(Kapatılan)16. Hukuk Dairesi 2020/9833 E. , 2020/5722 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : MÜKERRER KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay"ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı Petkontur Konut İnşaat Turz. Madencilik ve Dış. Tic. A. Ş., Kocaeli Tapu Sicil Müdürlüğünün 11.11.2013 tarihli yazısı ile, adına kayıtlı Körfez İlçesi Dereköy köyü 1086 parsel sayılı taşınmaz ile davalılar adına kayıtlı Kalburcu Köyü 521, 522, 523, 524 ve 535 parsel sayılı taşınmazların kadastrosunun mükerrer olduğunun anlaşılması nedeniyle, tebliğden itibaren 30 gün içerisinde dava açılmadığı takdirde mükerrer olan kısımların tapu kütüğünden iptal edileceğinin bildirildiğini belirterek, taşınmazlar arasında mükerrerlik bulunmadığının tespiti ve tapu kaydındaki buna ilişkin şerhlerin terkini istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3402 sayılı Kanun"un 22/1. maddesi kapsamında ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun 1026. maddesinde düzenlenen ve niteliği itibariyle mülkiyet ihtilafından kaynaklanan, mükerrer kadastro nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır. Davacı dava dilekçesinde, Dereköy Köyü 1086 parsel (dava dilekçesinde parsel numarasını 1506 olarak göstermiş, daha sonra ise 1086 olarak düzeltmiştir.) sayılı taşınmazın maliki olup, bu taşınmazı iyi niyetle iktisap ettiğini ileri sürerek, tapu müdürlüğünce mükerrer olduğu bildirilen taşınmazlar arasında mükerrerlik bulunmadığının tespiti istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, davalılara ait Kalburcu Köyü 521, 522, 523, 524 ve 535 sayılı taşınmazlar ile davacıya ait Dereköy köyü 1086 parsel sayılı taşınmazların mükerrer olduğu, Kalburcu köyünde kain taşınmazların tespitlerinin önce yapılıp kesinleşmesi nedeni ile davacıya ait 1086 parsel sayılı taşınmazın mükerrer kayıt olarak oluştuğu ve bu taşınmazın iptalinin gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/1. maddesinde, evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosunun yapılamayacağı, bu gibi yerlerin ikinci defa kadastroya tâbi tutulması halinde ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı ve Türk Medeni Kanunu"nun 1026. maddesine göre işlem yapılacağı ve süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan kadastronun, tapu sicil müdürlüğünce re"sen iptal edileceği belirtilmiştir. Yine, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun 1026. maddesinde de, bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz malikinin terkini isteyebileceği, tapu memurunun bu istemi yerine getirmesi halinde her ilgilinin, bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine karşı dava açabileceği hususu düzenlenmiştir. Somut olayda, Kalburcu Köyü kadastro çalışma alanında bulunan davalılara ait 521, 522, 523, 524 ve 535 parsel sayılı taşınmazlar, 5.9.1957 tarihinde tespit edilmiş ve bu taşınmazlardan 521, 523, 524 ve 535 parsel sayılı taşınmazların tespitleri 16.9.1961 tarihinde, 522 parsel sayılı taşınmazın tespiti ise 10.05.1968 tarihinde kesinleşmiştir. Davacıya ait Dereköy köyü kadastro çalışma alanında bulunan 1086 parsel sayılı taşınmaz ise, 03.12.1964 tarihinde tespit edilmiş ve tespitinin 21.09.1967 tarihinde kesinleşmesiyle tapuya tescil edilmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde "kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı" düzenlenmiştir. Somut olayda davalılara ait olan Kalburcu Köyü kadastro çalışma alanında bulunan 521, 522, 523, 524 ve 535 parsel sayılı taşınmazların kadastrosu önce yapılarak, kadastro tutanaklarının 16.9.1961 (ve 10.5.1968) tarihinde kesinleşmesi suretiyle; davacıya ait Dereköy köyü çalışma alanında bulunan 1086 parsel sayılı taşınmazın kadastrosu ise daha sonra 03.12.1964 tarihinde yapılıp, 21.09.1967 tarihinde kesinleşmesi suretiyle tapuya tescil edildiğine göre, davacıya ait çekişmeli 1086 parsel sayılı taşınmaza ilişkin ikinci kadastro işlemi, davalılara ait taşınmazların tespit tarihi itibariyle 3402 sayılı Kanun’un 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde yapılmıştır. Her ne kadar; kadastro tespiti öncesi nedene dayalı davaların, kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmekte ise de, dava konusu 1086 parsel sayılı taşınmazda 21.09.1967 tarihi itirabiyle davacının bayileri (taşınmaz Sabire Sağınç ve müşterekleri adına tespit ve tescil edildikten sonra kayden satışlar neticesinde davacıya intikal etmiştir) adına tapu kaydı oluşmuş olup, davacıdan (ya da kayden satın aldığı kişilerden), tapuda adına kayıtlı bulunan yer hakkında hak düşürücü süre içerisinde dava açması beklenemez. Davacının, aleni olan tapu siciline güvenmesi doğal olup, sicile göre kayıt maliki olduğuna, bir başka deyişle zaten kadastro ile hakkına kavuşmuş durumda olduğuna göre belirtilen hukuki sebeple açacağı davada hak düşürücü sürenin işletilmesi hayatın olağan akışına aykırı bulunduğundan, sözü edilen sürenin geçtiğinden söz edilemez. Aksi halde, yani her halde kadastrosu daha sonra yapılan bölüm yönünden terkine karar verilecek olması halinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/1. maddesinde ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun 1026/2. maddesinde, tapu kütüğünden terkine karşı dava açma hakkının düzenlenmiş olmasının bir anlamı olmayacağı ve düzenlemenin işlevsiz olacağı açıktır. Kadastro çalışmalarındaki amaç, tapu sicillerinin gerçek durumu yansıtması olduğuna göre, sicildeki hakkın kime ait olduğunun doğru olarak belirlenmesi gerekir. Bu duruma göre, mükerrerliğin giderilmesi amacıyla açılan eldeki dava, artık çifte tapuyu önleme maksadına yöneliktir. Tabiatıyla yukarıdaki açıklamalar, birinci kadastronun kesinleşmesinden sonra işlemeye başlayan hak düşürücü sürenin dolmasından önce ikinci kadastronun yapılıp kesinleşmesi haline ilişkin olup, hak düşürücü süre dolduktan sonra ikinci kez kadastro yapılması halinde hak düşürücü süre dolacağı için dava açma olanağının bulunmadığı kuşkusuzdur.
Somut olayda, davalılara ait taşınmazların kadastrosunun kesinleştiği tarih itibariyle 10 yıllık hak düşürücü süre dolmadan, davacının bayileri adına tapu kaydının oluşmuş olması, artık hak düşürücü süreyi ortadan kaldırmıştır. Davacı (ya da bayileri) adına (ikinci kadastro yoluyla) tapu kaydı oluştuğu tarihte ilk kadastronun kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre dolmadığından yukarıdaki açıklamalar ışığında davacı yönünden hak düşürücü süre hükümlerinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Ayrıca, kendisine ait 1086 parsel sayılı taşınmazın çekişmeli 521, 522, 523, 524 ve 535 parsel sayılı taşınmazlar ile mükerrer olduğunu, Tapu Müdürlüğü tarafından kendisine gönderilen 11.11.2013 tarihli yazı ile öğrenmiş olan davacının, mükerrer olduğu belirlenen bölüm hakkında kadastro öncesi nedene dayalı dava açma hakkının mevcut olduğu kuşkusuzdur. Bu durum karşısında, Mahkemece, hukuki durumun (mülkiyet hakkının taraflardan hangisine ait olduğunun) ilk kadastro çalışmasına ait tespit günü esas alınarak belirlenmesi gerekirken, bu yönde her hangi bir araştırma inceleme yapılmaksızın karar verilmesi cihetine gidilmiştir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, davanın esasına girilmek suretiyle, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilerek mükerrer olduğu belirtilen 1086 parsel sayılı taşınmazın, ilk önce kadastrosu yapılan 521, 522, 523, 524 ve 535 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitinin yapıldığı 05.09.1957 tarihi itibariyle kime ait olduğu belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, yasal koşullar gerçekleştiğinde kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.11.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.