Abaküs Yazılım
8. Ceza Dairesi
Esas No: 2020/1615
Karar No: 2020/17442
Karar Tarihi: 26.10.2020

un işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan - Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2020/1615 Esas 2020/17442 Karar Sayılı İlamı

8. Ceza Dairesi         2020/1615 E.  ,  2020/17442 K.

    "İçtihat Metni"




    İşkence sonucu adam öldürme suçundan şüpheliler Kars Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları haklarında yapılan soruşturma evresi sonunda Kars Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 03/10/2002 tarihli ve 1986/1279 soruşturma, 2002/911 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulüne dair mercii Ardahan Ağır Ceza Mahkemesinin 20/03/2014 tarihli ve 2014/15 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
    Dosya kapsamına göre, ölen ... ... "ın yasa dışı THKP/C Devrimci Yol isimli örgüt içerisindeki sorumluluğu ve eylemlerinden dolayı 29/09/1980 tarihinde Kars Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından yakalanmasını takiben sorgu için götürüldüğü Dedekorkut Eğitim Enstitüsü"nün lojmanlarının üst katında bulunan mutfak kısmından firar etmesi ve tüm aramalara rağmen bulunamaması olayına ilişkin olarak adı geçen kişinin Kars Emniyet Müdürlüğü Terörle Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından sorgulama sırasında öldürüldüğü iddiası üzerine yapılan soruşturma evresi sonucunda Kars Cumhuriyet Başsavcılığınca zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle verilen 03/10/2002 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın müşteki vekiline 10/01/2014 tarihinde tebliğ edilmesini takiben müşteki vekilince anılan karara karşı itiraz edildiği,
    Bahse konu itiraz üzerine mercii Ardahan Ağır Ceza Mahkemesinin 20/03/2014 tarihli kararı ile " ... ...’ın işkence görerek öldürülmesi iddiası ile Kars Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde 03.10.2002 tarihinde 20 yıllık zamanaşımının dolması nedeniyle takipsizlik kararı verildiği, ancak 2010 yılından önce Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yer alan geçici 15. maddesi .... gereğince 12 Eylül 1980 tarihinde meydana gelen olaylardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılmasının mümkün olmadığı, ancak 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği ile geçici 15. Maddenin yürürlükten kaldırıldığı ve artık o döneme ilişkin soruşturma ve kovuşturma yapmanın mümkün hale geldiği, bu nedenle dava zamanaşımının soruşturma ve kovuşturma yapılmasının mümkün hale geldiği 12 Eylül 2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı" gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına yönelik karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verildiği anlaşılmış ise de,
    Atılı suçun işlendiği iddia edilen 29/09/1980 tarihinde 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükte olduğu, dolayısıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 7/2. maddesinde yer alan, "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan
    yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur." şeklindeki hüküm gereğince; 765 sayılı Kanunu"nun 450/3. maddesinde yazılı canavarca bir his sevki ile veya işkence ve tazip ile öldürme suçunun üst sınırının ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası olması, bu suçun aynı Kanun"un 102/1 maddesi gereğince 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunması karşısında, somut olayda şüphelilerinin 29/09/1980 tarihinde işledikleri iddia edilen müsnet suça ilişkin olarak 20 yıllık zamanaşımı süresinin çok önceden dolduğu;
    Keza uluslararası sözleşmeler ile işkencenin de arasında bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2 ve 3. maddelerindeki suçlar yönünden dava zamanaşımının uygulanamayacağı söylenebilir ise de, Yargıtay 1. Ceza Dairesi"nin 04/12/2013 tarihli ve 2013/2656 esas, 2013/7378 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, işkencenin yasaklanması ve yaşam hakkının korunması konularında iç hukuktaki yasal düzenlemelerin iki aşamada değerlendirilmesi gerektiği, iç hukukumuzda 07/05/2004 tarihinde Anayasa"nın 90/5. maddesine eklenen "(Ek cümle: 07/05/2004 - 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." şeklindeki hüküm gereğince 07/05/2004 tarihinden itibaren işkence suçunun da aralarında bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2 ve 3. maddelerindeki suçlar yönünden dava zamanaşımının uygulanamayacağı ve bu tarihten itibaren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının da iç hukukta hüküm ifade ettiği, ancak bahse konu değişiklik öncesi gerçekleşen olaylara ilişkin olarak sözleşme hükümlerine öncelik tanınmasının mümkün olmadığı, zira iç hukuk hükümleri failin lehine olup, uluslararası sözleşmede hükümlerin zamanaşımının dolduğu tarih itibariyle şüphelinin aleyhinde uygulanmasını zorunlu kılan bir normu ifade etmediğinden, uygulamasının söz konusu olmayacağı, bu itibarla 07/05/2004 tarihli değişiklik öncesi 29/09/1980 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen somut olaya ilişkin olarak yukarıda ayrıntılı izah edildiği şekilde 765 sayılı Kanun"un ilgili hükümleri gereğince olay tarihinden itibaren zamanaşımı süresinin tamamlanmış olduğu,
    Son olarak, her ne kadar Mahkemesince 1982 Anayasası"nın geçici 15. maddesinde yer alan "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.... Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır." şeklindeki hükmün 12/09/2010 tarihinde yürürlüğe giren 5982 sayılı Kanunun 24. maddesiyle yürürlükten kaldırılması nedeniyle atılı suça ilişkin olarak soruşturma ve kovuşturma yapmanın mümkün hale geldiği ve zamanaşımı süresinin de ancak yasal değişikliğin yapıldığı 12/09/2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı ve bu itibarla zamanaşımı süresinin dolmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmiş ise de; şüphelilerin müsnet eylemlerinin bu kapsamda olmadığı gibi 1980 tarihinde işlendiği iddia edilen müsnet eyleme ilişkin olarak zamanaşımı süresinin de anılan suç tarihinden itibaren işlemeye başladığı ve yasal değişikliğin yapıldığı 12/09/2010 tarihinden itibaren zamanaşımı süresinin işlemeye başladığının kabul edilmesinin, hukuki öngörülebilirlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olması nedeniyle hukuken mümkün bulunmadığı ve iç hukukumuzda da başkaca atılı suçun zamanaşımının tamamlanmasını engelleyeecek hüküm bulunmadığı cihetle, 29/09/1980 tarihinde işlendiği iddia edilen atılı suça ilişkin olarak 20 yıllık dava zamanaşımı süresinin tamamlandığı gözetilmeden, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara karşı yapılan itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 25.02.2020 gün ve 19145 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.02.2020 gün ve KYB/2020- 26832 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Gereği görüşülüp düşünüldü:
    23.12.1980 tarihinde işkence sonucu adam öldürme suçundan şüpheliler Kars Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları haklarında yapılan soruşturma sonunda Kars Cumhuriyet Başsavcılığınca 765 sayılı Kanunun 450/3 ve aynı Yasanın 102/1-1. maddeleri gereğince 20 yıl süreli zamanaşımının dolması nedeniyle verilen 03/10/2002 tarihli ve 1986/1279 soruşturma, 2002/911 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın; zamanaşımının kesinti nedeniyle dolmadığı gerekçesi ile kabulüne dair mercii Ardahan Ağır Ceza Mahkemesinin 20/03/2014 tarihli ve 2014/15 değişik iş sayılı kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.
    Ceza Muhakemeleri Kanununda;
    “Madde 160 - (1) Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
    (2) Cumhuriyet Savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.
    Madde 170 - (1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet Savcısı tarafından yerine getirilir.
    (2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.
    Madde 172 - (1) Cumhuriyet Savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
    Madde 173 - (1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet Savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
    (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
    (3) (Değişik fıkra: 18.06.2014-6545 S.K./71. md) sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet Savcısına gönderir. Cumhuriyet Savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
    (4) (Değişik fıkra: 25.05.2005-5353 S.K./26.mad.) sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet Savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
    (5) Cumhuriyet Savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz." şeklinde yer verilen düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; Cumhuriyet Savcısı kendisine yapılan suç duyurusu veya şikayet üzerine suçun gerçekten işlenip işlenmediğinin tespiti için hemen işin gerçeğini araştırmaya başlamalı ve maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yarayan tüm yasal yöntemlere başvurmalıdır. Toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açması, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermesi gerekmektedir.
    Soruşturmaya konu olayda; ölen ... ... "ın yasa dışı THKP/C Devrimci Yol isimli örgüt içerisindeki sorumluluğu ve eylemlerinden dolayı Kars Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından yakalanmasını takiben sorgu için götürüldüğü Dedekorkut Eğitim Enstitüsü"nün lojmanlarının üst katında bulunan mutfak kısmından firar etmesi ve tüm aramalara rağmen bulunamaması olayına ilişkin olarak adı geçen kişinin Kars Emniyet Müdürlüğü Terörle Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından sorgulama sırasında öldürüldüğü iddiası üzerine yapılan soruşturma evresi sonucunda Kars Cumhuriyet Başsavcılığınca zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle verilen 03/10/2002 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın şikayetçi vekiline 10/01/2014 tarihinde tebliğ edilmesini takiben şikayetçi vekilince süresi içinde anılan karara itiraz edildiği, süresi içinde itiraz üzerine mercii Ardahan Ağır Ceza Mahkemesinin 20/03/2014 tarihli kararı ile "... ...’ın işkence görerek öldürülmesi iddiası ile Kars Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde 03.10.2002 tarihinde 20 yıllık zamanaşımının dolması nedeniyle takipsizlik kararı verildiği, ancak 2010 yılından önce Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yer alan geçici 15. maddesi .... gereğince 12 Eylül 1980 tarihinde meydana gelen olaylardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılmasının mümkün olmadığı, ancak 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği ile geçici 15. Maddenin yürürlükten kaldırıldığı ve artık o döneme ilişkin soruşturma ve kovuşturma yapmanın mümkün hale geldiği, bu nedenle dava zamanaşımının soruşturma ve kovuşturma yapılmasının mümkün hale geldiği 12 Eylül 2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı" gerekçesiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına yönelik karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verildiği ve kararın kesin olduğu anlaşılmış ise de, atılı suçun işlendiği iddia edilen 23/12/1980 tarihinde 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükte olduğu, dolayısıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 7/2. maddesinde yer alan, "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur." şeklindeki hüküm gereğince; 765 sayılı Kanunu"nun 450/3. maddesinde yazılı canavarca bir his sevki ile veya işkence ve tazip ile öldürme suçunun üst sınırının ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası olması, bu suçun aynı Kanun"un 102/1-1. maddesi gereğince 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunması karşısında, somut olayda şüphelilerinin 23/12/1980 tarihinde işledikleri iddia edilen müsnet suça ilişkin olarak 20 yıllık zamanaşımı süresinin çok önceden dolduğu; keza uluslararası sözleşmeler ile işkencenin de arasında bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2 ve 3. maddelerindeki suçlar yönünden dava zamanaşımının uygulanamayacağı söylenebilir ise de, Yargıtay 1. Ceza Dairesi"nin 04/12/2013 tarihli ve 2013/2656 esas, 2013/7378 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, işkencenin yasaklanması ve yaşam hakkının korunması konularında iç hukuktaki yasal düzenlemelerin iki aşamada değerlendirilmesi gerektiği, iç hukukumuzda 07/05/2004 tarihinde Anayasa"nın 90/5. maddesine eklenen "(Ek cümle: 07/05/2004 - 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." şeklindeki hüküm gereğince 07/05/2004 tarihinden itibaren işkence suçunun da aralarında bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2 ve 3. maddelerindeki suçlar yönünden dava zamanaşımının uygulanamayacağı ve bu tarihten itibaren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının da iç hukukta hüküm ifade ettiği, ancak bahse konu değişiklik öncesi gerçekleşen olaylara ilişkin olarak sözleşme hükümlerine öncelik tanınmasının mümkün olmadığı, zira iç hukuk hükümleri şüphelilerin lehine olup, uluslararası sözleşmede hükümlerin zamanaşımının dolduğu tarih itibariyle şüphelilerin aleyhinde uygulanmasını zorunlu kılan bir normu ifade etmediğinden, uygulamasının söz konusu olmayacağı, bu itibarla 07/05/2004 tarihli değişiklik öncesi 23/12/1980 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen somut olaya ilişkin olarak yukarıda ayrıntılı izah edildiği şekilde 765 sayılı Kanun"un ilgili hükümleri gereğince olay tarihinden itibaren zamanaşımı süresinin tamamlanmış olduğu,
    Son olarak, her ne kadar Mahkemesince 1982 Anayasası"nın geçici 15. maddesinde yer alan "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre
    içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.... Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır." şeklindeki hükmün 12/09/2010 tarihinde yürürlüğe giren 5982 sayılı Kanunun 24. maddesiyle yürürlükten kaldırılması nedeniyle atılı suça ilişkin olarak soruşturma ve kovuşturma yapmanın mümkün hale geldiği ve zamanaşımı süresinin de ancak yasal değişikliğin yapıldığı 12/09/2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı ve bu itibarla zamanaşımı süresinin dolmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmiş ise de; bahse konu Anayasanın geçici 15. Maddesinin sadece Milli Güvenlik Konseyini, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetleri, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisini kapsadığı, kolluk güçlerini kapsamadığı anlaşılmakla şüphelilerin müsnet eylemlerinin bu kapsamda olmadığı gibi 1980 tarihinde işlendiği iddia edilen müsnet eyleme ilişkin olarak zamanaşımı süresinin de anılan suç tarihinden itibaren işlemeye başladığı ve yasal değişikliğin yapıldığı 12.09.2010 tarihinden itibaren zamanaşımı süresinin işlemeye başladığının kabul edilmesinin, hukuki öngörülebilirlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olması nedeniyle hukuken mümkün bulunmadığı ve iç hukukumuzda da başkaca atılı suçun zamanaşımının tamamlanmasını engelleyecek hüküm bulunmadığı cihetle, 23/12/1980 tarihinde işlendiği iddia edilen atılı suça ilişkin olarak 20 yıllık dava zamanaşımı süresinin tamamlandığı anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığına dair itirazın reddi yerine, yazılı gerekçeler ile kabulüne karar verilip kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasında hukuka uygunluk görülmemiş ve anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir
    Açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığı"nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı"nın ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi"nin 20.03.2014 gün, 2014/15 değişik iş sayılı itirazın kabulüne ilişkin kararının CMK.nın 309. maddesi gereğince BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığı"na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı"na TEVDİİNE, 26.10.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.


    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi