Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2016/797
Karar No: 2020/175

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/797 Esas 2020/175 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2016/797 E.  ,  2020/175 K.

    "İçtihat Metni"



    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Çocuk Ağır Ceza
    Sayısı : 194-40

    Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında Ankara 3. Çocuk Mahkemesince 28.03.2013 tarih ve 228-158 sayı ile sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüsü oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 20.02.2014 tarih ve 194-40 sayı ile; sanığın kasten öldürme suçuna teşebbüsten TCK"nın 81/1, 35/1-2, 29/1, 31/3, 62, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahsuba ve müsadereye hükmedilmiştir.
    Hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.03.2016 tarih ve 3070-1362 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 15.04.2016 tarih ve 191558 sayı ile;
    "...Darbelerin şiddeti, yaraların nitelikleri ve fiilin sürdürülmesini engelleyecek herhangi bir durumun da bulunmadığı dikkate alınarak, kavganın hareketli ortamında, eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller bulunmayan suça sürüklenen çocuğun, "kasten yaralama" suçundan 1 ile 3 yıl aralığında hapis cezası öngören TCK’nın 86/1. maddesinin uygulanması sırasında, aynı Kanun"un 61. maddesi uyarınca, suçun işleniş biçimi, sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı ve kullanılan silahın etki derecesi göz önünde bulundurularak, sonuca etkili olacak şekilde makul bir ceza ile cezalandırılması gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Dairesince 25.04.2016 tarih ve 3033-2126 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık ... hakkında mağdur ...’ye yönelik kasten yaralama suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bu karara yönelik itirazın mercisince reddedilmesi suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında mağdur ...’e yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık sanığa atılı suç niteliğinin belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    11.02.2012 tarihli yakalama, geçici muhafaza altına alma ve üst arama tutanağından; 11.02.2012 tarihinde saat 22.10 sıralarında polis haber merkezine Ankara ili, Mamak ilçesi, Şirintepe Mahallesinde kesici alet kullanılan kavga meydana geldiğinin bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...’nin hastaneye kaldırıldıkları bilgisinin alındığı, çevreden yapılan araştırmada Mamak Köprüsü altındaki otobüs durağında meydana gelen olayı ... ile oğlu sanık ...’nın gerçekleştirdiklerinin öğrenildiği, şahısların ikametgâhlarına gidildiği, ...’nın ihbara konu olayı doğruladığı, olay sırasında oğlu sanık ...’in bıçak kullandığını ifade ettiği, sanık ...’in suçta kullandığını belirttiği sapı 10 cm, kesici kısmı 6 cm uzunluğundaki, üzerinde "Columbia" ibaresi bulunan bıçağı rızasıyla kolluk görevlilerine teslim ettiği, sanık ile babası ...’nın polis merkezine götürüldükleri bilgilerine yer verildiği,
    Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünce mağdur ... hakkında düzenlenen 25.09.2013 tarihli raporda; mağdurun vücudunda sırt, sol yan kısımda, kürek kemiğinin 5 cm altında 1 adet, sol bel bölgesinde 1 adet olmak üzere toplam 2 adet kesici delici alet yarası bulunduğu, mağdura göğüs sol yandan tüp torakostomi uygulandığı, mevcut 2 adet kesiden en az birinin göğüs boşluğuna ulaşmış olduğu, tıbben ayrımının mevcut bulgulara göre mümkün olmadığı, 2 adet kesiden en az birinin oluşturduğu yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğunun ifade edildiği,
    Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünce inceleme dışı mağdur ... hakkında düzenlenen 13.02.2012 tarihli raporda; sırtında birer cm uzunluğunda 2 adet kesi bulunan şahıstaki yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu bilgisine yer verildiği,
    Ankara Ulus Devlet Hastanesince sanığın babası ... hakkında düzenlenen 11.02.2012 tarihli raporda; alkolsüz olan şahsın başında küt travmaya bağlı 3x3 cm ebadında iki adet şişlik bulunduğunun belirtildiği,
    Aynı Hastanede sanık ... hakkında düzenlenen 12.02.2012 tarihli raporda; alkolsüz olan sanığın vücudunda darp cebir izine rastlanılmadığı tespitine yer verildiği,
    17.02.2012 tarihli uzmanlık raporunda; sanıktan temin edilen metal saplı, 7 cm uzunluğunda, tek ağızlı, sırtı küt ve meyilli sivri uçlu, el yardımı ile açılan namlusunu sapa sabitleyen sistemi bulunan bıçağın 6136 sayılı Kanun’un 4. maddesine göre yasak niteliği haiz bıçaklardan olmadığının ifade edildiği,
    Olayın meydana geldiği 12.02.2012 tarihinde Ankara’da güneşin saat 17.24’te battığı,
    Anlaşılmaktadır.
    Mağdur ... Kollukta; Ankara, Kızılay’da bulunan bir lokantada dönerci ustası olarak çalıştığını, sanığın lokantanın önüne birkaç kişiyi toplayarak servis yapmalarını engellediğini, sanığı ve yanındakileri ikaz ettiklerini, tartışma çıktığını, daha sonra ayrıldıklarını, olay günü saat 21.00 sıralarında iş yerinden ayrılarak ikametine gitmek üzere Mamak otobüsüne bindiğini, sanıkla otobüste karşılaştığını, kendisini gören sanığın telefonla babasını aradığını, Mamak Köprüsü durağında otobüsten indiklerini, durakta bekleyen sanığın babası ...’in kendisine yumruk attığını, sopa ile başına vurduğunu ve iki yerinden kendisini bıçakladığını, olay yerinden kaçtığını, ...’ün de bıçaklandığını öğrendiğini, ticari bir taksiye binerek ... ile birlikte hastaneye gittiklerini, kendisini bıçaklayan sanığın babasından ve sanık ...’dan şikâyetçi olduğunu,
    Ankara 3. Çocuk Mahkemesinde; olay günü sanık ve yanında bulunan yaşça büyük arkadaşının çalıştığı lokantanın önünde garsonla tartışıp olay çıkardıklarını, olay yatıştıktan sonra akşam otobüs durağında sanıkla karşılaştıklarını, bu sırada yanında ...’ün de bulunduğunu, sanığı bir daha iş yerlerinde sorun çıkarmaması için uyardığını, sanığın otobüste babasını aradığını, otobüsten inince, sanığın babası ...’in, yanlarına gelerek “Oğlumu döven sen misin?” dediğini, “Yok” diye cevap verdiğini, bu esnada sanık ile ...’ün kavgaya tutuştuklarını, ...’ü bırakması için sanığa kızarak küfrettiğini, sanığın babası ...’in yumruk ve sopa ile vurarak kendisini darbettiğini, yere düştüğünü, bu sırada bıçaklandığını, arkadaşlarından duyduğuna göre kendisini sanık ...’in bıçakladığını, önceki beyanları ile bu ifadesi arasındaki çelişki nedeniyle sorulması üzerine; hastanede olayın kızgınlığı nedeniyle kendisini bıçaklayan kişinin sanığın babası ... olduğunu söylediğini, aslında kendisini bıçaklayan kişiyi görmediğini,
    Ankara Çocuk 1. Ağır Ceza Mahkemesinde; Kızılay"da bir lokantada dönerci olarak çalıştığını, çalıştığı lokantanın önünde sanığın bir garsonla tartıştığını, bu yüzden sanık ve bir arkadaşı ile kavga ettiklerini, olay günü mesai çıkışında Kızılay"da otobüs durağında sanıkla tesadüfen karşılaştıklarını, sanığa bir daha iş yerinin önünde sorun çıkarmaması için uyarıda bulunduğunu, otobüse binip Mamak"a giderken sanığın telefonla birilerini aradığını, Mamak Köprüsü"nde otobüsten ... ile birlikte indiklerini, sanığın babası ...’in otobüsten iner inmez sanığa “Bunlar mıydı” diye sorduğunu, sanığın “Bunlar” demesi üzerine ..."nin boğazına elini attığını, bu sırada kendisinin de “Çocuğu bırak” diyerek araya girmeye çalıştığını, sinirlenip küfrettiğini, ...’in kendisine yumrukla vurduğunu, sersemlediğini, durakta bulunan kişilerin araya girdiğini, bu sırada bıçakla yaralandığını anladığını, saat 21.30 sıraları olduğu için ortamın da karanlık olduğunu, kargaşa ortamında nasıl bıçaklandığını göremediğini, sanığın babasının elinde sopa da bulunduğunu, ancak bu sopayla vurup vurmadığını hatırlamadığını, sonradan arkadaşlarından işittiğine göre kendisini sanık ...’in bıçakladığını, sanıktan şikâyetçi olmadığını, vücudunda birisi sırtının sol alt tarafında, diğeri onun biraz üzerinde olmak üzere 2 adet yara bulunduğunu, bir hafta kadar Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yattığını, kavga ve kargaşa ortamında tarafların kendilerini ayırdıktan sonra sanık ve babasının tekrar vurmak için hamle yapmadıklarını, birkaç metre ileride bir ticari taksiye binerek Numune Hastanesine gittiğini,
    İnceleme dışı mağdur ... Kollukta; sanığı ve babasını tanımadığını, arkadaşı mağdur ... ile birlikte saat 21.00 sıralarında Kızılay’dan Mamak’a gitmek için otobüse bindiklerini, otobüste sanığın da bulunduğunu, Mamak’a gelince köprü altındaki durakta otobüsten indiklerini, durakta bekleyen sanığın babası ...’in bir elinde bıçak, diğer elinde sopa gördüğünü, ...’in hiçbir şey söylemeksizin elindeki sopayla doğrudan mağdurun ve kendisinin başına vurmaya başladığını, kaçmaya çalıştığı esnada, sanığın babası ...’in kendisini sırtından bıçakladığını, yere düştüğünü, bu sırada ...’in elindeki bıçakla mağdur ...’in karnına vurduğunu, sanık ...’in ise ...’e yumruk attığını, kavga sırasında sanık ...’in kendisine de yumruk attığını, ... ile birlikte koşarak olay yerinden uzaklaştıklarını, ticari bir taksi ile ...’in evine gittiklerini, ...’in bir komşusunun kendilerini hastaneye götürdüğünü,
    Ankara 3. Çocuk Mahkemesinde; sanıkla aynı otobüse bindiklerini, sanığın kendilerinden çekinerek babasını aradığını, otobüsten iner inmez sanığın babasının üzerlerine saldırdığını, mağdur ...’le olay yerinden kaçtıklarını, kendisine kimin vurduğunu görmediğini, olay sırasında hem sanığın hem de babası ...’in elinde bıçak bulunduğunu, önceki beyanları ile bu ifadesi arasındaki çelişki nedeniyle sorulması üzerine; olayın kızgınlığı ile o şekilde ifade verdiğini, şimdiki ifadesinin doğru olduğunu,
    Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde; olay akşamı mağdur ... ve tanık ... ile birlikte Mamak otobüsüne bindiklerini, aynı otobüse sanığın da bindiğini, sanığı tanımadığını ancak iş yerleri birbirine yakın olan sanık ile mağdur ... arasında olay günü bir sürtüşme ve kavga meydana gelmiş olduğunu duyduğunu, bu nedenle otobüste kendilerini gören sanığın çekinerek cep telefonuyla babasını aradığını, Mamak Köprüsü durağında otobüsten indiklerini, ne olduğunu anlamadan sanığın babasının kendilerine saldırdığını, bu şahsın elinde bıçak ya da sopa olduğunu fark etmediğini, bu esnada sanığın da kendilerine saldırdığını, olay yerinden kaçtıklarını, kaçarken arkasını dönüp baktığında sanığın elinde bıçak gördüğünü, bu bıçağın çok büyük bir bıçak olmadığını, ilk anda yaralandığını da fark etmediğini, mağdur ...’in soluğu kesilince ...’in de yaralandığını anladığını, taksiye binerek evlerine gittiklerini, kendisinin sırt kısmından 2 bıçak darbesi aldığını ancak bu yaraların ufak tefek yaralar olduğunu ve sadece pansuman yapıldığını, sanıktan şikâyetçi olmadığını,
    Tanık ... Kollukta; olay akşamı saat 21.00 sıralarında arkadaşları olan mağdur ... ve ... ile evlerine gitmek üzere otobüse bindiklerini, aynı otobüse mağdur ...’in önceden tartıştığı sanık ...’in de bindiğini, otobüste sanıkla aralarında bir konuşma geçmediğini, Mamak Köprüsü altındaki durakta otobüsten indiklerini, sanığın babası ...’nın elinde sopa ile durakta beklediğini, önlerine geçerek oğlu Metin’e “Bunlardan hangisi” diye sorduğunu, bu sırada ...’in mağdur ...’e yumruk attığını, sopa ile vurduğunu, ... ile ...’in yere devrildiklerini ve kavga etmeye başladıklarını, sanık ...’in elinde bıçak gördüğünü, Metin ile ...’ün de birbirlerine girdiklerini, Metin’in bıçakla inceleme dışı mağdur ...’ü göğsünün sol yanından bıçakladığını, ...’in de göğsünün sol tarafından bıçaklandığını, ... ve ...’in yaralı bölgelerini tutarlarken onların yanına gittiğini, sanık ve babasının olay yerinden kaçtıklarını, ticari bir taksiye binerek hastaneye gittiklerini,
    Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde; Mamak Köprüsü durağında otobüsten indiklerinde sanığın babası ...’in önlerine çıkıp kendisinin yakasına yapıştığını, sanık ...’in “O değil” deyip mağdur ..."i göstermesi üzerine ...’in bu kez ..."in yakasından tuttuğunu ve art arda yumruk vurmaya başladığını, mağdur ..."in de ...’e karşılık verdiğini o esnada sanık ... ile inceleme dışı mağdur ...’nin de yumruklaştıklarını, ..."te bıçak görmediğini ancak elinde sopa bulunduğunu, sanık ..."le inceleme dışı mağdur ...’ün arasına girip bu ikisini ayırmaya çalışırken sanık ..."in elinde bir bıçak fark ettiğini, ..."ü oradan alıp uzaklaştırırken sanık ..."in babasıyla kavga eden mağdur ..."e yöneldiğini, daha sonra baktığında ..."in kaçmaya başladığını, olay yerinden uzaklaştıklarını, sanık ve babasının kendilerini kovalamadıklarını, durup kendilerini kontrol ettiklerinde ... ve ..."ün bıçakla yaralanmış olduklarını anladıklarını, mağdur ..."in bıçaklanma anını görmediğini, fakat sanık ...’in elindeki bıçakla ..."e yöneldiğini gördüğünü, sanık ..."in inceleme dışı mağdur ..."e bıçakla vurduğunu görmediğini zira her ikisinin birbirlerine girmiş karşılıklı vuruşuyor olduklarını, sanık ..."in öldürme kastıyla hareket ettiğini düşünmediğini,
    Sanığın babası ... şüpheli sıfatıyla Kollukta; ilkokul mezunu olduğunu, işçilik yaparak geçimini temin ettiğini, sanık ...’in oğlu olduğunu, olay akşamı saat 21.15 sıralarında oğlu Metin’in kendisini cep telefonu ile aradığını ve “Baba ben otobüse bindim, 10 dakika sonra geliyorum, otobüste beni geçenki çocuklar sıkıştırıyor” dediğini, bunun üzerine oğlunun ineceği otobüs durağına giderek beklemeye başladığını, otobüsten inen oğlunun üç kişiyi göstererek “Baba bu üçü beni dövüyor” dediğini, oğlunun gösterdiği şahısların yanına gittiğini, “Benim oğlumu neden dövüyorsunuz” diye sorduğunu, ismini sonradan öğrendiği mağdur ...’in “Senin oğlun bize bıçak çekiyor” diye cevap verdiğini, bunun üzerine mağdura “Oğlum böyle bir şey yaparsa telefon numaramı vereyim, beni arayın” dediğini, bu sırada mağdur ...’in ana avrat küfrettiğini, bunun üzerine ...’e yumruk attığını, inceleme dışı mağdur ...’ün de kendisine ve oğluna küfrettiğini, mağdur ... ile yanında bulunan çocuğun kendisini itekleyip yere düşürdüğünü, yerdeyken başına tekme atıldığını, kendisini korumak için yüzünü eliyle kapattığını, bu nedenle kafasına kimin tekme attığını göremediğini, daha sonra otobüs durağından tanımadığı ve yüzünü görmediği bir şahsın gelip kendilerini araladığını, yerden kalktığı esnada, mağdur ... ile ...’ün olay yerinde olmadıklarını, oğlu sanık ...’in bıçağı olduğunu bildiğini ancak bıçaklama olayını kimin yaptığını görmediğini, olaydan sonra oğlu sanık ...’i alarak eve gitttiğini,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık ... Kollukta; 17 yaşında olduğunu, mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...’ü tanıdığını, kendisinin Kızılay’da, Selanik Caddesi’nde, onların ise Meşrutiyet Caddesi’nde çalıştığını, zaman zaman iş yerine ait küçük el ilanlarını dağıtmak için iş yeri civarında dolaştığını, bu sırada mağdurların küfredip kendisini rahatsız ettiklerini, defalarca bu şahıslar tarafından dövüldüğünü ancak ses çıkarmadığını, babasına haber vererek çağırdığında bu şahısların kendisine bulaşmadıklarını, olay akşamı otobüste mağdur ..., ... ve üçüncü bir kişiyi görünce bu şahısların yine kendisini döveceklerini anladığını, zaten otobüse binmeden önce de bu kişilerin kendisine vurduklarını, bu nedenle babasını telefonla arayarak ineceği durağa çağırdığını, otobüsten indiklerinde babasının bu şahıslara “Neden oğlumu dövüyorsunuz” diye sorduğunda kavga çıktığını, kavga sırasında ...’ün kendisinin boğazına sarıldığını, babasının ... ile kendisini ayırmaya çalıştığı esnada şahısların babasının üzerine gittiklerini, güvenli olmayan yerlerden geçtiği ve işi gereği paket açmak için yanında bulundurduğu bıçağı kendisini korumak için gelişigüzel salladığını, ... ve ...’in yaralandıklarını, ... ve ...’ün kendilerini yaralayanın, sanığın babası ... olduğunu ifade ettikleri belirtilerek sorulması üzerine; “Kesinlikle kabul etmiyorum, bıçak benimdi ve ben yaraladım, onlar babamı suçlayarak hapse girmesini sağlamak, ben sahipsiz kalınca da benimle rahatlıkla uğraşmak istiyorlar bu nedenle babama iftira atıyorlar” şeklinde cevap vererek mağdurların yanındaki üçüncü kişinin tanık olarak dinlenen ... olduğunu,
    Ankara 3. Çocuk Mahkemesinde; mağdur ...’in sürekli olarak kendisini sıkıştırıp dövdüğünü, olay akşamı da işten eve dönerken otobüste mağdur ... ile ...’ün kendisini sıkıştırdıklarını, telefon açıp babasını ineceği durağa çağırdığını, durakta çıkan kavga sırasında bıçağı rastgele salladığını, olaydan pişman olduğunu,
    Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde; Kocatepe Camisi yakınındaki bir pizzacıda paketçi olarak çalıştığını, mağdur ... ve ...’ün de başka bir lokantada aynı işi yaptıklarını, önceleri broşür dağıtırken mağdurların küfredip kendisini rahatsız ettiklerini, birkaç kere kendisini dövdüklerini, olay akşamı Mamak"a gitmek üzere otobüse bindiğini, aynı otobüste bulunan mağdurların kendisine bakmaya başladıklarını, yanlarında tanık olarak dinlenen ... isimli şahsın da bulunduğunu, bu şahısların kendisini döveceklerini düşünerek cep telefonundan babasını arayıp babasından kendisini durakta beklemesini istediğini, otobüsten ilk önce kendisinin ardından bu üç kişinin indiklerini, babası ile mağdur ...’in tartışmaya başladıklarını, ..."ün kendisinin boğazına sarılıp birkaç kez vurduğunu, paket kesmek için cebinde taşıdığı bıçağı çıkarıp gelişigüzel ..."nin bacağına doğru bir kez vurduğunu, bunun üzerine ...’ün kaçtığını, mağdur ...’in ise o sırada babasını yere yatırmış ve babasının üzerinde olduğunu, mağdur ..."in bacağına doğru da bir bıçak salladığını, ...’in de kaçtığını, kavga ortamında bıçağı rastgele salladığını, öldürme kastıyla hareket etmediğini,
    Savunmuştur.
    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinde;
    “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” hükmü yer almaktadır.
    Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kast olunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.
    Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna "subjektif unsur" denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s.315.).
    Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK"nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup, kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK"nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; “Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasttır” şeklinde açıklanmıştır.
    Kasten yaralama suçu ile kasten öldürme suçuna teşebbüs arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayandığından, sanığın kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
    5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
    İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.
    Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir. Konuları, olayları, sanık sayısı, sanığın olay öncesi, olay sırasındaki ve olaydan sonraki davranışları, suçun icra biçimi bakımından her bir somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılmalı; konusu, olayı ve icrası farklı, sanıkların bulunduğu bir olayı kısmen benzer de olsa başka bir olay ile kıyaslayıp sanığın cezai sorumluluğu hakkında da sağlıklı olmayan bu kıyasa dayanarak sonuç çıkarma gayretinin hatalı sonuçlara yol açabileceği gözden kaçırılmamalıdır.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Sanık ...’nın olay tarihinde 17 yaşında olduğu, Ankara ili, Mamak ilçesinde ailesi ile birlikte yaşadığı, Kızılay semtinde bulunan bir pizzacıda paket teslimi yaptığı, zaman zaman kendisinden bu iş yerine ait broşürleri de dağıtmasının istendiği, mağdur ...’in ise olay tarihinde 20 yaşında olduğu, Kızılay semtinde bulunan bir dönercide çalıştığı, olay gününden evvel sanıkla mağdur arasında, sanığın savunmasına göre dönercinin etrafında broşür dağıtmasından, mağdurun iddiasına göre ise sanığın dükkânlarının önünü kapatmasından, garsonların servis yapmasını engellemesinden kaynaklanan nedenlerle çeşitli tartışmalar yaşandığı, bu tartışmalar neticesinde sanığın, mağdur ve arkadaşları tarafından defalarca dövüldüğünü ileri sürdüğü, olay günü yine benzer nedenlerle sanıkla mağdur arasında tartışma yaşandığı, akşam Kızılay semtindeki iş yerlerinden Mamak ilçesindeki ikametlerine belediye otobüsü ile gidecek olan sanık ... ile mağdur ... ve ...’in arkadaşları inceleme dışı mağdur ... ile tanık ...’ın otobüs durağında karşılaştıkları, mağdur ...’in sanık ...’i çalıştığı dönercinin önünde sorun çıkarmaması hususunda uyardığı, otobüse binen sanığın ineceği durakta mağdur ve arkadaşları tarafından dövüleceğini düşünerek babasını cep telefonu ile arayarak, babası ...’dan Mamak Köprüsü altındaki otobüs durağına gelmesini istediği, durağa gelen ...’nın oğlu sanığı beklemeye başladığı, otobüsten sanık ve mağdur ... ile ... ve tanık ...’ın da inmeleri üzerine, sanık ..., sanığın babası ... ile mağdur ... ve inceleme dışı mağdur ... arasında kavga çıktığı, Mamak Köprüsü altındaki alanda meydana gelen kavga sırasında ... ile mağdur ...’in önce karşılıklı olarak yumruklaştıkları sonra yere düşerek kavgaya yerde devam ettikleri, sanık ...’nın ise ... ile bir süre kavga ettikten sonra yanında taşıdığı elle açılıp kapanabilen 7 cm uzunluğunda namlusu bulunan bıçakla ...’ün sırtına iki kez vurarak ...’ü basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladıktan sonra yerde babası ile boğuşan mağdur ...’e de bıçakla iki kez vurduğu, mağdurun sol kürek kemiğinin 5 cm altından ve sol bel bölgesinden yaralandığı, mevcut 2 adet kesiden en az birinin göğüs boşluğuna ulaşmış olması nedeniyle mağdurun yaşamsal tehlike geçirdiği, sanığın babası ...’in kavga sırasında yere düşürülüp kafasına tekme atıldığı esnada otobüs durağından tanımadığı ve yüzünü görmediği bir şahsın gelip kendilerini araladığını beyan ettiği, mağdur ...’in ise Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesindeki ifadesinde yaşanan kavga sırasında durakta bulunan kişilerin araya girdiklerini ifade ettiği anlaşılan olayda; sanık ... ile mağdur ... arasındaki geçmişe dayalı tartışma ve kavgalardan kaynaklanan husumet bulunması, sanığın suçta kullandığı namlu uzunluğu 7 cm olan bıçağın öldürmeye elverişli oluşu, mağdurun vücudunun yaşamsal bölgelerinden olan sırt-karın bölgelerinin hedeflenmiş olması, darbe sayısı, bıçaklı saldırı sonucu en az bir bıçak darbesinin göğüs boşluğuna girerek yaşamsal tehlike doğurması, sanığın eylemine otobüs durağında bulunan kişilerin müdahalesi sonucu son vermiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde sanığın kastının öldürmeye yönelik olduğunun kabulü gerekmektedir.
    Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
    "Suça Sürüklenen Çocuk ..."nın; mağdur ..."i bıçakla yaralamaktan ibaret eyleminin; kasten adam yaralamak suçunu oluşturmasına karşın, yargılamaya konu edilen eylemi kasten adam öldürmeye teşebbüs olarak niteleyen Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda eylemin niteliği konusunda uyuşmazlık doğmuştur.
    Suça sürüklenen çocuk ile mağdurlardan ... arasında; aynı iş kolunda çalışmaları nedeniyle önceye dayalı bir kavga olayının yaşandığı, olay günü mağdurlardan ... ile ..."nin yanlarında bulunan arkadaşları tanık ... ile birlikte otobüse bindikleri sırada, tesadüfen aynı otobüse binen suça sürüklenen çocuğun, mağdur ... tarafından uyarılması üzerine, darp edileceğinden çekinen suça sürüklenen çocuğun babası olan ve hakkında ayrı dava açılan sanık ..."ya telefon açması üzerine adı geçinin durağa gelerek oğlunu beklediği sırada, aynı durakta inen mağdur ... ile kavgaya tutuşurken, suça sürüklenen çocuk ..."nın da üzerinde taşıdığı yasak olmayan bıçak ile önce mağdur ...”yi basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladıktan sonra; babasına saldıran diğer mağdur ..."i iki bıçak darbesi ile yaraladığı, bıçak darbelerinden birisinin mağdurun hayati tehlike geçirmesine neden olduğu, her iki mağdurunda olay yerinden ayrılmaları sırasında; suça sürüklenen çocuğun herhangi bir şekilde yeniden vurmak için hamle yapmadığının bizzat mağdur ... tarafından beyan edildiği, dosya içeriğinden anlaşılmıştır.
    Uyuşmazlığın çözümü için, suça sürüklenen çocuk ile mağdur arasındaki husumetin nedeni ve niteliği, failin suçta kullandığı aracın mahiyeti, darbe sayısı ile mesafesi, mağdurun vücudunda oluşan yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkanı olup olmadığı, olayın akışı ve sebebi ve failin işlemeyi kastettiği suçun oluşmasına kendi iradesi dışında engel bir halin bulunup bulunmadığı hususları toplanan deliller ışığında irdelenerek suça sürüklenen çocuğun eyleminin adam öldürmeye teşebbüs ve yaralama suçlarından hangisini oluşturacağı hususunun benzer olaylardaki yargı kararları ışığında belirlenmesi gerekmektedir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.07.2008 tarihli ve 2008/1-88 E., 2008/184 K. sayılı kararına göre, öldürme kastının varlığı için;
    1-) Fail ile mağdur arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunup bulunmadığı,
    2-) Olayda kullanılan vasıtanın öldürmeye elverişli olup olmadığı,
    3-) Mağdurdaki darbe sayısı ve şiddeti,
    4-) Darbelerin vurulduğu bölgenin hayati önem taşıyıp taşımadığı,
    5-) Failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir sebepten dolayı mı son verdiği,
    6-) Olay sonrası mağdura yönelik davranışları
    Hususları dikkate alınmalıdır.
    Failin kastının belirlenmesinde başvurulan ölçütlerden hepsinin, öldürme kastını ortaya koyacak şekilde aynı olayda gerçekleşme zorunluluğu yoktur. Ölçütlerden sadece birisinin gerçekleştiği durumda, failin kastının insan öldürmeye yönelik olduğu; buna karşılık ölçütlerden çoğunun gerçekleştiği durumlarda failin kastının yaralamaya yönelik olduğu söylenebilir. Örneğin, mağdura karşı bıçakla birden fazla darbede bulunulması ve tarafların arasında daha önceden bir husumetin bulunması halinde şayet darbe, mağdurun hayati bölgesine vurulmamışsa veya mağdurun hayati bölgesine karşı hareket etmesine rağmen, öldürmeye elverişli bir aletle saldırı söz konusu değilse öldürme kastından değil, yaralama kastından bahsedilebilecektir. Bu açıdan esas olan, somut olayın özelliğidir. Hakim, yukarıda sayılan şartlar çerçevesinde karar tesis ederken "şüpheden sanık yararlanır" ilkesini de gözetmeli ve sanıkların öldürme kastı ile hareket ettiği hususunda tereddüt yaşadığı halde kasten yaralama hükümlerini uygulamalıdır.
    Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.06.2011 tarihli ve 2011/1-114 E., 2011/150 K. sayılı kararına göre ise,
    "Aralarında önceye dayalı öldürmeyi gerektirecek husumetleri olmayan ve çıkan tartışma sebebiyle gece geç saatlerde aniden gelişen ve hedef seçme olanağı bulunmayan kavganın hareketli ortamında, ele geçmeyen kesici aletlerle mağdurları yaralayan sanıkların eyleminde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile 1. Ceza Dairesinin süreklilik kazanmış uygulamalarıyla hayati tehlike yaratan isabetlerin bir adetle sınırlı kalması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların öldürme kastıyla hareket ettikleri kuşkulu kalmaktadır. Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan ‘in dubio pro reo’ yani ‘kuşkudan sanık yararlanır’ kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan olası kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.
    Açıklanan nedenlerle, sanıklar N. ve S.’nin, mağdurlar D. ve T.’yi öldürme kastlarıyla hareket ettiklerini gösteren kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığından, eylemlerinin kasten yaralama olarak kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkemece kanıtların hatalı değerlendirilmesi ve dosya kapsamına uymayan gerekçeler ve kabulle, sanıkların eylemlerinin öldürmeye kalkışma olarak nitelendirilmesi suretiyle direnme kararı verilmesi ve hüküm kurulması isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir".
    Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26.11.2012 tarihli ve 2009/8411 E., 2012/8682 K. sayılı kararına göre,
    "Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay günü sinemadan çıkan sanığın, mağdurlar ile ters bakışma nedeniyle tartıştığı, tartışma sırasında sanığın, kavga ortamında rastgele savurduğu bıçakla mağdur G’yi biri toraksa nafiz olup, sağ meme başında, sol ön kolda, omuzda, sağ koltuk altında, sağ glutea bölgelerine toplam yedi kez vurarak pnömotoraksa ve yaşamsal tehlike geçirmesine sebebiyet verdiği, sanığın, eylemine devam etmeden olay yerinden kaçtığı olayda; sanığın engel hal bulunmaksızın eylemine kendiliğinden son vermesi, yaşamsal tehlikeye yol açan yaranın tek oluşu, diğer yaraların basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir oluşu, sanık ve mağdur arasında öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunmaması, öldürme kastını gösterir hetürlü kuşkudan uzak, kesin ve yeterli kanıt bulunmamış olması karşısında; sanığın yaralama kastı ile hareket ettiğinin kabulü ile TCK m.86/1, 86/3-e, 87/1-d, 29, 62, 53 uyarınca hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması" bozmayı gerektirmiştir.
    C.G.K. 2009/82 K sayılı ilamında;
    ...’nin, sanığın üzerinde bulunan mağduru tutup kaldırma biçiminde gerçekleşen müdahalesinin “engel neden” sayılamayacağı, mağdurla arasında ciddi bir husumet tespit edilemeyen sanığın tek bıçak darbesini vurduktan sonra, eylemini sürdürmek istediğini gösteren herhangi bir delilin bulunmadığı ve olayda o sırada edinilen kesici kısmı 10 cm uzunluğundaki bıçağın kullanılmış olması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; itiş-kakış ortamında mağdurun sol göğüs bölgesine vurularak hayati tehlike geçirecek düzeyde yaralanmasına yol açan bir bıçak darbesi tek başına öldürme kastının bulunduğunu göstermeyeceğinden, yaralama kastıyla hareket edildiğinin kabulünde zorunluluk vardır.
    C.G.K. 2013/627 K sayılı ilamında;
    Katılanın sanığın kardeşinin eşi olduğu, olay tarihinde ahıra eşya koyma meselesi yüzünden tartıştıkları, katılanın hakaret ederek üzerine yürümesi nedeniyle yaşanan boğuşma esnasında sanığın, hareketli ortamda bıçakla katılanın sol batın, baş, sol omuz, sol kol ve boyun bölgesine toplam 5 darbe vurduğu, batına nafiz bir adet yaralanmanın herhangi bir iç organ veya damar yaralanması meydana getirmeksizin hayati tehlikeye neden olduğu, diğer yaraların ise yumuşuk doku seyirli olup basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu, katılanın 100-150 metre kaçtıktan sonra düşüp bayıldığı, katılanın peşinden koşmayan sanığın olay yerinden kaçtığı şeklinde gerçekleşen olayda, sanıkla katılan arasında öldürmeyi gerektirir herhangi bir husumetin bulunmaması, suçta kullanılan bıçak öldürme eylemini gerçekleştirmeye elverişli olduğu halde, sanığın beş darbesinden yalnızca bir tanesinin iç organ ve damar harabiyeti meydana getirmeksizin hayati tehlikeye yol açıp, diğerlerinin ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması, sanığın yaralı halde kaçan katılanı yakalayıp eylemine devam etme imkanı varken devam etmemiş bulunması hususları birlikte göz önüne alındığında, sanığın eyleminin kasten yaralama olarak kabulü gerekmektedir.
    Prof. Dr. Ersan Şen tarafından adam öldürmeye teşebbüs suçu ile kasten adam yaralamak suçunu ayıran kriterler aşağıda açıklandığı üzere;
    "Sadece suçun maddi unsuru kapsamında incelenen "icra hareketleri" esas alınarak, failin hangi suçtan sorumlu tutulacağını belirlemek isabetli değildir. Önemli olan, failin kastının hangi suçu işlemeye yönelik olduğunu anlamak ve bu konudaki tereddütleri ortadan kaldırmaktır. Meydana gelen bir kavgada fail ile mağdur arasında önceye dayalı veya o an başlamış bir husumet tespit edilememiş, olayın oluş şekil de kasten öldürme suçunu gündeme getirmemekte ve olay sonundaki netice, mağdurun hayati önem taşıdığı kabul edilen vücut bölgelerine vurulan birkaç basit bıçak darbesinden ibaret ise, bu durumda suçun manevi unsuru kapsamına giren failin kastını bir kenara bırakarak, yalnızca suçun maddi unsuru içinde değerlendirilen yara yerlerinden ve olayda kullanılan vasıtadan yola çıkılarak TCK m. 81’deki suç ile ilgili teşebbüs hükümlerinin tatbikinde hukuka uygunluk bulunmayacaktır." şeklinde özetlemiştir.
    Somut olayımızda mağdur ile aynı iş kolunda çalışan suça sürüklenen çocuğun yaralama kastıyla hareket ettiğine dair dosya içeriğinden tespit edilen kriterleri şu şekilde özetlemek mümkündür.
    1-)Suça süreklenen çocuk ile mağdur arasında; olay öncesinde öldürmeyi gerektirecek ciddi bir husumetin bulunmaması,
    2-) Yaşının büyüklüğü nedeniyle hakkında ayrı dava açılan suça sürüklenen çocuğun babası olan ..."nın oğlunun telefonla çağırması üzerine durağa gelmesine rağmen, üzerinde herhangi bir silah yada silahtan sayılacak alet bulunmaması,
    3-) Otobüs içerisinde suça sürüklenen çocuğun tek başına seyahat ettiği sırada, ilk münakaşanın yanında iki arkadaşı bulunan mağdur ... tarafından başlatıldığının bizzat mağdur tarafından beyan edilmiş olması,
    4-)Suça sürüklenen çocuğun olay esnasında kullandığı bıçağın yasak silahlardan olmadığı gibi yaralama yada öldürme suçları açısından çok etkili olamayacağının dosya içeriğinden anlaşılmış olması;
    5-)Suça sürüklenen çocuğun, hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanan mağduru yakalayarak hareketlerine devam etme olanağı varken, ciddi hiç bir engel olmaksızın icra hareketlerine kendi iradesiyle son verdiğinin bizzat mağdur ile yanındaki arkadaşları tarafından beyan edilmiş olması,
    6-) Suça sürüklenen çocuğun eylemine araya girenlerin engel oldukları yönünde şüpheden arındırılmış kesin kanıtların elde olunamadığı gibi bu hususta herhangi bir iddianın dahi ileri sürülmemiş olması,
    Somut olayımızda sanık lehine oluşan şüpheleri bu şekilde sıraladıktan sonra; uyuşmazlığın çözümüne yardımcı olacağı düşüncesiyle bir de “Ceza Muhakemesi Hukuku"nun en temel ilkelerinden birisi olan "Şüpheden sanık yararlanır ilkesinden" ne anlaşılması gerektiğine uygulamada ve teoride benimsenen görüşler açısından bakılması gerekmektedir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.10.2010 tarih, 2010/8-134 esas- 2010/217 karar sayılı içtihadında; ‘Şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ özet olarak aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.
    Latince ‘in dubio pro reo’ olarak ifade edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan ‘şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir.
    Anayasanın 38/4. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan suçsuzluk karinesi, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu karine uyarınca, suçsuz olduğu varsayılan kişinin suçlu kabul edilmesi için kesin hükümle mahkum olması, mahkumiyet için de fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerektiğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi suçsuzluk karinesinin bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Prof. Dr. Hakan Hakeri; Şüpheden Sanığın İstifade Etmesi İlkesini, ‘Mahkeme, Muhakeme Hukuku açısından kullanılmasına izin verilen bütün delilleri dinlediği halde, maddi mesele hakkındaki şüphesini yenemezse, suç fiilini sanığın lehine olacak şekilde karara bağlar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddesindeki ‘suçsuzluk karinesi’, şüpheden sanığın faydalanmasını gerektirir’ şeklinde özetledikten sonra; şüpheden sanık yararlanır kuralının anlamını şu şekilde açıklamıştır.
    "Şüpheden sanık yararlanır" ilkesi, ceza yargılaması hukukunda geçerli olan ve mevzuatımızda yazılı olarak hükme bağlanmamış bulunan bir ispat kuralıdır. Buna göre, bir suç işlediği iddiasıyla yargılanan kimse hakkında mahkûmiyet kararının verilebilmesi için, o kimsenin o suçu işlediğinin yüzde yüz oranında kesin olması, ispatlanmış bulunması gerekir. Bu noktadaki yüzde birlik şüphe dahi, sanığın beraat etmesine yol açar.
    Böylece masum bir kimsenin cezalandırılmasındansa, suçlu bir kimsenin serbest bırakılması daha üstün tutulmaktadır. Nitekim jüri sisteminin bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri"nde jürinin tek görevi, sanığın suçu işleyip işlemediği konusunda, yani ispat hususunda karar vermektir. Jüri 11 üyeden oluşmaktadır ve bir kimsenin suçu işlediğine karar verilebilmesi için 11 üyeden, 11"inin de sanığın suçu işlediğine kanaat getirmesi gerekir. 10 üye sanığın suçu işlediği; ancak bir üye işlemediği yönünde oy kullandığı takdirde, sanığın beraatına karar verilir. Bu örnek, şüphenin yüzde yüz oranında yenilmemesi dolayısıyla, sanığın beraatına karar verilmesi gerektiğini göstermektedir.
    Yargıtayın da benzer olaylardaki pek çok kararlarında bu ilkeye gerekli önemi verdiği açıkça görülmektedir. Çeşitli kararlarda bu husus şöyle ifade edilmiştir:
    Ceza yargılamalarında amaç, gerçeğin hiçbir şüpheye yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; şüphenin bulunması halinde, mahkûmiyet kararı verilmesi ceza yargılaması hukukunun genel ilkelerine aykırıdır; şüpheden sanığın yararlanacağı evrensel bir ceza yargılaması hukuku ilkesidir ve varsayımlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
    Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan bilgi ve belgeler ile benzer olaylarda benimsenen içtihatlar ışığında somut olayımıza baktığımızda; Ceza muhakemesinin en temel ilkelerinden birisi olan "şüpheden sanık yararlanır" kuralı gereğince; ihtilafa konu uyuşmazlıkta mağdur ile aralarında adam öldürmeyi gerektirecek şekilde husumet bulunmayan suça sürüklenen çocuğun, tesadüfen bindiği otobüste yanındaki iki arkadaşı ile birlikte bulunan mağdurun başlattığı münakaşadan çekinerek telefonla babasını aradıktan sonra otobüs durağında meydana gelen kavga esnasında hedef seçme imkanının bulunmadığı bir ortamda iki adet bıçak darbesi ile yetinerek ciddi bir engel olmasızın icra hareketlerine kendi iradesi ile devam etmemesinden ibaret olan eyleminden dolayı, mağdurdaki yaralardan birisinin hayati tehlikeye neden olduğundan bahisle adam öldürmeye teşebbüs suçundan sorumlu tutulması; şüphenin sanık aleyhine yorumlanması anlamına gelir ki, eylemin sübutu konusunda en küçük şüpheyi sanık lehine değerlendiren yerleşik uygulamaların, eylemin niteliğinin belirlenmesinde şüphenin suça sürüklenen çocuk aleyhine değerlendirilmesine izin vermesi beklenemez. Böyle bir kabulün kanun koyucunun iradesine de aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Zira netice sebebiyle ağırlaşmış yaralamanın meydana geldiği her olayda; faillerin adam öldürmeye teşebbüs suçundan sorumlu tutulması ve buna bağlı olarak TCK"nın 87 maddesinin uygulama alanının son derece sınırlandırılması sonucuna ulaşılır ki ? Böyle bir sonucun, kanunilik ilkesine aykırı olacağı gibi ceza hukukunun olmazsa olmazını teşkil eden hukuki güvenlik ilkesini zedeleyeceği kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımız çıkacaktır.
    Sonuç itibariyle; bütün ihtimalleri değerlendirmek zorunda olan mahkeme tarafından suça sürüklenen çocuğun öldürme kastıyla hareket ettiği belirlenememiştir. Toplanan delillere ve yerleşik uygulamalara göre öldürme kastı kesin olarak belirlenemeyen suça sürüklenen çocuk hakkında yerel mahkemece savunmaya yönelik beyanların aleyhe değerlendirilmesi suretiyle dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçeyle adam öldürmeye teşebbüs suçundan verilen mahkumiyet kararının onanmasına ilişkin Yargıtay Yüksek 1. Ceza Dairesinin kararına yönelen itirazın kabul edilmesi gerekirken, itirazın reddine dair Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun kararına yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir." görüşüyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ :
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.03.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi