8. Ceza Dairesi 2020/1050 E. , 2020/17480 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak
HÜKÜM : Beraat
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanık hakkında infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
TCK.nın 297/1. maddesinde belirtilen silah kavramının TCK.nın 6. maddesinde düzenlenen silah olup, 6136 sayılı Kanun kapsamında bulunan bir silah olmasının zorunlu olmadığında kuşku yoktur. Bu durumda hangi aletlerin TCK.nın 297/1. maddesi kapsamında kaldığının belirlenmesi yönünden öncelikle TCK.nın 6/1-f maddesinin incelenmesi gerekecektir.
5237 sayılı TCK.nın ilgili hükmü;
“MADDE 6.- (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;
...
f) Silah deyiminden;
1. Ateşli silahlar,
2. Patlayıcı maddeler,
3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,
4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,
5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler,
...
Anlaşılır.”
Silahın tanımı büyük ölçüde 765 sayılı TCK.nın 189. maddesindeki düzenlemenin tekrarı niteliğinde ise de, ondan farklı olarak gelişen bilim ve teknolojinin sonucu nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddelere de yer verilmiştir. Yine saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli şeyler de silah sayılmak suretiyle kavram genişletilmiştir.
Öğretide; “Tanım kapsamına giren her şey silah olmakla birlikte, silahın bir suçun temel veya nitelikli şekline ilişkin unsur oluşturduğu hallerde, kullanılan aletin işlenmesi kast edilen suç açısından elverişli olması gerekir. Başka bir deyişle, kullanılan aletin işlenmesi kastedilen suçla bağlantılı olarak elverişli silah olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Bu itibarla, bir nesne, bir suçun işlenmesi ile ilgili olarak elverişli silah niteliğini taşımakla birlikte; başka bir suç açısından bu niteliğe haiz olmayabilir.” (Prof.Dr. ...; Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, 3. Bası, sh. 107) “Aracın silah sayılması için saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak üretilmiş olması şart değildir. Öte yandan silahın taşınabilir olması gerekir. Somut olayın özellikleri dikkate alındığında, aracın kullanılma biçimiyle yaratılan tehlike, objenin silah olarak değerlendirilmesinde esas alınmalıdır.” (Centel/Zafer/Çakmut; Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, sh. 143,144) “Kullanılan bir aracın silah sayılabilmesi bakımından önemli olan, somut olayda aracın kullanma biçiminden ortaya çıkan tehlikedir. Bu bakımdan kullanılan aracın silah sayılıp sayılmayacağı konusunda somut olayın özellikleri göz önünde bulundurulur.” ( ... Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 5. Bası, sh. 194, 195, 196) şeklinde görüşler bulunmaktadır.
Ceza Genel Kurulu’nun 12.02.2008 tarih, 2008/3-25, 2008/22 sayılı kararında yapılan değerlendirme sonucu saptanan ilkelere gelince;
“1) Gerek 765 sayılı TCK.nın 189. maddesi gerekse 5237 sayılı TCK.nın 6. maddesinin 1/f bendi benzer düzenlemeleri içermekte iseler de, her iki düzenlemedeki en temel ayrım, fıkranın 4. alt bendinde “Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler”in silah kapsamına alınmasıdır.
2) Bu alt bent ile, silah kapsamı, 5237 sayılı TCK.nda genişletilmiş ve önceki daraltıcı uygulama terk edilmiştir.
3) Yasa koyucu bu düzenleme ile “fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli” olmak koşulu ile her nesneyi, imal edilip edilmediğine ve hangi amaçla yapılmış olduğuna bakmaksızın silah kapsamına dahil etmiştir.
4) Buradaki ayırıcı ölçüt; “saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişliliktir.”
5) Kullanılan alet veya diğer eşyanın işlenmesi kast edilen suç açısından saldırı ve savunmada etkinliği sağlamaya elverişli olması yeterlidir.
6) Fiilen istenen sonucun gerçekleşmesi, kullanılan şeyi silah olarak değerlendirmek açısından, hakime bir kanaat verebilecek ise de, sonucun gerçekleşmesi zorunlu bulunmamakta, kalkışma safhasında kalma hallerinde de, silah faktörünün varlığını kabul ve buna göre ceza tertibi olanaklı bulunmaktadır.
7) Her somut olayda, hakim; olay bütünlüğü içinde bir değerlendirme yaparak, kullanılan nesnenin silah niteliğinde bulunup bulunmadığını 5271 sayılı CMK.nın 63/1. maddesi kapsamında “hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgisiyle” değerlendirmeli, hukuki bilgisinin yeterli olmadığı durumlarda ise bu konuda bilirkişi görüşüne başvurmalıdır. Nesnenin ele geçirilemediği hallerde değerlendirme ortaya çıkan sonuca göre yapılmalı, “elverişlilik” faktörü gözetilmelidir.
8) Vücudun bölümleri, el, ayak, kafa gibi uzuvlar, eylemde kullanılış yöntemine göre saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli sayılabilirse de, kişinin beden bütünlüğüne dahil oluşları nedeniyle, silah kapsamında değerlendirilmeleri olanaksızdır.
9) Yine aynı şekilde, sabit bir direk, sert bir zemin ve duvar, doğurduğu sonuç ne kadar ağır olursa olsun, silah kapsamında değerlendirilmemelidir.”
Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; Mahkemece her ne kadar hükmün gerekçesinde 26.07.2014 tarihli kriminal raporda suça konu aletin delici - kesici özelliğinin bulunmaması, vidaların kısa olmaları, kabza unsurlarının bulunmamasına ilişkin yer verilen tespitlere dayanılarak, sanığın vidaları kafesi duvara monte etmek için kullandığını belirtmesi, çakmak sapına monte edilmiş aleti de sebze ve meyveleri kesmek için kullandığını belirtmesi yönündeki savunmasına itibar edilip suça konu aletlerin nitelik ve kullanım amaçları itibarıyla silah kapsamına girmediği sonucuna ulaşılmış ise de; suça konu aletin kesici olmama özelliğine ilişkin tespit ve değerlendirme savunma ile çeliştiği gibi, aynı tarihli kriminal raporda yer verilen "bereleyici alet" özelliğine ilişkin tespit de nazara alındığında, oluşa ve tüm dosya kapsamına göre sanığın kanıtlanan eyleminden ötürü mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 26.10.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.