14. Ceza Dairesi 2018/4780 E. , 2019/2 K.
"İçtihat Metni"Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan sanık ..."ın, 5237 sayılı TCK"nın 109/1, 109/3-d, 62. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.11.2017 gün ve 2017/466 Esas, 2017/715 sayılı Kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2017 tarihli, 2017/1503 değişik iş sayılı kararının,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 gün ve 2012/10-534 Esas, 2013/15 sayılı Kararı uyarınca, itiraz merciin yapacağı incelemeyi sadece 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif (nesnel) uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapması gerektiği yönündeki açıklama nazara alınarak yapılan incelenmesinde,
Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 24.06.2014 gün ve 2012/14592 Esas, 2014/8651 Karar sayılı ilâmında yer alan, "...Mağdurun aşamalardaki anlatımları, savunma, tanık beyanları ile infaz evrakı nazara alındığında suç tarihinde ... Tipi Kapalı Cezaevi infaz kaleminde infaz koruma memuru sıfatıyla görev yapıp, infaz evrakının takibinden sorumlu olan sanığın, karşılıksız çek düzenlemek suçundan dolayı kesinleşip infaza konulan 6.000 TL adlî para cezasının ödeme emri tebliğine rağmen ödenmemesi nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığınca 60 gün hapse çevrilmesinin ardından 06.04.2010 günü yakalanıp düzenlenen müddetnameyle cezaevine getirilen mağdur ile ilgili olarak müddetname gereğince 05.06.2010 tarihinde tahliye olacağı hususunu kayıtlara işlememesi sebebiyle, anılan günde tahliye olamayan mağdurun cezaevi müdürlüğüne verdiği 06.06.2010 günlü dilekçeye istinaden yapılan inceleme sonucunda 07.06.2010 tarihinde tahliye edilmesi neticesinde cezaevinde iki gün fazladan kalmasına yol açtığı tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, mevcut haliyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun kanuni unsurlarının oluşmadığı kabul edilen olayla ilgili olarak sanık hakkında değişen suç vasfı dikkate alınıp ek savunma hakkı verildikten sonra eylemine uyan görevi ihmal suçundan dolayı TCK"nın 257/2. maddesi gereğince mahkûmiyet hükmü kurulması gerekirken, yazılı şekilde unsur yokluğu sebebiyle sanığın atılı suçtan beraatine ve hakkında görevi ihmal suçundan işlem yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi..." şeklindeki açıklamalar karşısında,
Somut olayda Kütahya Ceza İnfaz Kurumu İnfaz Bürosunda memur olarak görev yapan sanığın, mağdurun tahliyesine yönelik işlemleri 3 gün geciktirerek yapması şeklindeki eyleminin, görevi ihmal suçunu oluşturacağı gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 28.03.2018 günlü, 94660652-105-43-3866-2018-Kyb sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenerek gereği düşünüldü:
Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2017 tarihli, 2017/1503 değişik iş sayılı Kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemler mahallinde yerine getirilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 07.01.2019 tarihinde üyeler ... ile ..."un karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Ceza infaz kurumunda kamu görevlisi olan sanığın, üç gün tahliye emrini bekletip daha sonra cezaevine göndererek tahliyeyi sağladığı olayı yargılayan mahkemenin, kişi hürriyetini kısıtlama suçundan TCK’nın 109/1, 109-3-d, 62. maddelerini uygulanarak 1 yıl 8 ay hapis cezası ve CMK’nın 231. maddesine göre karar verilmesi üzerine, yapılan itirazın reddine ilişkin Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.12.2017 gün 2017/1503 Değişik iş sayılı itirazın reddine dair kararın eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğundan bahisle itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı bu nedenle söz konusu kararın kanun yararına bozma yoluyla bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından talep edilmiştir.
5271 sayılı CMK"nun ilk halinde olmayıp kanuna sonradan ilave edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu sanığın deneme müddetini suç işlemeden geçirmesi halinde mahkumiyet kararının hiç bir hukuki sonuç doğurmaması halini düzenlemektedir. Mağdurun zararı giderilmiş toplumsal barış sağlanmış sanık işlediği suçtan pişman olmuş ve suçun hukuki sonuçlarını üstlenmiştir.
Kanun yararına bozma kanunyolu, yargı makamlarının istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşen kararlarındaki hukuka aykırılıkların sanık aleyhine sonuç doğurmamak kaydıyla düzeltilmesine imkan sağlayan istisnai ve olağanüstü bir kanun yoludur. Kanunların ülke çapında yeknesak şekilde uygulanmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Kanun yararına bozma yolu, "olağanüstü ve istisnai" bir inceleme yolu olduğundan "kesin hükme duyulan hukuki güvenin sarsalmaması için" kural bu yola başvurulmamasıdır. Yargıtay"ın da bozma kararı verememesidir. Bu nedenle başvuru nedenleri ve sonuçları CMK’nın 309. maddesinde sınırlı olarak sayılmıştır.
CMK’nın Kanun Yararına Bozma başlıklı 309. maddesi şu şekildedir.
(1)Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.
(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.
(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.
(4) Bozma nedenleri:
a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.
b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.
d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.
(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.
Görüldüğü gibi 4. fıkrada bozma nedenleri sayılmıştır. Fıkranın o bendinde CMK’nın 309. maddesinde tanımlanan bir karar olmalıdır. HAGB kararı bunlardan biri değildir. Maddenin 4. fıkrasının b bendinde ise mahkumiyete ilişkin bir hüküm olmalıdır. HAGB bir mahkumiyet hükmü sayılmaz. HAGB’nin içerisinde bir mahkumiyet hükmü bulunmaktadır denilebilirse de incelenecek konu sübuta ilişkin olması nedeniyle bu bende girmeyeceği gibi aleyhe sonuç doğumayacağına göre sübuta girmenin hukuki bir faydası yoktur. Oysa HAGB’nin açıklanması halinde karar Yargıtayca ya da Bölge Adliye Mahkemesince aleyhe bozulabilecektir. Dördüncü maddenin c ve d bentlerinde bozma nedenleri HAGB’yi karşılamamaktadır.
Sanık HAGB’yi kabul etmiş ve sanık hakkında HAGB uygulanmıştır. Karar üzerine itiraz kanun yolu kullanılmış ve itiraz reddedilmiştir. CMK 231. maddesine göre askıda bir karar vardır ve hiçbir hukuki sonucu bulunmamaktadır. Bu karara yapılan itiraz üzerine verilen karara Kanun Yararına Bozma yolunu açmak, bu kanun yolunun istisnai bir yol olması ve aleyhe sonuç doğuramaması nedeniyle bir çok karışıklığa neden olabileceği gibi hiç bir hukuki fayda da sağlamayacaktır. Kanun yararına bozma üzerine kaldırılacak karar sanık lehine esastan bozulacak, eylemin niteliğinin değişmesi nedeniyle başka bir suçtan mahkumiyet verilecek ve yine HAGB kararı verilecektir. Bunun ne sanığa ne de hukuk düzenine hiç bir faydası yoktur. Bu yol açıldığında sanık aleyhine HAGB’nin kaldırılması halinde kanun yararına bozmayla aleyhe karar verilemeyeceğinden bir çok sorun ortaya çıkacak hatta daha sonra sanığın yeni bir suç işlemesi halinde karar açıklandığında sanık aleyhine bozulma imkan ve ihtimali olan bir dava bu şekilde lehe sonuçlanabilecektir.
Kanun yararına bozma, ancak "kesinleşen" yargı kararlarına karşı başvurulabilen bir kanun yolu olarak düşünülmüştür. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise bir kesinleşmiş mahkeme hükmü olmayıp deneme müddeti içinde suç işlenmemesi halinde hiçbir hukuki sonuç doğurmayan askıda mahkumiyetimsi hüküm olarak kanunda düzenlenmiştir.
Deneme müddeti içinde eğer suç işlenirse, bu defa mahkumiyet hükmü açıklanacak ve verilen mahkumiyet hükmü istinaf ve temyizde incelenerek hukuka aykırılık düzeltilebilecektir. Deneme müddetince de hiçbir hukuki sonuç doğurmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, CMK’nın 309. maddesindeki kanun yararına bozma kanun yoluna başvurabilmek için gerekli kesinlik niteliği taşıyan hükümlerden değildir. Bu tür kararların kanun yararına bozma konusu yapılması hukuken mümkün değildir. Sanık lehine veya aleyhine hiçbir etkisi olmadan deneme müddetince bekleyen bir karara karşı olağanüstü ve istisnai sonuçları olan kanun yararına bozma yolu kullanılamaz. Deneme müddeti içinde, suç işleyen sanığın temyiz ya da istinafa ilerde başvurması halinde incelenmesi mümkün bir kararın bu evrede ele alınıp incelenmesi hukuki güvenlik ve istikrarı sarsar. Kanun yararına bozma yolunun olağan kullanılması sonucunu doğurur.
Kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulmada "hukuki fayda" olmalıdır. Burada ölçü ise kesinleşmiş bir yargı kararının bozulması ile çok önemli hukuka aykırılıklar düzeltilmiş olmalıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kanun yararına bozulmasında hiç bir hukuki fayda yoktur.
Kanun yararına bozma yoluna başvurulmadan "asıl ceza davasının çözümü imkansız" olmalıdır. Asıl ceza davası kanun yararına bozma sonrası yine duracaksa kanun yararına bozma yoluna bu hükümler getirilemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bozulması halinde mahkemece ceza yargılamasını nihayete erdiren bir karar oluşturma imkanı doğmadığından kanun yararına bozma şartları oluşmamıştır.
Kararadaki hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması, kanun yararına bozma yoluna başvurulmadan imkansız olmalı ve hukuka aykırılığı ortadan kaldırmak için bir başka hukuki imkan/çare olmamalıdır. Sanığın ilerde suç işlemesi halinde hakkındaki açıklanması geri bırakılan hükmün istinaf ve temyize gelmesi hukuken mümkündür. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasındaki hukuka aykırılığı ilerde gidermek için istinaf ve temyiz hukuki bir çare olarak durmaktadır. Bu bakımdan kanun yararına bozma yoluna gidilemez ve bozma kararı verilemez. Bu görüşün tersi kabul edilirse, CMK"nun 309. maddesi üzerinden mahkeme kararlarındaki bütün hukuka aykırılık hallerini Yargıtay"a taşınabilir. Kanun yararına bozma yolu olağanlaşır, yargı kararlarının kesinliğine güven kalmaz. Yargının iş yükünü hafifletme amacını taşıyan CMK’nın 231. maddesi, yüksek yargıya işyükü doğuran hukuki bir sorun olur.
Bu nedenlerle sonuç olarak; hiç bir hukuki sonuç doğurmayan ancak deneme müddeti içinde suç işlenmesi halinde istinaf veya temyiz kanun yoluyla ilerde incelenmesi mümkün olan CMK"nun 231. maddesine göre açıklanması geri bırakılan hükmün, CMK"nun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kanun yolunda incelenip bozulması hukuken mümkün görülmediğinden sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilememiştir.