
Esas No: 2019/79
Karar No: 2021/437
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/79 Esas 2021/437 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 19. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 424-57
Malen Sorumlular : 1- ..., 2- ..., 3- ..., 4- ...
6831 sayılı Orman Kanunu’nda düzenlenen işgal ve faydalanma suçundan sanık ..."ün 6831 sayılı Kanun’un 93/1, TCK’nın 62/1, 51/1 ve 51/3. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine ve 1 yıl süre ile denetime tabi tutulmasına ilişkin Çeşme (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince verilen 12.10.2010 tarihli ve 542-459 sayılı hükmün, sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 24.05.2012 tarih ve 3034-21285 sayı ile;
"1- TCK"nın 50/3. maddesi uyarınca sanığın yaşı sebebiyle aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi gerektiğinin gözetilmeden hüküm tesisi,
2- Dava konusu yerde bulunan tesislerin müsaderesine karar verilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Çeşme 2. Asliye Ceza Mahkemesince 24.12.2015 tarih ve 10-805 sayı ile; sanığın 09.10.2014 tarihinde vefat etmesi sebebiyle TCK"nın 64 ve CMK"nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşürülmesine, dava konusu taşınmaz üzerindeki tesislerin (ev ve müştemilatının) müsaderesinin reddine karar verilmiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 24.05.2016 tarih, 919-18372 sayı ve oy çokluğu ile;
"Sanık yargılama sırasında vefat etmiş olmakla, davanın sanığın mirasçılarına ihbarından sonra suça konu orman niteliğinde bulunan yerdeki sabit tesislerin müsaderesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde müsaderenin reddine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyeleri ... ve ...;
“...Yukarıda arz ve izah edilen gerekçelerle tapu siciline güvenerek satın aldığı taşınmaz üzerine gerekli izni aldıktan sonra bina yapan sanık hakkında açılan tapu sicilinin iptali ve tescil davasının kesinleşmesinden sonra öncelikle vefat ettiği için hakkındaki kamu davasının düşürülmesine karar verilen sanığın idareden aldığı izne istinaden yapmış olduğu bina ile müştemilatının tapusu iptal edilen alanın dışına taşıp taşmadığı ve tapunun iptalinden sonra binanın boşaltılmasına yönelik idari işlemin iptaliyle ilgili olarak İdare Mahkemesi tarafından verilen kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesinden sonra, iptal edilen tapu içerisinde kalan bölümün tazminat ödenmeksizin ya da kamulaştırma yapılmaksızın Ceza Mahkemesi tarafından müsadere edilmesinin tapu siciline güven ilkesini de zedeleyeceği ve buna bağlı olarak hakların anası olarak nitelenen mülkiyet hakkını ihlal edeceği gibi ayrıca bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin zaman içerisinde değişiklik gösteren kararlarına ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı olacağından; yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen eksik araştırmaların tamamlanmasından sonra müsadere konusunda karar verilmesi gerekirken; sanık tarafından yapılan bina ile müştemilatının müsadere edilmesi gerektiğinden bahisle Yerel Mahkeme tarafından verilen bina ile müştemilatının müsaderesine yer olmadığına dair kararın bozulmasına ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun görüşüne, yukarıda belirtilen eksik araştırmaların yapılması gerektiği yönündeki değişik gerekçeyle iştirak edilmemiştir.” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.01.2018 tarih ve 424-57 sayı ile; dava konusu taşınmaz üzerindeki tesislerin (ev ve müştemilatının) müsaderesine karar verilmiştir.
Bu hükmün de malen sorumlu ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 24.10.2018 tarih, 4051-10810 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi ...; Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 24.05.2016 tarihli ve 919-18372 sayılı kararının karşı oy yazısında belirtilen aynı gerekçelerle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.12.2018 tarih ve 34719 sayı ile;
“...Tapu siciline güvenerek satın aldığı taşınmaz üzerine gerekli izni aldıktan sonra bina yapan sanık hakkında açılan tapu sicilinin iptali ve tescil davasının kesinleşmesinden sonra öncelikle vefat ettiği için hakkındaki kamu davasının düşürülmesine karar verilen sanığın idareden aldığı izne istinaden yapmış olduğu bina ile müştemilatının tapusu iptal edilen alanın dışına taşıp taşmadığı ve tapunun iptalinden sonra binanın boşaltılmasına yönelik idari işlemin iptaliyle ilgili olarak İdare Mahkemesi tarafından verilen kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesinden sonra, iptal edilen tapu içerisinde kalan bölümün tazminat ödenmeksizin ya da kamulaştırma yapılmaksızın Ceza Mahkemesi tarafından müsadere edilmesinin tapu siciline güven ilkesini de zedeleyeceği ve buna bağlı olarak hakların anası olarak nitelenen mülkiyet hakkını ihlal edeceği gibi ayrıca bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin zaman içerisinde değişiklik gösteren kararlarına ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırıcı olacağından; yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen eksik araştırmaların tamamlanmasından sonra müsadere konusunda karar verilmesi gerekirken; sanık tarafından yapılan bina ile müştemilatının müsadere edilmesi gerektiğinden bahisle Yerel Mahkeme tarafından verilen bina ile müştemilatının müsaderesine karar verilmesi ve bu kararın, Yargıtay 19. Ceza Dairesinin itiraza konu kararı ile onanması usul ve yasalara aykırıdır.” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 14.01.2019 tarih, 8609-1 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında işgal ve faydalanma suçundan açılan kamu davasının ölüm sebebiyle düşürülmesine ilişkin karar onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme müsadere kararıyla sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı işgal ve faydalanma suçuna konu olan ev ve eklentilerinin müsadere edilmesinin gerekip gerekmediğinin tespiti bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; müsadere kararının yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
... ili, Çeşme ilçesi, Karadağ mevkisi, 192 numaralı bölmede orman muhafaza memurları tarafından 10.06.2009 tarihinde yapılan kontrolde 533 metrekarelik ormanlık alanda sanık ..."e ait bina ve eklentilerinin bulunduğunun tespit edildiği, Çeşme Kadastro Mahkemesinin 15.11.1996 tarihli ve 40-28 sayılı kararıyla orman olduğu belirlenip Hazine adına tesciline karar verilen alanın sanık tarafından işgal edildiğine yönelik Orman İdaresinin suç duyurusu üzerine Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.11.2009 tarih ve 965-460 sayı ile sanık hakkında 6831 sayılı Kanun"un 93. maddesinde düzenlenen işgal ve faydalanma suçundan kamu davası açıldığı,
Çeşme (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 12.10.2010 tarih ve 542-459 sayı ile; işgal ve faydalanma suçundan sanığın 6831 sayılı Kanun’un 93/1, TCK’nın 62/1, 51/1 ve 51/3. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine ve 1 yıl süre ile denetime tabi tutulmasına karar verildiği, hükmün sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 24.05.2012 tarih ve 3034-21285 sayı ile; hapis cezasının seçenek yaptırımlardan birine çevrilmemesi ve suça konu yerde bulunan tesislerin müsaderesine karar verilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Çeşme 2. Asliye Ceza Mahkemesince 24.12.2015 tarih ve 10-805 sayı ile; sanığın 09.10.2014 tarihinde vefat etmesi sebebiyle TCK"nın 64 ve CMK"nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşürülmesine, dava konusu taşınmaz üzerindeki tesislerin (ev ve müştemilatının) müsaderesinin reddine karar verildiği, bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 24.05.2016 tarih ve 919-18372 sayı ile; kamu davasının düşürülmesine ilişkin hükmün onandığı, müsaderenin reddi kararının ise davanın sanığın mirasçılarına ihbarından sonra suça konu orman niteliğinde bulunan yerdeki sabit tesislerin müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.01.2018 tarih ve 424-57 sayı ile; beyanlara yer verildikten sonra;
“Mevcut deliller değerlendirilmiş,
Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2016/919 esas, 2016/18372 karar sayılı ilamı ile suça konu orman niteliğinde bulunan yerdeki sabit tesislerin müsaderesine karar verilmesi gerekliliği belirtilmiş olmakla Yargıtay bozma ilamına uyularak aşağıdaki şekilde hüküm kurma yoluna gidilmiştir.
Hüküm:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, dava konusu taşınmaz üzerindeki tesislerin (ev ve müştemilatı) müsaderesine,” şeklindeki ifadelerle karar verildiği,
Bu hükmün de malen sorumlu ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 24.10.2018 tarih ve 4051-10810 sayı ile onanmasına, sanığın vefat etmesi sonucu vekâletname ilişkisinin ortadan kalkması nedeniyle sanık müdafisinin temyiz isteminin ise reddine karar verildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 20.12.2018 tarih ve 34719 sayı ile; Yerel Mahkemenin müsadere kararının eksik araştırmaya dayalı olarak verilmesi sebebiyle bozulması gerektiğinden bahisle itiraz kanun yoluna başvurulduğu,
Dosya içerisinde 10.06.2009 tarihli suç tutanağı, amenajman haritası, orman kadastro paftası, kroki, 19.09.1973 tarihli yapı kullanma izin kağıdı, sanığın Orman İdaresine vermiş olduğu dilekçeler, tapu senedi, sanık savunması, malen sorumlu ve tutanak tanıklarının beyanları, Çeşme Kadastro Mahkemesinin 15.11.1996 tarihli ve 40-28 sayılı kararı, keşif zabıtları, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 25.02.2003 tarihli ve 2805-823 sayılı onama kararı, orman ve emlak bilirkişi raporları, ... 1. İdare Mahkemesinin 04.05.2010 tarihli ve 2009/1331 sayılı yürütmenin durdurulması kararı, ... 1. İdare Mahkemesinin 28.10.2010 tarihli ve 1331-1405 sayılı iptal kararı, Danıştay 8. Dairesinin 27.05.2015 tarihli ve 6788-5148 sayılı karar düzeltme isteminin reddi kararı ile 25.02.2014 tarihli onama kararı, kesinleşme şerhi, tapu kütüğü dosyasında yer alan komisyon kararları, fotoğraflar, sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından verilen dilekçeler, taşınmaza ait tapu kaydı ve diğer bilgi ve belgelerin bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
5728 sayılı Kanun’la değişik 6831 sayılı Orman Kanunu"nun 93. maddesinin uyuşmazlık konusu ile ilgili ilk üç fıkrası;
“Bu Kanunun 17’nci maddesinde yasak edilen fiilleri işleyenler veya izne bağlı işleri izinsiz yapanlar, 91’inci madde hükümleri saklı kalmak üzere altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
İşgal ve faydalanma suçunun yeniden tarla açmak suretiyle veya yanmış orman sahalarında ya da kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içerisinde işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat artırılır.
Bu maddede tanımlanan suçların konusunu oluşturan, işlenmesinde kullanılan ve işlenmesiyle elde edilen eşya veya mahsul Türk Ceza Kanununun müsadereye ilişkin hükümlerine göre müsadere edilir. Müsadere olunan mahsuller satılarak bedeli Orman Genel Müdürlüğünce irad kaydolunur. Müsadere olunan tesisler ise Orman Genel Müdürlüğünce aynen muhafaza edilebileceği gibi ihtiyaç görüldüğü takdirde ormancılık veya diğer kamu hizmetlerinde kullanılabilir. Aksi takdirde ilgili orman idaresince, yıkılmak suretiyle karar infaz olunur. İdarenin bu husustaki talebi halinde genel zabıta kuvvetleri idareye yardım etmekle mükelleftir.”,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır."
Şeklinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.",
"Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde;
"(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.",
"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise;
"(1) Hükmün başına, "Türk Milleti adına" verildiği yazılır.
(2) Hükmün başında;
a) Hükmü veren mahkemenin adı,
b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
Yazılır.
(3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
(4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
(5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
(6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
(7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.",
Hükümlerine yer verilmiştir.
Buna göre, Anayasa"nın 141 ve Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun"un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun"un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüte yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
Ön sorunun sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
CMK"nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Öte yandan, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK"nın 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 308. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca hukuka kesin aykırılık hallerinden birini oluşturacaktır.
Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (AİHS) 6. maddesinin ihlâli olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).
AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (... Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44).
Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan "Kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama" yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33).
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında "İlgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.01.2018 tarih ve 424-57 sayı ile;
“Mevcut deliller değerlendirilmiş,
Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2016/919 esas, 2016/18372 karar sayılı ilamı ile suça konu orman niteliğinde bulunan yerdeki sabit tesislerin müsaderesine karar verilmesi gerekliliği belirtilmiş olmakla Yargıtay bozma ilamına uyularak aşağıdaki şekilde hüküm kurma yoluna gidilmiştir.
Hüküm:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, dava konusu taşınmaz üzerindeki tesislerin (ev ve müştemilatı) müsaderesine,” şeklindeki ifadelerle karar verildiği anlaşılan dosyada;
6831 sayılı Orman Kanunu’nun 93. maddesinin üçüncü fıkrasında; işgal ve faydalanma suçunun konusunu oluşturan, işlenmesinde kullanılan ve işlenmesiyle elde edilen eşya veya mahsul TCK’nın müsadereye ilişkin hükümlerine göre müsadere edileceği düzenlenmiş ise de; Anayasa’nın 141 ve CMK’nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılmasının zorunlu olması, CMK’nın 230. maddesinin dördüncü fıkrasında; mahkûmiyet, beraat ve ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde de bunun nedenlerinin gerekçede gösterileceğinin belirtilmesi, sanığın vefatı sebebiyle açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi sebebiyle sanık hakkında kurulan bir mahkûmiyet hükmü olmaması hususları dikkate alındığında, suça konu alanın orman niteliğinde olup olmadığı, orman kadastrosunun kesinleşip kesinleşmediği, bu alan üzerinde bulunan yapıların 6831 sayılı Kanun’un 17. maddesine aykırı şekilde yapılıp yapılmadığı, sanığın savunmalarında suça konu alan için ileri sürdüğü mülkiyet iddiasının doğru olup olmadığı, doğru olduğunun kabulü hâlinde ise bilirkişi raporunda da belirtilen tapudaki alan dışında fazladan işgal edilen yer bulunup bulunmadığı, öte yandan İdare Mahkemesinin kararında belirtilen suça konu taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 17. maddesi kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmadığına, kamulaştırma yoluna gidilmeksizin doğrudan kaldırılamayacağına ve fiili kullanımın da engellenemeyeceğine, aksi hâlde mülkiyet hakkının ihlal edileceğine ilişkin gerekçelerin yasal olup olmadığı ve müsadereye engel nitelikte bulunup bulunmadığı hususlarının tespiti bakımından; dosyada mevcut olan tapu kayıtları, İdare Mahkemesi, Kadastro Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kararları, bilirkişi raporları, suç tutanağı, amenajman haritası, krokiler, yapı kullanma izin kağıdı, dilekçeler, tapu senedi, beyanlar, keşif zabıtları, kesinleşme şerhi, komisyon kararları, fotoğraflar, diğer bilgi ve belgeler gerekçe bölümünde tartışılarak müsadere kararına esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin açık bir şekilde belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, hangi delile neden itibar edilmediğinin dayanaklarının ise tatmin edici bir şekilde ortaya konulması, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerektiği gözetilmeden Yerel Mahkemece hiçbir gerekçe gösterilmeden müsadere kararı verilmesi isabetli değildir.
Bu itibarla, ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme kararının, Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içermemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; müsadere kararının yasal ve yeterli gerekçe içerdiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 24.10.2018 tarihli ve 4051-10810 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Çeşme 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.01.2018 tarihli ve 424-57 sayılı kararının, Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içermemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 30.09.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.