Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/601
Karar No: 2020/6

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/601 Esas 2020/6 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/601 E.  ,  2020/6 K.

    "İçtihat Metni"



    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    Sayısı : 95-130

    Sanıklar ... ve ... hakkında birden fazla kişiyle birlikte tehdit ve nitelikli hırsızlık suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında eylemlerinin nitelikli yağma suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle Nazilli 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.02.2009 tarihli ve 453-106 sayılı görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Nazilli Ağır Ceza Mahkemesince 12.07.2011 tarih ve 297-229 sayı ile hırsızlık ve tehdit suçlarından sanıkların beraatlerine ilişkin kurulan hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.03.2016 tarih ve 8484-2184 sayı ile;
    “...Olay tarihinde yolda yürümekte olan katılanı basit tıbbi müdahale ile giderebilir şekilde yaraladıktan sonra cebindeki bir miktar parayı zorla alan sanıkların eyleminin kül hâlinde yağma suçunu oluşturduğu katılanın değişmeyen anlatımları, tanık beyanları, tıbbi raporlar ile sabit olduğu hâlde delillerin taktir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi...” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 23.05.2016 tarih ve 95-130 sayı ile;
    "...Somut olaya bakılacak olursa, tanık ile müşteki beyanları arasında çelişki bulunduğu sabittir. Buna bir de müştekinin zorla alındığını iddia ettiği paranın miktarına, sanıkların eylemi kaç kişi gerçekleştirdiklerine ve eylemin gerçekleştiği yere ilişkin çelişkili beyanları eklendiğinde ve yine sanıklarla önceye dayalı husumeti bulunan müştekinin, kendisini darp eden sanıklara kızarak, daha fazla ceza almalarını sağlamak düşüncesiyle hareket etmiş olabileceği de nazara alındığında, tehdit eylemine ilişkin müştekinin soyut beyanı dışında delil elde edilemediği, müştekinin cebinden para alınması eyleminin ise açıklanan bu gerekçelerle her türlü şüpheden uzak, kesin ve cezalandırmaya yeter inandırıcı delillerle ispatlanamadığı anlaşılmakla," gerekçesiyle direnerek, sanıkların önceki hükümlerdeki gibi hırsızlık ve tehdit suçlarından beraatlerine karar verilmiştir.
    Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.12.2016 tarihli ve 386965 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesiyle değişik CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 18.04.2017 tarih ve 1020-903 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında tehdit ve hırsızlık suçundan kurulan beraat hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
    1- Sanıkların eylemlerinin sabit olup olmadığının,
    2- Sabit olduğunun kabulü hâlinde eylemlerinin hukuki niteliğinin,
    Belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanıklar ile şikâyetçi arasında geçmişe dayalı husumet bulunduğu, sanıkların, olay günü pazardan dönen şikâyetçinin karşısına çıkıp "Seni burada yaşatmayacağız, geldiğin yere geri göndereceğiz." diyerek tehdit edip ayaklarına doğru vurarak yere düşürdükleri, bu sırada sanık ..."in yere düşen şikâyetçinin cebinde bulunan 100 TL"yi aldığı ve sanıkların beraber kaçarak olay yerinden uzaklaştıkları iddiası ile kamu davası açıldığı,
    Şikâyetçi hakkında düzenlenen 28.04.2008 tarihli geçici nitelikteki genel adli muayene raporunda; sağ ve sol tibiada fissür tarzında kırık, her iki tarafta hematom ve ciltte sıyrıklar olduğunun tespit edildiği,
    Şikâyetçi hakkında düzenlen 15.05.2008 tarihli raporda; her iki cruris distalinde anteriorunda ekimozlar mevcut olup bu yaralanmanın basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun ve kemik kırığına neden olmadığının belirtildiği,
    Adnan Menderes Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalının 19.11.2009 tarihli raporunda; şikâyetçinin yaralanmasının basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun ve bu yaralanmanın kemik kırılmasına neden olmadığının tespit edildiği,
    Nazilli Devlet Hastanesi"nin 23.09.2010 tarihli tek hekim raporunda; sanık ..."nin doğuştan gelen zekâ geriliği ve akıl zayıflığının bulunduğunun belirtildiği,
    İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Gözlem İhtisas Dairesinin 11.02.2011 tarihli heyet raporunda; sanık ...’nin ceza ehliyetini etkileyecek veya ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı veya akıl zayıflığının tespit edilemediğinin, bu duruma göre sanık ...’nin 28.04.2008 tarihindeki basit yaralama, birden fazla kişi ile tehdit ve üstte bulunan eşya hakkında hırsızlık suçuna yönelik ceza ehliyetinin tam olduğunun tespit edildiği,
    İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 21.03.2011 tarihli raporunda; sanık ..."nin cezai sorumluluğunu müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı veya zekâ geriliği saptanamadığını, adli dosya tetkikinde sanığın mezkur suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fiil ile ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak boyutta bir akli arızanın içinde olduğuna delalet edecek herhangi bir tıbbi bulgu ve belgeye de rastlanmadığı, bu duruma göre sanık ... Kaygılı"nın 28.04.2008 tarihindeki suça karşı cezai sorumluluğunun tam olduğuna dair mütalaa verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Şikâyetçi ... Kollukta; 28.04.2008 tarihinde Pazartesi Pazarına yağ satmak için gittiğini, yağlarını satıp saat 11.00 sıralarında eve dönerken Cumhuriyet Parkının doğu kısmında bulunan Cumhuriyet İlköğretim Okulu önünde kendilerini şahsen tanıdığı ve husumetli olduğu sanıklar ... ve ... ile yanlarındaki tanımadığı bir şahsın önüne geçerek kendisini durdurduklarını, sanıklar ... ve ...’in tekme ve tokat ile vurmaya başladıklarını, "Seni bu Nazilli"de barındırmayacağız. Seni geldiğin yere Pirlibeye göndeririz." dediklerini, yerde yattığı sırada çevreden vatandaşların gelmesi üzerine telaşlanarak ceketinin sol cebinde bulunan 100 TL parayı alıp kaçtıklarını, sanıklardan şikâyetçi olduğunu ve uzlaşmak istemediğini,
    Savcılıkta; 28.04.2008 tarihinde saat 11.00 sıralarında Pazartesi Pazarında zeytinyağı satarak evine döndüğü sırada tanıklık tekliflerini reddettiği için kendisini döven ve bu nedenle aralarında husumet bulunan sanıklar ... ve ..."nin DKY üzerinde yürüdüğü sırada karşısına çıkarak "Dur" dediklerini ve her ikisinin de ayakkabılarının uçlarıyla ayaklarına vurmaya başladıklarını, bunun üzerine yere yığıldığını, sanık ..."in "Seni Nazillide yaşatmayacağız." dediğini, yerde bulunduğu sırada elini cebine sokup dört adeti 20 TL"lik, diğeri 10 TL"lik parasını alarak kaçtıklarını, bu olayı yoldan geçenlerin gördüklerini ancak kimsenin ismini bilmediğini,
    Mahkemede; evini kiraladığı Sanık ..."in kendisini Almanyalı ve bekâr olarak tanıttığını, ancak daha sonra evli olduğunun ortaya çıktığını, eve değişik değişik insanların gelmesi ve rahatsız olmaları nedeniyle birçok komşunun şikâyette bulunduklarını, bunun üzerine eve gittiğinde sanığın evde bir bayanla oturduğunu ve alkol aldığını görerek uyardığını, daha sonra avukatı vasıtasıyla hiçbir kira bedeli ödemediğinden dolayı sanık ..."i tahliye ettirdiğini, bu nedenle sanık ...’in kendisine kin gütmeye başladığını, kendisini gördükleri yerde diğer sanık ile dövdüklerini, bir keresinde şikâyetten vazgeçtiğini ancak tekrar dövdüklerinde şikâyetçi olduğunu ve davalarının devam ettiğini, olay günü tren yolu civarında pazar günü kurulan pazar yeri yakınlarında bulunduğu sırada sanıkların önüne geçtiğini, yanlarında uzun boylu birinin daha olduğunu, sanık ..."nin "Buradan seni sürdüreceğiz, benim raporum var, seni yaşatmayacağım." şeklinde sözler söylediğini, yanlarındaki şahsın bırakıp gittiğini, sanıkların birlikte kendisini yere düşürdüklerini, tekmeyle ayaklarına vurduklarını, bu sırada sanık ..."in ceplerini yoklayarak ceketinin sağ cebinde bulunan 200 TL parayı aldığını, kendisinin karşı koyamadığını, havanın yağmurlu olduğunu ve etrafta kimsenin bulunmadığını, çelişki nedeniyle sorulduğunda; olayın pazartesi günü olduğunu, belirttiği pazar yerinde hem pazar günü hem de pazartesi günü pazar kurulduğunu, sanık ..."in, ... ile aralarında olan olaylar nedeniyle kendisinin de şahitlik yapmasını istediğini, ancak kabul etmediğini, her ne kadar biraz önce 200 TL parasının alındığını söylemiş ise de olay günü sanık ..."in cebindeki 100 TL"yi aldığını, bu olaydan iki üç ay sonra cami çıkışında kendisini sıkıştırarak yine 100 TL parasını aldıklarını, toplam alınan parası 200 TL olduğu için o şekilde anlattığını, bu olay hakkında da karakola şikâyette bulunduğunu, sorulduğunda; Cumhuriyet İlköğretim Okulunun arkasındaki yolda olayın gerçekleştiğini, paranın ceketinin yan cebinde olduğunu,
    Tanık ... Mahkemede; pazarcılık yaptığını, şikâyetçiyi yağ sattığı için pazardan; sanık ..."i de kahvehaneden tanıdığını, şikâyetçi ile sanıklar arasında ne sorun olduğunu bilmediğini, 2008 yılının Nisan ayının sonlarında veya Mayıs ayının başlarında Cumhuriyet İlköğretim Okulunun arka tarafındaki yol ile Öğretmenevinin giriş kısmının battığı yol arasındaki ara sokak içerisinde şikâyetçi ile iki kişinin münakaşa ettiklerini uzaktan gördüğünü, bu nedenle sanıkları tam olarak teşhis edemediğini, yağmurlu bir gün olduğunu, şikâyetçinin yanına gidinceye kadar diğer şahısların oradan kaçtığını, ne olduğunu sorduğu şikâyetçinin "Paramı aldılar, dövdüler." dediğini, şikâyetçinin yüzünün çizik olduğunu, ayağına bakmadığını ama ayağının kırık olduğunu söylediğini, kendisinin olayı 50-60 metre uzaktan gördüğünde şikâyetçinin yerde olduğunu, göğüs bölgesinin oralardan bir şey alındığının belli olduğunu, şikâyetçiye bunu kimin yaptığını sorduğunda bir şeyler söylediğini ancak ne söylediğini tam olarak hatırlamadığını, şikâyetçi iyileştikten sonra kimin dövüp parasını aldığını söylediğini ancak kendisini bu işe karıştırmamasını istediğini, şikâyetçiyi döven kişilerin genç olmadığını, orta yaşta olduklarını, yüzlerini görmediğini, bu olayın saat 11.00-12.00 civarlarında Öğretmenevi bahçe giriş kapısının yaklaşık 5-6 metre kuzey tarafında gerçekleştiğini,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık ... Kollukta müdafisiz; şikâyetçiyi tanıdığını, mahkemelik oldukları için aralarında husumet bulunduğunu, bu nedenle kendilerine iftira attığını, olay günü diğer sanıkla bahçede olduklarını ve katılanı görmediğini,
    Mahkemede; şikâyetçinin evinde kiracı olarak oturduğunu, parasını peşin olarak verdiğini, mahkeme kararıyla değil kendiliğinden evi tahliye ettiğini, şikâyetçinin, arkadaşı olan ..."ün istekleri ve yönlendirmesi ile hareket ettiğini, ..."in evini tehdit suretiyle aldığını ve bu sırada şikâyetçinin onun yanında yer aldığını, bu sebeple hakkında asılsız isnatlarda bulunduğunu, şikâyetçiyi dövmediğini, parasını almadığını ve tehdit etmediğini, asıl mağdur olanın kendileri olduğunu,
    Sanık ... Kollukta müdafisiz; şikâyetçiyi tanıdığını, ancak kesinlikle olay günü onu görmediklerini ve böyle bir olayın yaşanmadığını, mahkemelik oldukları için iftira attığını, olay günü diğer sanık ile bahçede bulunduklarını,
    Mahkemede; şikâyetçiyi kardeşi olan diğer sanığın ev sahibi olması nedeniyle tanıdığını, şikâyetçinin hatırlayamadığı bir tarihte evine gelerek kendisini dövüp parasını aldığını, bu olaydan dolayı şikâyetçi olmadığını, diğer sanıkla bir olup şikâyetçiyi döverek cebindeki parasını almadığını, şikâyetçinin babası yaşında olduğunu, bu yaştaki kişiyi dövmeyeceğini,
    Savunmuşlardır.
    Uyuşmazlık konularının birlikte değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
    5237 sayılı TCK"nın "Yağma" başlıklı 148. maddesinde; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmeye yer verilmiştir.
    Madde gerekçesinde; "Madde metninde yağma suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir.
    Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit, sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir." açıklamasına yer verilmiştir.
    Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.
    Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan, birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.
    Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Cebir ya da tehdit, bir kişiyi malını teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak amacıyla yapılmalıdır. Cebir ya da tehdidin belirtilen amaçla ve bu şekilde gerçekleştirilmesi, yağmayı mal varlığına karşı işlenen diğer suçlardan ayırmaktadır.
    Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır.
    Yağma suçu, bir kişinin malını cebir veya tehdit kullanarak almak suretiyle işlenmiş sayılacağından, unsurları itibarıyla hem zilyetliğe, hem de kişi hürriyetine yönelik bir suçtur. Ancak kişi hürriyetine yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleşmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibariyle "mal aleyhine" karşı işlenen bir suçtur. Suç tarihi itibarıyla TCK’nın 149. maddesinde yağma suçunun nitelikli hâlleri arasında; birden fazla kişi tarafından birlikte ve yol kesmek suretiyle işlenmesi hâlleri de sayılmış olup 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"un 64. maddesi ile yağma suçunun konut ve iş yerlerinin eklentilerinde işlenmesi hâli de diğer bir nitelikli hâl olarak Kanun maddesine eklenmiştir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Şikâyetçi ile geçmişe dayalı husumetleri bulunan sanıkların, 28.04.2008 tarihinde saat 11.00 sıralarında pazardan dönmekte olan şikâyetçinin karşısına çıkıp "Seni burada yaşatmayacağız, geldiğin yere geri göndereceğiz." diyerek tehdit ettikleri, ayaklarıyla vurmak suretiyle yere düşürdükten sonra şikâyetçinin cebinde bulunan 100 TL"yi alıp olay yerinden uzaklaştıkları olayda; sanıklar üzerilerine atılı suçlamayı kabul etmemiş ise de şikâyetçinin aşamalarda özünde değişmeyen ifadelerinde sanıkların kendisini tehdit edip, ayaklarıyla vurarak yere düşürüp cebinde bulunan parayı aldıklarını beyan etmesi, beyanını destekler şekilde şikâyetçinin yaralandığına dair doktor raporu bulunması, ayrıca tanık Arif’in, olay günü şikâyetçi ile iki kişinin münakaşa ettiklerini gördüğünü, yerde olan şikâyetçinin yanına giderek ne olduğunu sorduğunda "Paramı aldılar, dövdüler." dediğini ifade etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde sanıkların eylemlerinin sabit olduğunun ve birden fazla kişiyle birlikte yol kesmek suretiyle nitelikli yağma suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, sanıklar hakkında birden fazla kişiyle birlikte yol kesmek suretiyle nitelikli yağma suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tehdit ve hırsızlık suçlarından beraatlerine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
    "Sanıklar ... ve ... hakkında yağma suçundan; yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece verilen beraat kararında direnilmesine dair kararın, her iki sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğundan bozulmasına ilişkin kararda, sanıklara isnat edilen eylemin sübutu konusunda Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
    Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle sanıklara isnat edilen eylemin sübuta erip ermediğinin toplanan deliller ışığında yeniden irdelenerek yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak belirlenmesi gerekmektedir.
    Sanıklar hakkında; kasten yaralama, tehdit ve hırsızlık suçlarından kamu davasının açılmış ve eylemin kül halinde yağma suçunu oluşturduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş ise de; katılan ile sanıklar arasında önceye dayalı husumet bulunması, katılanın aşamalardaki ifadeleri arasında kısmi çelişkilerin bulunması, katılanın bütün aşamalarda paranın ceplerinin yoklanması suretiyle ceketinin cebinden alındığını iddia edip ileri sürmüş olmasına karşın, olay yerine uzak mesafede olduğu için katılanın tartıştığı kişileri tanıyamayan olayın tek görgü tanığı ..."in katılanın göğüs kısmından bir şeyin alındığı yönündeki beyanı ile katılanın iddiaları arasında da kısmi çelişkilerin bulunduğu dosya içeriğinden anlaşılmıştır.
    Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun sanıklara yüklenen eylemin yağma suçunu oluşturduğu yönündeki görüşünün "Ceza Muhakemesi Hukukunun" en temel ilkelerinden birisi olan ‘Şüpheden sanık yararlanır ilkesine’ aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
    Uyuşmazlığın çözümü için ‘Şüpheden sanık yararlanır ilkesinden’ ne anlaşılması gerektiğinin uygulamada ve teoride benimsenen görüşler ışığında açıklanması gerekmektedir.
    Ceza muhakemesi, geçmişte yaşandığı iddia edilen bir olayın gerçekten meydana gelip gelmediğini, meydana gelmiş ise ne şekilde ve kim tarafından meydana getirildiğini ortaya çıkarmak ve bu olayın hukuk normları karşısındaki durumunu tespit etmek amacıyla yapılmaktadır. Bu amacı gerçekleştirmeye yönelik yürütülen temel faaliyete de ispat denilmektedir. Maddi olay bakımından ispatın ölçütü, hâkimin/mahkemenin şüpheyi yenerek vicdani kanaate ulaşmasıdır. Eğer bu şüphe yenilmezse ve dolayısıyla vicdani kanaate ulaşılmazsa, ihtimale, tahmine veya varsayıma dayanarak karar vermek mümkün olmadığından, şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) ilkesi devreye girmektedir. 
    Günümüz ceza muhakemesinde geçerli olan ispat sistemi, vicdani delil sistemidir. Temel özelliği, her şeyin delil kabul edilmesi ve delillerin de serbestçe değerlendirilmesi olan vicdani delil sistemi; mahkûmiyet için tam bir inanış, başka bir deyişle suçluluk konusunda vicdani kanaat aradığından, esasen şüpheye dayalı cezalandırmayı yasaklamakta ve şüpheden sanık yararlanır ilkesine uygulama alanı yaratmaktadır
    Anayasa"nın 38/4. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan -suçsuzluk (masumiyet) karinesi-, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu karine uyarınca, suçsuz olduğunu varsayılan kişinin suçlu kabul edilmesi için kesin hükümle mahkûm olması, mahkûmiyet için de fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerektiğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi suçsuzluk karinesinin bir uzantısı ve ona koşut bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. 
    Suçsuzluğu olasılık içinde bulunan bir kimsenin adli hataya uğratılmasını önleme esasına dayanan şüpheden sanık yararlanır ilkesi, tarihsel ve evrensel bir ilke olarak günümüz ceza muhakemesi hukukunun değişmezleri ve vazgeçilmezleri arasındadır. Uygulama alanı gittikçe genişleme eğilimindedir ve yargısal kararlarda da daha sık vurgulanır olmuştur. 
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.10.2010 tarih, 2010/8-134 esas- 2010/217 karar sayılı içtihadında; ‘Şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ özet olarak aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.
    Latince ‘in dubio pro reo’ olarak ifade edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan ‘şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir.
    Anayasa"nın 38/4. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan suçsuzluk karinesi, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu karine uyarınca, suçsuz olduğu varsayılan kişinin suçlu kabul edilmesi için kesin hükümle mahkûm olması, mahkûmiyet için de fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerektiğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi suçsuzluk karinesinin bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Prof. Dr. Hakan Hakeri; Şüpheden Sanığın İstifade Etmesi İlkesini; ‘Mahkeme, Muhakeme Hukuku açısından kullanılmasına izin verilen bütün delilleri dinlediği hâlde, maddi mesele hakkındaki şüphesini yenemezse, suç fiilini sanığın lehine olacak şekilde karara bağlar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2 maddesindeki ‘suçsuzluk karinesi’, şüpheden sanığın faydalanmasını gerektirir’ şeklinde özetledikten sonra; Şüpheden sanık yararlanır kuralının anlamını şu şekilde açıklamıştır.
    "Şüpheden sanık yararlanır" ilkesi, ceza yargılaması hukukunda geçerli olan ve mevzuatımızda yazılı olarak hükme bağlanmamış bulunan bir ispat kuralıdır. Buna göre, bir suç işlediği iddiasıyla yargılanan kimse hakkında mahkûmiyet kararının verilebilmesi için, o kimsenin o suçu işlediğinin yüzde yüz oranında kesin olması, ispatlanmış bulunması gerekir. Bu noktadaki yüzde birlik şüphe dahi, sanığın beraat etmesine yol açar.
    Böylece masum bir kimsenin cezalandırılmasındansa, suçlu bir kimsenin serbest bırakılması daha üstün tutulmaktadır. Nitekim jüri sisteminin bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri"nde jürinin tek görevi, sanığın suçu işleyip işlemediği konusunda, yani ispat hususunda karar vermektir. Jüri 11 üyeden oluşmaktadır ve bir kimsenin suçu işlediğine karar verilebilmesi için 11 üyeden, 11"inin de sanığın suçu işlediğine kanaat getirmesi gerekir. 10 üye sanığın suçu işlediği; ancak bir üye işlemediği yönünde oy kullandığı takdirde, sanığın beraatına karar verilir. Bu örnek, şüphenin yüzde yüz oranında yenilmemesi dolayısıyla, sanığın beraatına karar verilmesi gerektiğini göstermektedir.
    Yargıtayın da benzer olaylardaki pek çok kararlarında bu ilkeye gerekli önemi verdiği açıkça görülmektedir. Çeşitli kararlarda bu husus şöyle ifade edilmiştir:
    Ceza yargılamalarında amaç, gerçeğin hiçbir şüpheye yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; şüphenin bulunması hâlinde, mahkûmiyet kararı verilmesi ceza yargılaması hukukunun genel ilkelerine aykırıdır; şüpheden sanığın yararlanacağı evrensel bir ceza yargılaması hukuku ilkesidir ve varsayımlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
    Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesinin 24/10/2011 tarih, 2008/15060 E-2011/44361 K sayılı ilamında;
    Sanığın aşamalarda yüklenen suçu kabul etmemesi, sanıklardan ...’in soruşturma aşamasında sanıktan hiç bahsetmediği halde, kovuşturma aşamasında suça konu eşyaları sanık ... tarafından getirilen araç ile götürüldüğü yönündeki beyanı arasında kısmi çelişkinin bulunması ve yüklenen suçu işlemediğini beyan eden sanığın savunmasının aksine hakkında beraat kararı verilen ... ...’in atfı cürüm niteliğindeki beyanı ile tüm dosya içeriği karşısında; sanığın yüklenen suçu işlediğine dair suç isnadı dışında mahkumiyetine yeterli, kesin kanıtlar bulunmadığı gözetilmeden, beraatı yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verildiğinden bahisle Yerel Mahkeme taarfından verilen mahkûmiyet kararının bozulmasına, karar verilmiştir.
    30/09/2010 tarih, 2006/11735 E-2010/15175 K sayılı ilamında
    Sanık ...’nın, yüklenen hırsızlık suçunu işlediğini gösterir, diğer sanık...’ın aşamalardaki soyut suç atması dışında, savunmasının aksini ispatlayan, her türlü kuşkudan uzak, hükümlülüğüne yeterli, kesin ve inandırıcı hukuka uygun kanıt bulunmadığı gözetilerek, beraatına karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hükümlülüğüne karar verildiinden bahisle Yerel Mahkeme tarafından verilen mahkûmiyet kararının bozulmasına, karar verilmiştir.
    Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 22.05.1996 tarih, 1996/3748 esas-1996/4759 karar sayılı içtihadında;
    Mahkeme kararının dayandığı tüm verilerin, bu verilere ait mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddianın savunma ve varsa tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması, Anayasa"nın 141. ve CYUY"nın 32, 260 ve 308/7. maddeleri uyarınca sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet savcısını ve de herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olması gerekir.
    Şüpheden sanık yararlanır ilkesi; özenle yapılmış bir hazırlık soruşturmasına, her türlü araştırma soruşturma sonucu toplanmış ve değerlendirilmiş bütün delillere rağmen sanığın suçluluğu veya aleyhe durum konusunda var olan makul şüphenin giderilmemesi hâlinde uygulanmalıdır. Bu durumun aksi, bu kez de mağdur tarafın, adaletin ve toplumun zarar görmesine sebep olacaktır. Uygulama alanı çok geniş ve hukukumuzda da vazgeçilmez bir yere sahip olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi doğru uygulandığı ve doğru anlaşıldığı takdirde adalet sistemine ve hukuka hizmet edebilir.
    Ceza muhakemesinin en temel ilkelerinden birisi olan "şüpheden sanık yararlanır" kuralı gereğince; somut olayımızda sanıkların, katılanın cebinden para aldıklarına dair savunmalarının aksini ispatlayacak şüpheden arındırılmış kesin kanıtların elde olunamadığı gibi katılanın aşamalardaki beyanları ve olayın tek görgü tanığının ifadeleri arasında da kısmi çelişkiler mevcuttur. İspatlanması son derece zor suçlardan olan yağma suçunda tarafların birbirlerini tanımaması ve buna bağlı olarak iftira etmesi için hiç bir neden bulunmaması hâlinde; müştekinin iddialarının maddi olay ile desteklenmesi durumunda; yağma suçunun sübuta ereceğinin dair içtihatların zaman içerisinde istikrar kazanarak yerleşik uygulamaya dönüşmesine karşın, taraflar arasında önceye dayalı bir husumetin mevcut olması hâlinde mahkûmiyet yönünde oluşan şüphelerin tereddüde yer vermeyecek şekilde yenilmesi gerektiği hususunda çok sayıda içtihat mevcuttur. Katılan ile görgü tanığının gerek kendi içerisinde gerekse birbirleri arasındaki çelişkili ifadelerinin aleyhe yorumlanarak sanıklara çok ağır cezayı gerektiren yağma suçundan verilen mahkûmiyet kararının, eylemin sübutu ve hatta suçun niteliği konusunda en küçük bir şüpheyi dahi sanık lehine yorumlayan yerleşik uygulamalara aykırı olacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Böyle bir uygulamanın, ceza muhakemesi hukukun en temel ilkelerini çok derinden sarsacağı gibi yukarıda örnek olarak açıklanan yerleşik uygulamalara da aykırı olacağı ve böyle bir aykırılığın ceza hukukunun temel ilkelerinden olan kanun önünde eşitlik ilkesini zedeleyeceği açıktır.
    Bütün ihtimalleri değerlendirmek zorunda olan mahkeme tarafından sanıkların savunmalarının aksini ispatlayacak şekilde katılanın parasını aldıklarına dair şüpheden arındırılmış kesin kanıtların elde olunamaması karşısında; toplanan delillere ve yerleşik uygulamalara göre sanıklar hakkında tehdit ve hırsızlık suçlarından dolayı verilen beraat kararının onanması gerekirken, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun Yerel Mahkemece verilen beraat kararının bozulmasına dair kararına yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir." açıklamasıyla,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer nedenlerle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    Kasten yaralama suçu yağma suçunun unsuru niteliğinde olup, bu hususun sanıklar hakkında şikâyetçiye karşı gerçekleştirdikleri kasten yaralama suçundan açıklanması geri bırakılan hükümlerin açıklanması durumunda göz önünde bulundurulması mümkün görülmüştür.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.05.2016 tarihli ve 95-130 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, sanıklar hakkında birden fazla kişiyle birlikte yol kesmek suretiyle nitelikli yağma suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tehdit ve hırsızlık suçlarından beraatlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.12.2019 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 14.01.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi