
Esas No: 2019/153
Karar No: 2020/165
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/153 Esas 2020/165 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 628-572
Sanık ... (Altun) hakkında ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin bir adet ateşli silah ve mutat sayıdaki mermileri bulundurma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 6136 sayılı Kanun"un 13/3 ve TCK"nın 62/1, 52/1-2, 51, 51/3 ve 54/1. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine, bir yıl süre ile denetime tabi tutulmasına ve müsadereye ilişkin Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.03.2013 tarihli ve 529-237 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 25.12.2013 tarih ve 13781-30023 sayı ile;
"Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak:
Sabıkası bulunmayan sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurulup yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususu yasal gerekçe ile tartışılıp uygulanmaması yönünde bir kanaate ulaşıldığı takdirde, cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin diğer konularda hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden ve "sanığa verilen hapis cezanın, sanığın suçu işlemedeki pişmanlığı ve cezasının ertelenmesi hâlinde bir daha suç işlemeyeceği hususlarında mahkememizce olumlu kanaatin oluşması" nedeniyle cezası ertelenen sanık hakkında, hükümde çelişki oluşturacak şekilde "Sanığın tespit edilen kimliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki savunmaları ve davranışlarından hükmün tefhiminin geri bırakılması durumunda cezanın caydırıcı olmayacağı kanaatine varıldığından" gerekçesiyle CMK"nın 231. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesi ise 25.02.2014 tarih ve 2-143 sayı ile bozma kararına direndiğinden bahisle sanığın 6136 sayılı Kanun"un 13/3 ve TCK"nın 62/1, 52/1-2, 51, 51/3 ve 54/1. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine, bir yıl süre ile denetime tabi tutulmasına ve müsadereye karar vermiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yerel Mahkeme kararının farklı gerekçe ile verilen yeni hüküm niteliğinde olduğunu kabul eden Yargıtay 8. Ceza Dairesince 04.07.2017 tarih ve 414-8569 sayı ile;
"Ceza Genel Kurulunun 01.06.2010 gün ve 96/134 sayılı kararında da belirtildiği üzere koşullu bir düşme nedeni oluşturan "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" müessesesi, (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarına ilişkin) objektif koşulların varlığı hâlinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, öncelikle uygulanacak, koşullarının bulunmadığı veya uygulanmaması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde ise cezanın kişiselleştirmesine ilişkin diğer hükümlerin uygulanmasının değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir.
Somut olayda da; sabıkası bulunmayan sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurulup yeniden suç işleyip işleyemeyeceği hususu yasal gerekçe ile tartışılıp uygulanmaması yönünde bir kanaate ulaşıldığı takdirde ise, cezanın diğer kişiselleştirilmesi konularında hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, bu kurala uyulmaksızın öncelikle "suçu işlemedeki pişmanlığı ve cezasının ertelenmesi hâlinde bir daha suç işlemeyeceği hususlarında mahkememizce olumlu kanaatin oluşması" denilerek sanığın cezasının ertelenmesine karar verilip daha sonra, suç karşılığında hapis ve adli para cezasının birlikte öngörüldüğü hâllerde CMK"nın 231. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı da belirtilip, "tespit edilen kimliği, sosyal ve ekonamik durumu, yargılama sürecindeki savunmaları ve davranışlarından hükmün tefhiminin geri bırakılması durumunda cezanın caydırıcı olmayacağı kanaatine varıldığından" denilerek yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesi ise 20.09.2017 tarih ve 628-572 sayı ile;
"Çağdaş ceza hukuku anlayışında ceza, suça ve suçluya karşı toplumun ve devletin bir ademi tasvibini belirtmesi itibarıyla lüzumlu ve faydalıdır. Ve fakat cezada sadece bir ızdırap verme fonksiyonunu görmek ve yalnızca bunu aramak hatadır. Ceza ödeditici maksadı yanında yapıcı amaçlar güttüğü ve suçlunun ilerde fiilini tekrar etmesini önlemek maksadını izlediği takdirdedir ki, gerçek anlamı ile sosyal barış ve sükûnu sürekli sağlayabilecek bir biçim almış olur (Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku - İstanbul 1976 6. bası; Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Cilt l, Sayfa 117.). Ceza Muhakemesi Kanunu"nda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için objektif ve subjektif koşullar aranmaktadır. Objektif koşullar; l. Sonuç cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası veya adli para cezası olması, 2. Suç İnkilap Kanunlarında yer alan suçlardan olmaması, 3. Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, 4. Suçun işlenmesi ile meydana gelen mağdur veya kamu zararı giderilmesi, 5. Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmesi başlıca koşullardır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında mağdurun iradesi aranmamıştır. Subjektif koşul olarak sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları nazara alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaat oluşmasıdır. Bu açıklama ışığında cezanın bireyselleştirilmesini hâkimin takdirinde olduğunu ortaya koymaktadır. Yasa koyucu CMK"nın 231. maddedeki düzenleme ile hâkimin takdirini serbestçe kullanmasına olanak sağlamıştır. Diğer taraftan suç karşılığında hapis ve adli para cezasının birlikte öngörüldüğü hâllerde CMK"nın 231. maddesinin uygulanması mümkün değildir (Ceza Muhakemesi Hukuku, 2010 baskı, Centel/Zafer, sayfa 713 ve 714.). Türk Ceza Kanunu"nda erteleme koşuları ise l. Sonuç ceza 2 yıl veya daha az olması, 2. Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan 3 aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması, 3. Sanığın yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaat oluşması şartları yer almaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu"nda bilindiği gibi kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile ilgili düzenleme bulunmaktadır. Burada aranan objektif koşular; l. Suç şikâyete bağlı ve cezanın üst sınırı l yıl veya daha az olması, 2. Kasıtlı suçtan hapis cezası ile mahkûm olmaması, 3. Suçun işlenmesinde oluşan zararın giderilmesi, subjektif koşullar ise; l. Şüphelinin suç işlemekten çekineceği yolunda olumlu kanaat oluşması, 2. Şüpheli ve toplum açısından kamu davası açılmasından daha yararlı olacağı kanaati oluşması aranmaktadır (Ceza Muhakemesi Hukuku, 2010 baskı, Centel/Zafer, Sayfa 460.).
Yukarıdaki açıklamalar ışığında; Mahkememiz TCK"nın 51. maddesinde ve CMK"nın 231. maddesinde belirtilen aynı koşulları değerlendirip sanığın sosyal kişiliğini göz önünde bulundurarak TCK"nın 51. maddesini uygulamış, CMK"nın 231. maddesinin tatbikî talebini red etmiştir. TCK"nın 51. maddesinin gerekçesi ile CMK"nın 231. maddesinin uygulanmama gerekçesi arasında çelişki bulunmamaktadır. Ruhsatsız silah taşıma suçundan 6136 sayılı Yasa"nın 13. maddesinde hapis cezası ile birlikte adli para cezası verilmesi öngörüldüğünden sabıkasız olan ve istinabe suretiyle bildirdiği kimlik tespitinde bekar, işsiz oluşu ile sosyal kişiliği değerlendirilerek hapis cezası ertelenmiş. Adli para cezasının infaz edilmesi yoluna gidilmiş. Sanığın tesadüfi suç işlemediği anlaşılmış. Sanığın temadi eden hareketle uzun süre evinde tabanca bulundurduğundan ancak sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi durumunda cezanın caydırıcı olmayacağı kanaatine varıldığından kaldı ki Yargıtay Ceza Dairelerinin "cezanın caydırıcı olmayacağı" şeklindeki gerekçenin yasal olduğuna dair kararları bulunduğundan; örneğin Mahkememizin 2014/3 esas 2014/142 karar numaralı ilamı Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 11.11.2015 tarihli ilamı ile onandığından ve örnek verilen Mahkememiz kararı ile Yargıtay kararı dosya içine konulduğundan CMK"nın 231. maddesi tatbik edilmemiştir. Diğer taraftan nihai kararda önce CMK"nın 231. maddesinin daha sonra da TCK"nın 50 ve 51. maddelerinin gerekçelerinin yazılması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmadığı gibi hükmün açıklanmasının geri bırakılması taleplerinin reddine hükümde daha sonra yer verileceği nazari olarak da kabul edilmektedir. Mahkememizin gerekçelerinde bir çelişki olmadığından 25.02.2014 tarihli 2014/2 esas ve 2014/143 karar sayılı hükmün gerekçesi yerinde olduğundan Yargıtay 8. Ceza Dairesi"nin 2017/414 esas 2017/8569 karar sayılı ve 04/07/2017 tarihli bozmanın gerekçesi yasal olmadığından" gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.10.2018 tarihli ve 57702 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 05.03.2019 tarih ve 10421-3099 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilirken gösterilen gerekçenin CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçe ile çelişip çelişmediği ve bu bağlamda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin kararın yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
29.07.2012 tarihli ihbar tutanağına göre; aynı gün saat 22.30 sıralarında Mersin il Emniyet Müdürlüğü, Asayiş Şube Müdürlüğü, Cinayet Büro Amirliğini arayan ve ismini vermek istemeyen bir erkek şahsın yaklaşık iki ay kadar önce Mersin ili, Ataş Kavşağında meydana gelen ve Abdullah Zertürk isimli şahsın öldürülmesi ile sonuçlanan olayda kullanılan tabancanın hâlen Mersin ili, Siteler Mahallesi, 5613 Sokak, No: 27/3 sayılı yerde ikamet eden Sacide Demirel isimli şahsın ikametinde bulunduğunu belirttiği,
Mersin İl Emniyet Müdürlüğünün 29.07.2012 tarihli arama ve el koyma talep yazısında; 02.06.2012 tarihinde meydana gelen ve Abdullah Zertürk isimli şahsın ölmesi, Vedat Turan ile Kazım Topaloğlu isimli şahısların yaralanması ile sonuçlanan ateşli silahla adam öldürme ve yaralama olayına ilişkin olay yerinde yapılan incelemede 9 adet MKE yapımı 9 mm çaplı kovan elde edilerek muhafaza altına alındığı bilgisine yer verildiği,
30.07.2012 tarihli ikamet arama ve yakalama tutanağına göre; Cumhuriyet savcısının yazılı emri doğrultusunda arama yapmak üzere ihbarda belirtilen adrese gelindiği, ikamet sahibi olan Sacide Demirel’e arama kararı gösterildikten sonra yapılan aramada Sacide Demirel’in kızı olan ... (Altun) tarafından kullanılan odada bulunan tahta sandık içindeki bayan çantasından bir adet 7.65 mm çapında tabanca, tabancaya takılı şarjör içinde 7 adet 7.65 mm çapında mermi, ayrıca içlerinde toplam 16 adet 9 mm mermi bulunan iki adet şarjörün ele geçirildiği,
Adana Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 06.08.2012 tarihli ve 4679 sayılı uzmanlık raporunda; incelenmek üzere gönderilen silahın, 7.65 mm çapında, Browning tipi fişek atan, el yapısı, yarı otomatik bir tabanca olduğu, yapılan muayenesinde; atışına engel mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, yapılan deneme ve mukayese atışlarında çap ve tipine uygun fişekleri patlattığı, yine incelenmek üzere gönderilen 23 adet fişekten 7 adedinin 7.65 mm, 16 adedinin ise 9 mm çapında olduğu, bu fişeklerden üçer adedinin deneme atışlarında kullanıldığı, bu itibarla, inceleme konusu tabanca ve fişeklerin de 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliği haiz ateşli silah ve fişeklerinden olduğu bilgilerine yer verildiği,
Sanık ... (Altun)’in Mersin 2. Aile Mahkemesinin 24.12.2013 tarihli ve 508-918 sayılı kararı ile eşinden boşandığı ve bu kararın 24.01.2014 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği,
6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece 25.02.2014 tarih ve 2-143 sayı ile 6136 sayılı Kanun’un 13/3 ve TCK’nın 62/1, 52/1-2, 51, 51/3 ve 54/1. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 400 TL adli para cezası ile cezalandırılan sanık hakkında “Sanığın tespit edilen kimliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki savunmaları ve davranışlarından hükmün tefhiminin geri bırakılması durumunda cezanın caydırıcı olmayacağı kanaatine varıldığından...Diğer taraftan suç karşılığında hapis ve adli para cezasının birlikte öngörüldüğü hâllerde CMK’nın 231. maddesinin uygulanması mümkün değildir.” şeklindeki gerekçelerle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken “...sanığın suçu işlemedeki pişmanlığı ve cezasının ertelenmesi hâlinde bir daha suç işlemeyeceği hususlarında mahkememizce olumlu kanaatin oluşması” şeklindeki gerekçe ile hükmolunan hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık kollukta; olay tarihinde yapılan arama sonucu ele geçirilen tabancayı yaklaşık on aydır ayrı yaşadığı ve boşanmak istediği için kendisini tehdit eden eşinden korunmak amacı ile üç ay kadar önce kendisini tanımadığı 30-35 yaşlarında bir şahıstan Siteler Mahallesinde temin ettiğini, tehdit olayı ile ilgili bir müracaatının olmadığını,
Mahkemede ise eşi ile arasındaki sorunları nedeniyle açık kimlik ve adresini bilmediği bir şahıstan aldığı tabancayı evinde bulundurduğu sırada yapılan arama sonucu tabancanın ele geçirildiğini, bu tabancayı herhangi bir suçta kullanmadığını, başkasını korumak amacıyla hareket etmediğini, tabancayı kendi güvenliği için bulundurduğunu, hakkında ceza verilecek olursa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ettiğini,
Savunmuştur.
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu"nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun"un 23. maddesiyle de 5271 sayılı Kanun"un “hükmün açıklanması” başlıklı 231. maddesi;
“(1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.
(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir.
(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da bildirilir.
(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, bir yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir.
(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
(13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
(14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.” şeklinde yeniden düzenlenerek büyükler için de uygulamaya konulmuş, 5560 sayılı Kanun"un 40. maddesi ile de 5395 sayılı Kanun"un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
5560 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin komisyon gerekçesi; “Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanundaki düzenlemesi itibariyle, erteleme, bir koşullu atifet kurumu niteliği taşımakta idi. Buna göre, deneme süresi içerisinde yeni bir suçun işlenmemesi halinde, "mahkumiyet vaki olmamış" sayılmakta idi. Keza, erteleme, sadece hapis cezası açısından değil, "ertelemenin bölünmezliği" kuralı gereğince, diğer bütün ceza hukuku yaptırımları bakımından da, kural olarak, aynı sonucu doğurmakta idi. Buna karşılık 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun sisteminde ise, erteleme, sadece hapis cezasına özgü bir infaz rejimi olarak düzenlenmiştir. Bu bakımdan, yeni sistemde artık "ertelemenin bölünmezliği" kuralından söz etmek mümkün değildir. Hapis cezası açısından bir infaz rejimi olarak kabul edilen ertelemede, hükümlü, denetim süresi zarfında kasıtlı yeni bir suç işlemediği ve kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, hakkında hükmolunan "hapis cezası" infaz edilmiş sayılacaktır. Şayet hakkında hapis cezasının yanı sıra ya da sadece adli para cezasına veya güvenlik tedbirine hükmedilmişse, adli para cezası ve güvenlik tedbirleri bakımından erteleme söz konusu olmayacaktır. Bu durum, ertelemeyi hükümlü açısından, yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemindeki düzenlemeye nazaran daha ağır sonuçlar doğuran bir kurum haline getirmiştir. Bu nedenle kurumlar arasındaki dengeli geçişi sağlamak amacıyla, Türk Ceza Hukukuna ilişkin yeni mevzuatımızda, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, bir kurum olarak düzenlenmesi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır.” şeklinde açıklanarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun düzenlenme amacı ile bu kurumun hapis cezasının yanı sıra ya da sadece adli para cezasına hükmedilmiş ise erteleme kapsamı dışında kalan bu adli para cezaları hakkında da uygulanmasının mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu anlamda CMK’nın 231. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “...iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası...” şeklindeki ifadenin TCK’nın 45. maddesinde hapis ve adli para cezası olarak düzenlenen ceza türleri açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kapsamının belirlenmesine yönelik olduğunun kabulünü gerektirmektedir. Aksi yönde bir yorum kurumun düzenlenme amacına aykırı olacak ve sanık aleyhine sonuç doğuracaktır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 10.02.2009 tarihli ve 265-22, 10.03.2009 tarihli ve 48-53 ile 25.09.2012 tarihli ve 7-1783 sayılı kararlarında da " 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5. fıkrasında kast edilen adli para cezası, seçenek yaptırım olarak hükmedilen adli para ceza olmayıp, 5237 sayılı Yasanın 52. maddesinde öngörülen ve hapis cezası ile birlikte veya yalnız hükmedilen adli para cezasıdır." denilmek suretiyle aynı sonuca ulaşılmıştır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun"un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle Anayasa"nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 25.07.2010 tarihli ve 27650 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 22.07.2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanun"un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK"nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da bu hapis cezasının yanı sıra ya da sadece adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasa"nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından biri, suçun işlenmesi ile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya "tazmin suretiyle" tamamen giderilmesidir. Burada kasdedilen maddi zarar olup manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Objektif şartlardan diğeri, sanığın suç tarihinden önce kasıtlı bir suçtan cezalandırılmamış olmasıdır. Daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmakla birlikte adli sicilden silinme şartları oluşmuş mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kanuni engel oluşturmayacak, ancak bu durum, sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirleme yönünden mahkemece değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 23.01.2018 tarihli ve 962-16 sayılı, 28.02.2017 tarihli ve 896-111 sayılı kararlarında da kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden yargı makamlarınca değerlendirmeye tabi tutulabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nın 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır. Ancak, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki değerlendirmenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi ve bu gerekçenin hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi, ertelenmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile çelişmemesi gerekir.
Hapis cezasının ertelenmesi kurumu ise 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde;
“İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;
a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
Gerekir...” şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre, iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezasının ertelenebileceği, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olanlar bakımından ise bu sürenin üst sınırının üç yıl olduğu belirtilmiş, ancak erteleme kararının verilebilmesi;
1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
2- Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
Şartlarına bağlanmıştır.
Bu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmekle birlikte, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûmiyet, hapis cezasının ertelenmesine kanuni engel oluşturmaktadır. Bu durumda ayrıca kişinin suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması şartının değerlendirilmesine gerek olmayacaktır. Birinci şartın gerçekleştiği hâllerde ise cezanın ertelenmesine karar verilebilmesi için, kişinin suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekmektedir. Anılan Kanun maddesi uyarınca, yalnızca hapis cezalarının ertelenmesi mümkün olup hapis cezasından çevrilen veya doğrudan verilen adli para cezalarının ertelenmesi imkânı bulunmamaktadır.
07.06.1976 tarihli ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu karara uyum gösteren Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, “erteleme” cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören bir şahsileştirme kurumudur. Hapis cezasının ertelenmesine veya ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken mahkemece gerekçe gösterilmeli ve bu gerekçenin dosyada bulunan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olması, aynı zamanda hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile de çelişmemesi gerekir. Gerekçenin bu niteliği keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek özelliklerini de taşır. Zira kanuni, yeterli ve dosya kapsamıyla uyumlu bulunmayan bir gerekçeye dayanılarak erteleme hükmünün uygulanmaması, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine de aykırı olup uygulamada keyfiliğe yol açabilecektir.
Mahkemece, hapis cezasının ertelenip ertelenmeyeceğine ilişkin takdir kullanılırken, sanığın yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak pişmanlık duyup duymadığı değerlendirilmeli ve tekrar suç işleyip işlemeyeceği hususundaki kanaat buna göre belirlenmelidir. Diğer taraftan yerel mahkemece gösterilen gerekçenin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dosya kapsamıyla uyumlu olup olmadığının Yargıtay denetimine tabi olacağında da şüphe bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması, adli para cezası ile birlikte hükmolunan hapis cezasının iki yıldan az olması, inceleme konusu suç bakımından karşılanması gereken herhangi bir zararın bulunmaması ve sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmesi karşısında hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesinin subjektif şartı olan ve 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde düzenlenen; “sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şartı üzerinde durulması gerekmektedir.
İnceleme tarihi itibarıyla adli sicil ve arşiv kaydı bulunmayan, suçu işledikten sonra pişmanlık göstermediğine ilişkin bir beyanı ya da dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı olmayan, ikrarı lehine takdiri indirim sebebi olarak kabul edilerek hakkında TCK’nın 62. maddesi uygulanan ve hükmolunan hapis cezasının “...sanığın suçu işlemedeki pişmanlığı ve cezasının ertelenmesi hâlinde bir daha suç işlemeyeceği hususlarında mahkememizce olumlu kanaatin oluşması...” şeklinde gösterilen gerekçe ile ertelenmesine karar verilen sanık hakkında diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce değerlendirilmesi gereken hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin olarak sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceğine yönelik bir değerlendirme yapılması, bu değerlendirme sonucunda yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılamaması hâlinde ise diğer kişiselleştirme kurumları olan seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme müesseselerinin tartışılması gerektiği gözetilmeden “Sanığın tespit edilen kimliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki savunmaları ve davranışlarından hükmün tefhiminin geri bırakılması durumunda cezanın caydırıcı olmayacağı kanaatine varıldığından...Diğer taraftan suç karşılığında hapis ve adli para cezasının birlikte öngörüldüğü hâllerde CMK’nın 231. maddesinin uygulanması mümkün değildir.” şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan yargılama sürecindeki savunmaları ve davranışları olumsuz değerlendirilerek hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesine karşın hapis cezasının ertelenmesine gerekçe olarak yargılama sürecindeki pişmanlığının gösterilmesi suretiyle gerekçeler arasında çelişki oluşturulduğunun da kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olmaması ayrıca erteleme hükümlerinin uygulanması gerekçesi ile de çelişmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu üyesi; "Direnme kararının isabetli olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.09.2017 tarihli ve 628-572 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olmaması ayrıca erteleme hükümlerinin uygulanması gerekçesi ile de çelişmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.03.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.