
Esas No: 2017/618
Karar No: 2020/16
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/618 Esas 2020/16 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 383-295
Sanık ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın TCK’nın 204/1, 43 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2011 tarihli ve 495-123 sayılı hüküm, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Bu hükme yönelik Adalet Bakanlığının 27.02.2014 tarihli ve 14850 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10.03.2014 tarihli ve 87428 sayılı ihbarnamede;
"1- Anılan mahkeme kararındaki kabule nazaran, adı geçen sanığın kardeşi olan katılanın kimlik bilgilerini ve kendi fotoğrafını kullanarak sahte nüfus cüzdan talep belgesi düzenlediği, akabinde bu belge ile Balıkesir Nüfus Müdürlüğünden 25/05/2001 düzenleme tarihli nüfus cüzdanı aldığı, daha sonra bu nüfus cüzdanını kullanarak suç tarihleri olan 17/01/2005 ve 18/01/2005 tarihlerinde Ankara"da iki ayrı telefon aboneliği sözleşmesi imzaladığı, mahkemece sanığın eyleminin başkasının kimlik bilgilerini taşıyan ve içeriği itibari ile sahte olan nüfus cüzdanını kullanarak abonelik sözleşmesi düzenletmek olduğu kabul edilerek mahkûmiyet kararı verildiği cihetle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanıp, denetime imkan verecek şekilde karşılaştırma yapıldıktan sonra lehe hüküm belirlenerek karar verilmesi yerine, yazılı şekilde karşılaştırma yapılmadan 5237 sayılı Kanun"un lehe olduğu belirtilerek karar verilmesinde,
2- Sanık ile katılanın kardeş oldukları anlaşılmakla, dolandırıcılık suçu bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 167/2. maddesinde yer alan "Bu suçların, haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin...zararına olarak işlenmesi hâlinde; ilgili akraba hakkında şikâyet üzerine verilecek ceza, yarısı oranında indirilir." şeklindeki düzenleme uyarınca, katılanın dolandırıcılık eyleminden ne zaman haberdar olduğu tespit edilip şikayetin süresinde olup olmadığı araştırılmadan ve cezadan indirim yapılmadan karar verilmesinde,
3- Sanığın nüfus müdürlüğünün maddî varlıklarından olan nüfus cüzdanını kullanmak suretiyle, katılan adına sahte abonelik sözleşmeleri düzenleterek dolandırıcılık suçunu işlediğinin kabul edilmesi karşısında; eylemin kamu kurumu olan nüfus müdürlüğünü aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi yerine yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediği" gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 24.06.2014 tarih ve 12173-12619 sayı ile;
"1-) Kanun yararına bozma talebinin (1,2) nolu bozma isteklerinin incelenmesinde,
Sanığın eyleminin lehe yasa yönünden değerlendirilmesi ve şikayet süresine ilişkin bozma isteklerinin tebliğnamenin görevli mahkemenin belirlenmesine yönelik (3) no lu istemi ile çelişki oluşturması ve aşağıdaki kabul karşısında bu hususların görevli mahkemece yapılacak yargılamada değerlendirilmesinin mümkün bulunması karşısında, bu konularda karar verilmesine yer olmadığına,
2-) Kanun yararına bozma talebinin (3) no’lu bozma isteğinin incelenmesinde,
Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesi"nin 18/02/2011 tarih ve 2008/495 esas, 2011/123 sayılı kararının 5271 sayılı CMK"nın 309. maddesi gereğince aleyhte etki etmemek üzere bozulmasına, bozma nedenine göre müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine" karar verilmiştir.
Bozma sonrasında yapılan yargılamada, Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.10.2014 tarihli ve 1181-1006 sayılı görevsizlik kararıyla dosyanın gönderildiği Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesince 30.06.2016 tarih ve 383-295 sayı ile sanığın TCK’nın 204/1, 43 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin verilen hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 28.02.2017 tarih ve 4849-6779 sayı ile;
"1- Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;
Sanığın sorgusunun yapıldığı 20/06/2008 tarihinden temyiz inceleme gününe kadar suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve lehine olan 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından; 5320 sayılı Kanun"un 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın 321. maddesi uyarınca hükmün bozulmasına, ancak, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı Kanun"un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereğince sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.03.2017 tarih ve 357288 sayı ile;
"...Dosyanın incelenmesinde; sanığa isnad olunan "Resmi belgede sahtecilik" suçunun suç tarihinin "17/01/2005-18/01/2005" tarihleri olduğu, kovuşturma aşamasında sanığın savunmasının 20/06/2008 tarihinde tespit edilmiş olduğu, Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesi"nin 18/02/2011 tarih 2008/495 esas, 2011/123 karar sayılı hükmü ile sanığın "Resmi belgede sahtecilik" suçundan dolayı 5237 sayılı ...nun 204/1, 43, 53 maddeleri gereğince 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olduğu ve hükmün temyiz edilmeksizin 22/03/2011 tarihinde kesinleşmiş olduğu böylece; en son suç tarihi olan 18/01/2005 tarihinden itibaren işlemeye başlamış olan zamanaşımı süresinin, sırasıyla iddianame tarihi olan 10/04/2008 tarihinde, sanığın kovuşturma aşamasında savunmasının alındığı 20/06/2008 tarihinde ve ilk mahkumiyet hükmünün verilmiş olduğu 18/02/2011 tarihinde kesildiği ve en son suç tarihi olan 18/01/2005 tarihinden itibaren hükmün kesinleştiği 22/03/2011 tarihine kadar geçen süre içinde, sanığa isnad olunan "Resmi belgede sahtecilik" suçunun zamanaşımı yönünden lehe olan 5237 sayılı ...nun 66/1-e maddesinde düzenlenmiş olan 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresi dolmadığı gibi, 5237 sayılı ...nun 66/1-e, 67/4 maddelerinde düzenlenmiş olan 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı süresinin de dolmadığı açıktır.
5237 sayılı ...nun 66/5 maddesinde yer alan;
"(5) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./8.mad) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar." şeklindeki yasal düzenleme gereğince; Kanun yararına bozma talebinin Yargıtay 15. Ceza Dairesi"nin 2014/12173 Esas, 2014/12619 Karar sayılı ilamı ile kabul tarihi olan 24/06/2014 tarihinden itibaren yeni baştan işlemeye başlayan sanığa isnad olunan "Resmi belgede sahtecilik" suçunun zamanaşımı yönünden lehe olan 5237 sayılı ...nun 66/1-e maddesinde düzenlenmiş olan 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresi dolmadığı gibi 5237 sayılı ...nun 66/1-e, 67/4 maddelerinde düzenlenmiş olan 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı süresinin de dolmadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenlerle; esastan temyiz incelemesi yapılarak, Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi"nin 30/06/2016 tarih ve 2014/383 esas, 2016/295 karar sayılı hükmünün sanığın "Resmi belgede sahtecilik" suçundan dolayı lehe olduğu değerlendirilen 5237 sayılı ...nun 204/1, 43, 53 maddeleri gereğince 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kısmının "onanmasına" karar verilmesi yerine, hükmün "bozulmasına" ve zamanaşımı nedeniyle kamu davasının "düşmesine" karar verilmiş olması nedeniyle; Yüksek Yargıtay 15.Ceza Dairesi"nin 28/02/2017 gün ve 2016/4849 Esas, 2017/6779 Karar sayılı ilamına yönelik olarak itiraz talebinde bulunulması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 11.04.2017 tarih ve 15771-9058 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan Yerel Mahkemece 18.02.2011 tarihinde kurulan ve temyiz edilmeksizin 22.03.2011 tarihinde kesinleşen mahkûmiyet hükmünün, Özel Dairece 24.06.2014 tarihinde kanun yararına bozulması sonucunda, Yerel Mahkemece yeniden aynı suçtan kurulan hükme ilişkin, Özel Dairece temyiz incelemesinin yapıldığı 28.02.2017 tarihinden önce atılı suç yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ...’ın, kardeşi ...’ın kimlik bilgileriyle sahte ikametgâh belgesi düzenleyip üzerine kendi fotoğrafını yapıştırdığı bu belge ile nüfus müdürlüğüne başvurarak aldığı nüfus cüzdanını, 17.01.2005 ve 18.01.2005 tarihlerinde Ankara İl Telekom Müdürlüğünden telefon hattı çıkarmak için kullanıp kardeşi adına abonelik tesis ettirdiği ve bu hatlara ilişkin abonelik sözleşmelerinin düzenlenmesini sağladığı iddiasıyla sanık hakkında zincirleme biçimde işlenmiş resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında suç tarihinin 18.01.2005 olduğu, sanığın sorgusunun ise 20.06.2008 tarihinde yapıldığı,
Yapılan yargılama sonucunda, Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesince 18.02.2011 tarih ve 495-123 sayı ile sanığın, TCK’nın 204/1, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verildiği ve bu kararın sanığın, bilinen en son adresinde beraber oturdukları babası Coşkun Barış’a tebliğ edildiği, UYAP sisteminden alınan kesinleşme şerhine göre sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan bu mahkûmiyet hükmünün temyiz edilmeksizin 22.03.2011 tarihinde kesinleştiği,
Adalet Bakanlığının 27.02.2014 tarihli ve 14850 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10.03.2014 tarihli ve 87428 sayılı ihbarnamesi ile kesinleşen Yerel Mahkeme hükmünün kanun yararına bozulmasının talep edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 24.06.2014 tarih ve 12173-12619 sayı ile anılan hükmün kanun yararına bozulmasına karar verildiği,
Bozma sonrasında yapılan yargılamada, Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararıyla dosyanın gönderildiği Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesince 30.06.2016 tarih ve 383-295 sayı ile sanığın TCK’nın 204/1, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verildiği, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 28.02.2017 tarih ve 4849-6779 sayı ile dava zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine karar verildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinin 5. fıkrasında yer alan yasal düzenleme gereğince, kanun yararına bozma talebinin Yargıtay 15. Ceza Dairesince kabul edildiği 24.06.2014 tarihinden itibaren dava konusu suça ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlayacağından, sanığa isnad olunan resmî belgede sahtecilik suçunun zamanaşımı süresinin dolmadığı gözetilip sanık hakkında anılan suç yönünden Yerel Mahkemece kurulan hükmün, onanmasına karar verilmesi gerekirken, bozulmasına ve zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verilmiş olmasının yerinde olmadığı görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurduğu,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle kanun yararına bozma kanun yolu üzerinde durulması gerekmektedir.
Öğretide “olağanüstü temyiz" denilen, 5320 sayılı Kanun"un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK"da ise “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.
CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.
Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hâkim ya da mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve kişiler açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır.
Zamanaşımına ilişkin olarak 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinin 5. fıkrasına değinmeden önce anılan Kanun hükmü ile ilgisi bakımından yargılamanın yenilenmesi kanun yolunun açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
Olağanüstü kanun yollarından biri olan yargılamanın yenilenmesi ise 5271 sayılı CMK"nın 311 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup Kanun’un 311. maddesinde hükümlü lehine; 314. maddesinde ise sanık veya hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş, 318 ve sonraki maddelerinde yenileme istemi üzerine izlenecek usul hükümleri düzenlenmiştir. Yargılamanın yenilenmesi istemi, Kanun’da belirlenen şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmemiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilecektir. Aksi hâlde yargılanmanın yenilenmesi istemi, bir diyeceği varsa yedi gün içinde bildirilmek üzere Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ olunacak, deliller toplanacak, delillerin toplanması bittikten sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş olan kişiden yedi günlük süre içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenecektir. Kanun’un 321. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların yeterince doğrulanmadığı veya 311. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisinin olmadığının anlaşılması hâlinde, yenileme istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilecektir. Aksi hâlde mahkemece yargılamanın yenilenmesine ve duruşma açılmasına karar verilecektir. Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylayacak veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verecek, yargılamanın yenilenmesi işlemi hükümlünün lehine olarak yapılmışsa yeniden verilecek hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremeyecektir.
Yargılamanın yenilenmesinde, kanun yollarına başvuru bakımından genel kurallar uygulanacaktır. Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olduğuna veya olmadığına ilişkin kararlar ile ikinci aşamada deliller toplandıktan sonra duruşma açılmaksızın verilen yenileme talebinin kabulü veya esassız olması nedeniyle reddi kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilecek, yargılamanın yenilenmesi istemi üzerine yeniden duruşma açılarak verilecek hükümlere karşı ise temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir.
Gelinen bu aşamada yeniden yapılacak yargılamalarda dava zamanaşımına ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanamayacağının, uygulanacak ise de hangi şartlarda uygulanacağının belirlenmesi bakımından 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinin 5. fıkrasına ve bu hükmün, aynı Kanun’daki değişiklik öncesi hâli ile mülga 765 sayılı Kanun’daki karşılığı olan 109. maddeye değinilmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK"nın 109. maddesi; “Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar muhakemesi görülmek lazımgelen mahkumünaleyhin ahiren vaki olan mahkumiyeti evvelki mahkumiyetinden daha hafif bir cezayı mutazammın ise müruru zaman müddeti sonraki hüküm ile tertip olunacak cezaya göre hesap olunur” şeklinde düzenlenmiş iken,
5237 sayılı TCK"nın "Dava zamanaşımı" başlıklı 66. maddesinin 5. fıkrası;
“Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça ait üçüncü fıkrada yazılı esasa göre belirlenecek zamanaşımı göz önünde bulundurulur.” biçiminde düzenlenip bu hükmün gerekçesinde de “01.03.1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun 109 uncu maddesinde yer alan hüküm uygulamada duraksamaları yok etmek amacıyla yeni metne aktarılmıştır.” şeklindeki açıklamayla 765 sayılı Kanun’da yer alan hükme benzer bir düzenlemeye 5237 sayılı Kanun’da da yer verildiği belirtilmiş olup,
Anılan Kanun hükmü, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile;
“Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar.” şeklinde değiştirilerek son hâlini almıştır.
5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinin 5. fıkrasında yapılan bu değişikliğin gerekçesi ise “Yargılamanın yenilenmesi gibi aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, zamanaşımına açıklık getirmeye yönelik olarak bu fıkra metninde değişiklik yapılmıştır. Bu durumlarda, dava zamanaşımı süresi, tekrar yargılama konusu suç bakımından belirlenecektir. Tekrar yargılama konusu suça ilişkin zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi de, bu husustaki talebin mahkemece kabul edildiği tarih olacaktır. Tekrar yargılama konusu suça ilişkin zamanaşımı süresi bakımından, maddenin birinci fıkrasındaki süreler dikkate alınacaktır. Bu düzenlemeyle güdülen asıl amaç, yeniden yargılama söz konusu olan hallerde, bu nedenle dava zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle yargılamaya son verilmesi yönündeki taleplerin önüne geçmektir.” şeklinde olup yapılan değişiklikle yeniden yapılacak yargılamalarda tarafların zamanaşımı sürelerinin dolduğu gerekçesiyle mahkemelerden bu konuda talepte bulunulmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı açıkça belirtilmiştir.
Anılan hükümler ve gerekçelerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda 765 sayılı TCK"da muhakemenin iadesine karar verilmesinin dava zamanaşımına tesir edeceğine ilişkin bir hüküm mevcut değildir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 12.01.1942 tarihli ve 16-16 sayılı kararında; kesinleşen hükümlerin muhakemenin iadesi yoluyla yeniden incelenmesinde dava zamanaşımının mevzu bahis olamayacağına hükmedilmiştir.
Buna göre, 765 sayılı TCK ve 1412 sayılı CMUK"nın yürürlükte olduğu dönemde yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi durumunda, yeniden yargılamaya konu edilen davada zamanaşımı söz konusu olmayacaktır. Ancak, yeniden yargılama sonucu suç vasfından değişme olmuş, değişen suç vasfına göre yeniden belirlenen zamanaşımı önceki yargılamada gerçekleşmiş ise yeniden yapılan yargılama sonucunda 765 sayılı TCK"nın 109. maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının da zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK açısından konu incelendiğinde ise Kanun’un 66/5. maddesi uyarınca aynı fiilden dolayı tekrar yargılanmayı gerektiren hâllerde zamanaşımının söz konusu olacağı, ancak zamanaşımının yeniden yargılama yapılması talebinin kabulünden itibaren yeni baştan işlemeye başlayacağı hükme bağlanmış ve yeniden yapılacak bu yargılamada zamanaşımının mümkün olduğu açıkça ortaya konulmuştur.
Tüm bu anlatılanlarla birlikte anılan Kanun hükümlerinde yer alan “tekrar muhakeme” veya “tekrar yargılama” ibarelerinin Kanun metinlerinde hangi anlamlarda kullanıldığının değerlendirilmesine gelince, bu ibareleri teknik anlamda yargılamanın yenilenmesi olarak anlamak gereklidir (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 770; Kubilay Taşdemir, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, 2. Baskı, Ankara, 2015, s. 185, İsmail Malkoç, Açıklamalı İçtihatlı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Malkoç Kitabevi, Cilt I, Ankara, 2007, s. 430).
Özellikle 765 sayılı TCK’nın 109. maddesinin karşılığı olarak 5237 sayılı TCK’da yer alan 66. maddesinin 5. fıkrasında ve aynı hükmün gerekçesinde zamanaşımı süresinin yeni baştan başlayacağı tarihin, yeniden yapılacak yargılama talebinin mahkemece kabul edildiği tarih olarak belirtilmesi ve doktrinde “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma yasa yolunda mahkeme tarafından yapılacak bir kabul müessesesinin öngörülmemesinin yanı sıra temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen bir hükmün, Yargıtayın ilgili dairesince yine temyiz incelemesine benzer şekilde incelenerek kanun yararına bozulmasına karar verilmesi ile “talebin mahkemece kabulü” kavramının örtüşmemesi ve kanun yararına bozulan hüküm sonrasında yerel mahkemelerce yapılan yargılamanın yeniden başlayan bir yargılama olmayıp önceki yargılamanın devamı niteliğinde olması nedenleriyle “tekrar muhakeme” veya “tekrar yargılama” ibareleri ile kastedilenin yargılamanın yenilenmesi kurumu olduğu, bahsi geçen hükümlerin, kanun yararına bozma kararı sonrasında devam edilen yargılamalar yönünden uygulama yerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi bakımından hükümlerin temyiz edilmeksizin kesinleşme biçimi ile bu şekilde kesinleşen hükümlerin Yargıtayın ilgili dairesince kanun yararına bozulması hâlinde dava zamanaşımı sürelerinin işleyip işleyemeyeceğinin değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu"nun karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310. maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre, hükmün tefhiminden, tefhim edilmemiş ise tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. Temyiz süresi, anılan maddenin üçüncü fıkrasındaki farklı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar bakımından bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlayacaktır.
Öngörülen süre içerisinde taraflarca temyiz edilmeyen hüküm, kanun yoluna başvurma için öngörülen sürenin sonunda kesinleşir. Bu durum, “davasız yargılama olmaz” ilkesinin bir sonucudur.
Bu bağlamda, taraflara usulüne uygun şekilde tefhim veya tebliğ edilen hüküm, temyiz edilmemesi hâlinde kesinleşmekte ve kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımı, bu aşamada sona ermektedir. Ancak diğer olağanüstü yasa yollarında olduğu gibi kanun yararına bozmada da dava zamanaşımına ilişkin hükümler ancak yasanın açıkça izin verdiği hâllerde uygulanabileceğinden, kanun yararına bozma talebi üzerine yapılan incelemede, Yargıtay ilgili dairesince yerel mahkeme hükmünün kanun yararına bozulmasına karar verildiği durumda, yerel mahkeme hükmünün temyiz edilmeksizin kesinleştiği tarih ile Yargıtay ilgili dairesinin karar tarihi arasında geçen sürenin dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmaması gerektiğinin kabulü zorunludur. Ancak yerel mahkeme hükmünün kanun yararına bozulması üzerine dosyanın derdest hâle gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde Yargıtay ilgili dairesinin kanun yararına bozma kararı tarihinden itibaren geçerli olmak üzere süre işlemeye devam edeceğinden dava zamanaşımı buna göre hesaplanmalıdır.
Aksine, yerel mahkeme hükmünün temyiz edilmeksizin kesinleştiği tarih ile Yargıtay ilgili dairesinin kanun yararına bozma kararı tarihi arasında geçen sürenin zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulması gerektiğinin kabulü hâlinde, kanun yararına bozma yasa yolunda süre aranmadığından, bir kanuna aykırılıktan dolayı somut olayda da olduğu gibi hükmün temyiz edilmeksizin kesinleşmesinden çok uzun bir süre sonra kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulması neticesinde talebin kabulü ile yerel mahkeme hükmünün bozulması ve inceleme tarihi itibarıyla dava zamanaşımının dolduğundan bahisle kamu davasının düşürülmesi hak ve adalet ilkelerine aykırılık oluşturacak, yargı organlarına olan güveni zedeleyecek ve ileride telafisi mümkün olmayacak sonuçların doğmasına neden olacaktır.
Son olarak sanık hakkında açılan kamu davasında zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun maddelerinden hangisinin sanığın lehine olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
Sanık ...’ın, kardeşi ...’ın kimlik bilgileriyle düzenlediği sahte ikametgâh belgesi ile nüfus müdürlüğüne başvurarak aldığı nüfus cüzdanını, 17.01.2005 ve 18.01.2005 tarihlerinde Ankara İl Telekom Müdürlüğünden telefon hattı çıkarmak için kullanıp kardeşi adına abonelik sözleşmelerinin düzenlenmesini sağlamak şeklindeki eylemine konu sahte belgelerden, abonelik sözleşmelerinin özel belge niteliğinde olduğu ancak suç tarihi itibarıyla 765 sayılı Kanun"un uygulanması hâlinde bu belgelerin dolandırıcılık suçunun hile unsuru olarak kabul edileceği, bu sebeple suça konu abonelik sözleşmelerinin, inceleme dışı dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekeceğinden 765 sayılı Kanun hükümlerine göre sahtecilik suçu kapsamında kabul edilemeyeceği göz önüne alındığında, sanığın eylemine konu sahte belgelerden ikametgâh belgesinin, 765 sayılı TCK’nın 356. maddesindeki ilmühaberde sahtecilik, nüfus cüzdanının ise aynı Kanun"un 350. maddesindeki hüviyet cüzdanında sahtecilik suçlarını oluşturduğu, anılan Kanun"da ilmühaberde sahtecilik suçunun müeyyidesi "3 aydan, 1 yıla", hüviyet cüzdanında sahtecilik suçunun müeyyidesi ise "1 yıldan, 3 yıla" kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesi uyarınca bu suçların tabi olduğu asli dava zamanaşımı süresi beş yıl, 104/2. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise yedi yıl altı aydır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 7 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 9. maddeleri hükmü uyarınca, sanığa yüklenen ve zincirleme biçimde gerçekleşen “ilmühaber ve hüviyet cüzdanında sahtecilik” suçlarının yasada gerektirdiği cezalarının türü ve üst sınırına göre, zamanaşımı süreleri yönünden 765 sayılı TCK"nın sanık lehine olduğu açıktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
765 sayılı TCK’nın 109. maddesinin karşılığı olarak 5237 sayılı TCK’da yer alan 66. maddesinin 5. fıkrasında ve aynı hükmün gerekçesinde zamanaşımı süresinin yeni baştan başlayacağı tarihin, yeniden yapılacak yargılama talebinin mahkemece kabul edildiği tarih olarak belirtilmesi ve doktrinde “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma yasa yolunda mahkeme tarafından yapılacak bir kabul müessesesinin öngörülmemesinin yanı sıra temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen bir hükmün, Yargıtay ilgili dairesince yine temyiz incelemesine benzer şekilde incelenerek kanun yararına bozulmasına karar verilmesi ile “talebin mahkemece kabulü” kavramının örtüşmemesi ve kanun yararına bozulan hüküm sonrasında yerel mahkemelerce yapılan yargılamanın yeniden yapılan bir yargılama olmayıp önceki yargılamanın devamı niteliğinde olması nedenleriyle “tekrar muhakeme” veya “tekrar yargılama” ibareleri ile kastedilenin yargılamanın yenilenmesi kurumu olduğu, bahsi geçen Kanun maddelerinin kanun yararına bozulmasına karar verilen hükümler yönünden uygulama yerinin bulunmadığı kabul edilmelidir.
Öte yandan sanık ...’ın, kardeşi ...’ın kimlik bilgileriyle düzenlediği sahte ikametgâh belgesi ile nüfus müdürlüğüne başvurarak aldığı nüfus cüzdanını, 17.01.2005 ve 18.01.2005 tarihlerinde Ankara İl Telekom Müdürlüğünden telefon hattı çıkarmak için kullanıp kardeşi adına abonelik sözleşmelerinin düzenlenmesini sağlamak şeklindeki eylemine konu sahte belgelerden, abonelik sözleşmelerinin özel belge niteliğinde olduğu ancak suç tarihi itibarıyla 765 sayılı Kanun"un uygulanması hâlinde bu belgelerin dolandırıcılık suçunun hile unsuru olarak kabul edileceği, bu sebeple suça konu abonelik sözleşmelerinin inceleme dışı dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekeceğinden 765 sayılı Kanun hükümlerine göre sahtecilik suçu kapsamında kabul edilemeyeceği göz önüne alındığında, sanığın eylemine konu sahte belgelerden ikametgâh belgesinin, 765 sayılı TCK’nın 356. maddesindeki ilmühaberde sahtecilik, nüfus cüzdanının ise aynı Kanun"un 350. maddesindeki hüviyet cüzdanında sahtecilik suçlarını oluşturduğu, anılan Kanun"da ilmühaberde sahtecilik suçunun müeyyidesi "3 aydan 1 yıla", hüviyet cüzdanında sahtecilik suçunun müeyyidesi ise "1 yıldan, 3 yıla" kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 7 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 9. maddeleri hükmü uyarınca, sanığa yüklenen ve zincirleme biçimde gerçekleşen “ilmühaber ve hüviyet cüzdanında sahtecilik” suçlarının yasada gerektirdiği cezalarının türü ve üst sınırına göre, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesi uyarınca tabi olduğu asli dava zamanaşımı süresi beş yıl, aynı kanunun 104/2. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise yedi yıl altı aydır.
Sanık hakkında iddia olunan suçla ilgili olarak, dava zamanaşımını kesen işlemler sırasıyla 10.04.2008 tarihli iddianame, 20.06.2008 tarihli sorgu, 18.02.2011 tarihli mahkûmiyet kararı olup Yerel Mahkemece sanık hakkında verilen 18.02.2011 tarihli mahkûmiyet hükmünün temyiz edilmeksizin kesinleştiği 22.03.2011 tarihinden, Özel Dairenin bu hükmün kanun yararına bozulmasına karar verdiği 24.06.2014 tarihi arasında geçen 3 yıl 3 ay 2 gün kadar sürenin dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulamayacak olması, başka bir anlatımla Özel Dairece, temyiz edilmeksizin kesinleşen Yerel Mahkeme hükmünün kanun yararına bozulmasına karar verildiği 24.06.2014 tarihinden itibaren kesinleşmeden önce işleyen dava zamanaşımı süresinin kaldığı yerden işlemeye devam edeceği dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; zincirleme şekilde gerçekleşen 765 sayılı TCK’da düzenlenen “ilmühaber ve hüviyet cüzdanında sahtecilik” suçlarının yasada gerektirdiği cezalarının türü ve üst sınırı itibarıyla tabi olduğu ve suç tarihinde yürürlükte bulunup lehe olan 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca yüklenen sahtecilik suçlarının işlendiği 18.01.2005 tarihinden itibaren Yerel Mahkeme hükmünün, temyiz edilmeksizin kesinleşmesi ile Özel Dairece kanun yararına bozulması arasında zamanaşımının işlemediği kabul edilen 3 yıl 3 ay 2 günlük süre ile 7 yıl 6 aylık uzamış dava zamanaşımı süresinin, sanık hakkında Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan hüküm tarihinden önce 20.10.2015 tarihinde dolmuş olduğu gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Hatalı değerlendirme ile 5237 sayılı TCK"nın 66/1-e maddesinde öngörülen asli dava zamanaşımının gerçekleştiğinden bahisle sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine şeklindeki Özel Daire kararının sonucu itibarıyla doğru olması nedeniyle kaldırılmasına gerek görülmemiştir.
Bu itibarla, haklı bir nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.01.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.