Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2018/140
Karar No: 2020/264

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/140 Esas 2020/264 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2018/140 E.  ,  2020/264 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
    Mahkemesi :Ceza Dairesi


    Sanık ..."ın haksız mal edinme suçundan beraatine ilişkin ilk derece mahkemesi görevi yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince verilen 02.10.2017 tarihli ve 1-2 sayılı hükmün sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "Ret-Onama" istemli 13.03.2018 tarihli ve 5 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
    Sanık hakkında iki adet nüfuz ticareti suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları mercisince sanık müdafisi ve katılan vekilinin itirazlarının reddine, bir adet nüfuz ticareti suçundan verilen beraat hükmü ise Özel Dairece katılan vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi suretiyle kesinleşmiş olup temyizin kapsamına göre inceleme haksız mal edinme suçundan verilen beraat kararı ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Ceza Genel Kurulunca yapılacak temyiz incelemesi; sanık hakkında haksız mal edinme suçunun sübutu bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de öncelikle, sanık müdafisinin temyiz isteminin süresinde yapılıp yapılmadığı ve bilirkişilere ödenen ücretlerin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ile birlikte yargılama giderlerine dahil edilerek sanıktan tahsiline karar verilmesinin mümkün olup olmadığı hususlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
    1- Sanık müdafisinin temyiz isteminin süresinde yapılıp yapılmadığı;
    İncelenen dosya kapsamından;
    İlk derece mahkemesi görevi yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince sanık hakkında haksız mal edinme ile bir adet nüfuz ticareti suçundan beraate ve iki adet nüfuz ticareti suçundan ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair 02.10.2017 tarihli kısa kararın yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrasının "Aşağıda dökümanı belirtilen sanığın beraat ettiği suçlar yönünden yapılan mahkeme masrafları çıktıktan sonra kalan ( ) TL mahkeme masrafının sanıktan tahsiline," şeklinde olduğu, ancak kısa kararın ilgili kısmında yargılama giderinin nelerden ibaret olduğunun ve miktarının gösterilmediği,
    UYAP sistemine 20.10.2017 tarihinde yüklenerek onaylanan gerekçeli kararın yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrasının ise "Aşağıda dökümanı belirtilen sanığın beraat ettiği suçlar yönünden yapılan mahkeme masrafları çıktıktan sonra kalan (14.297,45) TL mahkeme masrafının sanıktan tahsiline," şeklinde olduğu ve gerekçeli kararın ilgili kısmında;
    "MAHKEME MASRAFLARI
    5 Adet bilirkişi sarf kararı ücreti 13.500,00 TL
    35 Adet davetiye gidiş-dönüş ücreti 655,00 TL
    Talimat-posta gidiş-dönüş ücreti 142,45 TL
    TOPLAM 14.297,45 TL" bilgilerine yer verildiği,
    Sanık müdafisinin yüzüne karşı verilen ve sanığın haksız mal edinme suçundan beraatine ilişkin hükmün sanık müdafisi tarafından 23.10.2017 tarihinde; "...Yüksek Mahkemece yapılan yargılama gideri değerlendirmesinde "5 adet bilirkişi sarf kararı ücreti: 13.500,00 TL" olarak, müvekkilin beraat etmiş olduğu 3628 sayılı Kanun"a muhalefet "haksız mal edinme" suçu kapsamında yapılan araştırma ve inceleme nedeni ile tahakkuk eden bilirkişi ücretleri yargılama giderleri kapsamına dahil edilmiştir. Bilirkişiler müvekkilin mahkûm olduğu suçlar kapsamında herhangi bir araştırma yapmış değillerdir. Bu itibar ile, müvekkilin beraat ettiği atılı suçlama nedeni yapılan bilirkişi masraflarının yargılama gideri kabul edilerek müvekkilden tahsiline karar verilmesi hukuka aykırıdır." şeklinde yargılama giderleri yönünden bozulmasına karar verilmesi istemiyle temyiz edildiği,
    Gerekçeli kararın sanık müdafisine 30.10.2017 tarihinde tebliğ edildiği,
    Sanık müdafisinin 17.12.2017 tarihli dilekçesinde yargılama giderleri yönünden ek karar verilmesini talep etmesi üzerine Yargıtay 15. Ceza Dairesince 29.12.2017 tarihli ve 1-2 sayılı ek karar ile "Sanık müdafiinin yüzüne karşı Dairemizce verilen 02.10.2017 tarihli hüküm sanık müdafisine 30.10.2017 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, sanık müdafisinin UYAP ortamında gönderilen 17.12.2017 tarihli dilekçesi ile yargılama gideri yönünden ek karar verilmesi talebinin temyiz talebi olarak değerlendirilmekle süresinde olmadığı anlaşıldığından CMUK"nın 317. maddesi gereğince talebin reddine," karar verildiği ve söz konusu ek kararın sanık müdafisine 10.01.2018 tarihinde tebliğ edildiği,
    Sanık müdafisinin 14.01.2018 tarihli dilekçesinde Yargıtay 15. Ceza Dairesince yargılama giderleri yönünden kısa kararda tefhim yapılmadığını, gerekçeli kararın UYAP sisteminde görüldüğü 23.10.2017 tarihinde yargılama giderleri yönünden temyiz dilekçesi verildiğini, ancak değerlendirme yapılmaması üzerine 17.12.2017 tarihinde ek karar verilmesi talebi ile sunulan ikinci dilekçenin süre yönünden ret kararına esas alındığını, halbuki 23.10.2017 tarihli dilekçenin dikkate alınması gerektiğini belirtmesi üzerine Yargıtay 15. Ceza Dairesince 18.01.2018 tarihli ve 1-2 sayılı ek karar ile "Sanık müdafisi ..."nın yargılama gideri yönünden ek karar verilmesi talebini içeren 17.12.2017 tarihli dilekçesi üzerine Dairemizce verilen 29.12.2017 tarihli ek kararın kaldırılmasına,
    Mahkeme masraflarının tüm dava dosyası ile birlikte değerlendirildiği, diğer suçlardan dolayı beraat kararı verilmiş ise de; bilirkişi raporunun sonucu diğer suçları da kapsadığı, heyetimizce hükümlerin değerlendirilmesinde ortak delil şeklinde olan rapor ve diğer delillerle ilgili masraflarında beraat kararı dışındaki suçlarla ilgili ve bağlantılı olduğundan mahkeme masrafları yönündeki sanık müdafinin talebinin reddine," karar verildiği ve söz konusu ek kararın sanık müdafisine 30.01.2018 tarihinde tebliğ edildiği,
    Sanık müdafisinin 03.02.2018 tarihli dilekçesi ile Yargıtay 15. Ceza Dairesince verilen 18.01.2018 tarihli ve 1-2 sayılı ek kararı temyiz ettiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Kararların gerekçeli olması" başlığını taşıyan 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dâhil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir."
    "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde;
    "1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
    a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
    b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
    c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
    d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
    2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir."
    "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise;
    "1) Hükmün başına "Türk Milleti adına" verildiği yazılır.
    2) Hükmün başında;
    a) Hükmü veren mahkemenin adı,
    b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
    c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
    d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
    Yazılır.
    3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
    4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
    5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
    6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
    7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir."
    Hükümlerine yer verilmiştir.
    Görüldüğü gibi, Anayasa"nın 141 ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç bölümlerinden oluşmalıdır. Başlık bölümünde; hükmü veren mahkemenin, mahkeme başkanı ve üyelerin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekillerinin ve yasal temsilcilerinin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında ya da tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüş ve düşünceler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; dosyada mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra hükme esas alınan ve reddedilen bütün deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilerek sonuç kısmında açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç" ya da "hüküm" bölümünde ise, CMK"nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun"un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK"nın 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun"un 53 ve devamı maddelerine göre mahkûmiyet yerine veya müeyyidenin yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezası veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yollarına müracaat mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi hiçbir tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
    Söz konusu hükümlere göre, hüküm fıkrasının mutlaka yargılama sonunda duruşma tutanağına geçirilmesi ve okunması zorunludur. Uygulamada tefhim edilen bu hüküm fıkrasına "kısa karar" adı verilmektedir. Hükmün gerekçesi bütünüyle tutanağa geçirilmemiş ise hükmün tefhiminden itibaren on beş gün içerisinde gerekçenin dava dosyasına konulması gerekmektedir. Gerekçeli kararda, kısa hükmün aynen bulunması ancak bu kararın gerekçesinin gösterilmesi icap etmektedir. Gerekçeli karar ile kısa kararın değiştirilmesi mümkün olmayıp, gerekçeli kararın kısa karar ile uyumlu olması lazımdır. Başka bir ifadeyle duruşmada tefhim olunan kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunmamalı, gerekçe ile sonuç ve hüküm kısmı infazda karışıklığa neden olabilecek nitelikte olmamalıdır.
    Diğer taraftan, 5271 sayılı CMK"nın "Temyiz istemi ve süresi" başlığını taşıyan 291. maddesi;
    "(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.
    (2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.",
    Şeklinde iken 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun"un 21. maddesiyle birinci fıkrada yer alan "yedi" ibaresi "on beş" şeklinde değiştirilerek temyiz süresi on beş güne çıkarılmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında inceleme konusu değerlendirildiğinde;
    Sanık ... hakkında, ilk derece mahkemesi görevi yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince haksız mal edinme ile bir adet nüfuz ticareti suçundan beraate ve iki adet nüfuz ticareti suçundan ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair sanık müdafisinin yüzüne karşı verilen 02.10.2017 tarihli kısa kararda sanığın beraat ettiği suçlar yönünden yapılan yargılama giderleri çıkartıldıktan sonra kalan giderlerin sanıktan tahsiline karar verildiği, ancak yargılama giderlerinin hiç gösterilmediği, UYAP sistemine 20.10.2017 tarihinde yüklenerek onaylanan gerekçeli kararda da sanığın beraat ettiği suçlar yönünden yapılan yargılama giderleri çıkartıldıktan sonra kalan giderlerin sanıktan tahsiline şeklindeki kayıt ile ancak sanığın beraat ettiği suçlar bakımından her hangi bir ayrım yapılmaksızın, dosya kapsamında yapılan yargılama giderleri toplamı olan 14.297,45 TL"nin sanıktan tahsiline karar verildiği, sanık müdafisi tarafından sanığın haksız mal edinme suçundan beraatine ilişkin hükmün yargılama giderleri yönünden bozulmasına karar verilmesi istemiyle 23.10.2017 tarihinde temyiz edildiği, ancak söz konusu bu temyiz istemine ilişkin bir karar verilmediği, bunun üzerine sanık müdafisinin 17.12.2017 tarihli dilekçesi ile yargılama giderleri yönünden ek karar verilmesini talep ettiği, Yargıtay 15. Ceza Dairesince 29.12.2017 tarihli ve 1-2 sayılı ek karar ile sanık müdafisinin 17.12.2017 tarihli dilekçesinin temyiz istemi olarak değerlendirilip süre yönünden ret kararı verildiği, sanık müdafisinin 14.01.2018 tarihli dilekçesi ile 23.10.2017 tarihli dilekçenin dikkate alınması gerektiğini belirtmesi üzerine Yargıtay 15. Ceza Dairesince 18.01.2018 tarihli ve 1-2 sayılı ek karar ile 29.12.2017 tarihli ek kararın kaldırılmasına ve sanık müdafisinin talebinin reddine karar verildiği göz önüne alındığında; kısa kararda yargılama giderlerinin gösterilmeyip sanığın beraatine karar verilen suçlar bakımından yapılan giderlerin toplam yargılama giderinden çıkartıldığının belirtilmesine karşın gerekçeli kararda tüm yargılama giderlerinin sanıktan tahsiline karar verilmesinin yargılama giderlerinin nelerden ibaret olduğu konusunda duraksamaya yol açtığı, sanığın ne kadar yargılama giderinden sorumlu tutulduğu konusunda yanıltıcı olduğu, kısa karar ile gerekçeli kararın çelişki oluşturduğu ve tefhim edilen kısa karara karşı temyiz yasa yoluna başvurulması hususunda sanık müdafisinin herhangi bir irade ortaya koymamasına yol açtığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay 15. Ceza Dairesince 02.10.2017 tarihinde tefhim edilen hükme yönelik sanık müdafisi tarafından yapılan 23.10.2017 tarihli temyiz başvurusunun süresinde olduğunun kabul edilmesi, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin sanık müdafisinin temyiz isteğinin reddine ilişkin 18.01.2018 tarihli ve 1-2 sayılı ek kararının kaldırılmasına karar verilmesi ve sanık müdafisinin yargılama giderleri bakımından temyiz istemi üzerine temyiz incelemesinin yapılması gerekmektedir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; "Sanık müdafisinin temyiz isteminin süresinde olmadığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    2- Bilirkişilere ödenen ücretlerin inceleme dışı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ile birlikte yargılama giderlerine dahil edilerek sanıktan tahsiline karar verilmesinin mümkün olup olmadığı;
    İncelenen dosya kapsamından;
    a) İnceleme aşamasında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliğinin 11.01.2012 tarihli ve 5 sayılı bilirkişi görevlendirme tutanağı ile; "Cumhuriyet savcısı ..."ın 3628 sayılı Kanun"un ilgili maddeleri gereğince yapmış olduğu mal bildirimi ile dosya kapsamında yer alan mal varlığı bilgileri karşılaştırılarak, gerçeğe aykırı bildirimde bulunulup bulunulmadığının tespiti amacıyla," bilirkişi görevlendirmesi yapıldığı, ancak 16.06.2012 havale tarihli raporu düzenleyen bilirkişilere ücret takdir edildiğine dair dosyada herhangi bir sarf kararı bulunmadığı,
    b) İnceleme aşamasında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliğinin 19.06.2012 tarihli ve 06/19-1 sayılı bilirkişi görevlendirme tutanağı ile; "Yapılmakta olan inceleme/soruşturmaya esas olmak üzere, olayla ilgili olarak hakkında soruşturma yapılan Cumhuriyet Savcısı ..."ın 3628 sayılı Kanun"un ilgili maddeleri gereğince mal bildirimi ve araştırma sonucu elde edilen mal varlığı bilgileri karşılaştırılarak, gerçeğe aykırı bildirimde bulunulup bulunulmadığı ile haksız edinilen mal miktarının tespiti amacıyla," bilirkişi görevlendirmesi yapıldığı ve 07.08.2012 tarihli raporu düzenleyen bilirkişilere toplam 3.000 TL ücret takdir edildiği,
    c) Kovuşturma evresinde Yargıtay 15. Ceza Dairesince 20.02.2015 tarihli oturumda; "Dosya içerisinde mevcut soruşturma sırasında alınan 3628 sayılı yasaya ilişkin bilirkişi raporu içeriği sanık savunmaları gözetilerek sanığın mali durumuna ilişkin tüm kayıt ve belgelerle savunması da irdelenmek üzere 3628 sayılı yasa kapsamında haksız mal edinimi bulunup bulunmadığı hususunda Ankara Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığının bilirkişi listesinden belirlenecek 3 kişilik Sayıştay Uzman Denetçilerinden oluşturulacak yeminli bilirkişi kurulundan ayrıntılı rapor alınmasına," karar verildiği, ancak 06.02.2015 havale tarihli raporu düzenleyen bilirkişilere ücret takdir edildiğine dair dosyada herhangi bir sarf kararı bulunmadığı,
    d) Kovuşturma evresinde Yargıtay 15. Ceza Dairesince 23.10.2015 tarihli oturumda; "Dosyanın İstanbul nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilerek, İstanbul Üniversitesi Bankacılık ve Ticaret Hukuku kürsüsünden bir uzman ile bir yeminli mali müşavir veya hesap uzmanı, bir de sanığın yaşam tarzına, mesleki durumuna ve sosyal seviyesine göre harcamaları ile yasal gelirleri yönünden karşılaştırma yapabilecek aktüerya uzmanından oluşacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdiine, sanığın savunmasında hesaplarında mükerrer hareketliklerin de bilirkişiler tarafından ayırt edilmeden toplam değerlendirmeye alındığını ileri sürdüğü gözetilerek savunmasına göre mali durumuna ilişkin tüm kayıt ve belgelerle değerlendirilerek 3628 sayılı Yasa kapsamında daha önce aldırılan bilirkişi raporları da irdelenerek bu yasa kapsamında haksız mal edinimi bulunup bulunmadığı konusunda rapor aldırılmasına," karar verildiği ve 01.03.2016 havale tarihli raporu düzenleyen bilirkişilere toplam 6.000 TL ücret takdir edildiği,
    e) Kovuşturma evresinde Yargıtay 15. Ceza Dairesince 13.03.2017 tarihli oturumda; "... bir bankacı, bir Sayıştay denetçisi, bir de emekli veya hakimlik savcılık yapıp isteği ile ayrılan bilirkişi listesinde bulunan meslekle ilişiği kalmayan Hakimlik veya Savcılık görevi yapan bilirkişilerden oluşacak 3 kişilik bilirkişi heyetine dosyanın tevdi edilerek dosyada bulunan daha önce alınan bilirkişi raporlarının, celp edilen mal beyanları ve ek beyanlar, yine banka hesap ekstreleri, maaş veya ek gelir olarak bulunan sanığın hesaplarına geçen, yine gelir olarak belirttiği hususlar da değerlendirilerek, 3628 sayılı Kanun gereğince inceleme yaptırılarak kanuna ve genel ahlaka uygun olarak sağladığı ispat edilemeyen mallar veya ilgilisinin sosyal yaşantısı bakımından geliri ile uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar olup olmadığı, suç tarihinde ve öncesinde malların edinildiği tarihler de nazara alınarak maaş, ikramiye, ek ödeme gibi kamu görevlisi olduğu döneme ilişkin gelirler, hisse senetleri, hazine bonosu, döviz, ziynet eşyası, gayrimenkuller (arsa, tarla ve daireler), banka hesapları, otomobil ve kira gelirleri gibi mal varlıklarının edinim tarihleri ve ne şekilde edinildiğinin tespiti, mal varlıklarındaki aktif ve pasiflerin birlikte değerlendirilerek sanığın aile fertleri ile birlikte yaşam tarzına, mesleki durumuna ve sosyal seviyesine göre (yiyecek, giyecek, kira, eğitim, telefon faturaları, kredi kartı gibi) harcamaları ile yasal gelirleri yönünden denetime imkan verecek şekilde karşılaştırma yapılarak sanığın edinimlerinin tamamının veya bir kısmının haksız mal edinme niteliğinde olup olmadığının tespiti, görevi dışında gelir getiren faaliyetleri nedeniyle elde etmesi söz konusu olabilecek kazançlarının da mal varlığı ile orantılı olup olmadığının belirlenmesi ile tespit edilmesi açısından savunmalardaki beyanlar ile ibraz edilen delil ve belgeler de değerlendirilip incelenip, rapor düzenlenmesinin istenilmesine," karar verildiği ve 30.05.2017 havale tarihli raporu düzenleyen bilirkişilere toplam 4.500 TL ücret takdir edildiği,
    Yargıtay 15. Ceza Dairesince verilen 02.10.2017 tarihli ve 1-2 sayılı gerekçeli kararın yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrasının "Aşağıda dökümanı belirtilen sanığın beraat ettiği suçlar yönünden yapılan mahkeme masrafları çıktıktan sonra kalan (14.297,45) TL mahkeme masrafının sanıktan tahsiline," şeklinde olduğu ve gerekçeli kararın ilgili kısmında;
    "MAHKEME MASRAFLARI
    5 Adet bilirkişi sarf kararı ücreti 13.500,00 TL
    35 Adet davetiye gidiş-dönüş ücreti 655,00 TL
    Talimat-posta gidiş-dönüş ücreti 142,45 TL
    TOPLAM 14.297,45 TL" bilgilerine yer verildiği,
    Anlaşılmıştır.
    CMK"nın "Yargılama Giderleri" başlıklı 324. maddesinin birinci fıkrasında; "Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.",
    Dördüncü fıkrasında; "Devlete ait yargılama giderlerine ilişkin kararlar, Harçlar Kanunu hükümlerine göre; kişisel haklara ilişkin kararlar, 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yerine getirilir. Devlete ait yargılama giderlerinin 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106 ncı maddesindeki terkin edilmesi gereken tutarlardan az olması halinde, bu giderin Devlet Hazinesine yüklenmesine karar verilir."
    Aynı Kanun"un "Sanığın Yükümlülüğü" başlıklı 325. maddesinin birinci fıkrasında; "Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir."
    Şeklinde hükümler bulunmaktadır.
    Bu açıklamalar ışığında inceleme konusu değerlendirildiğinde;
    Sanık ..."ın haksız mal edinme ve ayrı ayrı üç defa olmak üzere nüfuz ticareti suçlarından cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda haksız mal edinme ve bir adet nüfuz ticareti suçundan beraat, iki adet nüfuz ticareti suçundan ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, inceleme aşamasında alınan bilirkişi raporları ile kovuşturma evresinde alınan bilirkişi raporlarının, bilirkişi görevlendirilmesine ilişkin müfettişlik talep yazılarında ve Yargıtay 15. Ceza Dairesi ara kararlarında açıkça belirtildiği üzere sanığa atılı haksız mal edinme suçunun sabit olup olmadığının araştırılmasına yönelik oldukları ve bilirkişi raporlarının da bu doğrultuda hazırlandığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının gerekçelerinde bilirkişi raporlarının esas alınmadığı, ancak Yargıtay 15. Ceza Dairesince "Sanığın beraat ettiği suçlar yönünden yapılan mahkeme masrafları çıktıktan sonra kalan 14.297,45 TL mahkeme masrafının sanıktan tahsiline," karar verilmesi suretiyle bilirkişilere ödenen toplam 13.500 TL"nin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına ilişkin yargılama giderlerine dahil edilerek sanıktan tahsiline karar verildiği göz önüne alındığında; Yargıtay 15. Ceza Dairesince diğer yargılama giderleri ile birlikte bilirkişi ücretlerine ilişkin yargılama giderlerinin de sanıktan tahsiline karar verilmesinin sanık hakkında inceleme dışı nüfuz ticareti suçlarından verilen ve açıklanması geri bırakılan hükümler ile ilgili olduğu, bu nedenle yargılama giderlerinin ancak söz konusu açıklanması geri bırakılan hükümlere yönelik itiraz veya hükümlerin açıklanmasına karar verilmesi durumunda temyiz aşamasında incelenmesi gerektiği ve bu nedenle somut olaya özgü olarak yargılama giderlerinin haksız mal edinme suçundan verilen beraat kararı kapsamında temyiz incelenmesine konu edilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Bilirkişi ücretlerine ilişkin yargılama giderlerinin sanık hakkında haksız mal edinme suçundan verilen beraat kararı kapsamında incelenmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
    3- Sanığa atılı haksız mal edinme suçunun sübutu bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı;
    İncelenen dosya kapsamından;
    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Kapatılan CMK"nın 250. Maddesi İle Yetkili) 17.06.2011 tarihli ve 2011/799 B.M. sayılı yazısı ile; suç örgütü faaliyeti çerçevesinde sahtecilik, kişisel verilerin ele geçirilmesi ve rüşvet suçlarından yürütülen 2011/803 sayılı bir başka soruşturma kapsamında elde edilen iletişimin tespiti tutanaklarından bir kısım hâkim ve savcıya ilişkin olanların CMK"nın 138/2. maddesi de dikkate alınarak ve tesadüfen elde edilen delil olma olasılığına binaen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna gönderildiği,
    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesinin 08.12.2011 tarihli ve 8053 sayılı kararı ile; Bakırköy Cumhuriyet savcısı olan sanık ..."ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Kapatılan CMK"nın 250. Maddesi İle Yetkili) 2011/803 sayılı dosyası üzerinden hakkında soruşturma başlatılan silahlı suç örgütü lideri şüpheli ile makamında görüşmek ve telefonla konuşmak suretiyle samimiyet kurduğu, örgüt liderinin hukuki sorunlarını gidermek karşılığında maddi menfaat temin ettiği, bir başka süç örgütü lideri şüphelinin kardeşinin kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanun"a muhalefet suçlarını işlediğinden bahisle Bakırköy 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/741 sayılı dosyasında görülen davada, sanığın lehine hareket edilmesi için 20.000 Euro aldığı iddiaları ve inceleme sırasında ortaya çıkabilecek sair hususlarla ilgili olarak keyfiyetin Kurul Müfettişi tarafından incelenmesine ve delil elde edildiğinde soruşturmaya geçilmesine karar verildiği,
    Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen 19.11.2012 tarihli inceleme ve soruşturma raporu ile; sanık hakkındaki iddiaların haksız kazanç sağlanmasına ilişkin olması nedeniyle yapılan mal varlığı araştırmasında mal varlığı ile mal bildirimlerinin karşılaştırıldığı ve mal varlığında ciddi bir artışın görülmesi üzerine konusunda uzman emekli Sayıştay denetçisi ve emekli banka müdüründen oluşan bilirkişi heyetine mal varlığı bilgilerinin tevdi edildiği, alınan bilirkişi raporuna göre sanığın mal varlığında toplam 569.722,50 TL, 9.676,00 Euro ve 64.104,48 Dolar sebepsiz artış bulunduğu ve bu şekilde haksız mal edinmesi eyleminin kovuşturmayı gerektirdiği sonuç ve kanaatine ulaşıldığı,
    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesinin 28.02.2013 tarihli ve 1204 sayılı kararı ile; sanık hakkında yürütülen inceleme nedeniyle yapılan mal varlığı araştırması sonucu belirlenen mal varlığında 569.722,50 TL, 9.676,00 Euro ve 64.104,48 Doların yasal geliri ile mütenasip bulunmadığı ve gereğinin takdir ve ifası için dosyanın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesine tevdiine karar verildiği,
    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesinin 19.09.2013 tarihli ve 2013/764 sayılı kararı ile; sanık hakkında haksız mal edinme suçundan kovuşturma yapılmasının gerekli görüldüğü,
    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 16.01.2014 tarihli iddianamesi ile; sanığın 569.722,50 TL, 9.676,00 Euro ve 64.104,48 Dolar haksız mal edindiğinin tespit edilmesi nedeniyle 3628 sayılı Kanun"un 4. maddesi yollamasıyla aynı Kanun"un 13 ve 14, TCK"nın 53 ve 2802 sayılı Kanun"un 90/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle son soruşturmanın Yargıtay İlgili Ceza Dairesinde açılıp yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunulduğu,
    İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.04.2014 tarihli ve 209-172 sayılı kararı ile; HSYK Teftiş Kurulu Başmüfettişliğinin 19.11.2012 tarihli soruşturma raporu ve ekindeki belgelerden sanığın 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu"nun 4. maddesinde tarif edilen haksız mal edinme suçunu işlediği anlaşıldığından sanığın 3628 sayılı Kanun"un 4. maddesi yollamasıyla aynı Kanun"un 13 ve 14, TCK"nın 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması için son soruşturmanın Yargıtay 4. Ceza Dairesinde açılmasına karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 28.08.2012 tarihli kadro cetvelinde; sanığın mesleğe giriş tarihinin 21.10.1991, birinci sınıfa ayrılma tarihinin 31.12.2000 olduğu,
    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı maaş bürosunca düzenlenen 24.05.2012 tarihli maaş bordrosu cetvelinde; sanığın Ağustos 2003-Mayıs 2012 yılları arasında aylık ve yıllık olarak aldığı maaş miktarlarının gösterildiği, bu dönemde sanığa maaş olarak toplam 413.093,58 TL ödeme yapıldığı,
    HSYK Başmüfettişliğinin 22.05.2012 tarihli ve 05/22-1 sayılı yazısında; 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu"nun 19. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, sanıktan kamuda çalışmaya başladıktan itibaren kendisinin, eşinin ve çocuklarının birlikte gelir ve giderleri, edindikleri ve elden çıkardıkları bütün malları bildirmesinin istenildiği,
    Sanık tarafından HSYK Başmüfettişliğine sunulan 28.05.2012 tarihli mal bildiriminde; kamu görevine kendisinin 1988 yılında hâkim adayı, eşi ..."ın ise 1990 yılında öğretmen adayı olarak başladıkları, 2003-2012 yıllarını kapsayan aylık maaş bilgilerini gösteren cetvelde kendisine ödenmiş olan keşif ve otopsi ücretlerinin, eşinin maaş bordrolarında da ders ücretleri, yetiştirme kursu ücretleri ve hafta sonu okulda yapılan sınav ücretlerinin dahil olmadığı; taşınmaz olarak eşine ait Aydın ili, Kuşadası ilçesi, Türkmen mahallesi, 308 ada, 12 parselde bulunan 22.09.2004 tarihinde aldıkları 90.000 TL değerindeki daire ile kendisine ait İstanbul ili, Bakırköy ilçesi, Osmaniye mahallesi, 267 ada, 61 parselde bulunan dairenin 55.00 TL değerindeki ½ oranında pay; taşıt olarak kendisine ait 34 FB 2282 plakalı Ssangyong Korando marka, 2012 model, 64.000 TL değerinde araç; banka hesabı ve menkul değer olarak kendisine ait Halkbankası Bahçelievler Şubesi nezdinde 03671877 müşteri numaralı 30.300 TL"lik vadeli hesap ve eşine ait Finansbank Bakırköy Çarşı Şubesi nezdinde 0015966116 müşteri numaralı 21.000 TL"lik vadeli hesap olduğu, Kuşadası ilçesinde bulunan taşınmazı kendisinin ve eşinin 2004 yılına kadar yapmış oldukları tasarruf ve maaş birikimleri sonucu satın aldıkları, paylı taşınmaz ve aracı ise, daha önceki mal beyanında bildirmiş olduğu 34 EUN 14 plakalı 2009 model Toyota marka aracını 30.000 TL"ye satıp Halkbankası Bahçelievler Şubesinde bulunan vadeli hesabından 70.000 TL ve Vakıfbankası Adliye Şubesinde bulunan vadesiz hesabından 20.000 TL ekleyerek satın aldığı, satmış olduğu araçların 34 EUN 14 plakalı 2009 model Toyota Corolla, 34 VIZ 32 plakalı 2005 model Renault Megane, 76 AF 550 plakalı 1999 model Toyota Corolla, 35 CVT 03 plakalı 1998 model Citröen Saxo ve 32 DK 012 plakalı 1993 model Doğan Slx marka araçlar olduğu, kızı Bensu Ünal"ın üzerinde kayıtlı taşınır-taşınmaz mal bulunmadığı, eğitimi için yıllık 20.000 TL civarında özel okul gideri bulunduğu hususlarına yer verdiği,
    Bahçelievler Erkan Avcı Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Müdürlüğünün 24.05.2012 tarihli ve 825 sayılı yazısında; sanığın eşinin 2007-2012 yıllarına ait maaş bordrolarının sunulduğu,
    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliğinin 21.02.2017 tarihli ve 6496 sayılı yazısında; sanığın gizli sicil dosyasında mevcut olan 29.05.1990, 28.09.1993, 16.01.1995, 22.02.2000, 03.02.2005, 28.11.2008, 04.12.2009, 25.01.2010, 25.03.2012, 20.01.2015 ve 24.02.2016 tarihli mal bildirimlerinin onaylı suretlerinin gönderildiği,
    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliğinin 12.04.2012 tarihli ve 2012/5 sayılı yazısında; 01.01.2007 tarihi ve sonrası itibarıyla sanığın ve kanuni yakınlarının adına açılan (daha önce kapatılan hesaplar dâhil) vadeli-vadesiz Türk Lirası ve döviz mevduat hesaplarının, Türk Lirası ya da döviz cinsinden gelen ve gönderilen havalelerin, kullanılan herhangi bir kiralık kasa bulunup bulunmadığının, kullandıkları kredi var ise miktar ve vadesi ile ödeme şeklinin, kullandıkları kredi kartları var ise ekstrelerinin, çek tahsilatı yapılıp yapılmadığının, hisse senedi alıp almadığının tespiti ve varsa bunlara ilişkin hesap bakiyeleri ile hesap ekstrelerinin çıkartılıp gönderilmesinin istenildiği,
    İşbankasının 11.05.2012 tarihli ve 73910 sayılı yazısında; banka şubeleri nezdindeki hesapların 01.01.2007-07.05.2012 tarihleri arasındaki ekstreleri ile 01.01.2007-18.04.2012 tarihleri arasındaki yurtiçi gelen/giden TL ve döviz havale ile gelen/giden EFT bilgileri ve hesap bilgilerini gösterir listelerde yer alan şahıslardan kimlik bilgileri tespit edilemeyenlerin, sanığa ait olup olmadıkları hususunun banka kayıtlarının yetersizliği nedeniyle kesin olarak tespit edilemediği, ayrıca sanık ile aynı isimlerdeki şahıslar adına yurtiçi gelen/giden TL ve döviz havale ile gelen/giden EFT bilgilerinin sanığa ait olup olmadıkları hususunun kesin olarak belirlenemediği,
    Akbank T.A.Ş"nin 07.05.2012 tarihli ve 408 sayılı yazısında; sanığa ve eşine ait 01.01.2007 tarihinden itibaren mevduat hesap hareketleri, hesaba gelen havale bilgileri ve kredi kartı hesap özetlerinin gönderildiği ve hesaplarla ilişkilendirmeksizin kasadan gerçekleştirilen isimden giden ve isme gelen havale bilgilerinin benzer isimleri de içerebildiği,
    Bilgilerine yer verilmiştir.
    İnceleme aşamasında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliğinin görevlendirmesi üzerine emekli Sayıştay uzman denetçisi ile emekli banka müdürü tarafından düzenlenen 07.08.2012 tarihli bilirkişi raporunda; sanığın 28.05.2012 tarihinde HSYK Başmüfettişine verdiği mal bildirimi, bankalarda bulunan hesapları, yurt içi gelen giden Türk Lirası ve döviz havale bilgileri, EFT işlemleri, kredi kartları harcamaları ile kendisinin ve eşi ..."ın 2007-2012 yılları arasında aldığı maaş tutarları üzerinde yapılan inceleme sonucunda, sanığın 2007-2012 yılları maaş olarak banka mevduatının 532.031,12 TL, eşinin Ocak 2007-Mayıs 2012 yılları arasındaki maaşlarının 87.750,86 TL olmak üzere toplam 619.781,98 TL gelir olduğu, harcama, havale ve mevduat toplamı olan 894.544,77 TL"den gelir toplamının çıkarılması neticesinde sanığın geliri dışında banka mevduatı, yaptığı havale ve harcama tutarının 238.606,43 TL, eşinin maaşı dışındaki harcamasının 331.116,07 TL olduğu, sanığın ve eşinin geliri dışında beyan etmediği 569.722,50 TL, 9.676,93 Dolar ve 64.104,48 Euro olmak üzere sanığın sebepsiz mal varlığı artışının bulunduğu,
    Kovuşturma evresinde emekli Sayıştay uzman denetçilerinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 16.02.2015 tarihli rapora göre; sanık hakkında soruşturma safhasında yapılan araştırmalar ve neticelerini gösterir belgelerin incelenmesinde, ..."ın sanığın eşi, Taner Bolat Ünal"ın sanığın babası, Nuran Ünal"ın sanığın annesi ve Yasemin Ünal Aslan"ın sanığın kardeşi olduğu, para, banka, döviz, havale ve kredi kartı işlemlerini ailece yürüttükleri, limitleri belli Akbank, Finansbank, Vakıfbank, Garanti Bankası, Ziraat Bankası, İşbankası gibi bankaların kredi kartlarını kullandıkları, 2003-2012 yılları arasında bilhassa çoğunluğu sanığa ait olmak üzere eşi, babası, annesi ve kardeşinin havale ve para transferlerinin yapıldığı, gelen giden havalelerde çoğunlukla sanığın ismi olduğu gibi değişik isimlerin de bulunduğu, sanık ve eşi tarafından 125 (Gelen-Giden) Adet 231.492,12 TL, 7.629 Euro, 3.645 Dolar tutarında muhtelif havale ve EFT işleminin gerçekleştirildiği, ancak işlem limitlerinin düşük olması nedeniyle kimlik tespitinin yapılamadığının Finansbank tarafından ifade edildiği, aynı tarihler arası İşbankası aracılığı ile 1248 (Gelen-Giden) havale işlemi neticesinde 2.514.162,02 TL transferin gerçekleştiği, bunun 1.024 adedinin sanık ve eşi adına, 224 adedinin ise muhtelif olarak gerçekleştiği, İşbankası aracılığı ile (10) adet işlemde 672.477,52 Dolar tutarında (34) adet işlemde de 67.012,56 dolar tutarında (Gelen-Giden) havale transferinin gerçekleştiği, 2007-2012 yılları arasında oldukça yüksek havale ve para transferlerinin yapıldığı, bu havalelerin bir bölümünün aile fertleri arasında, diğer kısımlarının ise kimlikleri bankaca tespit edilemeyen şahıslar arasında olduğu, dosya kapsamındaki banka işlemleri ve rakamlara bakıldığında bir iş yerine ait işlemlerin gerçekleştiği izlenimi verdiği ve sanığın mal bildirimine göre yoğun bir para trafiğinin olduğunun görüldüğü, Ziraat Bankası, Akbank, Finansbank, İşbankası, Garanti Bankasına ait havale ve EFT işlemlerinin incelenmesi neticesinde 569.719,50 TL, 9.676,93 Dolar ve 64.104,48 Euro beyan edilmeyen tutarların çıktığı, dolayısıyla gerçeğe aykırı beyanların olduğu kanaatine varıldığı,
    Kovuşturma evresinde dosyanın gönderildiği İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi, emekli banka müdürü ve serbest muhasebeci mali müşavir tarafından düzenlenen 01.03.2016 havale tarihli bilirkişi raporunda; dosyada mevcut 07.08.2012 tarihli bilirkişi raporuna ilişkin olarak "...Yöntem olarak gelen giden havale ve EFT"ler ve bir kısım giderler esas alınarak sonuca gidilmeye çalışılmıştır. Bankalar verdikleri bilgilerin bir kısmında isim benzerliklerinden ve işlemlerin belli bir limitin altında kalmış olmasıyla da kimlik tespitinde bulunulmamış olmasından söz ederek, irdelenen işlemlerin tamamının dava ile ilgili olamayacaklarını ifade etmişlerdir. Bu nedenle incelemelerimizde dava konusu olan kişilerle ilgisi kesin olarak tespit edilmemiş işlemler değerlendirmeye alınmamıştır. Ayrıca, raporda hesaplar ayrı ayrı ve sistematik bir biçimde izlenerek incelenmediği için kapanıp açılan, kapatılıp bir başka bankaya hesap açılması için aktarılan tüm hesaplar mükerrer olacak şekilde toplam rakamlar içine dahil edilmiştir. Ayrıca, yine hesaplar ayrı ayrı izlenmediğinden özellikle vadeli mevduat hesaplarındaki faiz tahakkukları da, yanıltıcı bir biçimde (toplam içinde) kaynağı belirsiz artış olarak değerlendirilmek durumunda kalınmıştır.", 16.02.2015 tarihli bilirkişi raporuna ilişkin olarak ise "Değinilen rapordaki tüm doneler, bir önceki bilirkişi raporundaki tespitlere dayandırılmıştır. Aynı değerlendirme bu rapor için de geçerlidir." şeklinde değerlendirmelere yer verildikten sonra sanığın ve eşinin yıllık gelirleri, sanığın mal bildiriminde gösterdiği değerler, İşbankası, Ziraat Bankası, Finansbank, Akbank, Vakıflar Bankası ve Halkbankası nezdindeki mevduat hesapları, kredi kartları harcamaları ve ödemelerinin incelenip sanığın yaşam tarzına, mesleki durumuna ve sosyal seviyesine göre harcamaları ile yasal gelirleri yönünden karşılaştırma yapılması neticesinde, "...Sanık ... ve eşi ..."ın sadece maaş hesapları dikkate alındığında 2007-2012 döneminde gelir artanının 34.437 TL olduğu, bu tutarın 1 yıllık TCMB tarafından yayınlanan bankalarca açılan 1 yıl vadeli mevduata verilen ağırlıklı ortalama faiz oranları ile değerlendirildiği düşünüldüğünde 85.945 TL"ye ulaştığı görülmektedir. Ailenin (hesaplamaya alınan) otomobil ve (iktisap tarihleri bilinemediğinden hesaplamaya alınamayan) taşınmazları dışında Mayıs 2012 itibarıyla 35,945 TL"ye sahip olması gerekmektedir. Oysa ailenin Mayıs 2012 tarihi itibarıyla taşınmaz ve otomobil dışındaki menkul varlığı 110.000 TL"dir. Bu analiz sonunda da ailenin varlıklarında yaklaşık 24.000 TL"lik açıklanamayan bir fazlalık görülmektedir. Ancak değinilen bu fazlalığa karşın; sanık ve eşinin maaş gelirleri dışında keşif ücretleri, ek ders ve özel ders ücretlerinin de var olduğu gerçeği karşısında, sanığın 2007-2012 yılları arasında haksız mal edindiği hususunda yeterli ve kesin bir kanıya varılamamıştır." sonucuna ulaşıldığı,
    Kovuşturma evresinde emekli banka müfettişi, emekli Sayıştay uzman denetçisi ile emekli hakim tarafından düzenlenen 30.05.2017 havale tarihli bilirkişi raporunda; "...Dosyada mevcut bilirkişi raporlarında 659.312,00 Dolar ve 34.000 TL"nin tamamı ile hesaplara 1248 işlemde gelen/giden ve toplamı 2.514.162,02 TL"yi bulan havalelerin sanık ve kanuni yakınları ile ilişkilendirildiği görülmüştür." şeklinde tespite yer verildikten sonra sanığın Cumhuriyet savcılığı görevinde bulunduğu ve aylık düzenli gelirinin mevcut olduğu, Ağustos 2003-Mayıs 2012 tarihi aralığında, elde ettiği aylık gelirler toplamının 413.090,32 TL olarak belirlendiği, sanığın eşinin, öğretmen olarak görev yaptığı ve düzenli gelirinin bulunduğu, Ocak 2007-Aralık 2012 tarihi aralığında, elde ettiği gelirler toplamının 102.011,52 TL olarak gerçekleştiği, sonuç olarak sanığın elde ettiği gelirler toplamının 515.101,84 TL olduğu, sanığın ve kanuni yakınlarının üzerinde bulunan iki taşınmazın satış fiyatının 145.000 TL, sanığa ait 2012 model aracın piyasa değerinin de 64.000 TL olduğu, sanığın ve kanuni yakınlarının bankalar nezdinde bulunan vadeli/vadesiz mevduat hesapları üzerinde yapılan inceleme tarihi itibarıyla sanığın ve kanuni yakınlarının bankalardaki serbest mevduatının 48.619,09 TL olarak hesaplandığı, bu mevduatın öncesinde, sanık adına Halkbankası nezdinde bulunan mevduatın en çok 102.591,25 TL"ye ulaştığı, bu rakama ulaşan mevduatın tamamen sanığın yatırdığı paralardan oluştuğu, hesaba haricen yatan herhangi bir paranın bulunmadığı, sanığın eşi adına açılan vadeli mevduat hesabının da yaklaşık 21.000 TL"lik tutardan oluştuğu, hesabın otomatik vadelerle yenilenerek sürdüğü, inceleme tarihi itibarıyla bu hesapta 20.891,72 TL tutarında kullanılabilir bakiyenin bulunduğu, İşbankasında sanık adına açıldığı belirtilen 659.312 Dolar ile 34.000 TL tutarındaki mevduat hesaplarının, başka kişiler adına kayıtlı olduğunun açık biçimde tespit edildiği, bu tutarların sanık ve kanuni yakınlarıyla ilişkilendirilmemesi gerektiği, ayrıca sanığın ve kanuni yakınların İşbankası hesapları üzerinden havale/EFT şeklinde paralar yatırılmak suretiyle haksız kazanç sağlandığına ilişkin herhangi bir kaydın sanığın ve kanuni yakınlarının hesapları üzerinde bulunmadığı, bu yüzden gerçeği yansıtmadığı, bu kapsamda sanığın haksız mal edindiğine ilişkin olarak, dosya kapsamında şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı sonuç ve kanaatine ulaşıldığı,
    Bilgilerine yer verilmiştir.
    Sanık ...; düzenli olarak mal beyanında bulunduğunu, inceleme aşamasında özellikle İşbankasından gelen cevapta ... isminde çok sayıda kişi olduğunun, bu nedenle kendisiyle ilgili tespit yapmanın mümkün olamayacağının bildirildiğini, ancak bilirkişilerin bütün hesap hareketlerini kendisine ait gibi değerlendirdiklerini, inceleme aşamasında düzenlenen bilirkişi raporunda belirlenen mal varlığındaki 569.772,50 TL, 9.676,00 Euro ve 64.104,48 Dolar gelirin şayet sehven yapılmış bir yazım hatası mevcut değilse, birikim olarak düşünüldüğünde fahiş bir rakama işaret ettiğini, böyle bir parasının hiç olmadığını, eşi ile 20 yılı aşkın kamu görevi nedeniyle 850.000 TL"ye yakın gelirlerinin olduğunu, suç tarihi itibarıyla kendisinin Halkbankası"nda 100.000 TL, eşinin ise Finansbank"ta 21.000 TL paralarının olduğunu savunmuştur.

    "Haksız mal edinme" ifadesinin tanımı 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu"nun 4. maddesinde; "Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır." şeklinde yapılmış ve haksız mal edinme suçu da aynı Kanun"un "Haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme" başlıklı 13. maddesinde; "Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar adli para cezası verilir." biçiminde düzenlenmiş olup kaynağı fail tarafından gösterilemeyen ve geliri ile uygun olmayan harcamalar haksız mal edinme olarak kabul edilmiştir.
    3628 sayılı Kanun"un "Amaç" başlıklı 1. maddesinde yer alan "Bu Kanunun amacı, rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele cümlesinden olarak; bu Kanunda sayılanların mal bildiriminde bulunmalarını, bildirimlerin yenilenmesini, mal edilmelerin denetimiyle, haksız mal edinme veya gerçeğe aykırı bildirimde bulunma halinde uygulanacak hükümleri, bu Kanunda belirlenen suçlarla bazı suçlardan dolayı kamu görevlileri ve suç ortakları hakkında takip ve muhakeme usulünü düzenlemektir." şeklindeki düzenleme uyarınca Kanun"un amacı, rüşvet ve yolsuzluğun önüne geçmektir. 3628 sayılı Kanun"da sayılan görevli kişilerin; aynı Kanun"un 17. maddesine göre irtikâp, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma gibi suçlarından dolayı re"sen soruşturma işlemlerinin başlatılacağı hüküm altına alınmış olup ancak bu suçlardan dolayı, kişinin yaptığı yolsuzluk fiilinin tam olarak ortaya çıkarılamamış veya kanıtlanamamış olması ihtimalinin oluştuğu durumlar için kanun koyucu, eylemin daha ağır bir cezayı gerektirmemesi şartıyla haksız mal edinilmesini, ayrıca bu haksız edinilen malın kaçırılıp gizlenmesini de suç olarak düzenlemektedir.
    Anılan Kanun"un 4. maddesinin lafzından, kişinin sahip olduğu bir mal varlığından ziyade bu mal varlığını elde ediş biçiminin kanuna veya genel ahlaka aykırı bir yoldan olup olmadığının ispatının arandığı, ispat yükünün ise sanığa bırakıldığı, sanığın, mal varlığını kanuna veya genel ahlaka uygun olarak edindiğini veya yaptığı harcamaların sosyal yaşantısına uygun olduğunu ispat etmesi gerektiği anlaşılmakta ise de ispat yükünün sanığa bırakılmasının ceza hukukunun genel ilkelerine aykırı olduğu, ceza muhakemesi hukuku açısından muhakemeye katılan hiçbir tarafa ispat külfeti yüklenmediği, ceza muhakemesinin amacının maddi gerçeğe ulaşmak olduğu ve bu amaç doğrultusunda mahkemenin re"sen yapacağı araştırmanın neticesinde toplanacak deliller değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerektiği, aksi durumun kabulü hâlinde "Şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo)" ilkesi ile Anayasa"da güvence altına alınan "Susma hakkı" ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6. maddesinin 2. fıkrasında; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır." ve Anayasa"nın 38. maddesinin 4. fıkrasında; "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." şeklinde tanımlanan "Lekelenmeme hakkı (masumiyet karinesi)" ilkesine aykırı uygulamalara neden olunabileceği, 3628 sayılı Kanun"un 4. maddesinde sanığa yüklenen ispat külfetinin sanığın gelirleri ve giderlerinin hangi kalemlerden oluştuğu hususunda adli makamlara bildirimde bulunmasından ibaret olduğu, sanığın haksız mal edinmediğinin, itham edildiği suçu işlemediğinin ispatı noktasında sanığa bir külfetin yüklenemeyeceği, sanığın gelirlerini oluşturan kalemleri bildirmesinden sonra maddi gerçeğin ortaya çıkartılması adına sanık tarafından bildirilen gelirlerin ve giderlerin doğruluğunun denetimi ile malların kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlanıp sağlanmadığı veya ilgilinin yaptığı harcamalardaki artışların sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olup olmadığı hususlarının denetiminin mahkeme tarafından yapılacağı, sanığa yüklenen ispat külfetinin, mahkemenin gerekli araştırmayı resen yapma görevini ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir.
    Yapılan açıklamalar doğrultusunda haksız mal edinme suçunun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin belirlenmesi açısından; ilk derece mahkemesince, bir bankacı, bir yeminli mali müşavir veya hesap uzmanı, ayrıca sanığın aile fertleriyle birlikte yaşam tarzına, mesleki durumuna ve sosyal seviyesine göre (yiyecek, giyecek, kira, eğitim, telefon faturaları, kredi kartı gibi) temel harcamalarıyla yasal gelirlerinin denkliği ve tasarruf edebileceği miktar yönünden karşılaştırma yapabilecek sanıkla aynı veya benzer mesleki ve gelir durumuna sahip bir uzmandan oluşacak bilirkişi heyetinden, sanığın, eşinin, birlikte yaşadığı ailesinin, soruşturmaya ve kamu davasına konu edilen mal bildirimlerinin yapıldığı 2007-2012 tarihleri arasında, haksız mal edinip edinmediklerinin, dolayısıyla sanığın kanuna ve ahlaka uygun olarak sağlandığı ispatlanamayan malları (taşınır, taşınmaz mallar ile hak ve alacakları) ile tüm geliriyle (maaş, ikramiye, akrabaları tarafından yapılan bağışlar, faiz, mesai ücretleri, kira ve diğer kazançları ile değer artışları vs. dahil) orantılı olmayan harcamaları (kredi kartı, aşırı fazla ve lüks tüketimleri) olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
    Bu nedenle yüklenen suçun açıklanan özellikleri de dikkate alınarak;
    1- Sanığın hangi mal varlığını hangi tarihte edindiği,
    2- Edindiği tarihlere göre bunların yasal kaynağının bulunup bulunmadığı ve geliriyle uyumlu olup olmadığı,
    3- Görevi icabı aylık maaşının bulunduğu da gözetilerek mutad tasarruf ölçüleri de nazara alındığında, hangilerinin haksız mal edinme, hangilerinin yasal mal edinme olduğu,
    4- Faizinin hangi miktara baliğ olacağı,
    5- Haksız edinildiği belirlenen mal varlığının sanık hakkında daha ağır bir suçtan açılmış kamu davasına konu edilip edilmediği hususlarının hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ve denetlenebilecek açıklıkla belirlenmesi gerekmektedir.
    Bu açıklamalar ışığında inceleme konusu değerlendirildiğinde;
    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen başka bir soruşturmada yapılan iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınması sırasında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığında görevli 31581 sicil numaralı Cumhuriyet savcısı olan sanık ..."ın bir kısım şüpheliler ile iletişime geçerek maddi menfaat temin ettiği yönünde delil elde edilmesi üzerine 2802 sayılı Kanun"un 82. maddesi uyarınca başlatılan soruşturma sonucunda İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesince düzenlenen 30.04.2014 tarihli ve 209-172 sayılı son soruşturmanın açılması kararında sanığın mal varlığında belirlenen 569.722,50 TL, 9.676,93 Dolar ve 64.104,48 Euro"nun geliri dışında beyan etmediği, mal varlığında sebepsiz artış olduğu ve bu şekilde haksız mal edindiği iddia edilen olayda;
    Sanığın savunmasında atılı suçlamayı kabul etmediği, talep üzerine mal varlığına ilişkin bildirimde bulunduğu, 2007-2012 tarihleri arasında sanığın almış olduğu maaş tutarlarını gösterir belge, çalıştığı kuruma vermiş olduğu mal bildirim formları ile banka hesaplarına ilişkin bilgilerin dosyaya getirtildiği, inceleme aşamasında emekli Sayıştay uzman denetçisi ile emekli banka müdürü bilirkişiler tarafından düzenlenen 07.08.2012 tarihli bilirkişi raporunda sanığın 569.722,50 TL, 9.676,93 Dolar ve 64.104,48 Euro"yu, kovuşturma aşamasında emekli Sayıştay uzman denetçileri tarafından düzenlenen 16.02.2015 tarihli bilirkişi raporunda 569.719,50 TL, 9.676,93 Dolar ve 64.104,48 Euro"yu sanığın mal bildirimlerinde göstermediği sonucuna varılmış ise de, İşbankası ve Akbank"ın sanık ile aynı isimlerdeki şahıslar adına olan hesap hareketlerinin sanığa ait olup olmadıkları hususunun kesin olarak belirlenemediğine ilişkin yazılarının söz konusu bu raporlarda değerlendirilmediği, ayrıca bilirkişi heyetlerinde sanıkla aynı veya benzer mesleki ve gelir durumuna sahip bir uzmanın da bulunmadığı, kovuşturma aşamasında, emekli banka müdürü, İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi ve serbest muhasebeci mali müşavirden oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 01.03.2016 havale tarihli raporda, önceki bilirkişi raporları ile bankalardan gelen yazı içeriklerinin değerlendirildiği ve sanığın mal varlığında yaklaşık 24.000 TL"lik açıklanamayan bir fazlalık olmasına rağmen sanık ve eşinin maaş gelirleri dışında keşif ücretleri, ek ders ve özel ders ücretlerinin de var olduğu gerçeği karşısında, sanığın 2007-2012 yılları arasında haksız mal edindiği hususunda yeterli ve kesin bir kanıya varılamadığı sonucuna ulaşıldığı, bu defa dosyanın emekli banka müfettişi, emekli Sayıştay uzman denetçisi ile emekli hâkimden oluşan ve yukarıda açıklanan niteliklere sahip bilirkişi heyetine tevdi edildiği ve bu heyet tarafından düzenlenip hükme esas alınan 30.05.2017 havale tarihli raporda; dosyada mevcut bilirkişi raporlarında 659.312 Dolar ve 34.000 TL"nin tamamı ile hesaplara 1248 işlemde gelen/giden ve toplamı 2.514.162,02 TL"yi bulan havalelerin sanık ve kanuni yakınları ile ilişkilendirildiği, ancak İşbankasında sanık adına açıldığı belirtilen 659.312 Dolar ile 34.000 TL tutarındaki mevduat hesaplarının başka kişiler adına kayıtlı olduğunun açık biçimde tespit edildiği, İşbankası hesapları üzerinden yapılan tüm havale/EFT işlemlerine ilişkin herhangi bir kaydın sanığın ve kanuni yakınlarının hesapları üzerinde bulunmadığından gerçeği yansıtmadığı, bu kapsamda sanığın haksız mal edindiğine dair şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı sonuç ve kanaatine ulaşıldığı, dosyada mevcut bilirkişi raporlarında önceki raporların da değerlendirilerek çelişkilerin giderildiği, esasen diğer raporlarda belirtilen fazla miktarların mal bildirimlerinde gösterilmediği sonucuna ulaşıldığı ve bütün raporlarda sanığın banka hesaplarına kaynağı belirli olmayan bir paranın yatırıldığına dair herhangi bir tespitin de bulunmadığı hususları birlikte gözetildiğinde, sanığın haksız mal edinme suçunu işlediğinin sabit olmadığı, yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmadığı ve eksik araştırmaya dayalı hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.
    CMK"nın 302. maddesinin birinci fıkrasının "Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtayca hukuka uygun bulunması hâlinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir" şeklinde düzenlenmesi ve inceleme konusu olayda Bölge Adliye Mahkemesi denetiminden geçen bir hüküm bulunmaması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Özel Dairelerce de istikrarlı şekilde benimsenen hükmün "onanması" şeklindeki uygulama da birlikte değerlendirildiğinde; "onanması" ibaresinin kullanılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
    Bu itibarla, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sanık ... hakkında haksız mal edinme suçundan verilen beraat hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; "Sanığa atılı haksız mal edinme suçunun sübutu bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 02.10.2017 tarihli ve 1-2 sayılı sanığa atılı haksız mal edinme suçundan verilen beraat hükmü bakımından;
    a) Sanık müdafisinin TEMYİZ İSTEMİNİN SÜRESİNDE OLDUĞUNA,
    b) Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 18.01.2018 tarihli ve 1-2 sayılı sanık müdafisinin temyiz isteğinin reddine ilişkin ek kararının KALDIRILMASINA,
    2- Yargılama giderlerinin haksız mal edinme suçundan verilen beraat kararı kapsamında incelenmesinin MÜMKÜN OLMADIĞINA,
    3- Sanığa atılı haksız mal edinme suçunun sübutu bakımından EKSİK ARAŞTIRMAYLA HÜKÜM KURULMADIĞINA,
    4- Usul ve kanuna uygun olan Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 02.10.2017 tarihli ve 1-2 sayılı haksız mal edinme suçundan verilen beraat hükmünün ONANMASINA,
    5- Dosyanın, Yargıtay 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi