3. Hukuk Dairesi 2013/9735 E. , 2013/11254 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen alacak davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin 1986 yılında ... mevkiinde bulunan 3940 sayılı taşınmazı haricen davalıdan satın aldığını, taşınmazın tapudan devrinin gerçekleştirilmemesi üzerine davalının davacıya 2.500 TL meblağlı senet verdiğini, davacı tarafından senedin icra takibine konu edilmesi üzerine bu kez davalının 3940 sayılı parselin davacıya satımı hususunda noterde düzenleme şeklinde yapılan 14.08.1998 tarihli sözleşme ile gayrimenkul satış vaadinde bulunduğunu, davacının gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanarak davalı hakkında tapu iptal ve tescil davası açtığını... Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2003/116 Esas sayılı dava dosyası ile yapılan yargılama neticesinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin teminat niteliğinde olduğu gerekçe gösterilerek davanın reddi cihetine gidildiğini ve red kararının 16.03.2010 tarihinde kesinleştiğini bu tarih itibariyle akdin ifasının imkansız hale geldiğini ileri sürerek davalıya 1986 yılında ödediği paranın denkleştirici adalet ilkesi uyarınca davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı cevabında; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacı ile davalı arasında yapıldığı iddia edilen sözleşmenin 1986 tarihli olduğu, sözleşmenin yapıldığı tarih ile dava tarihi (15.06.2011) arasında Borçlar Kanunun 125.maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ileri sürülerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Somut olayda, davacı, davalı ile aralarında 1986 tarihli harici taşınmaz satış sözleşmesi yapıldığını, davalıya taşınmazın bedelini ödemesine rağmen taşınmazın tapudan devrinin gerçekleştirilmediğini, taşınmazın devrinin gerçekleştirilmemesi nedeniyle davalının davacıya 2.500 TL meblağlı senet verdiğini, senedin icra yoluyla takibe konulması üzerine
davalının davaya konu taşınmazla ilgili gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde bulunduğunu, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine rağmen davacının tapuyu devir etmemesi üzerine davalı hakkında açtığı tapu iptal ve tescil davasının red edilerek, kararın 16.3. 2010 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek, 1986 yılında davalıya ödediği paranın denkleştirici adalet ilkesi uyarınca tahsilini talep etmiştir.
Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir (MK md.706, BK md 213, Tapu kanunu md 26 ve Noterlik Kanunu md 60). O nedenle, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda, taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Haricen taşınmaz satışına ilişkin sözleşmelerde, 07.06.1939 tarih ve 1936/31 Esas 1939/47 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, Borçlar Kanunun 61 ve 66.maddelerindeki zaman aşımı uygulanmaz. Aynı kanunun 125.maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı uygulanır. Taraflar arasında harici de olsa bir sözleşme olduğundan BK 125.maddesine göre 10 yıllık zamanaşımına tabidir.
İspat külfeti altında bulunan davacının, davalı ile aralarında 3940 sayılı parselin 1986 yılında haricen satışına dair sözleşmenin yapıldığının ve 2.500 TL meblağlı senedin de belirtilen taşınmazın tapudan devrinin gerçekleştirilmemesi nedeniyle verildiğinin kanıtlanması halinde mahkemece akdin ifasının imkansız hale geldiği tarihin gayrimenkul satış vaadine dayalı tapu iptal ve tescil davasının red kararının kesinleştiği 16.03.2010 tarihi kabul edilerek 10 yıllık zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren başlatılması gerekirken, (13.Hukuk Dairesi 2010/11733 Esas, 2011/1871 Karar sayılı ilamı) harici satış sözleşmesinin 1986 yılında yapıldığı ve dava tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı olarak; haricen davalıya satıldığı iddia edilen 3940 sayılı parselde davalının zilyetliği devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlemeyeceği açıktır. Öyle olunca mahkemece tarafların delilleri toplanarak zilyetliğin devredilip edilmediği, edilmiş ise zamanaşımının işlemeyeceği kabul edilerek, sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.