Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/614
Karar No: 2020/159

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/614 Esas 2020/159 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/614 E.  ,  2020/159 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 309-59

    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ... ve ...’in TCK’nın 109/2, 109/3-a-b, 62 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve sanık ... yönünden ayrıca TCK’nın 63. maddesi uyarınca mahsuba ilişkin Bingöl 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.01.2012 tarihli ve 309-59 sayılı hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 24.11.2015 tarih ve 11749-10927 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.11.2016 tarih ve 376725 sayı ile;
    "....Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükümlerini düzenleyen, 5237 sayılı TCK"nın 110. maddesi; "(1) Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir." şeklinde düzenlenmiştir.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Sanıkların Bingöl ilinde kamu görevlisi olarak çalıştıkları, sanık ..."ın askeri personel, diğer sanık ..."un ise sağlık personeli olduğu, her iki sanığın arkadaş oldukları ve olay günü birlikte yemek yiyerek alkol aldıkları, bir süre sonra saat 23.00 sıralarında şehir merkezinde bulunan büfeden bira aldıktan sonra katılana ait ticari taksiye müşteri olarak binerek Pınar Düğün salonu civarına gittikleri burada biraları içtikten sonra tekrar aynı büfeye gelerek yeniden bira alarak araçla birlikte tekrar aynı düğün salonu civarına geldikleri ve alkol almaya başladıkları, katılanın durakta müşterileri olduğu gerekçesiyle ayrılmak istediğini söylediğinde, arka koltukta oturan sanık ..."in karşı çıkarak "Sen benim emrimdesin, telefonu, telsizi kapat" diyerek talimat verdiği, ön koltukta oturan diğer sanık ..."un ise "Bu adam vali gibidir, reistir, ne diyorsa yap, bekle" diyerek diğer sanığı desteklediği, katılandan il merkezine yakın olan Tekören Köyü"ne gitmesini istedikleri, yolda sanık ..."in üzerinde görevi nedeniyle taşıdığı silahı doldur boşalt yaparak katılanı ölümle tehdit ettikten sonra, aracın camından dışarıya 8-9 el ateş ettiği, Tekören Köyü"ne geldiklerinde sanıklardan ..."in arkadaşı olan ve korucu olarak görev yapan ..."in evinin önüne geldikleri, sanıkların taksiden inmesi üzerine katılanın hızla olay yerinden uzaklaşarak saat 00.45 civarında polise başvurarak suça konu boş fişeklerden 4 tanesini teslim ettiği, Yerel Mahkemece "sanıkların katılanı pişmanlık duyarak serbest bırakmaları, başka bir deyişle sanıkların kendiliğinden, herhangi bir zorlama olmaksızın katılanı serbest bırakmalarının söz konusu olmadığı" gerekçesiyle haklarında TCK"nın 110. maddesinin uygulanmamasına karar verildiği anlaşılmıştır.
    Katılanın serbest bırakılmayla ilgili olarak soruşturma aşamasında alınan 03.07.2010 tarihli beyanında "...Şahıslar arabanın içerisinden eve doğru ... diye bağırdılar, bu sırada evden bir şahıs çıktı ve benim aracımın içinde bulunan şahıslarda evden çıkan bu şahsı görünce taksimden aşağıya indiler. Ben de bu şahısların inmesini fırsat bilerek bir anda hızlı şekilde arabamla ordan kaçtım...." diye söylemesine rağmen, yargılama aşamasında alınan 14.12.2010 tarihli beyanında ise "...Tekören köyünde bana söyledikleri yere gelince dışarıya doğru bağırdılar, sonradan ... olduğunu öğrendiğim şahıs aşağıya inince onunla sohbet etmeye başladılar. Ben de ..."e bir ara Zazaca bu kişilerin beni uzun süredir tuttuklarını, işimden geri kaldığımı, korktuğumu söyledim. ... de durumu anladı. Zira diğer şahısların sarhoş olduğunu anlamıştı. Onlara kendi arabasıyla takılabileceklerini söyleyip bana göz kırparak işaret verdi. Ben de bunun üzerine oradan hızla ayrıldım. Durumu emniyete bildirdim." şeklinde anlatımda bulunmuştur.
    Sanıkların soruşturma ve yargılama aşamasında alınan ifadelerinde ise ikinci defa büfeden alkol aldıktan sonra sanıklardan ..."i cep telefonundan arayan ve korucu olarak görev yapan ..."in kendisini de almalarını söylediği, bunun üzerine ..."i evinden alarak birlikte araç içerisinde alkol aldıkları, sanık ..."in bu esnada havaya ateş ettiği ve daha sonra taksicinin parasını verdikten sonra ..."in evinde indiklerini söyledikleri,
    Katılanın 03.07.2010 tarihinde saat 00.45"te polise müracaatı ile ilgili olarak saat 04.30"da tutulan tutanakta sanıklar hakkında şikâyetçi olmadığını söylediği, aynı gün saat 14.00 sıralarında sanıklardan ... ile katılanın amcasının oğlu olan ... ... arasında mevcut olay nedeniyle meydana gelen arbedede, ... ..."in ayağının kırıldığı, aynı gün saat 20.00"da katılanın beyanı alındığında ise sanıklar hakkında şikâyetçi olduğu anlaşılmaktadır.
    Tüm bu deliller birlikte değerlendirildiğinde; katılanın serbest bırakılmasıyla ilgili anlatımları arasında çelişkiler bulunması, sanıkların aşamalarda alınan ve kendisine iftira atmaları için bir neden bulunmayan korucu tanık ..."in de yanlarında bulunduğunu ve taksici olan katılanın ücretini aldıktan sonra yanlarından ayrıldığını beyan etmeleri, olay günü katılanın amcasının oğlu olan ... ..."in ayağının kırılmasından sonra katılanın beyanının alınmış olması dikkate alındığında; katılanın korucu olarak görev yapan ve olayın tek görgü tanığı olan ..."ı korumaya yönelik beyanda bulunduğunun sabit olduğu, ayrıca oluşan husumet nedeniyle de sanıklar hakkında şikâyetçi olduğu anlaşılmıştır.
    Bu nedenlerle sanıklar tarafından taksi ücreti ödendikten sonra katılanın kendi iradesiyle olay mahallinden ayrıldığı, ayrılmama ve olay mahallinde kalma konusunda sanıklar tarafından kendisine yönelik bir tehdit ya da cebir de bulunulmadığı, sanıkların alkollü olması da dikkate alındığında, sanıklar hakkında TCK"nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği hâlde, yazılı gerekçelerle uygulanmamasının usul ve kanuna aykırı olup, Yerel Mahkeme hükmünün bozulması gerektiği,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 21.03.2017 tarih ve 12272-1462 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında TCK"nın 110. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Kolluk görevlileri... ve ... tarafından 03.07.2010 tarihinde saat 04.30’da düzenlenen tutanağa göre; 12 T 00xx plakalı bir taksinin geldiği, takside iki şahsın bulunduğu, taksi şoförünün, taksiye iki kişinin bindiğini, köye doğru aracı sürmesini istediklerini, araçta alkol almaya başladıklarını, alkol almalarına karşı çıktığında arka koltukta oturan şahsın kafasına silah dayayıp "Seni harcarım." diyerek bağırmaya başladığını, köy yolunda açık olan camdan dışarı rastgele havaya ateş açtıklarını söylediğini, taksi şoförüne telefonu vererek olayı 155 polis imdat hattına anlattırdıkları, taksi şoförünün şikâyetçi olmadığını belirterek ayrıldığı, 45 dakika geçtikten sonra tekrar gelerek aracında bulduğunu ifade ettiği 4 adet 9 mm çapında kovanı verdiği,
    Kolluk görevlilerince düzenlenen 03.07.2010 tarihli tutanağa göre; olayı gerçekleştiren kişilerin sanıklar ... ve ... olduğunun tespit edildiği,
    03.07.2010 tarihinde düzenlenen suç yeri araştırma ve inceleme raporuna göre; Tekören köyüne 500 metre mesafedeki yol ayrımında birbirine yakın durumda 4 adet 9 mm çapında kovan bulunduğu,
    Bingöl Devlet Hastanesinde görevli doktor tarafından düzenlenen raporlara göre; katılan ...’de ve sanık ...’de darp cebir izine rastlanılmadığı,
    Anlaşılmıştır.
    Katılan ... Kollukta; taksi şoförü olarak çalıştığını, olay günü saat 23.00 sıralarında taksi durağında beklerken tekel bayisine taksi istenildiğini, gittiğinde taksinin ön koltuğuna uzun boylu, arka koltuğuna orta boylu birisinin bindiğini, nereye gideceklerini sorduğunda arka koltukta oturan şahsın "Ben çok sarhoşum. Sen arabayı sür. Biz tarif ederiz." dediğini, hareket ettiğinde arka koltukta oturan şahsın düğün salonuna doğru gitmesini istediğini, sanıkların araçta ellerindeki biraları içtiklerini, sanıkları bira içmemeleri konusunda uyardığını, ancak sanıkların ters bir şekilde kendisine cevap verdiklerini, düğün salonunun arkasına taksiyi sürmesini istediklerini, orada durduğunu, sanıkların araçtan inip biraz ileri doğru yürüdüklerini, kendisine ise "Bekle." dediklerini, yaklaşık 10 dakika bekledikten sonra tekrar gelerek taksiye bindiklerini, tekel bayisine dönmesini istediklerini, ön koltukta oturan sanığın araçtan inerek içki alıp döndüğünü, arka koltukta oturan sanığın tekrar düğün salonuna aracı sürmesini istediğini, oraya gittiklerinde sanıkların taksiden inmediklerini, sanıklara "Taksiden inin. Ben gideyim. Durakta başka müşteriler de bekliyor." dediğini, arka koltukta oturan sanığın "Bekle diyorsak bekleyeceksin. Bundan sonra sen benim emrimdesin. Telsize, telefona cevap verme." diyerek telsizi kapattırdığını, defalarca çalan telefonuna cevap verdirmediğini, ön koltukta oturan sanığın "Sen bunun sözünü dinle. Bu vali gibi adamdır. Bekle diyorsa bekleyeceksin." dediğini, kendisinin biraz daha beklediğini, sanıkların tekrar "Biz içkilerimizi arabanın içerisinde içeceğiz. Sen bekleyeceksin." dediklerini, sanıklara sesini yükselterek gitmesi gerektiğini söylediğinde arka koltukta oturan sanığın silah çıkardığını, arabanın içinde doldur boşalt yapıp namluya mermi sürdüğünü, silahı kendisine doğrultup "Şimdi seni burada öldürürüm. Bir mermiyle harcarım." dediğini, bu sanığın daha sonra açık olan arka camdan 8-9 el ateş ettiğini, sonrasında içkilerini içmeye devam ettiklerini, bir ara arka koltukta oturan sanığın ot sardığını ve sanıkların birlikte otu içtiklerini, iki saat boyunca da alkol aldıklarını, ancak kendisine fiziki bir müdahalede bulunmadıklarını, arka koltukta oturan sanığın ara ara silahı doğrultarak "Seni öldürürüm." dediğini, içkileri bittikten sonra Tekören köyüne gittiklerini, köyde bir evin önünde durduklarında sanıkların "..." diyerek seslendiklerini, evden çıkan bu şahsı görünce sanıkların araçtan indiklerini, kendisinin de bunu fırsat bilerek hızla uzaklaştığını,
    Mahkemede aşamalardaki beyanına ek ve farklı olarak; tanık ...’in evinin önüne gittikten sonra Zazaca ona sanıkların kendisini uzun süredir tuttuklarını, korktuğunu, işinden geri kaldığını söylediğini, bunun üzerine tanık ...’in vaziyeti kavrayıp sanıklara kendi arabasıyla takılabileceklerini teklif ettiğini, sonrasında kendisine göz kırparak işaret verdiğini, bunun üzerine hızla oradan ayrıldığını, arkada oturan sanığın kendisini ölümle tehdit ettiğini, önde oturan sanığın ise tehdit içerikli bir sözü bulunmasa da kendisine arka koltukta oturan sanıktan korkması gerektiğini tembihlediğini, bu şekilde arka koltukta oturan sanığa destek olduğunu, sanıkları isteği dışında gezdirmesi olayının yaklaşık 4 saat sürdüğünü,
    Tanık ... Kollukta; gece saat 01.00 sıralarında evde istirahat ettiği esnada sanık ...’in bir ticari taksiyle evinin önüne gelip seslenmesi üzerine dışarı çıktığını, sanık ...’in yanında "Doktor" diye hitap ettiği bir kişinin daha bulunduğunu, her ikisinin de aşırı alkollü ve neredeyse ayakta duramayacak hâlde olduklarını, taksiyi kullanan katılanın Zazaca "Sabah altıdan beri ayaktayım. Bunlar sarhoş. Evime gitmek istiyorum. Beni gönder." dediğini, katılana taksi ücretini alıp almadığını sorduğunda aldığını söylediğini, bunun üzerine katılana "Sen git." dediğini, katılan gittikten sonra sanık ... ve yanındaki arkadaşıyla bira içtiklerini, sonrasında onları öğretmenevine bıraktığını, sanık ...’in elinde silah görmediğini, silah sesi duymadığını,
    Mahkemede Kolluktaki beyanına ek ve farklı olarak; olay günü gece saat 01.00 sıralarında evinde uyuduğu esnada kendisine seslenildiğini duyunca kapıya çıktığını, ticari bir taksinin içerisinde sanık ...’in ve yanında tanımadığı bir şahsın olduğunu, sanık ...’in ve yanındaki kişinin aşırı derecede alkollü olduklarını, taksi şoförünün kendisine Zazaca araçtaki şahısların aşırı alkollü olduklarını, sabahtan beri çalıştığını, şahısların kendisini bırakmadıklarını, kendisini kurtarmasını söylediğini, taksi şoförüne parasını alıp alamadığını sorduğunu, parasını aldığını söylemesi üzerine uzun süre sanık ...’i ve yanındaki şahsı ikna etmek için uğraştığını, sanıkların aşırı derecede alkollü olmaları nedeniyle sözünü dinlemediklerini, onları araçtan çekerek çıkardığını, sıkıntı çıkarmamaları için sanıklarla bir müddet kendi aracında alkol aldıklarını, taksi şoförünün endişeli ve korkulu göründüğünü, sanık ...’in olay günü sivil olduğunu, üzerinde silah görmediğini, ifadesi ve sanık ...’in savunmaları arasındaki çelişki nedeniyle sorulması üzerine; kendi ifadesinin doğru olduğunu, sanık ...’in aşırı derecede alkollü olmasından dolayı yanlış hatırladığını,
    Tanık ... ... Kollukta; oğlu olan katılanın her gün saat 13.00’de işe başlayıp gece 01.00’de geldiğini, olay günü gece 03.40’ta uyandığında katılanın hâlâ evde olmadığını gördüğünü, katılanın saat 04.10’da geldiğini, saat 23.00 sıralarında aracına binen alkollü iki kişinin araçta da alkol aldıklarını, onları uyardığını, bunun üzerine şahıslardan birisinin silahını çıkardığını, "Bize karışma." diyerek tehdit edip silahla açık camdan ateş ettiğini, sonra silahı kendisine doğrultarak "Bundan sonra benim maiyetimdesin. Ben ne dersem o olur. Şimdi sana da ateş edeyim mi?" dediğini, telefonunu kullanmasına izin vermediklerini, aracın telsizini kapattırdıklarını, daha sonra Tekören köyüne gidip önünde beyaz minibüs bulunan bir evin önünde durduklarını, arkada oturan şahsın inerek minibüsün kapısını açmaya çalıştığını, açamayınca "..." diyerek bağırdığını, diğer şahsın da araçtan inmesi üzerine uzaklaştığında saatin 02.00 civarında olduğunu anlattığını, olayın ertesi günü sanık ...’in gelerek kendisinden özür dilediğini, o esnada oğlu olan katılan ve yeğeni tanık ... ...’in geldiğini, katılanın, ...’i görünce heyecanlanıp üzerine yürüdüğünü, ...’in belinden silahını çıkaracağını düşünen ... ...’in ...’in üzerine atladığını, merdivenlerden yuvarlandıklarını ... ...’in bu esnada ayağının kırıldığını,
    Tanık ... ... Kollukta; olayın ertesi günü amcasının oğlu olan katılan ... ile gezerken sanık ...’i gördüklerini, ..."ın koşarak ...’e yumruk attığını, o anda ...’in elini beline doğru uzatması nedeniyle ...’in silahını çıkaracağını düşünerek kendisinin ..."in üzerine atladığını, merdivenlerden yuvarlandıklarını, ayağının kırıldığını,
    Tanıklar... ve ... Kollukta; polis memuru olarak görev yaptıklarını, olay günü nöbet tuttukları esnada katılan ..."ın saat 00.45 sıralarında taksiyle yanında bir kişi olduğu hâlde geldiğini, tanımadığı iki şahsın alkollü bir şekilde aracına bindiklerini, kendisine silah çektiklerini, zorla Tekören köyüne götürdüklerini, daha sonra bıraktıklarını söylediğini, şikâyetçi olmak istemediğini belirten ..."ın ve yanındaki şahsın ayrıldıklarını, 45 dakika kadar sonra tekrar araçla gelip taksinin içerisinde bulduklarını belirttikleri 4 adet 9 mm çapında kovanları teslim ettiklerini, ..."ın tutanak tutturmadan araçla gittiğini,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık ... Kollukta; 2009 yılı Mart ayından beri Bingöl’de sağlık ocağında görevli doktor olarak çalıştığını, sanık ...’le Sancak Sağlık Ocağında çalıştığı esnada tanışıp arkadaş olduklarını, birkaç kez birlikte oturup alkol aldıklarını, olay akşamı ...’in araması üzerine buluştuklarını, yemekte birer küçük rakı içtiklerini, saat 23.30’da tugaydan yaya olarak ayrıldıklarını, ...’in tekel bayisinden iki bira aldığını, büfeciden taksi çağırmasını istediğini, gelen taksinin ön koltuğuna kendisinin, arka koltuğuna ise ...’in oturduğunu, takside alkol almaya devam ettiklerini, taksicinin kendilerinden alkol almamalarını istediğini ancak sonrasında bir şey söylemediğini, il merkezinde birkaç tur atarak biraları bitirdiklerini, ...’in katılan ..."a düğün salonuna doğru aracı sürmesini söylediğini, düğün salonunun önünde durduklarını, araçta otururlarken saat 23.50 sıralarında ...’in araçtan bir ara inip 5 dakika kadar sonra geri geldiğini, ..."a kendilerini aldıkları yere tekrar götürmesini söylediğini, bunun üzerine ..."ın karşı çıkıp çıkmadığını hatırlamadığını, tekrar aynı tekel bayisine gittiklerini, ...’in poşet içerisinde bulunan biralarla döndüğünü, ...’in bira içmeye devam ettiğini, kendisinin ise bu kez içmediğini, tugayın arka taraflarında bulunan bir köye gittiklerini, ön tarafında minibüs bulunan bir evin önünde ...’in indiğini, evde bulunan birisine seslendiğini, bu şahsın gelerek aracın arka koltuğuna oturduğunu, köyün yukarı kısmında bulunan tepelik alana çıktıklarını, araç durduktan sonra ..."ın dışında herkesin bira içtiğini, sonra tekrar taksiye bindiklerini, kendisinin yine aracın ön koltuğuna oturduğunu, köye doğru inerlerken ...’in açık olan aracın arka camından bir silah çıkararak havaya doğru üç ya da dört el ateş ettiğini, ..."ın ve kendisinin irkildiklerini, ...’in silahı ..."a doğrultmadığını, onu tehdit etmediğini, köye geri döndüklerinde kendisinin ihtiyacını gidermek için araçtan indiğini, ihtiyacını giderip geldikten sonra taksinin orada olmadığını gördüğünü, araçta ot içmediklerini, ...’in arkadaşı olan yeni tanıştığı tanık ...’ın kendilerini öğretmenevine bıraktığını,
    Mahkemede; olay gecesi tekel bayisinden alkol aldığını, düğün salonunun arkasına gitmek için taksi çağırdıklarını, düğün salonunun arkasında alkol tükettiklerini, katılan ..."tan beklemesini istediklerini, parasını ödeyeceklerini söylediklerini, tekrar alkol almaya gidip alkol aldıktan sonra yine düğün salonunun arkasına gittiklerini, ..."ın bu zaman diliminde kendilerinden araçtan inmelerini istemediğini, bir süre sonra tekrar araca binerek Tekören köyünde bulunan tanık ...’ın yanına gitmek için hareket ettiklerini, ...’in silahını çıkarıp ateş ettiğini, ...’ın evine vardıklarında araçtan indiklerini ve ..."ın gittiğini gördüklerini, ..."ı zorla bekletmediklerini, ona beklediği takdirde parasını ödeyeceklerini söylediklerini,
    Sanık ... Savcılıkta; uzman çavuş olarak görev yaptığını, olay günü sanık ...’la buluştuğunu, yemek yedikten sonra alkol aldıklarını, tugaydan ayrıldıktan sonra bira aldıklarını, tugayın önünde katılan ..."ın kullandığı taksiyi durdurarak bindiklerini, ..."a gezeceklerini söylediklerini, şehir dışına doğru gittiklerini, bu esnada tanık ...’ın aradığını, nerede olduklarını sorduğunu, içki içtiklerini söyleyince onun da gelmek istediğini, ...’ı da aldıktan sonra taksiyle gezdiklerini, silahla atış yapma konusunda muhabbet ettiklerini, ...’un "Önemli olan araç hareket hâlindeyken atış yapmak." demesi üzerine alkolün tesiriyle aracın açık olan camından 5-6 el havaya ateş ettiğini, araçtakilerin korktuğunu, ...’un söylediğine pişman olduğunu, ortamın bozulmaması için hep birlikte ...’ın evine gitmeyi önerdiğini, ..."a parasını verdiğini, ..."ın ayrıldığını, onu tehdit etmediğini, ona silah doğrultmadığını,
    Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; olay günü biraz alkollü olduğunu ancak yaşananları hatırladığını, tehdit veya cebir ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma olayının olmadığını,
    Mahkemede aşamalardaki beyanına ek ve farklı olarak; tanık ..."ı da aldıktan sonra bir süre araçla gezdiklerini, katılan ..."ın araçtaki konuşmalardan ve silah sıkma olayından dolayı huzursuzlandığını, ayrılmak istediğini, kendisinin bunu fark ettiğini, köye döndükten sonra tekrar bu yönde isteği olunca ..."a 80,00 TL civarında bir parayı ..."a ödeme yapması için verdiğini, ..."ın da bunun üzerine oradan ayrıldığını, görevi nedeniyle yoğun ve stresli bir şekilde, uykusuz, uzun süre çalışmaktan dolayı yaşadığı psikolojik ortam ve almış olduğu alkolün tesiriyle bu şekilde bir olayın yaşandığını, ..."ın beyanlarını kabul etmediğini, ihtiyaç gidermek gibi veya başka sebeplerden dolayı araçtan indikleri zamanların olduğunu,
    Savunmuşlardır.
    5237 sayılı TCK’nın “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” başlıklı 109. maddesi;
    “(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
    (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
    (3) Bu suçun;
    a) Silahla,
    b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
    c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
    d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
    e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
    f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
    İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
    (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
    (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
    (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
    Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
    Tehdit, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, “gözdağı verme” anlamına gelmekte olup bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması olanaklı olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterlidir.
    Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir" şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebileceği gibi serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama getirilmemiştir. Bu nedenle mağdurun bir yere gitme veya kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yer, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mağdurun mutlaka bir yere kapatılmış olmasına gerek yoktur, aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurların gerçekleşmesi durumunda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez, mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun bitme zamanıdır, tamamlandıktan sonra kısa sürede bitirilebileceği gibi, günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığının, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır.
    Hürriyetten yoksun kılma süresi konusunda öğretide de; “Türk Hukukunda kişiyi hürriyetinden yoksun kılmanın süresinin kısa veya uzun olmasının suça etkisi yoktur. Mağdurun bir yere gitmek veya bir yerde kalmak serbestisi ortadan kaldırıldığında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşur. Bununla birlikte failin gerçekleştirdiği eylemin belirli bir önemi olması gerekir. Nitekim birini bir an için tutma bu suçu oluşturmaz. Engellemenin suçu oluşturacak ağırlıkta olup olmadığını somut olayın durumuna göre hâkim takdir eder.” şeklinde görüşlere yer verilmiştir (Mehmet Emin Artuk-... Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18. Baskı, Ankara, 2019, s.425.).
    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun manevi unsuru, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesi ve bilmesi, yani genel kasttır. Kanunun metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, s.130, Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, s.31; Durmuş Tezcan-M. Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Ankara-2008, s.363 vd.; M. Emin Artuk, ... Gökcen, A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2009, cilt:3, s.2830 vd.; Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, s.87.) ve yargısal kararlarda da (CGK’nın 29.06.2010 tarih ve 110-161, 23.01.2007 gün ve 275-9, 03.12.2002 gün ve 288-419 sayılı kararları) benimsenmiştir.
    Bu aşamada etkin pişmanlık üzerinde de durulmalıdır.
    Öğreti ve uygulamada; "Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık" denilmektedir.
    Türk Ceza Kanunu"nun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması hâlinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar "suçun unsurları dışında kalan hâller" başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara "objektif cezalandırılabilme şartları" bulunmaması gerekenlere ise "şahsi cezasızlık sebepleri" ya da "cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler" denilmektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 8. Baskı, s. 351.). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır.
    İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup, buna suç yolu ya da "iter criminis" denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanunu"nun 36. maddesindeki "gönüllü vazgeçme" düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır.
    TCK"da etkin pişmanlık tüm suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir müessese olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini "etkin pişmanlık" başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK"nın 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293.) bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde gerçekleştirmiştir. (TCK"nın 184/5, 230/5, 245/5, 275/2, 275/3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2.) Bu hükümlerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle cezanın tamamen ortadan kaldırılması öngörülmüş, bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir.
    Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanıdığı her suç tipinde, o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, Oniki Levha Yayınları, İstanbul 2013, s. 22.). Ancak bu durum, etkin pişmanlık hükümleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek Türk Ceza Kanunu"ndaki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelendiğinde ve öğreti ile yerleşik yargısal kararlardaki görüşler de değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının;
    1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması,
    2- Suçun tamamlanmış olması,
    3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi,
    4- Failin bu davranışın iradi olması,
    Şeklinde belirlenmesi mümkündür.
    Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise "kanunilik ilkesi" uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz. Örneğin; TCK"nın 168. maddesinde malvarlığına yönelik bazı suçlar bakımından etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmüştür. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu bu suçlar arasında sayılmadığından, bu suç da malvarlığına yönelik bir suç olmasına karşın TCK"nın 168. maddesinin uygulanması mümkün değildir.
    Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez ancak şartları var ise "gönüllü vazgeçme" gündeme gelebilir.
    Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörüldüğü biçimde, pişmanlığını gösteren aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin kanuni düzenlemeler incelendiğinde; "Suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme", "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma", "Mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme", "Diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri mercine haber verme", "Örgütü dağıtma ya da verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama", "İftiradan dönme", "Gerçeği söyleme" gibi çeşitli şekillerde failden işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu tarafından da etkin pişmanlığın adlandırılmasında sergilenmesi gereken davranışın bu özellikleri gözetilerek "etkin" kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırılmalı hukukta da müessesenin isimlendirilmesinde benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Alman, Fransız, İspanyol, İngiliz Hukukunda adlandırma sırasıyla; "Tätige Reue","Repentir actif", "Arrepentimiento activo eficaz", "Active Repentance" şeklinde yapılmıştır. Ancak aktif davranış, "Bizzat fail tarafından bir davranışta bulunmasının zorunlu olduğu" şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir.
    Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da gerekmektedir. Bu şart, etkin pişmanlığın sübjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın var olduğunun kabulü için, tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak gerçekleştirmelidir. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasına tercih edilen ikinci kelime "pişmanlık" olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırılmalı hukukta örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere "tövbe" kelimesi ile bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin veyahut cezadan bir indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişilerin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışlarının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup, iç dünyasına bakılarak gerçekten samimi olup olmadığı aranmayacaktır. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim Türk Ceza Kanunu"nun uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlığa ilişkin 192. maddesiyle ilgili görüşmelerde, bu kanunun hazırlanmasında görevli akademisyenlerden Adem Sözüer; "Gönüllü vazgeçme veya etkin pişmanlıkta, kişinin iç dünyasında gerçekten nedamet duyup duymadığına bakmıyoruz sadece; yani gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıkta suç politikası gereğince kişinin suç yolundan kendi iradesiyle dönüp dönmemesine bakıyoruz. O yüzden, kendi iç dünyasında gerçekten pişmanlık duyup duymadığına ilişkin konular, aslında ne gönüllü vazgeçmeyi, suça teşebbüsü ne de buradaki etkin pişmanlığı belirleyici unsuru değildir" şeklinde açıklamalarda bulunmuştur (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Ankara 2005, s. 697.).
    Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel şartlar dışında kanun koyucu, ilgili suç tipinde özel olarak etkin pişmanlığın belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi veya başka bazı ön şartların varlığını da aramış olabilir.
    Örneğin Türk Ceza Kanunu"nun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin 110. maddesinde etkin pişmanlığın soruşturmaya başlanmadan önce ve mağdurun şahsına bir zarar dokunmaksızın gerçekleşmiş olması aranmıştır. Bu hâllerde etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, zaman şartının yanında diğer şartların da gerçekleşmiş olması gerekir.
    TCK"nın "etkin pişmanlık" başlığını taşıyan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 110. maddesinde de; “Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir” biçiminde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak "etkin pişmanlık" düzenlemesi getirilmiştir. Madde gerekçesinde de; "Etkin pişmanlık için suç tamamlandıktan sonra mağdurun güvenli yerde serbest bırakılması gerekir. Bunun kendiliğinden, yani herhangi bir zorlama bulunmadan gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, etkin pişmanlığın, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce gerçekleşmesi gerekir. Soruşturma makamlarının işe el koymasından sonra serbest bırakma hâlinde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır" açıklamalarına yer verilmiştir.
    Anılan düzenlemeye göre, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen kişinin, bu suç nedeniyle soruşturma başlamadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yere serbest bırakması hâlinde hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanacaktır.
    Buna göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
    1- Suçun tamamlanmış olması gerekir. Suç tamamlanmadan, başka bir ifadeyle icra hareketleri devam ederken failin mağduru serbest bırakması durumunda etkin pişmanlık değil gönüllü vazgeçme söz konusu olacaktır.
    2- Failin, mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakması gerekmektedir.
    Soruşturmanın başlamasından sonra failin mağduru serbest bırakmasının ceza sorumluluğu üzerinde bir etkisi bulunmayacaktır. Dolayısıyla mağdurun olay yetkili merciler tarafından öğrenildikten sonra serbest bırakılması durumunda, kanunun aradığı diğer bütün şartlar gerçekleşse bile etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacak, ancak bu husus takdiri indirim nedeni olarak kabul edilebilecektir.
    3- Failin, mağduru herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, kendiliğinden serbest bırakması gerekir. Failin mağduru hangi nedenlerle bıraktığının önemi yoktur. Önemli olan herhangi bir dış zorlama bulunmaksızın mağdurun özgür iradeyle serbest bırakılmasıdır.
    4- Mağdurun fail tarafından serbest bırakılması gerekmektedir. Mağdurun sanığın elinden kaçması veya olayı haber alan kolluk görevlileri veya başkaları tarafından bulunduğu yerden alınması hâlinde bu hüküm uygulanamayacaktır. Ayrıca failin mağduru "Halkın içine çıkabilecek bir halde" serbest bırakması gerekir. Örneğin çıplak vaziyette bırakma, kanunun aradığı anlamda serbest bırakma olarak kabul edilemeyecektir.
    5- Failin mağduru zarar görmeyeceği ve istediği yere rahatlıkla ulaşabileceği güvenli bir mahalde serbest bırakması gerekmektedir. Mağdurun gece vakti, yerleşim yerlerine uzak ıssız bir yerde veya ormanda serbest bırakması durumunda bu hüküm uygulanamayacaktır.
    6- Failin mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması gerekir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Sanıklar ... ve ...’un olay günü yemekte içki içtikten sonra tekel bayisine giderek bira aldıkları, saat 23.00 sıralarında şoförlüğünü katılan ..."ın yaptığı taksiyi çağırdıkları, taksinin ön koltuğuna ...’un, arka koltuğuna ise ...’in oturarak ellerinde bulunan biraları içtikleri, bir müddet taksiyle dolaştıktan sonra ..."tan düğün salonunun arkasına gitmesini istedikleri, düğün salonunun arkasında sanıkların taksiden inerek yürüdükleri, biraz sonra dönerek taksiye bindikleri, katılandan taksiyi tekel bayisine sürmesini istedikleri, tekel bayisinden tekrar içki aldıkları, ...’in düğün salonunun arkasına bir kez daha gitmek istediği, buraya geldikten sonra sanıkların taksiden inmedikleri, katılanın sanıklara kendisini başka müşterilerin beklediğini belirterek araçtan inmeleri gerektiğini söylemesi üzerine ...’in “Bekle diyorsak bekleyeceksin. Bundan sonra benim emrimdesin. Telsize ve telefona cevap verme.” dediği, ardından telsizi kapattırarak katılanın telefonuna gelen aramalara cevap verdirtmediği, ...’un ise “Bunun sözünü dinle, bu vali gibi adamdır.” dediği, sanıkların “Biz içkilerimizi arabanın içerisinde içeceğiz sen de bekleyeceksin.” dedikleri, katılanın, sanıklara gitmesi gerektiğini söylediğinde ...’in belinden çıkardığı silahı katılana doğrultarak “Şimdi seni burada öldürürüm, bir mermiyle harcarım.” demek suretiyle tehdit ettiği, yolda giderken ...’in taksinin açık olan camından silahıyla birçok kez ateş ettiği, katılana taksiyi Tekören köyüne doğru sürmesini söyledikleri, tanık ...’ın evinin önüne saat 00.30 sıralarında vardıkları, ...’in ...’e seslendiği, ..."in evinden dışarı çıktığı, alkollü olan sanıkların katılana taksi ücretini vererek taksiden indikleri olayda;
    Sanıkların olay günü katılanın kullandığı taksiye binip yaklaşık bir buçuk saatlik süre boyunca alkol alarak gezmelerinin ardından katılandan taksiyi tanık ..."ın evinin bulunduğu Tekören köyüne doğru sürmesini istemeleri, katılanın itibar edilen kolluk ifadesinde belirttiği üzere tanığın evinin önüne taksiyle gelmelerinden sonra sanıkların taksiden inmeleri, daha sonra katılanın kullanmakta olduğu taksiyle olay yerinden ayrılması, tanık ..."ın kolluk ifadesinde açıkça beyan ettiği üzere sanıkların katılana taksi ücretini ödediklerinin anlaşılması, katılanın kolluk ifadesinde, sanıkların araçtan ikna edilmek veya zorla çekilerek çıkartılmak suretiyle indirildikleri yönünde bir iddiada bulunmamasının yanında tanık ..."in de olayın hemen ardından alınan ve samimi görülen kolluk ifadesinde bu yönde bir beyanının olmaması, katılanın daha sonraki anlatımlarında tanığın sanıkları araçtan zorla indirdiği yönünde sanıklar aleyhine genişlettiği beyanının şüphede kalması, sanıkların katılanı kendiliklerinden bırakıp bırakmadıkları hususundaki bu şüpheli durumun sanıklar lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması hususları birlikte gözetildiğinde, sanıkların, haklarında soruşturma başlamadan önce katılanın şahsına yönelik herhangi bir zarar vermeden onu kendiliklerinden serbest bırakmış olmaları nedeniyle haklarında TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla haklı nedene dayanan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Katılan ...’in taksicilik yaptığı, sanıklar ... ve ...’un olay günü birlikte alkol aldıktan sonra tekel bayisine giderek bira aldıkları, saat 23.00 sıralarında taksi çağırdıkları, katılanın kullandığı taksinin ön koltuğuna ...’un arka koltuğuna ...’in oturduğu, sanıkların katılandan taksiyi hareket ettirmesini istedikleri, bu esnada ellerinde bulunan biraları içmeye başladıkları, araçta alkol alınmasından rahatsız olan katılanın sanıkları uyardığı, sanıkların bunun üzerine katılanla ters bir şekilde konuştukları, bir müddet araçla dolaştıktan sonra katılandan düğün salonunun arkasına gitmesini istedikleri, düğün salonunun arkasında sanıkların araçtan inerek yürüdükleri, yaklaşık 10 dakika sonra gelerek taksiye bindikleri, katılandan aracı tekel bayisine sürmesini istedikleri, tekel bayisinden tekrar içki aldıkları, ...’in düğün salonunun arkasına bir kez daha gitmek istediği, buraya geldikten sonra sanıkların araçtan inmedikleri, katılanın sanıklara kendisini başka müşterilerin beklediğini belirterek araçtan inmeleri gerektiğini söylediği, bunun üzerine ...’in "Bekle diyorsak bekleyeceksin. Bundan sonra benim emrimdesin. Telsize ve telefona cevap verme." diyerek telsizi kapattırdığı, katılanın telefonuna gelen aramalara cevap vermeyi engelledikleri, ...’un ise "Bunun sözünü dinle, bu vali gibi adamdır." dediği, sanıkların "Biz içkilerimizi arabanın içerisinde içeceğiz. Sen de bekleyeceksin." dedikleri, katılanın, sanıklara gitmesi gerektiğini söylediğinde ...’in belinden çıkardığı silahı katılana doğrultarak "Şimdi seni burada öldürürüm. Bir mermiyle harcarım." dediği, yolda giderken ...’in silahıyla aracın açık olan camından 8-9 el ateş ettiği, katılandan Tekören köyüne gitmesini istedikleri, tanık ...’ın evinin önüne saat 00.30 sıralarında vardıklarında ...’in ...’e seslendiği, tanığın dışarı çıktığı, bunun üzerine katılanın tanığa uzun süredir çalıştığını, sanıkların gitmesine izin vermediklerini söylediği, tanığın sanıkları kendi aracında alkol alma bahanesiyle çekerek indirdikten sonra sanıkların dalgınlığından yararlanan katılanın aracıyla hızlı bir şekilde köy evinin önünden ayrıldığı olayda; sanıkların olay günü katılanın kullandığı taksiye bindikten sonra yaklaşık olarak bir buçuk saatlik süre boyunca katılanı farklı istikametlere yönlendirmeleri, katılanın kendisini başka müşterilerin beklediğini söyleyerek sanıkların araçtan inmelerini istemesi üzerine sanıkların katılanı tehdit ederek araçtan inmeyip katılanın da gitmesine izin vermemeleri, katılanın yardım istediği tanık ...’in sanıkları taksiden kendi aracında alkol alma bahanesiyle çekerek çıkarmaya çalıştığı esnada sanıkların dalgınlığından faydalanan katılanın olay yerinden hızla uzaklaşması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların katılanı kendiliklerinden serbest bırakmadıkları, katılanın tanık ...’ın yardımı ve kendi imkânıyla sanıkların elinden kurtulduğu, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden mağdurun kendiliğinden serbest bırakılması hususunun TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için aranan koşullardan birisi olması karşısında somut olayda sanıklar hakkında TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma imkânının bulunmadığı kabul edilmelidir.",
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Dosya içerğine göre sanıkların olay günü katılanın taksisine alkollü vaziyette yolcu olarak bindikten sonra yaklaşık bir buçuk saat süreyle farklı yönlere yönlendirdikleri, katılanın başka müşterilerinin beklediğini söyleyip araçtan inmelerini istemesi üzerine sanık ...’in silahlı olmak üzere birlikte tehdit edip gitmesine engel oldukları, telsizini kapatıp telefonla görüşmesine izin vermedikleri, bu şekilde uzunca bir süre tehdit ederek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri, en son tanık ...’ın ikamet ettiği Tekören köyüne aracı sürmesini istedikleri, saat 00.30 sıralarında buraya vardıklarında sanık ...’in tanığa seslendiği, tanığın yanlarına gelmesinden sonra katılanın ona uzun süredir çalıştığını ve sanıkların gitmesine izin vermediklerini bildirip yardım istediği, ardından tanığın sanıkları iknaya çalışıp araçtan çekerek indirmesi üzerine katılanın sanıkların dalgınlığından yararlanarak olay yerinden hızlıca kaçtığı sabittir.
    Birden fazla sanığın cebir şiddet ve silah kullanarak katılana karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri konusunda Yerel Mahkeme, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Özel Daire ve Ceza Genel Kurulu arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tek uyuşmazlık konusu sanıkların katılanı kendiliklerinden serbest bırakıp bırakmadıkları ve dolayısıyla haklarında TCK’nın 110. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığıdır. Kanaatimizce somut olayda TCK"nın 110. maddesi uygulanamaz. Şöyle ki;
    Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmasına etkin pişmanlık denmektedir. Etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır. TCK"da yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin içeriklerine bakıldığında, bunlara yer verilmesinin amacının, suç tamamlandıktan sonra faillerin hatasının farkına vararak nedamet duyup neden oldukları haksızlığın neticelerini gidermeye teşvik etmek olduğu görülmektedir. Etkin pişmanlık her suçta uygulanan bir kurum olmayıp, yasada gösterilen bazı suç tipleri bakımından istisnai olarak uygulanabilmektedir. Öngörüldüğü suçun yapısına ve özellikle oluşturduğu haksızlığa göre etkin pişmanlığın koşulları değişmektedir.
    Suç tiplerine göre etkin pişmanlığın ayrı ve özel koşulları bulunmakla birlikte, tümünde uygulanabilmesi için "kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması, suçun tamamlanmış olması, failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi ve failin bu davranışının iradi olması," gerekmektedir. Uyuşmazlık bakımından önemli ve üzerinde durulması gereken iki koşul vardır. İlk koşul, faillerin davranışının iradi olması ve pişmanlığa dayanmasıdır, bu etkin pişmanlığın subjektif şartıdır. İkincisi ise yasada öngörülen aktif davranışı, yani serbest bırakmayı faillerin gerçekleştirip gerçekleştirmediğidir. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için failin meydana getirdiği haksızlığı ortadan kaldırması yeterli değildir. Suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi veya düzeltmeyi pişmanlık duyarak, iradi ve gönüllü olarak gerçekleştirmesi zorunludur. Kanun koyucu aksi düşüncede olsaydı "pişmanlık" kavramını tercih etmezdi. Pişmanlık TDK sözlüğünde "Yaptığı bir işin veya davranışın olumsuz sonucunu görerek üzülme, nadim olma" şeklinde tanımlanmaktadır.
    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna özgü etkin pişmanlık TCK"nın 110. maddesinde müstakil olarak düzenlenmiştir. Bu suçta etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki için yukarıda değinilen genel koşullar dışında maddede gösterilen özel şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu madde, "yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir" hükmünü içermektedir. Madde içeriğine göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için "suçun tamamlanmış olması, failin mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakması, mağdurun herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, gerçek bir pişmanlık sonucu kendiliğinden özgürlüğüne kavuşturulması, serbest bırakmanın failin davranışıyla gerçekleşmesi, mağdurun zarar görmeyeceği ve istediği yere ulaşabileceği güvenli bir yere bırakılması, son olarak da mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olması" gerekmektedir.
    Somut olayda mağdurun serbest bırakıldığı yerin köy içi olması ve çalışır vaziyetteki taksisi ile serbest kalması nedeniyle güvenli olduğu, suçun tamamlanmasından sonra sanıklar tarafından mağdurun serbest bırakıldığı, dosya kapsamına nazaran tehdide maruz kaldığı anlaşılmakla birlikte bedensel olarak zarar görmediği ve soruşturmanın serbest bırakmadan sonra başladığı tartışmasızdır. Somut olayda tartışmalı olan sanıkların mağduru gerçek bir pişmanlık sonucu, iradi ve gönüllü olarak bırakıp bırakmadıkları, ayrıca mağdurun bizzat sanıklar tarafından serbest bırakılıp bırakılmadığı konusudur.
    TCK"nın 110. maddesinin metin kısmında pişmanlık kavramına yer verilmemiştir. Ancak etkin pişmanlık kurumunun yapısı, yasada yer verilmesinin nedeni ve madde başlığı birlikte değerlendirildiğinde, bu hükmün uygulanması için gerçek bir pişmanlık sonucu mağdurun serbest bırakılması şarttır. Öte yandan mağdurun fail tarafından serbest bırakılması gerekmektedir. Mağdurun sanığın elinden kaçması veya olayı haber alan kolluk görevlileri veya başkaları tarafından bulunduğu yerden alınması ya da kurtarılması hâlinde bu hüküm uygulanamayacaktır. Somut olayda bu iki koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemeye yarayan kanıtlar katılanın ve tanık ..."in beyanları ile sanık savunmalarıdır.
    Katılan "tanık ...’in evinin önüne gittikten sonra Zazaca ona sanıkların kendisini uzun süredir tuttuklarını, korktuğunu, işinden geri kaldığını söylediğini, bunun üzerine tanık ...’in vaziyeti kavrayıp sanıklara kendi arabasıyla takılabileceklerini teklif ettiğini, sonrasında kendisine göz kırparak işaret verdiğini, bunun üzerine hızla oradan ayrıldığını" beyan etmektedir. Sanıklara iftira atması için ileri sürülmüş bir neden bulunmayan ve doğru anlatımda bulunduğu kabul edilen bu beyana göre, katılan tanık ..."in yardımı ile olay yerinden kaçarak sanıklardan kurtulmuştur.
    Tanık ...; "olay günü gece 01.00 sıralarında evinde uyuduğu esnada kendisine seslenildiğini duyunca kapıya çıktığını, ticari bir taksinin içerisinde sanık ...’in ve yanında tanımadığı bir şahsın olduğunu, sanık ...’in ve yanındaki kişinin aşırı derecede alkollü olduklarını, taksi şoförünün kendisine Zazaca araçtaki şahısların aşırı alkollü olduklarını, sabahtan beri çalıştığını, şahısların kendisini bırakmadığını, kendisini kurtarmasını istediğini söylediğini, taksi şoförüne parasını alıp alamadığını sorduğunu, parasını aldığını söylemesi üzerine uzun süre sanık ...’i ve yanındaki şahsı ikna etmek için uğraştığını, aşırı derecede alkollü olmaları nedeniyle sözünü dinlemedikleri için onları araçtan çekerek çıkardığını, bunun üzerine katılana "Sen git." dediğini, sıkıntı çıkarmamaları için sanıklarla bir müddet kendi aracında alkol aldıklarını, taksi şoförünün endişeli ve korkulu olduğunu," beyan etmektedir. Bu tanık ile sanık ... arasında arkadaşlık ilişkisi olduğu, dolayısıyla sanıklar aleyhine gerçek dışı beyanda bulunmayacağı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu tarafsız tanığın anlatımından sanıkların katılanı istemesine rağmen serbest bırakmadıkları, katılanın tanığın evinin önüne gelince sanıklar anlamasın diye tanıktan Zazaca yardım istediği, tanığın onları araçtan çıkarması ve oyalaması üzerine katılanın hızla oradan uzaklaştığı açıkça görülmektedir.
    Sanıklar savunmalarında atılı suçu işlemediklerini tanığın evinin önüne geldiklerinde araçtan indiklerini ve katılanın gittiğini bildirmekle birlikte; sanık ... kollukta "ihtiyaç gidermek için araçtan indiğini, ihtiyacını giderip döndüğünde katılanın aracının orada olmadığını gördüğünü" belirtmektedir. Bu beyan dahi sanıkların katılanı serbest bırakmadığını göstermektedir. Öte yandan sanıkların olay sırasında ileri derecede alkolü oldukları katılan ve tarafsız tanığın anlatımı ve savunma ile sabittir. Bu nedenle olayı tam hatırlayıp doğru beyanda bulunmaları esasen olanaklı değildir. Olayın en güçlü kanıtı tarafsız tanık ..."in açık anlatımlarına göre ise sanıkların katılanı serbest bırakmadığı tartışmasızdır.
    Sonuç olarak sanıkların tehditle hürriyetinden yoksun bıraktıkları katılan ile birlikte gece saat 00.30 sıralarında tanık ..."in evinin önüne geldiklerinde sanık ...’in tanığa seslendiği, tanığın yanlarına gelmesinden sonra katılanın uzun süredir çalıştığını ve sanıkların gitmesine izin vermediklerini tanığa bildirip yardım istediği, tanığın sanıkları iknaya çalışıp araçtan çekerek indirmesi üzerine katılanın sanıkların dalgınlığından yararlanarak olay yerinden kaçtığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların gerçek bir pişmanlık sonucu iradi olarak katılanı kendiliklerinden serbest bırakmadıkları, katılanın tanık ...’ın yardımı ve kendi imkânıyla sanıkların elinden kurtulduğu, Yerel Mahkemenin kabul ve uygulamasının dosyadaki kanıtlara ve yasalara uygun olduğu, dolayısıyla sanıklar hakkında TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.",
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "İnceleme konusu somut olayda, sanıklar lehine uygulanması gerektiğine yönelik itirazın nedenini oluşturan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlığı düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 110. maddesinin tatbiki bakımından, sanıkların henüz haklarında soruşturmaya başlanmadan önce, mağdurun şahsına zararları dokunmaksızın onu kendiliklerinden güvenli bir yerde serbest bırakmaları gerektiği, olay bu açıdan değerlendirildiğinde, sanıkların eylemin hiçbir aşamasında buna yönelik kast ve davranışlarının gözlenmediği, katılanın kendisine Zazaca sanıkların kendisini tuttuklarını ve bırakmadıklarını söyleyerek yardım istediğini belirten tanık ...’ın yoğun ikna çabası ve sanıkları kendi aracına davet ederek onlarla birlikte alkol almasından yararlanan katılanın olay yerinden uzaklaştığı nazara alındığında, sanıkların etkin pişmanlık göstererek ve "kendiliklerinden" gerçekleştirdikleri bir serbest bırakmanın bulunmadığı, bu itibarla TCK’nın 110. maddesinin uygulama koşullarının gerçekleşmediği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun sanıklar hakkında TCK’nın 110. maddesi bağlamında etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinden bahisle itirazın kabulüne ilişkin düşüncesine katılmıyorum. ",
    Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 24.11.2015 tarihli ve 11749-10927 sayılı sanık ... ve ... hakkındaki onama kararlarının KALDIRILMASINA,
    3- Bingöl 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.01.2012 tarihli ve 309-59 sayılı sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin TCK"nın 110. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    4- Sanıklar hakkındaki cezaların infazlarına başlanmış ise İNFAZLARININ DURDURULMASINA, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değillerse DERHAL SERBEST BIRAKILMALARI için YAZI YAZILMASINA,
    5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 27.02.2020 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 10.03.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi