerel Mahkemece sanığın kimlik bilgileri saptanırken, evli, 3 çocuklu ve 5.000 TL aylık gelirinin olduğu hususlarının tutanağa geçirildiği,
Sanık müdafisinin 16.05.2012 havale tarihli yazılı savunma dilekçesine göre, sanığın 2001 yılından itibaren kadın doğum uzmanı olarak görev yaptığı,
Suç ve hüküm tarihleri itibarıyla sanığın adli sicil kaydında herhangi bir sabıkasının bulunmadığı,
Sanığın duruşmaya katıldığı ve dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışının olmadığı,
Yerel Mahkemece 2-6 yıl arasında hapis cezası öngörülen TCK"nın 85. maddesinin birinci fıkrası gereğince temel ceza belirlenirken "sanığın şahsi sosyal durumu, suçun işleniş biçimi, önem ve değeri, verilen zararın ağırlığı" gerekçesiyle alt hadden ayrılarak temel ceza 3 yıl olarak belirlendikten sonra, takdiri indirim nedenlerinin uygulama gerekçesi olarak "sanığa verilen cezanın geleceği üzerindeki olumsuz etkisi"nin gösterildiği, "sanığın kişiliği, olayın oluş şekli, suçun işlenmesindeki özellikler ve tüm dosya kapsamı" dikkate alınarak ise hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine karar verildiği,
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 21.09.2011 tarihli ve 3026 sayılı raporunda; Özel Hayat Hastanesinin 09.08.2010 tarihli ve 269176 sayılı epikriz raporunun incelenmesinde, ölenin 09.08.2010 günü doğum sancısı öyküsü ile getirilip saat 18.50"de normal spontan doğumla 4.430 gr erkek bebeğin doğurtulduğu, plesenta ve eklerin tam olarak alındığı, kanama kontrolünü takiben serviste izleme alındığı, saat 20.30"da yatağında kanama olduğunun haber verildiği, doğum masasında bu durumun değerlendirildiği, aktif kanaması olmadığı, TA: 70/50 mmHg olduğu, solunum sıkıntısı bulunduğu, saat 20.59"da yapılan laboratuvar tetkik sonuçlarının HGB: 7.82, HCT: 24.63, PLT: 110 olduğu, hastaya 3 ünite eritosit, 1 ünite trombosit, 1 ünite taze donmuş plazma verildiği, solunum ve kardiak arrest geliştiği, resusitasyon yapılarak entübe edildiği, 1 ünite taze donmuş plazma verildiği, eritrosit süspansiyonu takıldığı, saat 22.07"de yapılan laboratuvar tetkik sonuçlarının HGB: 5, HCT: 14.99, PLT: 72.39 olduğu, Özel Sani Konukoğlu Hastanesi yoğun bakıma sevk edildiği ve Özel Sani Konukoğlu Hastanesinin 09.08.2010 tarihli ve 634888 protokol numaralı hasta dosyasının incelenmesinde ölenin saat 23.15"te doğum sonrası bilinç kapanması ve solunum sıkıntısı hikayesi ile arrest ve entübe olarak yoğun bakıma getirildiği, GKS: 3 olduğu, bir saate yakın canlandırma işlemi uygulandığı, yanıt alınamayınca saat 24.00"de ex kabul edildiği, tıbbi belgeler ve otopsi bulgularına göre kişinin ölümünün postpartum atoni (doğum sonrası kuvvetsizlik, dermansızlık) kanaması sonucu meydana gelmiş olduğu, tıbbi belgelerde kayıtlı laboratuvar ve klinik bulgular birlikte değerlendirildiğinde ölenin doğum sonrası takibinin yetersiz olduğu bilgilerine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...; 15 yıldır evli olduğu ölen ile üç çocuklarının olduğunu, dördüncü çocuklarına hamile olan ölenin olay günü saat 16.20 sıralarında sıvı geldiğini ve biraz rahatsız olduğunu söylemesi üzerine kontrol amacıyla eşini Özel Hayat Hastanesine götürdüğünü, doktorların doğumun yaklaştığını ve hemen doğuma alacaklarını söylediklerini, doğumdan sonra eşinin iyi olduğunu, kanamasını farkedince hemen doktora haber verdiklerini, doktorların bir saat kadar müdahalede bulunduklarını, nabzının atmadığını, solunum zorluğu çektiğini, kanaması olduğunu söylediklerini, aradan bir saat geçtikten sonra da yoğun bakıma sevk edeceklerini konuşmaya başladıklarını, yoğun bakımda yer olmadığı söylenince eşini Özel Sani Konukoğlu Hastanesine götürmek istediğini, ancak 45 dakika beklettiklerini, yazışma yaptıklarını, yoğun bakım ünitesini de kendilerinin bulduğunu, eşini son aşamada Özel Sani Konukoğlu Hastanesine sevk ettiklerini, oraya gittikten kısa bir süre sonra da eşinin vefat ettiğini, doğumu gerçekleştiren ve sorumlu doktor olan sanıktan ve Özel Hayat Hastanesinden şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir.
Sanık ... soruşturma evresinde; Özel Hayat Hastanesinde kadın hastalıkları ve doğum uzman doktoru olarak görev yaptığını, olay günü hastanede icapçı doktor olarak yani icap nöbetçisi olarak görevli olduğunu, ölenin hastanede takibi yapılan bir hasta olmadığını, doğum yapmak için hastaneye başvurduğunda muayene edildikten sonra kendisi adına yatışının yapıldığını, nöbetçi ebenin doğumun başladığını bildirdiğini, müdahale edip kısa sürede doğum yaptırdığını, yaklaşık 30 dakika kadar sonra hemşirenin kanamanın sürdüğünü söylediğini, doğum sonrası kanama olduğu için yeniden değerlendirildiğini, hastanın aktif bir kanaması olmadığını, fakat solunum sıkıntısı ve tansiyonunun düşük olması nedeni ile acil kan sayımı yaptırıldığını, kan seviyesinde trombosit ve hemoglobin oranı düşük olunca kan bankasından kan istediklerini, solunum sıkıntısından dolayı dahiliye, anestezi, genel cerrahi ve acil doktoru ile beraber hastaya müdahale ettiklerini, müdahale sırasında kalp atışları ve solunumun durduğunu, resusitasyon yapılarak tekrar canlandırıldığını, hastanede yoğun bakım ünitesi bulunmadığından Tıp Fakültesi Kadın Doğum Bölümü ile görüştüğünü, yer olmadığı için kabul edilmediğini, bunun üzerine katılana bilgi verdiğini, katılanın Özel Sani Konukoğlu Hastanesi ile görüşerek hastayı oraya sevk etmelerini istediğini, kendilerinin de o halde iken hastayı sevk ettiklerini, daha sonra öldüğünü duyduklarını, atılı suçlamayı kabul etmediğini, hastanın bilinmeyen bir kalp rahatsızlığı söz konusu olduğunu zannettiğini, bunun gelişmesi sonucu ölüm olayı gerçekleştiğini,
Kovuşturma evresinde; ölenin solunumu durmadan önce yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye sevki düşündüğünü, solunum durduktan sonra düşünmediğini, bu tür kanamalarda tıbbi usulün öncelikle kanamanın durdurulması için müdahale edilmesi olduğunu, hemen yoğun bakım ünitesi olan bir yere gönderilmesi olmadığını, eğer başka bir rahatsızlık yoksa tek kanamanın ölüme sebebiyet vermeyeceğini, olay nedeniyle vicdanen rahat olduğunu, elinden gelen tıbbi her tür müdahaleyi yaptığını, adli tıp kurumu raporunu kabul etmediğini, ölümün doğumdan değil ölende gelişen kalp ve ciğer rahatsızlıklarından kaynaklandığını, tıbben gereken her tür müdahaleyi yaptığını, yoğun bakımı ayarlayamadığı için gönderemediğini, aksi takdirde ölenin tıbbi müdahaleden uzak durumda kalıp hastane kapısında bekleyecek olduğunu,
Savunmuştur.
Anlaşılmaktadır.
Birinci uyuşmazlık konusunun görüşülmesine başlanmadan önce bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince Yerel Mahkemece sanık hakkında TCK"nın 50. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanmamasının isabetli olup olmadığının belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine öncelikle bu husus değerlendirilmiştir.
5237 sayılı TCK"nın "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50. maddesinin birinci fıkrasına göre; "Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir."
Aynı maddenin dördüncü fıkrasındaki; "Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz" şeklindeki düzenleme uyarınca taksirli suçlarda diğer şartların da varlığı hâlinde hapis cezasının uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.
5237 sayılı TCK"nın 50. maddesinin gerekçesinde, "...Kişi gördüğü eğitim, yaşadığı sosyal çevre, psişik ve ahlaki eğilimleri itibarıyla tesadüfi suçlu özelliği taşıyabilir. Bu kişilerin mahkûm oldukları cezanın infaz kurumunda çektirilmesi toplum barışı açısından bir zorunluluk göstermeyebilir..." denilmek suretiyle şartların oluşması hâlinde hapis cezasına mahkûm olan kişinin infaz kurumuna girmesini önleyecek adli para cezası seçenek yaptırımına ya da seçenek tedbirlerden birine hükmedilebileceği açıklanmıştır. Kanun koyucu taksirli suçlarda hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi hususunda bir sınırlama da getirmemiş, sanık lehine hareketle şartların oluşması hâlinde hapis cezasının uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilebileceğini kabul etmiştir.
Ayrıntıları 07.06.1976 tarihli ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere, hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi, cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören kişiselleştirme kurumudur.
Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesi kapsamında hâkime TCK"nın 50. maddesinde yer alan şartlar çerçevesinde hükmolunan hapis cezasının adli para cezası seçenek yaptırımına ya da diğer seçenek tedbirlere çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Hâkimin, hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın TCK"nın 50. maddesinin birinci fıkrasındaki adli para cezası seçenek yaptırımına ya da seçenek tedbirlerden birisine çevrilmesi ya da çevrilmemesi konusundaki dayandığı gerekçenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli olması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;
Katılan ..."un eşi olan ölen ..."un olay tarihinde 35 yaşında olduğu ve dördüncü çocuklarına hamileliği nedeniyle sancısının olması üzerine katılan tarafından kontrol amacıyla sanık ..."ın kadın hastalıkları ve doğum uzman doktoru olarak görev yaptığı Özel Hayat Hastanesine saat 17.30 sıralarında götürüldüğü, nöbetçi doktor olan sanığın öleni muayene ettiği, 40 haftalık hamile olduğunu ve doğumun başladığını tespit ettiği, ölenin hastaneye giriş kaydının yapıldığı, sanığın ölenin sorumlu doktoru olduğu, ölene saat 18.50"de normal doğum yaptırıldığı, saat 20.30 sıralarında yakınlarının ölenin yatağında kan olduğunu görmeleri üzerine durumu görevlilere bildirdikleri, yapılan kontrolde doğum sonrası kanama geliştiğinin anlaşıldığı ve laboratuvar tetkik sonuçlarına göre ölene kan verildiği, ölenin solunumu ile kalbinin durduğu, müdahale ile hayata döndürülerek solunum cihazına bağlandığı, saat 22.07"de yeniden laboratuvar tetkikleri yapıldığı, ölenin yoğun bakım ünitesi bulunan bir hastaneye sevk edilmesinin gerekmesi nedeniyle sanığın tıp fakültesi ile görüştüğü, ancak yer olmadığının bildirildiği, bunun üzerine katılana bilgi verdiği, katılanın Özel Sani Konukoğlu Hastanesi ile görüşerek eşinin oraya sevk edilmesini istediği, ölenin saat 23.15"te Özel Sani Konukoğlu Hastanesine getirildiği, burada bir saate yakın canlandırma işlemi uygulandığı, yanıt alınamayınca saat 24.00"te ölü kabul edildiği, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen 21.09.2011 tarihli raporda ölümün postpartum atoni kanaması sonucu meydana geldiği ve ölenin doğum sonrası takibinin yetersiz olduğu yönünde görüş bildirildiği olayda; sanığın, görev yaptığı hastanede daha önceden tedavi görmeyen ölenin kontrol amacıyla hastaneye başvurması üzerine hamileliğin geldiği aşama itibarıyla muayenesini yaptığı, doğumun başladığını tespit ederek hastaneye yatışını yapıp normal doğum yaptırdığı, doğum sonrası gelişen kanama nedeniyle kan takviyesi yaptığı, kalp ve solunum durması nedenleriyle gerekli müdahalede bulunarak öleni solunum cihazına bağladığı, çalıştığı hastanede yoğun bakım ünitesi bulunmaması nedeniyle öleni yoğun bakım ünitesi bulunan bir hastaneye göndermek için gayret sarf ettiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; Yerel Mahkemece, sanığın kişiliği, olayın oluş şekli, suçun işlenmesindeki özellikler değerlendirilerek hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine ilişkin olarak gösterilen gerekçenin dosya muhtevasına uygun, yasal ve yeterli olmadığı ve sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesinin isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve altı Üyesi; Yerel Mahkemece sanık hakkında TCK"nın 50. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanmamasına yönelik gerekçenin yasal, yeterli ve dosya kapsamıyla uyumlu olup bir isabetsizlik bulunmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Ulaşılan bu sonuç karşısında sanık hakkında TCK"nın 50. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin TCK"nın 62. maddesi uygulanırken gösterilen gerekçe ile çelişip çelişmediğine yönelik birinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükmün isabetli olmadığı sonucuna ulaşılmış olmakla katılan vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekâlet ücretine hükmolunmamasının ayrıca bozma nedeni yapılıp yapılmayacağının değerlendirilmesine gelince;
Yerel Mahkemece 17.05.2012 tarihli oturumda ..."un davaya katılmasına karar verildiği, Gaziantep 5. Noterliğinin 02.05.2012 tarihli ve 7153 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile vekil olarak tayin edilen Av. ..."ın katılan ... vekili olarak bozma öncesi ve sonrası duruşmaları takip ettiği, sanık ..."ın taksirle öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin olarak kurulan 17.05.2012 tarihli hükümde kendisini vekil ile temsil ettiren katılan yararına 1.200 TL vekâlet ücretine hükmedildiği, hükmün Özel Dairece bozulmasından sonra 24.02.2015 tarihli hükümde katılan lehine yine 1.200 TL vekalet ücretine hükmedildiği görülmektedir.
Avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan avukatlık ücreti ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti olarak ikiye ayrılan "avukatlık ücreti", 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nun 164. maddesinin birinci fıkrasında; "Avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder" şeklinde tanımlanmıştır. Hukuki yardımın ne şekilde yerine getirileceği maddede açıklanmamış ve tarafların aralarındaki yapacakları anlaşmaya bırakılmıştır.
Avukatlık Kanunu"nun 168. maddesi uyarınca hazırlanıp 21.12.2011 tarihli ve 28149 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren ve bozma öncesi Yerel Mahkemenin karar tarihinde geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Ceza davalarında ücret" başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrası ile 31.12.2014 tarihli ve 29222 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren ve bozma sonrası Yerel Mahkemenin karar tarihinde geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Ceza davalarında ücret" başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrasındaki "Kamu davasına katılma üzerine, mahkûmiyete karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir." şeklindeki hükümlere göre, sanığın mahkûm olması hâlinde, kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısım ikinci bölümüne göre bozma öncesi 1.200 TL, bozma sonrası ise 1.500 TL vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmelidir. Katılan lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi için ceza davasının mahkûmiyetle sonuçlanması ve katılanın kendisini hukuki yardımından yararlandığı bir vekille temsil ettirmesi yeterli olup ayrıca vekilin duruşmaları takip etmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Zira tarifeye göre hükmedilmesi gereken vekâlet ücreti, katılana vekili tarafından sunulan hukuksal yardımın şekli ve kalitesiyle ilintili olmayıp katılanın kendisini vekil ile temsil ettirmesinin bir sonucudur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 14.06.2005 tarihli ve 66-65 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
Öte yandan, 5271 sayılı CMK"nın "Yargılama Giderleri" başlıklı 324. maddesinin birinci fıkrasındaki; "Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir" şeklindeki hüküm uyarınca avukatlık ücreti yargılama giderlerindendir. Bu nedenle, isteme bağlı olmaksızın diğer yargılama giderleri gibi avukatlık ücretine de kendiliğinden hükmedilmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılan ..., taksirle öldürme suçundan sanık ..."ın mahkûmiyetiyle sonuçlanan ceza davasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden, bozma sonrası karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.500 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekmekte olup Yerel Mahkemece kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine bozma öncesi karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.200 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükmün katılan vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekâlet ücretine hükmolunmaması isabetsizliğinden de bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Gaziantep 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.02.2015 tarihli ve 558-116 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün;
a) Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine ilişkin olarak gösterilen gerekçenin dosya muhtevasına uygun, yasal ve yeterli olmadığının ve sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
b) Katılan vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekâlet ücretine hükmolunmaması,
İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.03.2020 tarihinde yapılan ilk müzakerede Yerel Mahkemece sanık hakkında TCK"nın 50. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanmamasının isabetli olup olmadığına ilişkin ortaya çıkan ön sorun yönünden yasal çoğunluk sağlanamadığından, 04.06.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede ön sorun bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.