16. Hukuk Dairesi 2014/5793 E. , 2014/3872 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : SARAYÖNÜ (KAPATILAN) KADASTRO MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/12/2010
NUMARASI : 1994/5-2010/7
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay"ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay bozma ilamında özetle; ""5348 parsel sayılı taşınmaz yönünden yöntemince mera araştırması yapılması, 2790 ve 2484 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise davacılar tarafından dayanılan kayıtların yöntemince uygulanarak kapsamlarının belirlenmesi, uygulamada kayıtların genişletilmeye elverişli sınırlara sahip olması nedeni ile miktarları ile geçerli olacaklarının göz önünde bulundurulması, kayıtların taşınmazlara uyması yönünden kayıt kapsamında kalan bölümler yönünden 14. madde kapsamında araştırma yapılması, ayrıca bu parseller yönünden de yöntemince mera araştırması yapılması ve bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi"" gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın reddine, dava konusu 2790 ve 5348 parsel sayılı taşınmazların tarla vasfı ile davalı Hazine adına tesciline, 2484 parsel sayılı taşınmazın mera olarak tespitine karar verilmiş; hüküm, davacılar K. Ö. ve müşterekleri tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazlardan 2484 parsel sayılı taşınmazın mera olduğu, diğer parseller yönünden ise davacıların Kadastro Kanunu"nun 14. maddesinde öngörülen 100 dönüm limitini doldurdukları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm için yeterli bulunmadığı gibi varılan sonuç da dosya kapsamına uygun değildir. Mahkemece hükme esas alınan 24.11.2010 tarihli ek bilirkişi raporunda 100 dönüm limitine dahil olan taşınmazlardan 1536, 2440 ve 2432 parsel sayılı taşınmazların dosyaya getirtilen tutanak örnekleri ve tapu kayıtlarına göre davacılarla ilgisi bulunmayıp Hazine ve 3. kişilere ait olduğu, bu nedenle 100 dönüm limitine esas olamayacakları, bu durumda mahkemenin 100 dönüm limitinin dolduğu yönündeki gerekçesinin hukuki dayanağının bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca, kayıt uygulaması ve mera araştırmasının yetersiz olduğu ve bu yönde yeniden araştırma ve inceleme yapılmasına değinen bozma ilamına uyulduğu halde bozma kararının gereği yerine getirilmemiştir. Mahkemenin bozma kararına uyması ile müktesep hak oluşturur. Bu da hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir. Bozma kararından sonra taşınmaz başında yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık ifadelerinde kayıt uygulaması yapıldığına dair bir beyan bulunmadığı halde keşif sonucu düzenlenen 18.11.2009 tarihli teknik bilirkişi raporunda davacıların dayanağı olan tapu ve vergi kayıtlarının bilirkişilerce uygulanamadığından bahsedilmektedir. Komşu köyden mera araştırması yönünden dinlenilen bilirkişilerin de taşınmazlar ile ilgili bilgilerinin olmadığı anlaşılmaktadır. Davacıların zilyetlik iddiaları yönünden ise, arazinin kullanım süresi ile niteliğini ve üzerindeki imar-ihya işlemlerinin tamamlandığı tarihi en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Hava fotoğraflarının en az üç ayrı zamana ilişkin olması gerekir. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için tespit tarihinden geriye doğru 15-20 ve 25 yıl öncesine ait stereoskopik hava fotoğraflarının dosya arasına konulması ve bu fotoğrafların stereoskopla incelenmesi gerekir. Stereoskopik çift hava fotoğrafı, stereoskop altında incelendiğinde arazinin üç boyutlu görülmesi, taşınmazın çekim tarihindeki sınırlarının ve niteliğinin belirlenebilmesi, bu yolla ekilemeyen alanların net biçimde tespitinin yapılabilmesi mümkündür. Mahkemece uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için gerekli bulunan hava fotoğraflarından yararlanılmamıştır. Doğru sonuca ulaşılabilmesi için, öncelikle, dava tarihinden geriye doğru 15, 20 ve 25 yıl öncesine ait dönemleri gösterecek şekilde çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığı"ndan tarihleri açıkça yazılmak suretiyle istenilerek dosya arasına konulmalı, komşu parsel dayanağı olan kayıtlar tesislerinden itibaren dosyaya getirtilmelidir. Bundan sonra, taşınmazların bulunduğu yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı, yansız, aynı köyden ve komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişi, tespit bilirkişileri ve aynı yönteme göre belirlenecek taraf tanıkları, 3 kişilik zirai bilirkişi, jeodezi ve fotogrametri uzmanı harita mühendisinden oluşan bilirkişi kurulu huzuru ile dava konusu taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, kayıt uygulamasının ne şekilde yapılacağına ilişkin 14.09.1992 tarihli bozma kararında belirtilen hususlar yerine getirilerek yöntemince kayıt uygulaması yapılmalı, bu kapsamda 3402 sayılı Kadastro Kanunu"nun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kayıtları ve vergi kayıtları yerel bilirkişi yardımı ile zemine uygulanmalı, uygulamada tapu kaydının haritası yoksa tapu kaydında tarif edilen sınır yerleri esas alınmalı, tapu kaydında tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellere ait kadastro tespit tutanakları ve dayanak belgeleri de sorulmak sureti ile denetlenmeli, uzman bilirkişiye tapu ve vergi kayıtlarında tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, böylece tapu ve vergi kayıtlarının kapsamı kesin olarak belirlenmeli, 3 kişilik ziraat mühendisleri kurulu aracılığıyla yapılacak keşifte taşınmazların niteliği değerlendirilmeli, jeodezi veya fotogrametri uzmanı harita mühendisinden oluşacak bilirkişi heyetine, belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarında stereoskop aletiyle yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda inceleme yaptırılarak; çekişme konusu taşınmazlar hava fotoğraflarında gösterilmeli, taşınmazların önceki ve şimdiki niteliğinin, taşınmazların imar ve ihyaya konu olup olmadıklarının, konu olmuş iseler imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının, zilyetliğin ne şekilde sürdürüldüğünün ve kimden kime aktarıldığının, taşınmazların öncesinin kamu malı mera olup olmadıklarının belirlenmesine çalışılmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri de bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporuyla denetlenmeli, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, davacılar K. Ö. ve müştereklerinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden davacılara iadesine, 03.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.