Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/45
Karar No: 2020/252

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/45 Esas 2020/252 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/45 E.  ,  2020/252 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 19. Ceza Dairesi
    Mahkemesi : İZMİR 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza
    Sayısı : 213-268


    Marka hakkına tecavüz suçundan açılan kamu davalarında yapılan yargılamalar sonucunda sanıklar ..., ... ve ..."nun 5833 sayılı Kanun ile değişik, 556 sayılı KHK’nın 61/A-1, TCK’nın 43/2-1, 62, 52/2, 52/4, 53/1 ve 54. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis ve 15.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin İzmir 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesince verilen 13.02.2013 tarihli ve 172-49 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 11.04.2016 tarih ve 11843-14929 sayı ile;
    "1- TCK"nın 61. maddesinde cezanın belirlenmesinde izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Temel ceza belirlenirken söz konusu maddenin 1. fıkrasında yedi bent hâlinde sayılan suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile failin güttüğü amaç ve saik göz önünde bulundurulacak, aynı Kanun’un 3/1. maddesindeki "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." şeklindeki düzenleme de gözetilerek ilgili kanun maddesinde yer alan cezanın alt ve üst sınırları arasında bir ceza takdir edilecektir.
    Hapis veya adli para cezasını seçenek yaptırım olarak öngören hâllerde de suçlunun kişiliği dikkate alınacak ve bu bakımdan da failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri ve ekonomik durumu göz önünde bulundurularak cezalardan hangisinin tercih edildiği belirtilecektir.
    Takdir hakkının nasıl kullanıldığı da dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip denetime olanak verecek şekilde ve somut gerekçelerle açıklanıp gösterilecektir.
    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin süreklilik arz eden kararlarında vurgulandığı gibi kanun koyucu tarafından öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da "ölçülülük ilkesi" gereğince makul bir dengenin bulunması gözetilecektir.
    Anayasa"nın 138. maddesinin 1. fıkrasındaki "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasaya, Kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." şeklindeki düzenleme karşısında da takdir hakkı kullanılarak belirlenecek ceza vicdana, hak ve adalet anlayışına uygun olacaktır.
    Yukarıdaki ilkelerin ne şekilde gözetildiği karar gerekçesinde açıklanıp tartışılmadan kanundaki ifadelerin tekrarından ibaret gerekçelerle yetinilerek sanıklar hakkında alt sınırın üzerinde cezaya hükmedilmesi,
    2- Kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK"nın 53. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına hükmedilmiş ise de 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı ile anılan maddenin bazı hükümlerinin iptal edilmiş olması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,
    3- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 3. maddesinde yer alan "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." ve aynı Kanun"un 54/3. maddesinde yer alan "Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığından, müsaderesine hükmedilmeyebilir." şeklindeki düzenlemeler gözetildiğinde, suçta kullanılan araçların hakkaniyete aykırı olacak şekilde müsaderesine karar verilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 26.09.2016 tarih ve 213-268 sayı ile;
    "...Suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri, sanıkların kolay kazanç elde etmeye yönelik amaç ve saikleri dikkate alınmış cezalar asgari hadden uzaklaşılarak verilmiştir. Her üç dava, suça konu ürün sayısı, suçun işleniş biçimi gözetilerek yazılan bu gerekçe asgari hadden uzaklaşılarak hüküm verilmesi için yeterlidir. Bu nedenle bozma kararının orantısız ceza ve yetersiz gerekçeye ilişkin kısmına direnilmiştir.
    Suç işlemeye tahsis edilmiş araçların zor alımında hukuka aykırılık yoktur. Bu yüzden bozma kararının zor alıma ilişkin kısmına direnilmiştir." düşüncesiyle bozma kararının 1. ve 3. fıkralarına direnerek, sanıkların önceki hükümler gibi mahkûmiyetlerine karar vermiştir.
    Bu hükümlerin de sanık ... müdafisi ile sanıklar ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.12.2016 tarihli ve 396309 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 19. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 3-1087 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
    1- 5833 sayılı Kanun ile değişik 556 sayılı KHK"nın 61/A. maddesi gereğince bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası gerektiren suçta, temel cezanın iki yıl hapis ve dört yüz gün adli para cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı,
    2- Somut olayda, suçta kullanılan araçların müsadere edilmesinin TCK"nın 54/3. maddesine göre işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğurup doğurmayacağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olup olmadığı,
    3- Özel Dairenin bozma kararından sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun"un 34. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nın 253. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca "uzlaştırma" işlemi yapılması gerekip gerekmediği,
    Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Nike International Ltd.’nin vekili aracılığıyla verdiği şikâyet dilekçeleri ile ..., ... ve ... plakalı araçlarda hak sahibi oldukları tescilli markalı ürünlerin, marka haklarına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz edilerek satışa arz edildiği veya satıldığı iddia edilerek arama yapılmasını talep etmesi üzerine Cumhuriyet savcısının 18.11.2011 tarihinde vermiş olduğu yazılı arama emrine binaen üç ayrı araçta aynı gün yapılan arama sonucu düzenlenen tutanaklara göre;
    İzmir ili, Bornova ilçesi, metro çıkışında ... tarafından suça konu eşyaların satışı için kullanılan ve kendisi adına kayıtlı olan 2005 model, Volkswagen (Transporter) marka, ... plakalı araçta yapılan arama sonucunda; 91 Nike, 101 Adidas, 78 Converse, 10 Lacoste, 63 eTayger ve 14 Timberland marka olmak üzere toplamda 347 ayakkabının ele geçirildiği,
    İzmir ili, Bornova ilçesi, Küçükpark içerisinde ... tarafından suça konu eşyaların satışı için kullanılan ve ... adına kayıtlı olan 2005 model, Kia marka, ... plakalı araçta yapılan arama sonucunda; 37 Nike, 110 Adidas, 75 Converse, 17 Lacoste ve 23 eTayger marka olmak üzere toplamda 262 ayakkabının ele geçirildiği,
    İzmir ili, Bornova ilçesi, Küçükpark yanında ... tarafından suça konu eşyaların satışı için kullanılan ve ... adına kayıtlı olan 2001 model, Ford (Focus) marka, ... plakalı araçta yapılan arama sonucunda; 25 Nike, 26 Adidas, 28 Converse, 10 Lacoste, 9 Puma, 20 eTayger ve 7 Timberland marka olmak üzere toplamda 125 ayakkabının ele geçirildiği,
    İzmir 15. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.11.2011 tarihli ve 660-657-659 d.iş sayılı kararıyla el koyma işlemlerinin onanmasına karar verildiği,
    Timberland markalı ürünlerle ilgili şikâyet hakkı kullanılmadığı ancak Nike International Ltd., Timsah Lastik Fabrikası AŞ, ...., Converse Inc. adına Conteks İç ve Dış Tic. AŞ, PUMA SE. ve Adidas AG. isimli marka hakkı sahipleri olan şirketler tarafından süresi içerisinde şikâyet hakkının kullanıldığı,
    Türk Patent Enstitüsü Markalar Daire Başkanlığının 28.12.2011 tarihli yazıları ile ekte sunulan sicil kayıtlarına göre; Nike International Ltd. (tescil no: 115476, 115551, 114946, 116029), Timsah Lastik Fabrikası AŞ (tescil no: 137706, 92370), .... (tescil no: 132198, 75950, 75960), Converse Inc. (tescil no: 160314, 2008 72874, 2005 18025, 2005 12683, 2009 56314, 107590, 111005, 111019), PUMA SE. (tescil no: 78112, 78463, 157102) ve Adidas AG. (tescil no: 88929, 92355, 92430, 95943, 96208, 123384, 205301) adına tescilli markaların suç tarihi itibarıyla anılan sahipler adına geçerliliğini koruduğu,
    Bilirkişi raporlarına göre; şikâyete konu ürünlerin malzeme kalitesi bakımından orijinal ürün standartlarında olmadığı, kullanılan saya, taban ve iplik kalitesinin markalara ait orijinal ürünlerde tercih edilmediği, işçilik hatalarının orijinal ürün kalitesiyle bağdaşmadığı, bu nedenlerle incelenen ürünlerin orijinal ürün olmadığı, markaların tanınmışlık düzeyi dikkate alındığında satıcıların Adidas, Puma, Nike, Converse, eTayger ve Lacoste markalarının tescilli olduğunu bilmemelerinin mümkün olamayacağı, ihlale konu markaların şikâyetçiler adına tescilli olduğu, koruma sürelerinin suç tarihi itibarıyla devam ettiği, şikâyete konu ürünler üzerinde şikâyetçilerin hak sahibi oldukları markalara ait logo ve amblemlerinin iktibasa ve/veya iltibasa yol açacak şekilde kullanıldığı,
    Anlaşılmaktadır.
    Sanık ... kollukta; ... ve ... plakalı araçların kendisine ait olduğunu, ... plakalı aracın kardeşi Hıdır adına kayıtlı olduğunu ancak aracı kendisinin kullandığını, ...’nun kendisini ziyarete geldiğini, işi olması sebebiyle ağabeyi Murat’tan kısa bir süre ... plakalı aracın yanında durmasını istediğini, ayakkabıların kendisine ait olduğunu ve Murat’ın ayakkabılarla ilgisi olmadığını, kardeşi Hıdır’ın ise yanında asgari ücretli olarak çalıştığını, üç ayrı araçta ele geçirilen ayakkabıların kendisine ait olduğunu, bu ayakkabıları İstanbul’dan gelen ismini ve adresini bilmediği bir şahıstan 15 ila 18 TL arasında değişen fiyatlara alıp 30 ila 35 TL arasında değişen fiyatlara sattığını, bu işin suç olduğunu bilmediğini, suçu kabul etmediğini, Mahkemede; yaklaşık 2,5 yıldan beri ayakkabı sektöründe olduğunu, daha önce bir başkasının yanında çalıştığını, oradan ayrılıp kendi adına ayakkabı satmaya başladığını, ayakkabıları dağıtıcılardan satın aldığını, ... plakalı aracın kardeşi Hıdır’a ait olduğunu, ... ve ... plakalı araçların ise kendisine ait olduğunu, olay tarihinde aynı yerde her üç arabanın da bulunduğunu, ... plakalı aracın başında kendisinin, ... plakalı aracın başında kardeşi Hıdır’ın, ... plakalı aracın başında ise ağabeyi Murat’ın durduğunu, Murat ve Hıdır’ın yanında yevmiye ile çalıştığını, onların başında bekledikleri arabaların stant amacı ile bulunduğunu, müşteriyi kendi bulunduğu arabaya gönderdiklerini, bu nedenle ayakkabıları kendisinin sattığını, ele geçen tüm ayakkabıların kendisine ait olduğunu, ayakkabıların taklit olduğunu bildiğini ancak bu ayakkabıların satılmasının suç olduğunu bilmediğini, sonraki tarihli beyanında ise ... plakalı araç ile satışı kendisinin yaptığını, diğer araçlarda ise satışı yanında çalışan kardeşlerinin yaptığını,
    Sanık ... kollukta; ... plakalı aracın kardeşi Hıdır’a ait olduğunu ancak aracı diğer kardeşi İlyas’ın kullandığını, araç içerisinde ele geçirilen ayakkabıların İlyas’a ait olduğunu, Bornova’ya kardeşi İlyas’ı ziyarete geldiğini, İlyas’ın kendisine kısa bir işi olduğunu söyleyerek aracın yanında durmasını istediğini, kardeşinin yanından ayrılmasından bir kaç dakika sonra görevlilerin araçta arama yaptığını, ayakkabı işinden anlamadığını, suçu kabul etmediğini, Mahkemede; uzman çavuş olarak silahlı kuvvetlerde görevli iken istifa ettiğini, iş ararken boşta kalmamak için kardeşi İlyas’ın yanında eleman olarak çalışmaya başladığını, ..."na ait arabayla ayakkabı sattıklarını, yaklaşık 3 aydan beri onun yanında çalıştığını, kardeşinin kendisine söylediği fiyatlardan sattıkları ayakkabıların taklit markalı olduğunu bilmediğini, ayakkabıları kendisinin satın almadığını, ...’nun kimden ve nereden satın aldığını bilmediğini,
    Sanık ... kollukta; ... plakalı araç ile ele geçirilen ayakkabıların kardeşi İlyas’a ait olduğunu, İlyas’ın yanında asgari ücretli olarak çalıştığını, ayakkabıların nereden alındığını bilemediğini ancak 30 ila 35 TL arasında değişen fiyatlara sattığını, bu işin suç olduğunu bilmediğini, suçu kabul etmediğini, Mahkemede; ağabeyi ..."nun yanında yevmiyeli olarak çalıştığını, ... plakalı aracın başında beklediğini, İlyas’ın ise ... plakalı araçla ayakkabı sattığını, İlyas’ın kendisinden sadece ... plakalı arabada teşhir edilen ürünleri müşterilere göstermesini ve beğenen müşterileri ... plakalı aracın bulunduğu yere göndermesini istediğini, ayakkabıları İlyas’ın sattığını, arabaların bulunduğu yerlerin birbirinden farklı olduğunu, kendisinin ve ..."nun başında durduğu arabaların sadece teşhir amacı ile kullanıldığını, ayakkabı satmadığını,
    Savunmuşlardır.
    1- 5833 sayılı Kanun ile değişik 556 sayılı KHK"nın 61/A. maddesi gereğince bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası gerektiren suçta, temel cezanın iki yıl hapis ve dört yüz gün adli para cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı;
    Suç tarihinde yürürlükte bulunan, 28.01.2009 tarihli ve 27124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5833 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değişik 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 61/A-1. maddesinde düzenlenen ceza miktarı ve suçun unsurları yönünden, 10.01.2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda sanıklar lehine değişiklik yapılmadığı ve dolayısıyla 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddesinde hüküm altına alınan “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” şeklindeki düzenlemenin uygulanma olanağı bulunmadığı, sanıklar hakkında suç tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname"nin 61/A-1. maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiğinden 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uyarınca uyuşmazlık konusu değerlendirilmiştir.
    Marka hakkının ihlali suçu, suç tarihi itibarıyla yürürlükte olup 10.01.2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6769 sayılı Kanun"un 191. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 556 sayılı KHK"nın 5833 sayılı Kanun ile değişik 61/A. maddesinde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezasını gerektirecek şekilde yaptırıma bağlanmış, temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise TCK"nın 61. maddesinin birinci fıkrasında;
    “(1) Hâkim, somut olayda;
    a) Suçun işleniş biçimini,
    b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
    c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
    d) Suçun konusunun önem ve değerini,
    e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
    f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
    g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
    Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler” şeklinde düzenlenmiştir.
    5237 sayılı TCK’nın “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki; “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” biçimindeki hüküm ile de işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır.
    Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, TCK’nın 61. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır. Gerekçenin bu niteliği kararı aydınlatma, keyfiliği önleme ve tarafları tatmin etme özelliklerini taşımasının yanında, hâkimin, aşağı ve yukarı hadler arasında takdir yetkisini kullanırken TCK"nın 61. maddesinde düzenlenen kuralların dışına çıkıp çıkmadığının Yargıtayca denetleneceğini de göstermektedir.
    Türk Ceza Kanunu"nda suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek, bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir. Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek 5237 sayılı TCK"nın 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, s.530.).
    Hâkim; olayın oluşu, olayın mağdurda yarattığı etki derecesi, mağdurun olay nedeniyle uğradığı zararın miktarı, olayın meydana gelişinde sanık veya sanıkların sergiledikleri ustalık derecesi, mağdurun ekonomik ve sosyal durumu itibarıyla zararı daha derin bir şekilde hissetmesi, olayın meydana geldiği yer ve zaman dilimi, mağdurun yaşı ve ekonomik, sosyal ve kültürel seviyesi; suçun işlenmesi sırasında kastın yoğunluğu, sanıkların organize bir şekilde hareket etmeleri gibi ana unsurları dikkate almak ve fiilin haksızlık içeriğiyle ve dosya kapsamıyla uyumlu bir ceza belirlemek zorundadır. Bu şekilde ceza adaletinin sağlanması, işlenen suçun haksızlık derecesi ve suçun işleniş biçimi ile verilen ceza arasındaki orantının makul bir şekilde dengelenmesi amaçlanacak, bu çerçevede, aynı suçu işleyenlerin aynı cezayı alması, farklı nitelikte suç işleyenlerin de, olayın içerdiği farklılıklar kapsamında farklı cezaları alması amaçlanarak hedeflenen ceza adaleti sağlanacaktır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    18.11.2011 tarihinde, İzmir ili, Bornova ilçesinde, kardeş olan sanıklardan; ...’nun ... plakalı araç ile şikâyete konu Adidas, Converse, eTayger ve Nike marka 333 çift, ...’nun ... plakalı araç ile şikâyete konu Adidas, Converse, Lacoste, eTayger ve Nike marka 262 çift, ...’nun ... plakalı araç ile şikâyete konu Adidas, Converse, Lacoste, Puma, eTayger ve Nike marka 118 çift taklit ayakkabıyı satışa arz ettikleri, sanıkların bu eylemlerinden dolayı yapılan yargılama sonucunda, Yerel Mahkemece marka hakkına tecavüz suçundan dolayı mahkûmiyet hükümleri kurulurken, temel cezanın belirlenmesi sırasında; suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri, suça konu ürün sayısı, sanıkların kolay kazanç elde etmeye yönelik amaç ve saikleri gibi gerekçelere dayanılarak alt sınırdan uzaklaşılmasından ibaret olan uyuşmazlığa konu olayda;
    Yerel Mahkemece direnme kararında belirtilen gerekçelerin oluşa ve dosya kapsamına uygun olmadığı, sanıkların taklit ürünleri satarken kullandıkları araçlarda zula gibi özel bir tertibatın bulunmadığı, sanıkların sadece satıcı olup üretici olmadıkları, sanıklara atılı suçun işleniş biçiminin ve sanıkların amaç ve saiklerinin kolay kazanç elde etmeye yönelik olduğu kabul edilse dahi bu hususun temel cezanın alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirecek bir özellik arz etmediği, ele geçirilen taklit ürün miktarı ile bu ürünlerin piyasa değerinin benzer olaylarla karşılaştırıldığında, sanıkların vehamet arz etmeyen fiillerinin, eylem ile ceza arasındaki dengeyi bozacak şekilde teşdidi gerektirmediğinin dosya içeriğinden anlaşılması karşısında; alt sınırdan uzaklaşılırken gösterilen gerekçelerin temel cezanın belirlenmesinde kullanılmaya elverişli yasal ölçütler olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle Yerel Mahkemece 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK"nın 5833 sayılı Kanun"un 3. maddesiyle değişik 61/A maddesi gereğince bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezasını gerektiren suçta, 2 yıl hapis ve 400 gün adli para cezası olarak tayin olunan temel cezanın dosya içeriğine uygun, adalet, hak ve nasafet kuralları ve TCK"nın 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesiyle bağdaşacak şekilde belirlenmediği ve gösterilen gerekçelerin dosya kapsamı ile uyumlu, yasal ve yeterli olmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen direnme kararına konu hükümlerin, 5833 sayılı Kanun ile değişik 556 sayılı KHK"nın 61/A. maddesi gereğince bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası gerektiren suçta, temel cezanın iki yıl hapis ve dört yüz gün adli para cezası olarak tayin edilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin isabetli olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

    2- Suçta kullanılan araçların müsadere edilmesinin TCK"nın 54/3. maddesine göre işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğurup doğurmayacağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olup olmadığı;
    Müsadere, 5237 sayılı TCK"nın "Genel Hükümler" başlıklı birinci kitabının, "Yaptırımlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünün "Eşya müsaderesi" başlıklı 54 ve "Kazanç müsaderesi" başlıklı 55. maddelerinde düzenlenmiş olup uyuşmazlığın konusunu oluşturan "Eşya müsaderesi" başlıklı 54. maddesi suç ve hüküm tarihinde;
    "(1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.
    (2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması hâlinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.
    (3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.
    (4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.
    (5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.
    (6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur" şeklinde düzenlenmişken,
    Anılan maddenin birinci fıkrasına, 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile; “Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir.” cümlesi eklenmiştir.
    Müsadere, bir şeyin mülkiyetinin devlete geçmesi sonucunu doğurmakta olup 5237 sayılı TCK"da müsadere bir güvenlik tedbiri olarak kabul edilmiştir. Anılan Kanun’un 54. maddesinin birinci fıkrasına göre, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşya, iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak şartıyla müsadere edilir. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanmış olan eşya ise suçun icra hareketlerine henüz başlanmamışsa sadece bu nedenle müsadere edilemeyecek, ancak niteliği itibarıyla kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda eşyanın müsaderesine hükmedilecektir.
    Kural olarak müsadereye hükmedilmesi için kasıtlı bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, bu suçtan dolayı bir kimsenin mutlaka cezaya mahkûm edilmesi gerekmemektedir. Örneğin suçun işlenmesinde kullanılan eşyanın, bunu kullanan fail akıl hastası olması nedeniyle cezalandırılamasa dahi müsaderesine hükmedilebilecektir.
    Üçüncü fıkrada, müsaderede orantılılık kuralı kabul edilmiş olup, buna göre, suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağının ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağının anlaşıldığı durumlarda, eşyanın müsaderesine hükmedilmeyebilecektir.
    Maddenin dördüncü fıkrasına göre, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın, eylem suç oluşturmasa dahi her hâlde müsaderesine hükmolunacaktır.
    Öte yandan, "Suçun işlenmesinde kullanılan eşya" 05.01.1944 tarihli ve 33-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; "Suçta kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan şeyden maksat, suçun işlenmesini kolaylaştıran harici bir vasıtadır ki o vasıtanın cürümden maksut olan gaye ile münasebeti mücerret suçun işlenmesinden beklenen neticenin elde edilmesine yardım etmiş olmaktan ibarettir." şeklinde tanımlanmıştır. Bu bağlamda suçun işlenmesinde kullanılan eşyanın, suçun işlenmesini kolaylaştıran ve suçtan beklenen sonucu elde etmeye yardımcı olan dışsal araçlar olduğu kabul edilmektedir (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt: 3, Beta Yayınları, Eylül 1989, s. 95; Faruk Erem, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt: 2, 12. Baskı, Seçkin Kitabevi, Ankara 1985, s. 386-387; Öykü Didem Aydın, Emniyet Tedbirleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 191.). Bu tür eşya suçun işlenmesi bakımından zorunlu olmamakla birlikte faile yardımcı olan eşyadır. Örneğin, üçüncü kattaki bir daireye girmek için kullanılan merdiven hırsızlık suçunun işlenmesi bakımından zorunlu bir araç iken, zemin kattaki dairenin penceresine tırmanmak için suçu kolaylaştıran bir araç olarak kabul edilebilecektir. Görüldüğü üzere, suçu kolaylaştıran ve yardımcı olan herhangi bir aracın, sınırlandırma olmaksızın suçta kullanıldığı kabul edilebilecektir (Mualla Buket Soygüt Arslan, Türk Ceza Hukukunda Müsadere, Yayınlanmamış Doktora Tezi, s. 330-331.).
    Müsadereye ilişkin genel açıklamalardan sonra TCK’nın 54. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin irdelenmesi gerekmektedir.
    5237 sayılı TCK’nın “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki; “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” biçimindeki hüküm ile de işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır.
    Türk Ceza Hukuku sistemimizde TCK’nın 54. maddesinde “müsaderesine hükmolunur”, “müsadere edilir” ve “müsaderesine karar verilir” denilmek suretiyle zorunlu müsadere sistemi kabul edilmiştir. Ancak TCK’nın 3. maddesinin 1. fıkrası ile suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunacağına ilişkin düzenleme doğrultusunda TCK’nın 54. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.” hükmü ve TCK’nın tüzel kişilerin sorumluluğuna ilişkin 60. maddesinin 3. fıkrasında yer verilen “Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda hâkim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.” şeklindeki düzenleme ile de müsaderenin güvenlik tedbiri olmasının bir diğer sonucu olarak orantılılık ilkesine yer verilmiş ve böylece zorunlu müsadere sistemi yumuşatılarak istisna getirilmiştir.
    TCK’nın 54. maddesinin 3. fıkrası ile müsaderenin hakkaniyete uygun olması istenmiştir. Müsaderenin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında suçta kullanılan eşyanın müsaderesine hükmedilmeyebilinir. Burada, hakkaniyetten maksat, müsaderenin kişinin yıkımına neden olmamasıdır. Yani müsadere kişinin hayatını idame ettirmesini imkansız kılmamalı ya da çok önemli ölçüde zorlaştırmamalıdır. Örneğin ormandan katırı ile kereste kaçıran failin, katırının müsadere edilmesi, hakkaniyete uygun değildir. Öyleyse “işlenen suça nazaran” ifadesinden sadece orantılılığı anlamamak gerekmektedir, çünkü orantılı olan her şey hakkaniyete uygun olmayabilir (Zeki Hafızoğulları-Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, US-A Yayıncılık, 12. Baskı, Ankara, 2019, s. 482; Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 10. Baskı, Ankara, 2019, s. 632.).
    Hâkim, kararını verirken her somut olayı kendi içinde değerlendirerek, suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesi hâlinde, işlenen suça nazaran çok daha ağır bir durumun ortaya çıkıp çıkmayacağını ve kararın verilmesinin hakkaniyete aykırı olup olmayacağını araştıracak, vereceği kararın hakkaniyete aykırı olacağı kanaatine varması durumunda, suçta kullanılan eşyanın müsaderesine karar vermeyebilecektir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    18.11.2011 tarihinde, İzmir ili, Bornova ilçesinde, kardeş olan sanıklardan; ... adına kayıtlı olup kendisi tarafından suça konu eşyaların satışı için kullanılan 2005 model, Volkswagen (Transporter) marka, ... plakalı araç ile şikâyete konu Adidas, Converse, eTayger ve Nike marka 333 çift, ... adına kayıtlı olup ... tarafından suça konu eşyaların satışı için kullanılan 2005 model, Kia marka, ... plakalı araç ile şikâyete konu Adidas, Converse, Lacoste, eTayger ve Nike marka 262 çift, ... adına kayıtlı olup ... tarafından suça konu eşyaların satışı için kullanılan 2001 model, Ford (Focus) marka, ... plakalı araç ile şikâyete konu Adidas, Converse, Lacoste, Puma, eTayger ve Nike marka 118 çift taklit ayakkabının satışa arz edildiği, Yerel Mahkemece suç işlemeye tahsis edilmiş araçların zor alımında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesine dayanılıp ..., ... ve ... plakalı araçların müsaderesine karar verilen uyuşmazlığa konu olayda;
    Açık kaynaktan edinilen verilere göre marka hakkına tecavüz suçunun işlenmesi sırasında suçta kullanılan 2005 model, Volkswagen (Transporter) marka, ... plakalı aracın piyasa değerinin 41.000-79.000 TL, 2005 model, Kia marka, ... plakalı aracın piyasa değerinin 15.000-38.000 TL, 2001 model (station wagon), Ford (Focus) marka, ... plakalı aracın piyasa değerinin 30.000-51.000 TL civarında olduğu, sanık ...’nun savunmasına göre ele geçen ayakkabıların 15 ila 18 TL arasında değişen fiyatlara alınıp 30 ila 35 TL arasında satıldığı, üç ayrı araçta toplamda 713 çift ayakkabının ele geçtiğinin anlaşılması karşısında; sanıkların marka hakkına tecavüz suçunun işlenmesinde kullandıkları araçların, suçun işlenmesini kolaylaştırmasına ve suçtan beklenen sonucu elde etmeye yardımcı olmasına rağmen suçun işlenmesi bakımından zorunlu olmamaları, araçların sadece bu suçun işlenmesinde kullanılmak üzere tahsis edildiğini gösterir herhangi bir tertibatın bulunmaması, sanıkların suça konu ayakkabıları satmakta kullandığı araçlar ile satışa arz ettikleri ayakkabıların değerinin orantılı olmaması hususları dikkate alındığında, sanıklara ait araçların müsaderesine hükmedilmesinin TCK"nın 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "orantılılık" ilkesine ve suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağından aynı Kanun’un 54. maddesinin 3. fıkrasına göre hakkaniyete aykırılık oluşturduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen direnme kararına konu hükümlerin, suçta kullanılan araçların müsadere edilmesinin TCK"nın 54/3. maddesine göre işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin isabetli olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

    3- Özel Dairenin bozma kararından sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun"un 34. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nın 253. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca "uzlaştırma" işlemi yapılması gerekip gerekmediği;
    Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur.
    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 73. maddesinin sekizinci fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir." hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK"nın 253, 254 ve 255. maddelerinde ise uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma ile birden fazla failin bulunması halinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
    19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle, 5237 sayılı TCK"nın 73. maddesinin başlığında yer alan “uzlaşma” ibaresi metinden çıkarılmış, 45. maddesiyle de aynı maddenin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25. maddeleri ile 5271 sayılı CMK"nın 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir. Yapılan bu düzenlemeye göre uzlaştırmanın bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de birey ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.
    5271 sayılı CMK"nın 5560 sayılı Kanun"un 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinde uzlaşmanın kapsamı;
    "(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
    a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
    b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
    1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
    2. Taksirle yaralama (madde 89),
    3. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
    4. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
    5. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239) suçları.
    (2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
    (3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez." şeklinde belirlenmiş iken, 09.07.2009 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanun"un 8. maddesiyle 5271 sayılı CMK"nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasına "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz." cümlesi eklenmiş,
    Suç ve karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun"un 34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı "Uzlaştırma" olarak değiştirilmiş ve;
    "(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
    a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
    b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
    1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
    2. Taksirle yaralama (madde 89),
    3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),
    4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
    5. Hırsızlık (madde 141),
    6. Dolandırıcılık (madde 157),
    7. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
    8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
    suçları.
    c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
    (2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
    (3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz..." şeklinde kapsamı genişletilmiştir.
    Görüldüğü gibi, 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış, 5237 sayılı TCK"nın 106. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen tehdit, aynı Kanun"un 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık ve 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin sınırlama kaldırılmıştır. Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir.
    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın "Mahkeme tarafından uzlaştırma" başlıklı 254. maddesi;
    "(1) Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tâbi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır.
    (2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi hâlinde davanın düşmesine karar verilir." şeklinde iken,
    19.12.2006 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun"un 25. maddesi ile;
    "(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması hâlinde, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre, mahkeme tarafından yapılır.
    (2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır." biçiminde değiştirilmiş,
    02.12.2016 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun"un 35. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nın 254. maddesinin birinci fıkrası;
    "Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
    Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, gerek 5560 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce, gerekse 5560 ve 6763 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikler sonrası uzlaştırma asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem ise de; her ne suretle olursa olsun uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde kovuşturma aşamasında da mümkün olduğu kabul edilmelidir.
    Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte olup uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının düşmesine karar verilecektir.
    Öte yandan ceza hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanunun uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren bir kanunun, yürürlük tarihinden önce işlenen suçlara tatbik edilebilmesi, ancak lehe sonuçlar doğurması durumunda mümkündür. Önceki ve sonraki kanunlara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun uygulanmasına imkân bulunmamaktadır.
    5237 sayılı TCK"nın “zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesi, 765 sayılı Kanun"un 2. maddesine benzer şekilde düzenlenmiş olup her iki maddede de; ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, "failin lehine olan kanunun geçmişe etkili olması", "geçmişe etkili uygulama" veya "geçmişe yürürlük" ilkesine de yer verilmiştir.
    Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren kanun, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır.
    Bu aşamada marka hakkına tecavüz suçu bakımından öngörülen etkin pişmanlık hükmüne ilişkin yasal düzenleme üzerinde durulması gerekmektedir.
    Suç tarihi itibarıyla yürürlükte olup 10.01.2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6769 sayılı Kanun"un 191. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 556 sayılı KHK"nın 5833 sayılı Kanun ile değişik 61/A. maddesinin birinci ve yedinci fıkraları;
    "Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal veya hizmet üreten, satışa arz eden veya satan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
    ...
    Üzerinde başkasının hak sahibi olduğu marka taklit edilerek üretilmiş malı satışa arz eden veya satan kişinin bu malı nereden temin ettiğini bildirmesi ve bu suretle üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara elkonulmasını sağlaması halinde hakkında cezaya hükmolunmaz." şeklinde düzenlenmiştir.
    556 sayılı KHK"nın 5833 sayılı Kanun ile değişik 61/A. maddesinin yedinci fıkrasında özel bir etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için; üzerinde başkasının hak sahibi olduğu marka taklit edilerek üretilmiş malı satışa arz eden veya satan kişinin bu malı nereden temin ettiğini bildirerek üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara el konulmasını sağlaması gerekmektedir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Sanıkların eylemlerinin 5833 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değişik mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 61/A-1. maddesinde düzenlenen marka hakkına tecavüz suçunu oluşturması, 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun"un 34. maddesi ile CMK"nın 253. maddesinde değişiklik yapılarak madde içeriğinden “etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile” ibaresinin çıkarılması, suç ve karar tarihinde yürürlükte bulunan ve özel bir etkin pişmanlık hükmü içeren 556 sayılı KHK’nın 61/A-7. maddesinin aynı KHK’nın 61/A. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen marka hakkına tecavüz suçunun seçimlik hareketlerinden olan "satışa arz etmek" veya "satmak" bakımından da uzlaştırma kapsamına alınması ve anılan kanuni düzenlemeler sonucunda etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen sanıklara atılı suç yönünden de uzlaştırma kurumunun uygulanmasına engel teşkil etmemesi karşısında, Yerel Mahkemece CMK"nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca durma kararı verilerek aynı Kanun"un 253 ve 254. maddelerinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
    Sonuç olarak, direnme kararından sonra CMK"nın 253. maddesinde 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu marka hakkına tecavüz suçunun uzlaştırma kapsamına alınması karşısında, CMK"nın 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hükümlerin bozulmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- İzmir 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli ve 213-268 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin;
    a) 5833 sayılı Kanun ile değişik 556 sayılı KHK"nın 61/A. maddesi gereğince bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası gerektiren suçta, temel cezanın iki yıl hapis ve dört yüz gün adli para cezası olarak, dosya kapsamı ile uyumlu, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden, eylemler ile orantısız şekilde fazla ceza tayin edilmesi,
    b) Suçta kullanılan araçların müsadere edilmesinin TCK"nın 54/3. maddesine göre işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağının gözetilmemesi,
    c) Özel Dairenin bozma kararından sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun"un 34. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nın 253. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca "uzlaştırma" işlemi yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,
    İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.03.2020 tarihinde yapılan müzakerede üçüncü uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle ve ikinci uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla; birinci uyuşmazlık bakımından 10.03.2020 tarihli birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 02.06.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi