12. Ceza Dairesi 2013/16668 E. , 2014/1288 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname no : 12 - 2013/225097
Mahkemesi : Kayseri 4. Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 01/04/2013
Numarası : 2009/1604 - 2013/227
Suç : Taksirle öldürme
Suç Tarihi : 29/05/2008
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık müdafilerinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezanın on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 318 ve 5271 sayılı CMK"nın 299. maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin sanığın kusurunun bulunmadığına, CMK"nın 231. maddelerinin uygulanması gerektiğine ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanığın kadın sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak görev yaptığı hastanede, ölenin olay günü hastanede doğum yapması sonrasında, post partum kanama ve buna bağlı komplikasyonlardan ölmesi ile sonuçlanan olayda, Yüksek Sağlık Şurası"nın 24-25 Şubat 2011 tarihli kararına göre; sanığın hastaya doğum ve sonrasında yaptığı müdahalelerin tıp kurallarına uygun olduğu, gecikmenin olmayıp, olayda sanığın kusurunun bulunmadığının bildirildiği, Adli Tıp 3. İhtisas Dairesinin 22.05.2009 tarihli raporu ile 26.10.2011 tarihli ek raporunda ise; kanama sonrası hemen gelinerek hastaya müdahale edilmesinin tıp kurallarına uygun olmakla birlikte, hastanın saat 14:30 ve 15:30"daki tansiyon ve nabız ölçümlerine göre, hastaya erken müdahale edilmediği, yaklaşık 2 saatlik geçikme olduğu, sanığın hastayı geç ameliyata alma nedeniyle eyleminin eksik olduğunun bildirilmesi karşısında, maddi gerçeğin hiç bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya çıkartılması ve raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi bakımından Adli Tıp Genişletilmiş Uzmanlar Kurulundan sanığın, olaydaki kusur durumuna ilişkin rapor alınmasından sonra hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi,
2- Kabul ve uygulamaya göre de;
a-5237 sayılı TCK"nın 50, 51. maddelerinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılmasının gerektiği,
dosya içeriğine göre; tıp doktoru olan sanığın sabıkasının ve dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışlarının bulunmadığı, iyi hali nedeniyle cezasında TCK"nın 62. maddesi gereğince indirim yapıldığı halde; “suçun işlenmesindeki özellikler sanığın yargılama aşamasında pişmanlık göstermemesi göz önünde bulundurularak verilen hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve ertelenmesine takdiren yer olmadığına” şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile TCK"nın 51. maddesindeki erteleme ve TCK"nın 50/4. maddesinde belirtilen paraya çevirme hükümlerinin uygulanmamasına karar verilmesi,
b-Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 07/07/2009 tarih 2009/9-62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK"nın 61/1. maddesinin (g) bendinde yer alan "failin güttüğü amaç ve saik" gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 23.01.2014 tarihinde (1) nolu bozma nedeni yönünden oy çokluğuyla, kabule göre bozma nedenlerinde oybirliğiyle karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Taksirden dolayı sorumluluk için, failin kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak var olan dikkat ve özen yükümlüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek halde olmasına rağmen, bu yükümlülüğe aykırı davranarak, suç tanımında belirlenen neticenin gerçekleşmesine neden olması gerekmektedir. Tıbbi müdahalelerin karmaşıklığı, zaman darlığı, stres, gerginlik, sahip olunan imkânların ve tercih edilen imkânların farklılığı tıbbi müdahalenin tıbbi standartlara uygun olup olmadığının belirlenmesi açısından, bilirkişiye başvurulmasını zorunlu kılmakta ise de, bilirkişi raporu da, sonuçta var olan delilleri değerlendirme araçlarından biri olup, raporların mahkemeyi bağlayıcılığından bahsedilemez. Sonuçta hekimin taksirli hareket edip etmediği, başka bir anlatımla kusurlu olup olmadığı, tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesi ve tıbbi müdahale öncesi de dâhil olmak üzere tüm şartların gözönünde bulundurulması suretiyle belirlenecek, meydana gelen sonuçtan hareketle, kusur belirlenecektir.
İnceleme konusu somut olayda; 1976 doğumlu ölen 29.05.2008 tarihinde miadında ağrılı gebe olarak özel bir hastaneye başvurur ve saat 12.15’de canlı bir kız bebek doğurur, gerek doğum anında gerekse öncesinde tespit edilmiş hiçbir sorun bulunmamaktadır. Doğum sonrası 13.30’da yapılan kontrolde kanama tespit edilmesi üzerine, hemen ilgili hekim tarafından hastaya müdahale edilir, uterus masajı yapılır, rahim kasıcı ilaçlar verilir, kanamanın durmaması üzerine, hasta
doğum salonuna alınarak kan hazırlatılır, acil cerrahi müdahale yapılarak rahmi alınır, kanamaya neden olan damarlar bağlanır, ameliyat sahası yıkanarak diren konur ve batın kapatılır. Cerrahi müdahale sonlandırıldıktan 10-15 dakika sonra ise hastanın kalbinin durduğunun bildirilmesi üzerine yapılan tüm müdahalelere rağmen bir daha geri döndürülemez. Bu oluşta, hekimin hastayı ameliyata almasında gecikme bulunduğundan bahisle, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunca kusur izafe edilmiş ise de, kanama olduğunun bildirilmesi üzerine hekim acil olarak müdahale etmiş, cerrahi müdahale aşamasına kadar bir dizi tedavi uygulamıştır, gerek tedavi öncesi gerek tedavi esnasında hekime yüklenebilecek hiçbir kusur bulunmamaktadır. Ölüm nedeni, kanamaya bağlı gelişen komplikasyondur, tamamen tıp kurallarına uygun gerçekleşen bir müdahale sonucu meydana gelen bu sonuçtan hekimi sorumlu tutmak mümkün değildir. Dosyadaki belgelerin hüküm vermeye yeterli olduğu, hekime kusur izafe etmeyen Yüksek Sağlık Şurasının oluş ve dosya kapsamına uygun olduğu kanaatiyle, Yerel Mahkeme hükmünün bozulması gerektiğini düşünmekle, çoğunluğun yeniden inceleme yapılması gerektiği görüşüne katılmamaktayız.