Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2019/171
Karar No: 2020/169

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/171 Esas 2020/169 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2019/171 E.  ,  2020/169 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ceza Dairesi
    Sayısı : 3585-59

    3- Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı
    Sanık ..."nin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK"nın 103/2, 103/4 ve 53. maddeleri uyarınca 27 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun"un 109/2, 109/3-c, 109/5 ve 53. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ilişkin İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince 20.09.2017 tarihli ve 118-278 sayı ile verilip kısmen resen de istinafa tabi hükümlerin sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 14.11.2017 tarih ve 3158-2495 sayı ile;
    "6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun"un 20/2. maddesi uyarınca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının her aşamada davaya katılma, CMK"nın 260. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma ve CMK"nın 277/1. maddesi uyarınca da istinaf dilekçelerine cevap verme hakkının bulunduğu gözetilerek, suçtan zarar görüp katılma hakkı bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına davanın haber verilmesi ve hükmün tebliği zorunlu olduğu hâlde dosyada ve UYAP kayıtlarında duruşmadan haberdar edildiğine ve istinaf hakkını kullanabilmesi için yokluğunda verilen hükmün tebliğ edildiğine dair dosya içerisinde ve UYAP kayıtlarında herhangi bir bilgi veya belgeye rastlanılmadığından varsa söz konusu belgenin konulması, aksi takdirde anılan tebligat noksanlığının giderilerek tebellüğ belgesi ile verildiği takdirde istinaf dilekçesinin eklenmesinden sonra gönderilmek üzere esası incelenmeyen dosyanın mahkemesine iadesine" karar verilmiş, anılan eksikliğin giderilmesinin ardından hükümlerin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından da istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 22.01.2018 tarih ve 3585-59 sayı ile istinaf istemlerinin kabulü ile ilk derece mahkemesince kurulan hükümlerin kaldırılmasına, sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK"nın 103/2, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun"un 109/1, 109/3-f, 109/5, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir.
    Bu hükümlerin de sanık müdafisi ve katılan ..., Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 23.10.2018 tarih, 5297-6191 sayı ve oy çokluğu ile katılan Bakanlık lehine vekâlet ücretine hükmedilerek hükümlerin düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
    Daire Üyeleri B. Şahin ve B. Aköz; "Sanığın, mağdureyi silah zoruyla arabaya alıp ıssız bir yere götürerek anal yoldan nitelikli istismarda bulunduğu beyan ve kabulü ile ilk derece mahkemesi TCK"nın 103/2-4 maddesi uyarınca teşdiden 27 yıl, 109/2-3 f-5. maddesi uyarınca teşdiden 9 yıl hapis cezasına hükmetmiş, BAM, mağdurenin rızasıyla istismar gerçekleştiğini kabul ederek TCK"nın 103/2. maddesi uyarınca 16 yıl, TCK"nın 109/1-3 f-5. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası vermiştir.
    Mağdure iki kez kollukta, bir kez Cumhuriyet savcılığında ve mahkemede alınan beyanlarında olayın başlangıç ve oluşunu farklı şekillerde anlatmıştır. Özellikle kollukta vekili ve psikolog eşliğinde verdiği ifadelerde suç tarihini açık ve net olarak 06.10.2014 olarak belirtmiş, sanığın bu tarihte şehir dışında olduğunun kesin olarak tespiti üzerine savcılık tarafından yeniden beyanı alındığında suç tarihini Eylül ayının sonunda Pazartesi veya Salı gününden biri olarak belirtmiş, sanıktan dayak yediği için Sultanbeyli Devlet Hastanesine gittiğini söylemiştir. Sultanbeyli Devlet Hastenesinin cevabından anlaşılacağı üzere mağdurenin 25.09.2014 tarihinde saat 00.59’da düşme tanısıyla muayenesinin yapıldığı anlaşılmış, herhangi bir darp-cebir belirtisinden bahsedilmemiştir. Görüldüğü üzere mağdure önceki beyanlarıyla tamamen çelişir şekilde suç tarihini değiştirmiştir.
    Bunun yanında Adli Tıp Kurumundan alınan raporda mağduredeki anal bulguların cinsel istismara bağlı olabileceği gibi kabızlık sorununa bağlı olarak da ortaya çıkabileceği belirtilmiştir.
    Mağdure, olayı ilk olarak hamilelik testinin olumlu çıktığı gerekçesiyle arkadaşı tanık ...’ya anlatmıştır. Mağdure sanığın kendisine anal yoldan istismarda bulunduğunu iddia etmesine karşın, bu ilişkiden hamile kaldığını söylemesi mağdurenin beyanlarına itibar edilmeyeceği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Zira 15 yaşının içindeki normal bir genç kızın, hamileliğin ne şekilde olacağını bilmemesi düşünülemez.
    Mağdurenin, olayın başlangıcı, gelişmesi, sonuçları ve özellikle suç tarihi hususundaki çelişkili beyanları, sanığın istikrarlı savunması ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında;
    Mağdurenin soyut ve çelişkili beyanları dışında sanığın cezalandırılmasını gerektirir güç ve nitelikte delil elde edilemediği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.11.2018 tarih ve 23069 sayı ile;
    "...Dosyada mağdurenin soruşturma aşamasında üç ayrı beyanı vardır, 18.10.2014 tarihli kolluk ifadesinde sanığın kendisini kolundan tutarak zorla araca bindirmek suretiyle kaçırdığını, diğer ifadelerinde ise silah teşhiri ve ağabeyine zarar vereceği tehdidi ile araca binmesini sağlayarak kaçırdığını beyan etmiştir. Bir diğer çelişki de olay tarihi hakkında olmuştur. Önce 06.10.2014 tarihini zikretmişken bu tarihte sanığın il dışında olması nedeniyle bu kez Eylül ayının sonu olarak suç tarihini değiştirmiştir. Adli raporunda yazılı bulguların fiili livatanın yanı sıra kabızlık sonucunda oluşabileceği rapor içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu delil durumu nedeniyle sanığa atılı suçların sabit olmadığı" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 19.02.2019 tarih, 10123-7332 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinin bir temyiz nedeni içerip içermediği, bir temyiz nedeni içermediği sonucuna ulaşılması hâlinde CMK’nın 295. maddesi uyarınca süresi içinde temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe verilip verilmediği, buna göre temyiz nedeni yokluğundan katılan Bakanlık vekilinin temyiz davasının reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu öncelikle değerlendirilecektir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından açılan kamu davalarına ilişkin olarak ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda atılı suçlardan sanığın mahkûmiyetine karar verildiği, kısmen resen de istinafa tabi hükümlerin sanık müdafisi ve Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 22.01.2018 tarihinde ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak sanık hakkında mahkûmiyet hükümleri kurulduğu, bu kararın katılan Bakanlık vekiline tefhim edildiği,
    Katılan Bakanlık vekili tarafından 26.01.2018 tarihinde "İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi"nin 22.01.2018 tarihli duruşmada 2017/3585 Esas sayılı dosyaya ilişkin olarak verilmiş bulunan karar hakkında, katılan kurum vekili olarak, sanık aleyhine temyiz yoluna başvuruyoruz. Bu nedenle gerekçeli kararın tarafımıza tebliğ edilmesini ve ondan sonra gerekçeli dilekçemizi sayın Mahkemenize sunacağımızı bildiririz. Netice ve talep; Yukarıda açıklanan nedenlerle, verilmiş bulunan karar hakkında katılan kurum vekili olarak temyiz yoluna başvurduğumuzdan gerekçeli kararın tarafımıza tebliğ edilmesini, ondan sonra gerekçeli dilekçemizi sayın Mahkemenize sunacağımızı bildirir ve bu nedenle süre tutum talebimizin kabul edilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz." şeklinde yasal süresi içerisinde temyiz edildiği,
    Bölge Adliye Mahkemesince gerekçeli kararın katılan Bakanlık vekiline 21.02.2018 tarihinde tebliğ edildiği, katılan Bakanlık vekilinin temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçesini 01.03.2018 tarihinde dosyaya sunduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    1) Katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinin bir temyiz nedeni içerip içermediği, bir temyiz nedeni içermediği sonucuna ulaşılması hâlinde CMK’nın 295. maddesi uyarınca süresi içinde temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe verilip verilmediği, buna göre temyiz nedeni yokluğundan katılan Bakanlık vekilinin temyiz davasının reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği;
    Yapılan müzakere esnasında, bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesi tarafından, CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin tebliğden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmesinin zorunlu olduğunun ileri sürülmesi üzerine uyuşmazlık konusu bu husus da ele alınarak değerlendirilmiştir.
    Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrası; "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmünü içermekte olup CMK"nın 231. maddesinin ikinci fıkrası hazır bulunan sanığa başvurabileceği kanun yolları, mercisi ve süresinin bildirileceğini, aynı Kanun"un 34. maddesinin ikinci fıkrası ise kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercisi ve şekillerinin belirtileceğini düzenlemiştir.
    CMK’nın "Temyiz istemi ve süresi" başlığını taşıyan 291. maddesi;
    "(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.
    (2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.",
    CMK’nın "Temyiz başvurusunun içeriği" başlığını taşıyan 294. maddesi;
    "(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
    (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir."
    CMK’nın "Temyiz gerekçesi" başlığını taşıyan 295. maddesi ise;
    "(1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.
    (2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir.
    (3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır.",
    Hükümlerini içermektedir.
    Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır.
    Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." şeklindedir.
    Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması ancak kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak, ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir.
    Kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmektedir. Bu bakımdan; usullerinin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallara tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmelidir. Dolayısıyla, istisnai nitelikte olup kanunda açık ve anlaşılır şekilde düzenlenen bir sürenin, ayrıca bildirilmesi yönünde emredici bir hukuki düzenleme de bulunmuyorsa yargı mercilerince ilgilisine bildirilme zorunluluğundan bahsedilemeyecektir.
    Diğer taraftan temyiz, kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen hükümlerle, bu dairelerin hükme esas teşkil eden ara kararlarına ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu"nun 18. maddesi uyarınca iade taleplerine ilişkin ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı başvurulan bir olağan kanun yoludur.
    CMK’nın "Temyiz isteminin kabule değer sayılmamasından dolayı hükmü veren mahkemece reddi" başlığını taşıyan 296. maddesinin birinci fıkrası;
    "Temyiz istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder." şeklindedir.
    "Davasız yargılama olmaz" ilkesi ve CMK’nın 296. maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz incelemesi yapılabilmesi için aleyhine temyiz yoluna başvurulabilecek bir hükme karşı, hak sahibi tarafından, süresi içerisinde, temyiz davası açılması yani temyiz isteminde bulunulmuş olması gerekir.
    CMK"da istinaf yoluna başvurabilecek kişiler açıkça ve ayrıca düzenlenmiş olmasına karşın, temyiz yoluna başvurabilecek kişilere ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak temyiz de olağan bir kanun yolu olup kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre başvurma hakkına sahip olanlar temyize de başvurabilirler. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar, verilen hüküm veya karar nedeniyle hukuki hakları zarar gören üçüncü kişiler, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşinin temyiz yoluna başvuru hakkı bulunmaktadır.
    CMK’nın 291. maddesine göre; temyiz davası açılması için on beş günlük bir süre öngörülmüştür. Hükmün yüze karşı açıklanmasından itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulması şarttır. Kural olarak temyiz başvurusunun yazılı şekilde olması yani hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçe ile yapılması gerekir. Ancak, zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle sözlü başvuruda bulunmak da mümkündür. Bu durumda beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkim tarafından onaylanır.
    Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmış ise on beş günlük süre tebliğ tarihinden itibaren başlayacaktır.
    CMK’nın 294. maddesine göre; temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olup temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir. Aynı Kanun"un 295. maddesi uyarınca, temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse başvuru için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir.
    CMK"nın "Temyiz isteminin reddi" başlığını taşıyan 298. maddesi ise;
    "(1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder." şeklindedir.
    Bölge Adliye Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK’dan farklı şekilde, resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde, temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse başvuru için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür.
    Gerekçeli temyiz dilekçesi (ek dilekçe, temyiz layihası), temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından dayandığı hukuka aykırılıkların gösterilmesi gerekir.
    Öte yandan, CMK’nın "Hukuka kesin aykırılık hâlleri" başlığını taşıyan 289. maddesinde;
    "1- Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
    a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması,
    b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması,
    c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması,
    d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi,
    e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması,
    f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi,
    g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi,
    h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması,
    i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması," şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.
    Doktrinde bir kısım yazarlarca, kanun koyucu tarafından hükme etkili oldukları açıkça kanuni düzenlenmeye bağlanmamış hukuka aykırılıkların nispî temyiz sebebi olarak ileri sürülebileceği, temyiz dilekçesinin gerekçeli olması kuralının hem nispî hem de mutlak temyiz sebepleri bakımından geçerli olduğu yani hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetilemeyeceği savunulmaktadır.
    Bu anlayışa göre, CMK"nın 289. maddesinde yer alan kabul edilebilirlik denetimine ilişkin kural, bünyesinde en az bir temyiz sebebi bulunan dilekçeler yönünden geçerlidir. Nitekim maddede yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır." kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Gerekçesiz bir dilekçe Yargıtay’ın ön incelemesinden geçemeyeceği için hükümde var olan ancak gösterilmeyen nedenin mutlak mı yoksa nispî bir temyiz nedenine mi ilişkin olduğunu denetlemek mümkün olmayacaktır. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, Yargıtay’ın bu nedenleri kabul etmemesine karşın CMK’nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmü bozması mümkündür (Hakan Karakehya, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara, 2016, s. 635 vd.; Fahri Gökçen Taner, 5271 sayılı CMK"nın Temyiz Kanun Yoluna İlişkin Hükümlerinin Yürürlüğe Girmesiyle Ortaya Çıkan Farklılıklar, Ankara Barosu Dergisi, Nisan, 2017, s. 66).
    Dolayısıyla; CMK"nın 298. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinin, örneğin; "Hükmü temyiz ediyorum." şeklindeki dilekçede olduğu gibi herhangi bir temyiz sebebi içermemesi durumunda tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkının bulunmaması hâllerinde olduğu üzere usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddi gerekecektir.
    Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 22.01.2018 tarihli kararda; hükme karşı başvurulabilecek kanun yolunun temyiz, mercisinin Yargıtay, şeklinin mahkemeye verilecek bir dilekçe veya zabıt katibine bulunulacak beyanın tutanağa geçirilmesi suretiyle, süresinin de tefhimden itibaren (15) gün olduğu hususları ayrı ayrı ve açıkça belirtilerek hazır bulunan katılan Bakanlık vekiline bildirildiği, katılan Bakanlık vekili ve sanık müdafisinin de süresi içerisinde temyiz dilekçesi sundukları anlaşılmaktadır.
    CMK"nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe için öngörülen (7) günlük sürenin; aynı Kanun"un 34. maddesinin ikinci fıkrası, 231. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasamızın 40. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında bir "Kanun yolu süresi" olmayıp temyiz başvurusunda temyiz nedenlerinin gösterilmemiş olması durumuna ilişkin istisnai bir mahiyet taşıması, mahkemelerin iç işleyişine yönelik olmaması, düzenlemenin yer aldığı kanun maddesinin içeriği itibarıyla karışık ve dağınık olmayıp açık, belirli ve öngörülebilir nitelikte olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; ilgilisinin (15) günlük temyiz süresi içerisinde temyiz nedenlerini bildirir dilekçe verebilmesine engel bir düzenlemenin bulunmadığı, mevzuatımızda yer alan yargısal başvuru sürelerinin tümünün ilgilisine mahkemece bildirilmesi gerektiğine dair bir hükmün olmadığı gibi mahkemelerin sorumluluğunun da kanunlarda açıkça bildirilmesi gerektiği belirtilen sürelere ilişkin olduğu açıktır. Örneğin; 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un bireysel başvuru usulünü düzenleyen 47. maddesinin beşinci fıkrasındaki "Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler. Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek talebi kabul veya reddeder." hükmü uyarınca anılan fıkra kapsamında geçen yargısal başvuru sürelerinin de ilgilisine bildirilmesi gerektiğine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı da gözetildiğinde, istisnai ve sınırlayıcı hüküm içeren düzenlemelerin kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe için öngörülen yedi günlük sürenin kararlarda gösterilmesi zorunlu olan, hükme karşı başvurulabilecek kanun yolu süresi olmadığı, bu sürenin ilgilisine ayrıca bildirilmemesinin mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale olarak görülemeyeceği ve dolayısıyla da bildirilmesi hususunda mahkemeye zorunluluk yüklemeyeceği kabul edilmelidir.
    Öte yandan katılan Bakanlık vekilinin "İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi"nin 22.01.2018 tarihli duruşmada 2017/3585 esas sayılı dosyaya ilişkin olarak verilmiş bulunan karar hakkında, katılan kurum vekili olarak, sanık aleyhine temyiz yoluna başvuruyoruz. Bu nedenle gerekçeli kararın tarafımıza tebliğ edilmesini ve ondan sonra gerekçeli dilekçemizi sayın Mahkemenize sunacağımızı bildiririz. Netice ve talep: Yukarıda açıklanan nedenlerle, verilmiş bulunan karar hakkında katılan kurum vekili olarak temyiz yoluna başvurduğumuzdan gerekçeli kararın tarafımıza tebliğ edilmesini, ondan sonra gerekçeli dilekçemizi sayın Mahkemenize sunacağımızı bildirir ve bu nedenle süre tutum talebimizin kabul edilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz." şeklindeki temyiz başvurusuna ilişkin dilekçesinin, yalnızca Bölge Adliye Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükümlerini "temyiz ve gerekçeli kararın tebliğini talep ettiği" şeklindeki beyanları içerdiği görülmektedir.
    Gerekçeli kararın katılan Bakanlık vekiline 21.02.2018 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, temyiz nedenlerini bildirdiği 01.03.2018 tarihli ek dilekçenin CMK’nın 295. maddesinde düzenlenen kararın tebliğinden itibaren yedi günlük ek sürenin geçmesinden sonra verildiği anlaşılmaktadır.
    Katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinde mahkûmiyet hükümlerini "temyiz ettiği" şeklindeki beyanı dışında, temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından, bir hukuka aykırılığa dayanıldığına ilişkin neden gösterilmemesi sebebiyle temyiz dilekçesinde temyiz nedeninin bulunmadığının kabulü zorunludur.
    Katılan Bakanlık vekilince süresi içerisinde verilen temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi, ek dilekçesinin ise süresinden sonra verilmesi nedenleriyle usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden, CMK’nın 298. maddesi uyarınca katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi ve sanık müdafisinin temyiz talebine hasren temyiz incelemesinin yapılması gerekmektedir.
    Bu itibarla katılan Bakanlık vekilinin süresi içerisinde sunduğu temyiz dilekçesinin bir temyiz nedeni içermediği, temyiz nedenlerini bildirdiği ek dilekçesinin ise CMK’nın 295. maddesinde öngörülen (7) günlük süreden sonra verildiği anlaşıldığından; CMK"nın 298. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin reddine, hükümlerin sanık müdafisinin temyiz talebiyle sınırlı olarak incelenmesine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; ""CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin tebliğden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmesinin zorunlu olduğu"" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    2) Birinci uyuşmazlık konusunda ulaşılan sonuca göre sanığa atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığına ilişkin yapılan incelemede;
    İncelenen dosya kapsamından;
    Kayden 08.10.1999 doğumlu katılan mağdure ..."ın suç tarihinde 14 yaş 11 ay 16 günlük olduğu ve lise ikinci sınıfta öğrenim gördüğü, ailesiyle birlikte İstanbul ilinde ikamet ettiği,
    Sanık ..."nin suç tarihinde 26 yaşında ve evli olduğu, sanığın ablası tanık ... ile katılan mağdurenin aynı binada ikamet ettikleri,
    Kolluk görevlilerince düzenlenen 18.10.2014 tarihli olay yeri ve görüntü izleme tutanağına göre; olayın geçtiği yeri tespit etmek amacıyla 18.10.2014 tarihinde katılan mağdure ile ailesinin ekip otosuna bindirildiği, katılan mağdurenin sanığın, aracını durdurup kendisini zorla bindirdiği yeri Kemal Türkler ... sayılı adresin önü olarak göstermesi üzerine Birikim Kolejinin 3 numaralı kamerasının olay yerini uzaktan gösterdiğinin tespit edildiği, bahse konu kameranın 06.10.2014 tarihi saat 17.00 ila 19.00 saatleri arasındaki kayıtları incelendiğinde söz konusu beyaz renkli transporter araç ve katılan mağdurenin görülmediği,
    Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 18.10.2014 tarihli rapora göre; katılan mağdurenin anal muayenesinde saat altı hizasında anal fissür gözlendiği, rektal tuşede tonusunun gevşek olduğu, emme, soğurma ve darp izinin görülmediği, vajinal muayenesinde perina ve vulvada ekimoz ile laserasyon izlenmediği, adet kanaması şüpheli minimal kanama olduğu, hymenin anüler ve intakt bulunduğu, mevcut hâliyle kız olduğu,
    Adli psikolog tarafından düzenlenen 18.10.2014 tarihli görüşme raporuna göre; katılan mağdureye olayla ilgili duygu ve düşünceleri sorulduğunda, kendisini çok kötü hissettiğini, ailesinin yüzüne nasıl bakacağını bilmediğini, bütün olayların zorla olduğunu, çığlık attığını, sesini kimseye duyuramadığını, sanığın insan olmadığını, sapık olduğunu, kendisine sürekli "Seni seviyorum." dediğini, sık sık telefonla rahatsız ettiğini, evli olan sanığın cinsel konular hakkında konuşmasından dolayı utandığını, aradığında ne istiyor diye düşündüğü için telefonu açtığını, cinsel konular açıldığında telefonu suratına kapattığını ifade ettiği, katılan mağdurenin fiziksel gelişiminin normal ve öz bakımının yerinde olduğu, zihinsel gelişim kusuru gözlenmediği, yaşadığı olayları ve duygularını ifade edebildiği,
    Kartal Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21.10.2014 tarihli rapora göre; Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesince 18.10.2014 tarihli raporda anal muayenede, saat 6 hizasında anal fissür gözlendiği, rektal tuşede tonusun gevşek olduğunun tanımlandığı, söz konusu anal fissürün anal yoldan vücuda organ sokmak suretiyle oluşabileceği gibi, kabızlık gibi doğal nedenlerle de oluşabileceği, mevcut verilerle bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı,
    Kolluk görevlilerince düzenlenen 21.10.2014 tarihli telefon inceleme tutanağına göre; sanığın, kullanmış olduğu 0538 721 ... numaralı hattın takılı olduğu cep telefonunu avukatı huzurunda görevlilerce incelenmesine rıza gösterip teslim ettiği, katılan mağdurenin ifadesinde kendi kullandığı telefon numarası olarak belirttiği 0536 502 ... numaralı hattın sanığın telefonunun rehberinde "umut mustafa" olarak kayıtlı olduğu, katılan mağdurenin evrakta kendi numarası olarak belirttiği 0535 792 ... numaralı hattın ise sanığın telefonunda kayıtlı olmadığı, sanığın telefonundan her iki hat ile de iletişime geçildiğine dair bir kayda rastlanılmadığı,
    İstanbul Tacirler Eğitim Vakfı Sultanbeyli Devlet Hastanesince gönderilen 17.02.2015 tarihli yazı ve ekine göre; 25.09.2014 tarihinde saat 00.59"da düşme sebebiyle hastaneye müracaat eden katılan mağdurenin, iki yönlü kafa grafisinin çekildiği,
    İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 17.03.2017 tarihli heyet raporuna göre; davranış bozuklukları bulunan, 17 yaşında ve lise ikinci sınıftan terk olan katılan mağdurenin 13 yaşında cinsel istismara maruz kalması sonrası başlayan şikâyetlerinin olduğu, altı ay önce Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatarak tedavi gördüğü, katılan mağdurenin evden kaçma, madde kullanımı ve saldırganlık tarif ettiği, bedenen ve ruhen on dokuz yaş sonu ile uyumlu olduğu,
    Özel Erdem Hastanesi tarafından gönderilen 24.05.2017 tarihli yazıya göre; katılan mağdurenin annesi olan katılan ..."in 08.10.1999 tarihinde hastanelerinde canlı bir kız çocuğu doğurduğu,
    Sanığın kullanmakta olduğu 0538 721 ... numaralı hatta ilişkin HTS kayıtlarının incelenmesinde;
    - Sanığın, katılan mağdurenin kendisini aradığını beyan ettiği 0531 686 ... numaralı hattın ... isimli şahıs adına kayıtlı olduğu, bu hat ile sanığın kullanımındaki hat arasında 01.10.2014 tarihinde saat 16.40"ta söz konusu hattan sanığın kullanımındaki hattın aranması ile gerçekleşen 2 saniyelik bir görüşme olduğu, daha sonra bu hattan sanığın kullanımındaki hattın ödemeli arandığı, ardından sanığın kullanımındaki hattan bu hattın arandığı ve 587 saniye görüşüldüğü, iki hat arasında 02.10.2014 tarihinde saat 11.03 ila 14.18 arasında 9 iletişim kaydının bulunduğu, bu kayıtlardan 7"sinin sanığın kullanımında olan hattın söz konusu hat tarafından ödemeli aranması olduğu ve görüşme gerçekleşmediği, diğer ikisinde ise 3 saniye ve sanığın araması üzerine 133 saniyelik görüşme olduğu, 08.10.2014 tarihinde 8 iletişim kaydının bulunduğu, görüşme süresi bulunmayan kayıtlarda sanığın kullanımındaki hattın diğer hat tarafından ödemeli olarak arandığı, diğer kayıtlardaki görüşmelerin 1, 2, 5 ve 260 saniye sürdüğü, 15.10.2014 tarihinde 4 iletişimin bulunduğu ilk önce söz konusu hattan sanığın kullanımındaki hattın arandığı ve 3 saniye görüşüldüğü, daha sonra sanığın kullanımındaki hattın ödemeli arandığı, ardından sanığın kullanımındaki hattan söz konusu hattın arandığı ve 220 saniye görüşüldüğü, 16.10.2014 tarihinde söz konusu hattan sanığın kullanımındaki hattın arandığı, ardından sanığın kullanımındaki hattan bu hattın aranarak 232 saniye görüşüldüğü, iki hat arasında 17.10.2014 tarihinde 14 iletişim kaydının bulunduğu, saat 12.07"de sanığın söz konusu kullanımındaki hattın arandığı ve 33 saniye görüşüldüğü, ardından bu hat tarafından sanığın kullanımındaki hattın 9 kez ödemeli arandığı, saat 13.42"de sanığın kullanımındaki hattan bu hattın arandığı ve 454 saniye görüşüldüğü, 15.04"te bu hattan sanığın kullanımındaki hattın arandığı ve 2 saniye görüşüldüğü, ardından sanığın kullanımındaki hattın söz konusu hattan ödemeli arandığı, daha sonra sanığın kullanımındaki hattan söz konusu hattın arandığı ve 46 saniye görüşüldüğü,
    - Sanığın kullandığı hattın 24.09.2014 tarihinde saat 15.46"da; "... Hızır İshanı (İstsamandıramer) Sancaktepe, İstanbul", saat 16.13, 16.18, 16.33 ve 16.55"te "... Caddesi ...Gazi Mah. (İstsamandırahav) Sancaktepe,İstanbul" baz istasyonlarından sinyal aldığı, saat 16.55 ila 20.28 arasında herhangi bir kayıt bulunmadığı, saat 20.28"de "Sarıgazı Telekom Mudurlugu (İstsansarıgaztt) Sancaktepe, İstanbul" baz istasyonundan sinyal aldığı,
    - Sanığın kullandığı hattın 01.10.2014 ila 11.10.2014 tarihleri arasında sadece Ardahan ili Göle ilçesi ve Kars ilinde bulunan baz istasyonlarından sinyal aldığı,
    Anlaşılmaktadır.
    Katılan mağdure ... kollukta 18.10.2014 tarihinde; Fehmi Yılmaz Kız Meslek Lisesinde ikinci sınıfta öğrenim gördüğünü, tanık ..."nın komşuları olduğunu, sanığı da ablası olan tanık ..."nın yanına gidip gelmesinden dolayı tanıdığını, 25 yaşında, evli, üç çocuk babası olan sanığın FSM Mekanik isimli iş yerinde çalıştığını ve 0538 721 ... numaralı hattı kullandığını, sanıkla yaklaşık 5-6 aydan beri tanıştıklarını ve son bir aydan itibaren 10/E sınıfından arkadaşları olan tanık ... ve soy ismini bilmediği Aylin"in telefonlarından görüştüklerini, telefon kullanmadığı için sanıkla arkadaşları vasıtasıyla görüşmelerinin olduğunu, kız arkadaşlarının sanığı yakını olarak bildiklerini, bir müddet telefonla görüştükten sonra sanığın açık seçik şekilde konuşmaya başlayıp "Seninle birlikte olmak istiyorum." dediğini, bunun üzerine sanığı terslediğini ve konuşmadığını, sürekli arkadaşları vasıtasıyla telefon ederek kendisini rahatsız ettiğini, 06.10.2014 tarihinde saat 17.00 sıralarında tanık ..."nın yanına gitmek için evden çıktığını, Birikim Kolejinin önüne geldiğinde üzerinde FSM Mekanik yazısı bulunan Transporter beyaz renkli aracı kullanan sanığın, yanında durarak araca binmesini istediğini, binmeyince araçtan inip kolundan tutarak zorla aracın ön koltuğuna bindirip aracın kapılarını kilitlediğini, gitmek istemediğini söyleyip ağlamaya başladığını, sanığın bu duruma sinirlenip suratına yumruk attığını, sonra bilmediği bir yerde aracı durdurduğunu, etrafa baktığında sadece araçların geçip gittiği otoban gibi bir yerde olduklarını görebildiğini, aracı durdurduktan sonra sanığın kendisini zorla arka koltuğa ittiğini, eşofmanını, külotunu ve üstündeki penyeyi çıkardığını, sonra kendi pantolonunu ve külotunu çıkarıp kendisini yüz üstü çevirip yatırdığını, poposuna cinsel organını soktuğunu, canının çok yandığını, yaklaşık bir dakika kadar süren bu eylem sonunda içine bir sıvının aktığını hissettiğini, daha sonra sanığın kendisini aldığı yere geri bıraktığını, saat 20.00 sıralarında eve gittiğini, ailesine veya başka bir kimseye yaşadıklarını anlatmadığını, eve varınca duş alıp üzerindeki elbiseleri makineye attığını, sanığın bu olaydan sonra telefonla yine ilişkiye girmek istediğini söylediğini, ancak kabul etmediğini, 17.10.2014 tarihinde yine arkadaşları vasıtasıyla arayan sanığın artık kendisini bırakacağını söylediğini, sanığa "Yaptıklarını aileme söyleyeceğim." dediğinde, abilerini öldürmekle tehdit ettiğini, sonra yaşadıklarını tanık ..."ya anlattığını, onun da bu durumu abisinin yakın arkadaşı olan tanık ..."ye ilettiğini, daha sonra abisi olan tanık Uğurcan"ın olayı öğrenip babasına anlattığını, babasının sorması üzerine yaşadıklarından bahsedince sinir krizi geçirdiğini, ön tarafından yani genital organından birliktelik yaşamadığını, başka bir kimseyle cinsel birlikteliğinin olmadığını,
    Kollukta 19.10.2014 tarihinde; önceki ifadesinde sanığın kendisini zorla araca bindirmiş olduğunu beyan ettiğini, ancak olayın olduğu 06.10.2014 tarihinde saat 17.00 sıralarında aracı ile önünde duran sanığın araç içerisinden "Aleyna seninle konuşmam gerek gel araca bin." dediğini, iyi niyetli olduğunu düşünerek "Burada konuşalım o zaman." diye cevap verip araca binmek istemediğini belirttiğini, sanığın, araca binmez ise abisinin burada olduğunu ve onu öldüreceğini söylediğini, bu sırada aracın ön koltuğunda kısa siyah renkli bir silahın olduğunu gördüğünü, korktuğundan dolayı araca binmek zorunda kaldığını, araca binince sanığın silahı torpidoya koyarak aracın kapılarını kilitlediğini, daha sonra önceki beyanında belirttiği olayın meydana geldiğini, bunun dışında sanığın tam olarak hatırlamadığı bir gün ikametlerinin merdiven boşluğunda kendisini sıkıştırdığını ve "Seni seviyorum." dediğini, annesi duyar diye korktuğundan sesini çıkarmadığını, o sırada sanığın ablası tanık ..."nın kendi evinin kapısını açtığını, sanığın da ablasının evine girdiğini, birkaç gün sonra tanık ..."ya sanığın kendisini rahatsız ettiğini, ona geri çekilmesini söylemesi gerektiğini ve bu olayı ailesine anlatacağını söylediğini, tanık ..."nın da "Benim abim Murat Çiftci mafya terörist, sizi dağa kaldırır, abileri seni hayatta yaşatmaz." dediğini, korktuğundan bu olayı kimseye anlatamadığını, sanık ile yaşadığı istismar olayından bir hafta sonra midesinin bulanmaya başladığını, bundan dolayı eczaneye giderek hamilelik testi aldığını, testin sonucunun pozitif çıkması üzerine korkup bu olayı arkadaşı tanık ..."ya anlattığını, tanık ... ve sanıktan korktuğu için şuan söylediklerini daha önceki ifadesinde anlatamadığını,
    Savcılıkta; bir yıl kadar önce başka bir erkek arkadaşının olduğunu, ancak onunla herhangi bir cinsellik yaşamadıklarını, sanığın evli olduğunu bilmediğini, sanığın beyaz transporter marka bir arabayla ablasının evine sık sık gelip gittiğini gördüğünü, genellikle okuldan eve dönerken kendisine rastladığını ya da kanaatine göre özellikle kendisini takip ettiğini, olay günü dışında sanığın arabasına hiç binmediğini, sanığın aracının üzerinde cep telefonu numarasının yazdığını, olaydan yaklaşık 3-4 ay kadar önce sanık ile apartmanda karşılaştıklarında sanığın kendisini sevdiğini ve aşık olduğunu söyleyip kendisine altın olduğunu tahmin ettiği bir yüzük verdiğini, ancak bu yüzüğü almayıp fırlattığını, bunun üzerine sanığın "Seninle sonra görüşürüz." şeklinde sözler söylediğini, bu olaydan iki gün kadar sonra peşinde olduğunu bildiği sanığı ikaz etmek için minibüste yazılı olan numarayı sınıf arkadaşı olan Yasemin Karslı"nın telefonuyla aradığını, kendisinin telefon kullanmadığını, sanığa kendisini rahatsız etmemesini söylediğini, sanığın da "Yok ya sen göreceksin." şeklinde lakayt cevaplar verdiğini, ablasına söyleyeceğini belirtince kendisine küfür ve tehdit içeren sözler sarf ettiğini, bunun üzerine telefonu suratına kapattığını, ancak sanığın yine okulun önüne arabasıyla gelip gitmeye devam ettiğini, sanığı arkadaşının telefonuyla aradığı için sanığın da bu telefona mesaj attığını, mesajlarda "Aleyna yanında mı?" şeklinde şeyler yazdığını, kendisinin de Yasemin"e mesajlara cevap vermemesini söylediğini, sanığı arkadaşlarının telefonundan en fazla üç defa aramış olabileceğini, 80 veya 100 kez aramadığını, sanığı aradığı telefon numaralarının hiçbirini hatırlamadığını, Yasemin dışında Sercan Yüksel"in telefonuyla da aradığını hatırladığını, ancak bu hatların kimin üzerine kayıtlı olduğunu bilmediğini, tanık..."a birisine aşık olduğu şeklinde bir şey söylemediğini, aksine onun dayısından haber getirip dayısının kendisini sevdiği şeklinde sözler söylediğini, tanık..."u dövüp gönderdiğini, sorulması üzerine; olayın meydana geldiği tarih ile ilgili yanılmış olabileceğini, olayın olduğu gün okulların açık olduğunu, olayın kesinlikle Kurban Bayramı"nda gerçekleşmediğini, kaldı ki olay günü sanıktan dayak yediği için çok etkilendiğini, bu nedenle ailesinin kendisini Sultanbeyli Devlet Hastanesine götürdüğünü, bu hastanenin acil bölümünde kaydının olması gerektiğini, dolayısıyla suç tarihinin Eylül ayı sonları olabileceğini, zira olay olduğu gün durumu ailesine anlatmadığı için tarihini de bir yere kayıt etmediğini, ancak okulun açık olduğunu çok iyi bildiğini, olay gününü Pazartesi veya Salı olarak hatırladığını, olay tarihinin 8 Ekim olan doğum gününden muhtemelen on gün önce olabileceğini, ancak kesin tarihin Sultanbeyli Devlet Hastanesinden öğrenilebileceğini, sorulması üzerine; sanığın kendisine ait siyah renkli BMW marka arabası olduğunu da bildiğini, sanığın kendisiyle arkadan zorla ilişkiye girdiğini, bu hususta tecrübeli ve deneyimli olmadığı için hangi durumunda hamile kalacağını bilmediğini, bu nedenle ilişki sonrasında hamile kalabileceği korkusuna kapıldığını, arkadaşlarından pozitifliğin ne olduğunu öğrenince ifadesinde pozitif kelimesini kullandığını, hamile olmadığını, olayda normal yoldan bir ilişkinin bulunmadığını, sanığın evli olduğunu sonradan ablası olan Özden"den öğrendiğini, tanıklar ... ve Aylin ile sınıf arkadaşları olduklarını, telefon numaralarını bilmediğini, olayı arkadaşlarına anlatınca tanık ..."nın sanığı kendi telefonuyla aradığını, kendisinin sanıkla telefonla görüşmesi yapmadığını, bu hususun karakol ifadesine yanlış geçmiş olabileceğini, olaydan sonra arkadaşlarının vasıtasıyla sanıkla telefon görüşmesinin olduğunu, sanığın zaman zaman arkadaşı Yasemin"in telefonunu aradığı için arkadaşlarına arayan kişinin yakını olduğunu söylemek zorunda kaldığını, suç tarihinin kesinlikle 06.10.2014 olmadığını, polislere suç tarihi olarak Eylül ayının sonunu söylediğini hatırladığını ancak yazılmadığını, olay günü sanığın tehdidi üzerine arabaya bindiğini, sonra sanığın silahını torpidoya koyduğunu, kapıları kilitleyip arabayı hareket ettirdiğini ve suratına yumruk attığını, araçla Samandıra yoluna girdiğini, sanığa sürekli kendisini araçtan indirmesini söylediğini ancak indirmediğini, sanık başına vurduğu için başının da ağrıdığını, tahminen on dakika kadar sonra bir tarafı otoban olan bir yere gittiklerini, yola biraz uzak durumda olduklarını, kimsenin görüş alanı içerisinde bulunmadıklarını, sanığa çok bağırdığı için yine yüzüne vurduğunu, yüzünün sol tarafında morarma olduğunu, sanığa karşı koyduğunu hatta böğrüne tekme attığını, bırakması için çok yalvardığını, ancak dinlemeyip zorla arkadan bir kez ilişkide bulunduğunu, eve saat 20.00"de döndüğünü, abisi ile tartıştıklarını, bunun üzerine durumunu iyi görmedikleri için kendisini Sultanbeyli Devlet Hastanesine götürdüklerini, ifadede hazır bulunan psikoloğa sorulması üzerine; suç tarihi dışında olayı şu anda verdiği ifade gibi kendisine de tutarlı olarak anlattığını,
    Mahkemede; psikolog bilirkişi tarafından katılan mağdurenin genel gelişimi ile yaşının uygunluk gösterdiğinin ve olay nedeniyle tedirgin ve kaygılı olduğunun gözlemlendiğine ilişkin tespitden sonra katılan mağdure; sanığın kendisine "Ne haber kanka?" diye laf attığını, yolda yürürken önünü kesip "Bana kız ayarlar mısın?" dediğini, kendisinin de "Utanmıyor musun?" diyerek cevap verdiğini, bir akşam annesiyle birlikte kapıda odun kırarken binaya gelen sanığın kendisini kolundan tutup "Seni seviyorum." dediğini ve yüzük verdiğini, annesinin karşı komşunun kapısında bulunmasından dolayı bu hadiseyi görmediğini, yüzüğü fırlatınca sanığın "Sen göreceksin." dediğini, bu eylemleri sanığın ablasına anlattığında ablasının "Suat seni dağa kaldırır." şeklinde sözlerle kendisini tehdit ettiğini, olay günü sanığın kendisini kolundan tutarak arabaya zorla bindirdiğini, sokakta oynayan küçük çocuklar olduğunu, arabaya binerken bağırıp küfür ettiğini, ancak engel olamadığını, arabadayken küfür ettiği için sanığın kendisine yumruk attığını, on dakika kadar sonra Samandıra tarafında otoban gibi bir yerde durduklarını, sanığın eylemlerini arabanın içinde devam ettirdiğini, dirseğiyle kafasına vurduğunu, gerisini hatırlamadığını, iddianamede anlatılanların doğru olduğunu, kendisiyle anal yoldan cinsel ilişkiye girdiğini, öldürmekle tehdit ettiğini, sanıkla olaydan sonra da karşılaştıklarını, ancak cinsel ilişki yaşamadıklarını, ikide bir okula gelen sanığın kendisini rahatsız etmeye devam ettiğini, arkadaşının telefondan sanığı arayarak "Bir daha beni rahatsız etme yoksa polise giderim." dediğini, sanığın da "Soyunu kuruturum." diyerek yine tehdit ettiğini, bunun üzerine olaydan iki hafta sonra bu durumu tanık ..."ya anlattığını,
    Katılan ... kollukta; 17.10.2014 tarihinde saat 20.30 sıralarında ikametine gittiğinde tanık Uğurcan"ın kendisini dışarı çağırıp Suat isimli bir şahsın katılan mağdureyi zorla aracına bindirerek götürüp tecavüz ettiğini anlattığını, ayrıca kendisine konu ile ilgili bilgisinin olup olmadığını sorduğunu, bilgisinin bulunmadığını söylediğini, katılan mağdure ile konuştuğunda apartmanın bir numaralı dairesinde oturan tanık ..."nın 25-26 yaşlarındaki abisi sanık ..."ın kendisini zorla bir araca bindirerek Samandıra tarafına götürüp tecavüz ettiğini söylediğini, katılan mağdureyi hastaneye götürüp bakirelik raporu istediklerini, ancak polisten yazısı olmadan böyle bir raporun verilemeyeceği bilgisini aldıklarını, bunun üzerine polise müracaat ettiğini,
    Mahkemede; katılan mağdureye olayı sorduğunda sanığın Eylül ayı içinde bir gün kendisini zorla araca bindirdiğini, götürdüğü yerde zorla cinsel birliktelik yaşadığını anlattığını,
    Katılan ... mahkemede; olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, sanığın, ablasının evine devamlı gidip geldiğini, katılan mağdureyle telefonla görüştüğünden haberinin olmadığını, zaten katılan mağdurenin telefonunun bulunmadığını,
    Tanık ... kollukta; birlikte çalıştıkları tanık ..."nin 17.10.2014 tarihinde saat 12.00 sıralarında yanına gelerek kız arkadaşı olan tanık..."nın kendisini aradığını, ortak arkadaşları olan katılan mağdurenin hamilelik testi yaptığını, tanımadıkları bir erkek şahsın katılan mağdureye cinsel istismarda bulunduğunu öğrendiğini anlattığını, daha sonra kendi telefonundan katılan mağdureye mesaj atarak konunun doğru olup olmadığını sorduğunu, katılan mağdurenin bu durumu doğruladığını, bir süre sonra tanık ..."nın kendisine mesaj attığını, mesajda olanların doğru olduğunu belirterek tanık Uğurcan"a anlatmamalarını istediğini, kendisinin de böyle bir şeyin saklı kalmaması gerektiğini ve abisine anlatacağını söylediğini, aynı gün saat 20.30 sıralarında konuyu tanık Uğurcan"a anlatmak için katılan mağdurenin evine gittiğini, pencereye çıkan katılan mağdurenin evde kimsenin olmadığını söyleyerek aşağı indiğini, yüz yüze konuştuklarında ... isimli bir şahsın kendisiyle zorla ilişkiye girdiğini ve konuyu abisine anlatmamasını istediğini, daha sonra tanık ... ile birlikte olayı tanık Uğurcan"a anlattıklarını,
    İstinabe suretiyle Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; sanığı tanımadığını, katılan mağdurenin abisiyle arkadaş olduklarını, olayı bizzat görmediğini, olay sırasında mahallede bulunduğunu, katılan mağdurenin parkın aşağısından koşarak geldiğini gördüğünü, onu durdurunca bir şahsın kendisine zorla cinsel istismarda bulunmaya çalıştığını anlattığını, duyduğu kadarıyla katılan mağdure evde yalnız başına otururken kapının çaldığını, şahsın camda belirmesi üzerine korkan katılan mağdurenin çığlık atıp evden koşarak kaçtığını, bu şahsın katılan mağdureye ne yaptığını bilmediğini, sadece katılan mağdurenin ağlayıp kendisine bu şekilde bir cinsel istismarda bulunulduğunu anlattığına dair bilgisinin olduğunu,
    Tanık ... kollukta; arkadaşı olan tanık ... ile 17.10.2014 tarihinde mesajlaştıkları esnada tanığın katılan mağdurenin hamile olduğunu söylediğini, bunun üzerine katılan mağdureyi aradığında sanık ile ilişkiye girdiğini ve hamile olduğunu söylediğini, olayı ailesine anlatması gerektiği yönünde ikaz ettiğinde katılan mağdurenin korktuğu için anlatamadığını söylediğini, daha sonra tanık... ile birlikte tanık Uğurcan"ın yanına giderek olayı anlattıklarını,
    Tanık ... kollukta; katılan mağdurenin öz kardeşi olduğunu, çocukluk arkadaşı olan tanık ..."nin 17.10.2014 tarihinde saat 20.30 sıralarında kız arkadaşının kendisine gönderdiği cep telefonu mesajlarını okuttuğunu, bu mesajlarda bir şahsın katılan mağdureyi zorla arabaya alarak taksime götürüp tecavüz ettiği, daha sonra test yaptıkları ve test sonucunun pozitif çıktığı hususlarının yazılı olduğunu, sonra konudan babasına bahsettiğini,
    Mahkemede; iddianamede anlatılan olayların doğru olduğunu, Birikim Kolejinin önünde sanığın katılan mağdureyi kaçırmaya kalkıştığına tanık olduğunu, olay sırasında arkadaşlarıyla parkta otururken sanığın kullandığı araçla yanında Aykut Cihangir isimli akrabası ile geldiklerini, evlerinin önünde Aykut"un katılan mağdureyi tutarak arabaya bindirmeye çalıştığını, katılan mağdurenin bağırması üzerine koşup müdahale ettiklerini, kolluk ifadesi okunup sorulduğunda; o ifadesinin de doğru olduğunu, tanık ..."nin anlattığı olaydan sonra da sanığın katılan mağdureyi kaçırmaya çalıştığını,
    Tanık ... kollukta; katılan mağdurenin teyzesinin kızı olduğunu, teyzesi olan katılan ..."ın çağırması üzerine onlara gittiğinde katılan ..."in katılan mağdurenin tecavüze uğradığını ve hastaneye gittiğini söylediğini, hastanede katılan mağdure ile görüştüğünde bir arkadaşına gittiği sırada yanında bir aracın durduğunu, araç sürücüsünün kendisini zorla araca bindirerek aracın kapısını kilitlediğini, ıssız bir yere götürerek kendisine tecavüz ettiğini anlattığını, olayın tarihi ile ilgili bilgisinin olmadığını,
    Tanık ... Yiğit kollukta ve mahkemede; katılan mağdure ile aynı lisede öğrenim gördüklerini, 17.10.2014 tarihinde saat 12.30 sıralarında sınıfa ağlayarak giren katılan mağdurenin sınıftaki arkadaşlarının yanında sanık tarafından kaçırıldığını ve sanığın kendisine tecavüz ettiğini, sanıkla birlikte test yaptıklarını, testin pozitif çıktığını anlattığını, bunun üzerine aynı gün olayı tanık ..."ye mesajla bildirdiğini, bu esnada katılan mağdurenin de yanında olduğunu, daha sonra tanık ... ile katılan mağdurenin telefonla görüştüklerini,
    Tanık ... Hışır kollukta şüpheli sıfatıyla; komşu oldukları katılan mağdureyi arada bir görmesine karşın onunla hiçbir muhabbetinin bulunmadığını ve onu kesinlikle tehdit etmediğini, 18.10.2014 tarihinde saat 01.30 sıralarında katılan mağdurenin ailesinin kendi evlerine gelip üzerine saldırdıklarını,
    Tanık... Osmanoğlu savcılıkta; sanığın öz dayısı olduğunu, katılan mağdureyi de tanıdığını, sanığın arabasıyla Göle ilçesine gidip on bir gün kadar kaldıklarını, İstanbul"a döndükten sonra parkta katılan mağdureyle karşılaştıklarını, katılan mağdurenin bir erkeği sevdiğini ve arabasının olduğunu söylediğini, daha sonra sevdiği kişinin dayısı olduğunu anladığını, zira dayısının siyah renkli BMW marka arabası olduğunu, katılan mağdurenin de siyah BMW arabası olan birisini sevdiğini söylediğini,
    Tanıklar Şehrinaz Selçuklar ve Kasım Selçuklar kollukta; akrabaları olan sanığın 30.09.2014 ila 11.10.2014 tarihleri arasında kesintisiz olarak Ardahan ili Göle ilçesi Gedik Köyünde bulunduğunu, arada bir evlerine de gidip geldiğini,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık ... kollukta 21.10.2014 tarihinde; ablası olan tanık ... ile katılan mağdurenin komşu olduklarını, ablasının evine gittiği zamanlarda bazen katılan mağdureyi gördüğünü, onunla hiçbir muhabbetinin olmadığını, üzerine atılı suç tarihinde Ardahan"ın Göle ilçesinde bulunan Gedik Köyünde bulunduğunu, buraya Kurban Bayramı"ndan bir hafta önce gittiğini ve 11.10.2014 tarihinde de İstanbul"a döndüğünü, üzerine kayıtlı silahının olmadığını, arabayla belirtilen yerden geçmediğini ve katılan mağdureye silah göstermediğini, suçlamaları kabul etmediğini, 0538 721 ... numaralı hattı kullandığını, bu hat ile katılan mağdurenin kullandığı 0536 502 ... numaralı hattı aradığını hatırlamadığını, ancak katılan mağdurenin okulda arkadaşlarına ait hatırlayamadığı cep telefonlarından sık sık kendisini arayıp kendisinden hoşlandığını söylediğini, son olarak 17.10.2014 tarihinde saat 15.00 sıralarında 0531 686 ... numaralı cep telefonundan kendisini arayarak çok sevdiğini neden kendisiyle sevgili olarak kalmadığını söylediğini, bunun üzerine kendisinin de evli ve üç çocuklu olduğunu bilen katılan mağdureye bir daha aramamasını, anne ve babasına söyleyeceğini yüksek ve sert bir sesle anlattığını, bu konuşmaları esnasında mahalleden arkadaşı olan İsmail Kaya"nın da yanında olduğunu, ancak müsait olmadığından ifadeye getiremediğini, FSM Mekanik yazan beyaz renkli transporter aracın abisinin iş yerine ait olduğunu, bu aracı zaman zaman kendisinin ve abisinin başka çalışanlarının da kullanabildiğini, 06.10.2014 tarihinde Kurban Bayramı nedeniyle memleketinde olduğu için katılan mağdureyi Birikim Kolejinin önünden almasının söz konusu olamayacağını, katılan mağdureyle hiçbir şekilde cinsel ilişkiye girmediğini, katılan mağdurenin kendisine iftira attığını,
    Savcılıkta 21.10.2014 ve 24.11.2014 tarihlerinde; memleketi Ardahan"a yeğeni olan tanık... ile birlikte gittiklerini, katılan mağdurenin kız meslek lisesi öğrencisi olduğunu bildiğini, kullandığı aracın üzerinde cep telefonu numarasının yazılı olduğunu, katılan mağdurenin yaklaşık yüz kez arkadaşlarına ait farklı numaralardan kendisini aradığını, sorduğunda "Öylesine arıyorum." dediğini, evli ve çocuklarının olduğunu kendisinin de bildiğini, yaşının küçük olduğunu, böyle bir ilişkinin olamayacağını söyleyerek onu ikna etmeye çalıştığını, ikna olmayınca "Seni annene söylerim." şeklinde korkuttuğunu, katılan mağdurenin anlattığına göre annesinin ona "Suat"ın durumu iyi konuşmanı sürdürebilirsin." şeklinde sözler söylediğini, bu nedenle annesine söylemesinden çekinmediğini belirttiğini, katılan mağdurenin aradığı numarayı kesinlikle kendisinin aramadığını, sürekli onun aradığını, 17.10.2014 tarihinde yine kendisini arayan katılan mağdurenin "Bana niye ilgi göstermiyorsun?" şeklinde sözler sarf ettiğini, onu ikna etmeye çalışıp aramayı sürdürmesi hâlinde babasına söyleyeceğini ifade ettiğini, bunun üzerine "Söylemezsen göreceksin." diyen katılan mağdurenin telefonu kapattığını, ondan sonra hiç görüşmelerinin olmadığını, katılan mağdurenin bu konuşmanın akabinde suçlamayı yaptığını, 0536 502 ... numaralı hattın kendisinin yanında çalışan katılan mağdurenin abisinin adına kayıtlı olduğunu, olay tarihinde memleketinde olduğuna Samit Çiftçi, Şehnaz Selçuklar ve Kasım Selçuklar"ı tanık olduklarını,
    Mahkemede önceki savunmalarına ek olarak; Göle ilçesindeki köyünde bulunduğu süre içerisinde de katılan mağdurenin kendisini aramaya devam ettiğini, katılan mağdurenin raporuna bir şey diyemeyeceğini ancak kendisine iftira attıklarını, herhangi bir eyleminin olmadığını,
    Savunmuştur.
    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı Kanun"un 59. maddesi ile değişik "Çocukların cinsel istismarı" başlığını taşıyan 103. maddesi;
    "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
    a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
    b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
    anlaşılır.
    (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
    (3) Suçun;
    a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
    b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
    d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
    e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
    işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
    (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
    (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
    (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiş iken,
    02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun"un 13. maddesi ile;
    "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz.
    Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
    a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
    b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
    anlaşılır.
    (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.
    (3) Suçun;
    a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
    b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
    d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
    e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
    işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
    (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
    (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
    (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" biçiminde yeniden düzenlenmiştir.
    Görüldüğü gibi 103. maddede çocuğun cinsel istismarı tanımlamış olup, birinci fıkraya göre cinsel istismar deyiminden; onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış ile diğer çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir başka nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar anlaşılmaktadır.
    Maddenin ilk fıkrasında çocuğun cinsel istismarı suçunun temel şekli, ikinci fıkrasında ise cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır.
    Maddenin ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli hâlde maddi unsur, vücuda organ ya da sair bir cisim sokulması olup, failin kastının da bu tür bir eylemin gerçekleştirilmesine yönelik olması gerekmektedir. Suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir.
    TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi ise;
    "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
    (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
    (3) Bu suçun;
    a) Silahla,
    b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
    c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
    d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
    e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
    f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
    İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
    (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
    (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
    (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
    Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
    Hile, söz, hareket veya diğer davranışlarla bir kişinin bilerek aldatılması ve yanıltılmasıdır. Hile ile kendisinde yanlış düşünce uyandırılan kişi belli bir davranışa sürüklenmekte ve buna zorlanmaktadır. Hilenin alıkoyma veya kaçırmaya yönelik olması gerekir. Ayrıca hile aldatıcı nitelikte de olmalıdır. Vaat ile hile birbirine karıştırılmamalıdır. Ancak mağdurun yaşı, tecrübesizliği, içinde bulunduğu korku ve endişe hâli gibi nedenlerle esasen hür iradesi ile kabul etmeyeceği bir hususun vaat edilerek iradesinin kırılması durumunda hilenin varlığı kabul edilmelidir. Bu nedenle bir şeyin hile olup olmadığı her somut olaydaki koşullara göre değerlendirilmeli ve failin kandırılarak direncinin kırılıp kırılmadığı belirlenip sonuca ulaşılmalıdır.
    Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir" şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebileceği gibi serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusundilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama getirilmemiştir. Bu nedenle suç, mağdurun bir yere gitme veya kalma özgürlügünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmemekte, aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurların da varlığıyla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an ise suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi, günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir süre devam etmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır.
    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun manevi unsuru, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesi ve bilmesi, yani genel kasttır. Kanunun metninden de anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, s.130, Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, s.31; Durmuş Tezcan-M. Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Ankara-2008, s.363 vd.; Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, s.87.) ve yargısal kararlarda da (CGK’nın 29.06.2010 tarih ve 110-161, 23.01.2007 tarih ve 275-9, 03.12.2002 tarih ve 288-419 sayılı kararları) benimsenmiştir.
    Hürriyetten yoksun kılma süresi konusunda öğretide de; "Türk Hukukunda kişiyi hürriyetinden yoksun kılmanın süresinin kısa veya uzun olmasının suça etkisi yoktur. Mağdurun bir yere gitmek veya bir yerde kalmak serbestisi ortadan kaldırıldığında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşur. Bununla birlikte failin gerçekleştirdiği eylemin belirli bir önemi olması gerekir. Nitekim birini bir an için tutma bu suçu oluşturmaz. Engellemenin suçu oluşturacak ağırlıkta olup olmadığını somut olayın durumuna göre hâkim takdir eder." şeklinde görüşlere yer verilmiştir (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18. Baskı, Ankara, 2019, s.425.).
    Bu aşamada Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete girmesinden sonra verilen kararlara ilişkin Yargıtayın maddi meseleye dair temyiz incelemesine değinilmesinde de fayda bulunmaktadır. Ceza Kurulunca verilen 28.05.2019 tarihli ve 297-461 sayılı ve 08.10.2019 tarihli ve 322-584 sayılı kararlarda da ayrıntılarıyla ele alındığı üzere; ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin uyguladığı maddi ceza normlarının hukuka uygun olması, maddi olayın doğru ve eksiksiz bir şekilde tespit edilerek bu tespite uygun olan maddi hukuk normlarının uygulanmasına bağlıdır. Başka bir ifadeyle, maddi sorun ile maddi hukuk normlarının bu ayrılmaz niteliğinden dolayı, uygulanan maddi hukuk normlarının hatalı olduğu iddiasıyla yapılan temyiz başvurularında hükmün hukuki yönden denetiminin maddi sorundan ayrılması mümkün değildir. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması sonucunda maddi sorunun da hatalı şekilde belirlendiği hâllerde dosyaya yansıyan tüm delillerle birlikte maddi sorun irdelenmeksizin hükmün hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi söz konusu olamayacaktır. Kaldı ki, 5271 sayılı CMK"da Yargıtayın temyiz denetimi sırasında maddi sorunu inceleyemeyeceğine ilişkin bir hüküm de mevcut değildir. CMK’nın "Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi" başlıklı 303. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunmasının gerektiği durumlarda, Yargıtayın, davanın esasına hükmedebileceği belirtilmiş olup bu düzenlemeye göre ilk derece veya bölge adliye mahkemelerinin tespitlerinin hukuki denetim yapılmasına olanak vermeyecek ölçüde yetersiz olması hâlinde maddi sorunun tespiti ve buna bağlı olarak maddi ceza normunun doğru tatbik edilmesi bakımından Yargıtayın eksik araştırma nedeniyle bozma kararı verebilecek olması, hukuki denetimin, o ana kadar yapılan tespitlerin, normun olaya uygulanması için yeterli dayanak oluşturup oluşturmadığı hususunu da içerdiği sonucunu doğurmaktadır.
    Yargıtay, temyiz kanun yoluyla ülkedeki hukuk kurallarının istikrarlı ve aynı biçimde uygulanmasını yani içtihat birliğini sağlar. 5271 sayılı CMK, ilk derece yargılaması ile temyiz yargılaması arasına istinafı yerleştirerek, hem Yargıtayın içtihat mahkemesi konumunu güçlendirmeyi hem de mahkemelerin son kararlarının yalnızca hukuki sorun değil, maddi sorun açısından da sağlıklı bir şekilde denetlenmesinin yolunu açmayı öngörmüştür. Bununla birlikte ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektedir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Anayasanın 138. maddesi de tüm hâkimlerin Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vereceklerini hükme bağlamıştır. Bu nedenle ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinde yapılmakta olan yargılama sonucunda ulaşılma imkânı bulunan bütün deliller ele alınıp değerlendirilmeden karar verilmesi, maddi sorunun doğru olarak tespit edilmemesi, dosyada mevcut delillerle maddi soruna ilişkin tespitlerin uyumlu olmaması gibi nedenlerle yazılı hukuka, evrensel hukuki değerlere, akla, bilime ve tecrübe kurallarına aykırı olacak şekilde maddi olay değerlendirmesinin hatalı olarak belirlendiği hâllerde adaletin tam olarak gerçekleşmesi amacı da gözetilerek Yargıtayın, hükmün hukuki yönüne ilişkin olan ve hükme etki eden maddi olay değerlendirmesindeki hukuka aykırılıkları da temyiz yoluyla incelemesi gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
    Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latince"de ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
    Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Lise ikinci sınıfta öğrenim gören katılan mağdure ile sanığın ablası olan tanık ..."nın aynı binada ikamet ettikleri, sanığın, ablasının yanına gittiğinde katılan mağdureyle tanıştığı, 17.10.2014 tarihinde sınıfa ağlayarak giren katılan mağdurenin tanık... ve sınıftaki diğer arkadaşlarına sanığın kendisini kaçırıp tecavüz ettiğini ve sanıkla birlikte hamilelik testi yaptıklarında pozitif çıktığını anlattığı, tanık ..."nın bu durumu arkadaşı olan tanık ..."ye mesajla ilettiği, tanık ... ve tanık..."in de katılan mağdurenin kardeşi olan tanık Uğurcan"a anlatmaları üzerine olayın adli mercilere intikal ettiği, katılan mağdurenin kollukta verdiği ilk ifadesinde sanıkla arkadaşlarının telefonları aracılığıyla iletişim kurduğunu, ancak sanık açık seçik konuşmaya başlayınca rahatsız olduğunu ve onu terslediğini, 06.10.2014 tarihinde saat 17.00 sıralarında tanık..."nın yanına gittiği esnada araçla gelen sanığın kendisini kolundan tutarak zorla araca bindirdiğini, araç içerinde kendisine yumruk attığını ve otoban gibi bir yere götürerek araç içerisinde anal yoldan zorla ilişkiye girdiğini, bir gün sonra kollukta verdiği ek ifadesinde ise sanığın kendisini tehdit ederek araca bindirdiğini, sanığın yanında silah bulunduğunu ifade ettiği, sanığın, 06.10.2014 tarihinde Ardahan İli Göle İlçesinde bulunduğunu, katılan mağdurenin arkadaşlarına ait değişik numaralardan kendisini arayarak kendisinden hoşlandığını söylediğini, 17.10.2014 tarihinde de kendisini arayıp aynı duygularını dile getiren katılan mağdureyi sert bir şekilde uyardığını, onunla cinsel ilişkiye girmediğini, katılan mağdurenin kendisini aradığı numaraları kendisinin hiç aramadığını savunduğu, HTS kayıtlarına göre sanığın kullandığı hattın 01.10.2014 ila 11.10.2014 tarihleri arasında Ardahan ve Kars ilinden baz istasyonu sinyali aldığının tespit edildiği, bunun üzerine savcılıkta yeniden beyanı alınan katılan mağdurenin, suç tarihinde yanılmış olabileceğini, olayın Eylül ayının sonunda gerçekleştiğini, olay günü sanıktan dayak yediği için Sultanbeyli Devlet Hastanesine gittiğini, kesin tarihin buradan öğrenilebileceğini, tecrübesi olmadığı için hangi durumda hamile kalındığını bilmediğini, ancak hamilelik durumunun söz konusu olmadığını beyan ettiği, Sultanbeyli Devlet Hastanesince gönderilen yazıya göre, katılan mağdurenin 25.09.2014 tarihinde saat 00.59"da düşme sebebiyle hastaneye müracaat ettiği, Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 18.10.2014 tarihli raporda katılan mağdurenin anal muayenesinde saat altı hizasında fissür ve rektal tuşede tonusunun gevşek olduğunun tespit edildiği, Kartal Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21.10.2014 tarihli raporda anal muayenede tespit edilen bulguların anal yoldan vücuda organ sokmak suretiyle oluşabileceği gibi kabızlık gibi doğal nedenlerle de oluşabileceği, mevcut verilerle bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı kanaatinin bildirildiği, sanığın savunmasında katılan mağdurenin kendisini aradığı beyan ettiği numara ile sanığın kullandığı hat arasında karşılıklı görüşmelerin bulunduğu anlaşılan dosyada;
    Katılan mağdurenin kollukta verdiği ilk ifadesinde 06.10.2014 tarihinde sanığın kendisini kolundan tutarak zorla araca bindirdiği ve otoban gibi bir yere götürerek zorla anal yoldan ilişkiye girdiğini beyan etmesine karşın kollukça alınan ek ifadesinde, araca tehditle bindirildiğini ve araçta silah bulunduğunu ifade etmesi, yine suç tarihini daha önce 06.10.2014 olarak belirtmiş iken sanığın o tarihte İstanbul ilinde olmadığının tespit edilmesi üzerine bu defa savcılıkta alınan ifadesinde suç tarihini Eylül ayının sonları olarak ifade ederek, ileri sürülen olayın üzerinden uzun zaman geçmediği halde, hem olay tarihi hem de olayın gerçekleşme şekli açısından çelişkili anlatımlarda bulunması, sanığın kendisini rahatsız etmesinden dolayı uyarmak için onu aradığını belirtmesine rağmen HTS kayıtlarına göre suç tarihinden sonra da sanıkla karşılıklı görüşmelerinin bulunması, sınıf arkadaşlarına uzun süre olaydan bahsetmemesinin yanı sıra sanığı bir yakını olarak tanıtması, tanık..."un katılan mağdurenin sanıktan hoşlandığını kendisine dolaylı olarak anlattığını ifade etmesi, katılan mağdurenin anal muayenesinde belirlenen bulguların olaydan 23 gün sonra düzenlenen rapora dayanması nedeniyle olayla arasındaki illiyet bağının tespit edilememesi, Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda söz konusu bulguların kabızlık gibi doğal nedenlerle de oluşabileceğinin belirtilmesi, sanığın kullandığı hattın olay saatinde Samandıra"dan baz sinyali alması sanık aleyhine değerlendirilebilir ise de bu hattın daha önceki tarihlerde de aynı bazdan birçok kez sinyal aldığının tespit edilmesi nedeniyle bu durumun sanık aleyhine delil teşkil etmemesi ve tüm aşamalarda katılan mağdurenin kendisine ilgi duyduğunu, kendisini sürekli aradığını, onunla cinsel ilişkiye girmediğini, atılı suçları işlemediğini belirten sanık savunmasının aksine bir delil bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın katılan mağdureyi aracına zorla bindirip otoban yakınına götürerek cinsel istismarda bulunduğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, bu şekilde sanığın atılı suçlardan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesinin isabetli olmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin düzeltilerek onama ilamının kaldırılmasına, Bölge Adliye Mahkemesi kararının, sanığın atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı kabul edilip, Özel Dairece verilen düzeltilerek onama kararının kaldırılarak Bölge Adliye Mahkemesi hükümlerinin bozulmasına karar verilmesi nedeniyle sanık hakkındaki cezaların infazlarının durdurulmasına ve sanığın atılı suçlardan tahliyesine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
    "Sayın çoğunluğun suçun sabit olmadığına ilişkin kararına katılmak mümkün bulunmamıştır, Zira;
    Somut olay temyiz incelemesine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf kanun yolu incelemesinden geçerek gelmiştir. CMK"nın 288 maddesine göre "temyiz ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır." hükmünü amirdir. Bu madde hükmü ile birlikte maddi olayın denetimine ilişkin olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulanan delillerin akla, mantık kurallarına, hukukun genel ilkeleri ile hayat tecrübelerine, oluş ve dosya kapsamına uygunluğu gibi kriterler gözetilerek test edilmek suretiyle temyizen denetlenebileceği görüşünde bulunduğumdan;
    Her şeyden önce şunun ifade edilmesi gerekir ki ceza yargılaması şekli delil sistemi üzerinden yürüyen bir yargılama değildir. Bu yönü itibariyle hukuk yargılamasından ayrılır. Ceza yargılamasında hukuka uygun olarak toplanmış her türlü delil kullanılabilir. Delillerin hukuka aykırılık söz konusu olmaksızın toplanmasından sonra yukarıda belirtildiği üzere akla, mantığa, tecrübe kurallarına ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmaması koşuluyla vicdani kanıyı oluşturacak biçimde takdir yetkisi de gözetilerek oluş ve dosya kapsamına uygun olarak karar yerinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Hâl böyle olunca somut olayda; hukuka aykırılık söz konusu olmaksızın elde edilen delillerin, gerek ilk derece mahkemesi gerekse bölge adliye mahkemesince akla, mantığa, hukukun genel ilkeleri ve hayat tecrübelerine açıkça aykırı olmadan, oluş ve dosya kapsamına uygun biçimde takdir yetkisi içinde kalarak vardığı sonuçta bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
    Kanaatimce maddi meselenin temyizen denetimi bu kapsamda adil yargılama hakkı içinde mütaala edilen erişim hakkının sağlanması bakımından mümkün ve gereklidir.
    Bu ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; istinaf kanun yolundan geçerek temyiz incelemesine gelen ve ilk derece mahkemesi ile istinaf kanun yolunda maddi olay toplanan delillerle akla, mantığa, hukukun genel ilkelerine ve hayat tecrübelerine açıkça aykırılık söz konusu olmayacak biçimde oluş ve dosya kapsamına uygun olarak değerlendirildiği; İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesince ulaşılan sonucun takdir yetkisi içinde kaldığı ve bu değerlendirmede hukuka aykırı bir yön bulunmadığından suçun sabit olmadığına ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmak mümkün bulunmamıştır." görüşüyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığa atılı suçların sabit olduğu düşüncesiyle,
    Karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 23.10.2018 tarihli ve 5297-6191 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
    3- Katılan Bakanlık vekilinin süresi içerisinde sunduğu temyiz dilekçesinin bir temyiz nedeni içermediği, temyiz nedenlerini bildirdiği ek dilekçesinin ise CMK’nın 295. maddesinde öngörülen (7) günlük süreden sonra verildiği anlaşıldığından; CMK"nın 298. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, hükümlerin sanık müdafisinin temyiz talebiyle sınırlı İNCELENMESİNE,
    4- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince verilen 22.01.2018 tarihli ve 3585-59 sayılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin mahkûmiyet hükümlerinin, sanığın atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    5- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı kabul edilip, Özel Dairece verilen düzeltilerek onama kararının kaldırılarak Bölge Adliye Mahkemesi hükümlerinin bozulmasına karar verilmesi nedeniyle sanık hakkındaki cezaların İNFAZININ DURDURULMASINA ve atılı suçlardan sanığın TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,
    6- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin tebliğden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmesinin zorunlu olup olmadığı, katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinin bir temyiz nedeni içerip içermediği, bir temyiz nedeni içermediği sonucuna ulaşılması hâlinde CMK’nın 295. maddesi uyarınca süresi içinde temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe verilip verilmediği, buna göre temyiz nedeni yokluğundan katılan Bakanlık vekilinin temyiz davasının reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından, 03.03.2020 tarihinde CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin tebliğden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmesinin zorunlu olup olmadığı yönünden oy çokluğuyla, ulaşılan sonuca göre katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinde bir sebep bulunmadığı ve temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin (7) günden sonra verildiği yönünden ise oy birliğiyle, sanığa atılı suçların sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunda 03.03.2020 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 10.03.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi