Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/714
Karar No: 2021/235

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/714 Esas 2021/235 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/714 E.  ,  2021/235 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza

    Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ..."nin TCK"nın 85/1, 62, 53 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, hapis cezasının ertelenmesine ve bir yıl sekiz ay süre ile denetime tabi tutulmasına ilişkin İzmir 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.12.2013 tarihli ve 972-970 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 22.06.2015 tarih ve 19390-11318 sayı ile;
    "...Sanığın, Çelebi Harfiyat İnşaat isimli iş yerinin sahibi olduğu, ölenin de, sanığın yanında kamyon şoförü olarak çalıştığı, olay tarihinde ölenin kullandığı kamyonun damperi içinde kalan molozları temizlemek amacıyla, aynı olay nedeniyle daha önce yargılanan ve tali kusurlu olarak taksirle öldürmeden mahkûmiyeti kesinleşen... tarafından kullanılan kepçenin kamyona yanaştığı ve kamyonun damperi yukarıya kaldırılmış vaziyette kepçe ile içini temizlemeye başladığı, ölenin kamyonun arka tarafında durduğu, bir ara kafasını kamyon kasasının kapağı arasına sokarak çamur kalıp kalmadığını kontrol için baktığı sırada, kepçenin BOM diye tabir edilen uç kısmı kamyonun kapağına değdiği, ölenin kafasının kapak ile kamyon arasına sıkışarak yaşamını yitirdiği olayda, dosya kapsamından temizliğin daha önce bu şekilde yapıldığına dair bir tespitin bulunmadığı, olay anında kaza mahallinde bulunan tanıklar Ali Uşak ile Adnan Turhan’ın beyanıyla, kepçenin damperde temizlik yaptığı sırada öleni kamyona yaklaşmamaları konusunda uyardıkları hâlde, ölenin bu uyarıları dikkate almadığı göz önüne alındığında, sanığın olayda kusurunun bulunmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, oluşa ve dosya kapsamına uygun düşmeyen bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,
    Kabul ve uygulamaya göre;
    Taksirli suçlarda TCK"nın 53/1. maddesinde yazılı hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 01.10.2015 tarih ve 528-462 sayı ile;
    “... 4857 sayılı İş Kanunu"nun 77. maddesine göre; işverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması yönünden her türlü önlem almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak yükümlülüğü altın bulunduklarından iş veren konumunda olan sanık Aykut Çelebi"nin İş Yasası"nın kendisine yüklemiş olduğu bu yükümlülük uyarınca araçların temizlenmesi yönünden işçilerin sağlığını korumak ve iş güvenliğini sağlamak için kamyon kasasının tehlike arz edecek şekilde kepçeyle temizlenmesine müsade etmemesi söz konusu temizliğin daha güvenli başka yöntemlerle (örneğin:basınçlı su) gerçekleşmesi için iş organizasyonunu oluşturması gerekeceğinden bu durumda işçi sağlığı ve güvenliği yönünden risk oluşturan hiçbir yönteme izin vermemesi yani kepçe ile kamyon kasasının temizlenmesi şeklindeki eyleme izin vermemesi, bunun yerine temizleme işinin risksiz bir ortam şartlarını oluşturması gerekeceğinden mahkememizce bu konuda bilirkişi raporuun oluşa uygun olduğu,” şeklindeki gerekçeyle önceki hükümde direnilmesine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.04.2016 tarihli ve 116499 sayılı “Bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 533-921 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 19.04.2017 tarih ve 139-3338 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda sanığın kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanık ...’nin sahibi olduğu "Çelebi Harfiyat İnşaat" isimli iş yerinde kamyon şoförü olarak çalışan Ahmet Lafçı’nın, 17.12.2012 tarihinde saat 09.30 sıralarında kullandığı kamyonun damperi içinde kalan molozların kepçe yardımıyla temizlenmesini aynı iş yerinde kepçe operatörü olarak çalışan ve hakkında aynı olay nedeniyle İzmir 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/25 esas sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılama sonucu verilen mahkûmiyet kararı Özel Dairece onanarak kesinleşen inceleme dışı sanık...’dan istediği, adı geçen inceleme dışı sanığın kabul etmesi üzerine Ahmet"in kamyonu inceleme dışı sanığın kullandığı kepçeye doğru yanaştırdığı, kamyonun damperi yukarıya kaldırılmış vaziyette iken içinin inceleme dışı sanık tarafından temizlenmeye başlandığı, bu sırada Ahmet’in kamyonun arka tarafında durduğu, kafasını kamyon kasasının kapağı arasına sokarak çamur kalıp kalmadığını kontrol etmek için baktığı sırada, kepçenin "BOM" diye tabir edilen uç kısmının kamyonun kapağına değdiği ve Ahmet’in, kafasının kapak ile kamyon arasına sıkışması neticesinde hayatını kaybettiği,
    17.12.2012 tarihli CD izleme tutanağına göre; boş arazi içerisinde bir kamyon, kepçe ve birtakım şahısın bulunduğu, saat 09.21 sıralarında damperli kamyonun park hâlindeki kepçenin ön tarafından geriye doğru yanaşarak damper kısmını yukarı doğru kaldırdığı, akabinde kamyonu kullananın kamyonun arka tarafına doğru yürüyerek geçtiği, saat 09.26’da kamyon şoförünün tekrar kamyona binip kısa bir süre sonra da inerek bu sefer kamyonun arka kısmına geçtiği, bu sırada kepçeden iki kişinin indiği ve arazide bulunan şahışların kamyonun arka tarafına doğru koştukları, saat 09.32’de ambulansın olay yerine intikal ettiği,
    21.01.2013 tarihli rapora göre; dosya içindeki mevcut görüntülere göre ölenin kamyondan indiği sırada iş makinasına ikinci bir şahsın bindiği ve olay sonrası aynı iş makinasından iki kişinin indiği,
    Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince düzenlenen 16.01.2013 tarihli otopsi raporuna göre; ölümün, kafa travmasına bağlı kafatası kemikleri kırığı ile beyin kanaması sonucu gerçekleştiği,
    İş güvenliği konusunda uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen 24.05.2013 tarihli rapora göre; işveren sıfatı bulunan sanığın, işçilerin sağlığını korumak ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, alınan iş sağlığı ve iş güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçilerini karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler ile yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek, iş sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili gerekli ve yeterli eğitimi vermek görev ve sorumluluğu bulunmasına rağmen bu görev ve sorumluluklarını gereğince dikkatle yerine getirmediği, iş güvenliği yönünden böylesi bir risk taşıyan işte çalıştırılacak işçilerin bilimsel ve tatbiki bir eğitim almasını sağlamadığı, işlerin güvenli bir şekilde yürütülmesi amacıyla gerekli kontrol ve denetim görevini yeterli ve teknik etkinlikte yürütmediği, riskli çalışma ortamının iyileştirilmesi için daha güvenli bir çalışma ortamının yaratılması hususunda yeterli önlemi almadığı, sahibi olduğu iş yerinde kamyon kasasının tehlike arz edecek şekilde kepçe ile temizlenmesine izin verdiği, söz konusu temizliğin daha güvenli diğer başka yöntemler (örneğin, basınçlı su) ile gerçekleştirilmesi için gerekli iş organizasyonu ve iş yerinde gerekli iş disiplini ve kontrol mekanizmasını oluşturmadığı, sorumluluğunda bulunan işçiler üzerindeki koruma, kollama ve gözetim yükümlülüğünü gereğince yerine getirmediğinden meydana gelen olayda tali kusurlu; vazifesi olmayan bir işi yapan inceleme dışı sanık Serkan’ın, öleni kepçenin çalışma sahası içerisinden uzaklaşmasını sağlamamak suretiyle dikkatsiz ve tedbirsiz davranışları nedeniyle alt düzeyde tali kusurlu; ölenin ise, sorumluluğunda bulunan kamyon kasasının kepçe ile temizlenmesi konusunda ısrarcı davrandığı ve bu işlem sırasında makineli çalışma alanı içerisinde bulunduğu, kendi can güvenliği yönünden tedbirsiz ve dikkatsiz davranarak emniyetli bir alana çekilmediği, makineli çalışma yapıldığı sırada kafasını kamyon kasasının kapağı arasına sokmakla kepçenin darbe sonucu salınım yapabileceğini ve kapağın kafasına çarpması durumunda can güvenliği açısından riskli durumun oluşabileceğini öngörmeyerek, yaşı ve tecrübesi göz önüne alındığında dikkatsizce ve tedbirsizce çalıştığı ve bu davranışı ile olayın oluşumuna sebebiyet verdiğinden meydana gelen olayda asli kusurlu olduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Katılan ...; ölenin eşi olduğunu, olayı görmediğini, tazminat bedelinin ödenmediğini,
    Tanık Adnan Turhan; sanığın sahibi olduğu şirkette kamyon şoförü olarak çalıştığını, iş olmadığı zamanlarda kamyon ve iş makinalarını park ettikleri yerde bulunduklarını, olay günü sabah saatlerinde kamyon şoförleri ve kepçe operatörleri ile burada buluşarak araçlarının bakımlarını yapmaya başladıklarını, kendisi gibi kamyon şoförü olan ölenin, kepçe operatörü olan inceleme dışı sanık Serkan’dan kullandığı kamyonun kasasında kalan toprakları kepçe ile çekmesini istediğini, kendisinin de ölene “Ahmet abi gerek yok.” dediğini ancak ölenin ısrar ettiğini, daha sonra kamyonun damperini kaldırdığını, kendilerinin de bu sırada işleri ile ilgilendiklerini, bir anda öleni yerde gördüğünü ve hemen ambulansı aradıklarını, olayın ölenin anlık dalgınlığından kaynaklandığını, olaydan önce de kamyon temizlenmesi sırasında öleni, kafasını kamyonun içine sokmaması hususunda uyardıklarını,
    Tanık Ali Uşak; sanığın sahibi olduğu şirkette kamyon şoförü olarak çalıştığını, inşaatta kullandıkları araçları şirkete ait boş bir araziye park ettiklerini, olay günü sabah saatlerinde araçların bakımını yapmak için park edilen bu araziye geldiklerini, kendisi gibi kamyon şoförü olan ölenin, kullandığı kamyonun içinde molozların kaldığını ve kepçe ile bunları temizleteceğini aynı iş yerinde kepçe operatörü olan inceleme dışı sanık Serkan’a söylediğini, akabinde ölenin kullandığı kamyonu kepçenin önüne yanaştırıp kamyon damperini yukarı kaldırdığını, kendisinin bu sırada temizlenen kamyona baktığını, hatta bir ara ölene “Ahmet Abi yanaşma, kepçe veya kapak çarpar!” diye seslendiğini, bunun üzerine ölenin geri çekildiğini, kendisinin de aracının yanına gittiğini, kamyonun yanından ayrılırken kepçenin hafriyat aldığı "BOM" olarak bilinen uç kısmının kamyonun arka kapağı üstünden çalıştığını ve en üst noktadan molozları çektiğini, bu sırada ölenin bulunduğu yerden bir ses geldiğini, arkasını dönüp baktığında öleni yerde gördüğünü, ölenin ağzından ve burnundan kan geldiğini, hemen ambulansı aradıklarını, gördüğü kadarıyla kepçe operatörü olan inceleme dışı sanık Serkan’ın herhangi bir kusurunun olmadığını, kazanın gerçekleştiği anı görmediğini, ölenin ısrarla kepçe ile çamurları temizlemek istediğini, bu olaydan önce de kamyonun temizlenmesi sırasında kafasını kamyona doğru uzatmaması konusunda öleni uyardıklarını,
    İnceleme dışı sanık...; sanığın sahibi olduğu şirkette kepçe operatörü olarak çalıştığını, olay günü saat 09.30 sıralarında şirkete ait kamyonların ve kepçelerin bulunduğu boş arazide kendisi ve iş arkadaşları tanıklar Ali, Adnan ve ölen ile birlikte oldukları sırada ölenin kullandığı kamyonun damper kısmındaki hafriyat artıklarının kepçe ile temizlenmesini kendisinden istediğini, bu sırada tanık Adnan’ın ölene “Daha sonra yaparız acelesi yok!” dediğini ancak ölenin kendisine “Kepçenin anahtarı üzerinde mi? Ben hâllederim o zaman.” dediğini, bunun üzerine bir sıkıntı yaşanmaması amacıyla kepçenin üzerine çıktığını, ölenin de kullandığı kamyonu kepçenin olduğu yere doğru yanaştırarak kamyonun damperini kaldırdığını, ardından kamyondan inerek kepçenin yan tarafında beklemeye başladığını, kepçenin ucundaki "BOM" ile kamyon kasasının içinin bir kısmını temizlediğini, kamyonun diğer kısmındaki molozları da temizlemek için kamyonu biraz daha geri yanaştırması gerektiğini ölene söylediğini, bunun üzerine ölenin kamyonu yanaştırdığını, ancak ölenin araçtan indiğini görmediğini, kamyonu temizlemek için sürekli yukarı doğru baktığını, bu nedenle ölenin bulunduğu yerin görüş alanı dışında kaldığını, kamyonu temizlediği sırada ölenin damper ile damper kapağı arasında sıkıştığını görerek çalışmayı durdurup kepçeden indiğini, kepçede tek başına çalıştığını, bu esnada kepçenin yanına ölenden başka bir şahsın gelip gelmediğini bilmediğini,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık ...; iş yerinde iş makinaları ile kamyonların park ettiği bir arazi bulunduğunu, burayı depo olarak da kullandıklarını, olay günü evinde olduğu sırada bir arkadaşının kendisini arayarak ölenin kaza geçirdiğini söylediğini, depoya gittiğinde ambulansı gördüğünü, kazayı, çalışanlardan öğrendiğini, kamyonların kazma ile temizlendiğini, ölenin olay günü saha sorumlusu olan tanık Adnan’a kamyon kasasını kepçe yardımı ile temizleteceğini söylediğini, tanık Adnan’ın karşı çıkması üzerine ısrar ettiğini öğrendiğini, kamyon kasasının sac, kepçenin de dişlerinin demir olması nedeniyle kamyon damperine zarar verdiği için temizlik işinin kepçe ile yapılmadığını, orada olsa bu şekilde bir temizlik yaptırmayacağını, işçilerin de bu işe teşebbüs edemeyeceklerini, iş yerinde yeterli önlemleri aldığını, bilirkişi raporunda belirtildiği gibi tazyikli su ile kamyondaki tortunun temizlenmesinin mümkün olmadığını, damperin yapısının buna engel olduğunu, bu nedenle temizlik işini kazma ile yaptıklarını savunmuştur.
    Kural olarak suç yalnızca kastla işlenebilir. Ancak kanunda açıkça gösterilen hallerde taksirle de işlenebileceği kabul edilmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için, kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, TCK"nın 22/2. maddesinde; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" şeklinde tanımlanmıştır.
    Arapça "kusur" kökünden türetilmiş bulunan taksir; kısaltma, bir işi eksik yapma, bir şeyi yapabilirken çekinip yapmama, kusur etme, kabahat ve günah anlamlarına gelmektedir. (Kayıhan İçel, Ceza Hukukunda Taksirden Doğan Sübjektif Sorumluluk, Cezaevi Matbaası, İstanbul 1967, s. 22) Hukuki anlamda ise; neticenin fail tarafından öngörülebilir olduğu hâlde öngörülmemesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, öngörüldüğü hâlde istenmemesi şeklinde de olabilir. (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 2. Baskı, c. 1, s. 590).
    Taksir, öğreti ve yargısal kararlarda; "failin suç tipindeki neticeye yönelik kast içinde olmadan, fakat zorunlu olduğu özeni gösterdiği takdirde neticenin meydana gelmesi mümkün bulunmayan hallerde, tespit edilmiş suç tipini hukuka aykırı olarak ihlal etmesi; bir kimsenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle istemediği ve fakat öngörülebilir bir neticeyi gerçekleştirmesi" şeklinde tanımlanmıştır. (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 1992, c. 2, s. 336; Turan Tufan Yüce, Türk Ceza Hukuku Temel Kavramları, Turhan Kitapevi, Ankara 1984, s. 59; Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara 1993, c. 1, s. 508; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 172; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Baskı, s. 318; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 2015, 4. Baskı, s. 254)
    Suçun manevi unsurlarından olan kast gibi taksirde de, birlikte yaşamanın getirdiği kurallara uyulmaması söz konusudur. Toplumsal hayatta belli faaliyetlerde bulunan kişilerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar birlikte yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir. Taksirli suçta fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için ceza yaptırımı ile karşılaşır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.11.2014 tarihli ve 179-499; 18.02.2014 tarihli ve 10- 80; 25.03.2008 tarihli ve 43-62; 01.02.2005 tarihli ve 213-3; 23.03.2004 tarihli ve 12-68; 09.10.2001 tarihli ve 181-204 ile 21.10.1997 tarihli ve 99-202 sayılı kararlarında açıkça vurgulandığı ve öğreti ile uygulamada da kabul edildiği üzere taksirin unsurları;
    1- Suçun taksirle işlenebilen bir suç olması,
    2- Hareketin iradiliği,
    3- Neticenin iradi olmaması,
    4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
    5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
    Şeklinde kabul edilmektedir.
    Neticenin gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin vasfını da değiştirmeyecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.
    Bu aşamada, taksirin unsurları arasında gösterilen "hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması" şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
    Taksirle gerçekleştirilen bazı fiillerin kanunda suç olarak tanımlanıp cezaî yaptırıma bağlanmasıyla, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hale gelen toplum hayatı içerisinde daha dikkatli davranmalarının temini amaçlanmaktadır. Kanun ve ortak hayat tecrübelerinin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen mükellefiyetini ihlal eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı bir neticeye sebep olan kişinin taksirle işlenen suçlara ilişkin cezaî sorumluluğu benimsenmiş, fakat taksirden söz edilebilmesi için failin hareketi ile meydana gelen zararlı netice arasında nedensellik bağının varlığı aranmıştır. Diğer bir ifade ile bütün suçlarda olduğu gibi, taksirli suçlarda da fiil ile netice arasında nedensellik bağının bulunması cezalandırmanın şartını teşkil edecektir.
    TCK"nın 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları;
    "4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
    5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir" şeklinde düzenlenmiştir.
    Madde gerekçesinde de; "Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir. Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz" açıklamalarına yer verilmiştir.
    Zararlı neticenin, failin hareketinin mağdurun ya da üçüncü bir kişinin hareketi ile birleşmesi sonucunda meydana geldiği durumlarda, taksirle sorumluluk şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından neticeye kimin sebebiyet verdiği, failin iradi hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının kesilip kesilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Mağdur ya da üçüncü kişinin hareketinin ya da bir başka nedenin neticenin tek sebebi olduğu veya zararlı neticenin yalnızca bu kişilerin kusurlu hareketlerinden kaynaklandığı durumlarda, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının ortadan kalktığı kabul edilmelidir. Buna karşılık failin kusurlu hareketine mağdur ya da üçüncü bir kişinin kusurlu hareketinin eklendiği ve neticenin çeşitli kusurlu hareketlerin birleşmesinden meydana geldiği hâllerde, nedensellik bağı kesilmeyip, TCK"nın 40. maddesine göre taksirli suçlarda iştirak ilişkisi de mümkün olmadığından, aynı Kanun"un 22. maddesinin dört ve beşinci fıkralarına göre herkes kendi kusurundan dolayı ve kusuruna göre sorumlu olacaktır.
    Öğretide; "Üçüncü bir kişinin veya mağdurun hareketinin failin taksirli hareketine eklenmesi durumunda nedensellik ilişkisinin ortadan kalkıp kalkmadığı araştırılmalıdır. Eklenen hareketler kusurlu değilse, neticenin failin taksirli hareketinden kaynaklandığı kabul edilir. Diğer hareketler kusurlu ise bunların taksirin varlığını tamamen veya kısmen kaldırıp kaldırmadığına bakılmalıdır." (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 8. Baskı, İstanbul, 2014, s. 366); "Birden fazla kişinin birleşen fiilleri ile bir neticeye neden oldukları hallerde, bu faillerin hareketi ile netice arasındaki nedensellik ilişkisi özel önem taşır. Belirtelim ki bu hallerde her bir kişinin hareketi ile netice arasında nedensellik ilişkisinin bulunması ön koşuldur. Ekip halinde faaliyeti gösterenlerden birisine diğerlerini denetleme ve kişiler arasında koordinasyonu sağlama yükümlülüğü yüklenmiş ise kişi bu yükümlülüğe uygun davranmadığı için neticeye sebebiyet vermiş olabilir. Bu halde bu kişi neticeden sorumlu olur." (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 4. Baskı, İstanbul, 2015, s. 254); "Failin kusurlu hareketine mağdurun kusurlu hareketi de eklenmiş ve netice bu iki kusurlu hareketin birleşmesinden meydana gelmişse (ortak kusur) failin sorumluluğu ortadan kalmış olmaz. Nitekim bu ihtimalde taksirler arasında takas söz konusu olmayıp, fail kusuru oranında taksirli suçtan cezalandırılır." (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Baskı, Ankara, 2014, s. 341); "Birden çok kişinin davranışı birlikte neticeye sebebiyet vermiş ve tüm katılanlar özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmişse netice objektif olarak isnad edilebilir ve herkes kendi taksirli fiilindendolayı kusuruna göre sorumlu olur. Bu gibi hallerde önceki taksirli hareket ile netice arasında illiyet bağı bulunmamasından veya kesilmesinden söz edilmesi doğru değildir." (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 7. Baskı, Ankara, 2014, s. 214); "Fail zaten taksirli hareket ediyor ve bir başkasının taksirli hareketi buna ekleniyorsa, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağı mevcut olmaya devam eder. Bu durumda mesele artık nedensellik bağı meselesi değil, failin ve üçüncü kişinini kusurunun tespiti meselesidir. Bir inşaatın yıkımı sırasında yoldan gelip geçenlere zarar verilmemesi hususunda gerekli tertibatı almayan, örneği yıkım alanını tahta perde ile çevirmeyen müteahhit, iki işçisinin binadan sökülen kalası dikkatsizce sokağa atmaları sonucu meydana gelen neticeden her iki işçisiyle beraber taksirinden dolayı sorumludur." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 16. Baskı, Ankara, 2013, s.241) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
    Bu açıklamalardan sonra, taksirle ölüme neden olma suçu ile iş sağlığı ve güvenliği konularıyla ilgili yasal düzenlemelerin de gözden geçirilmesi gerekmektedir.
    TCK"nın "Taksirle öldürme" başlıklı 85. maddesi;
    "Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu yaptırıma bağlanmıştır. Fiil birden fazla insanın ölümüne veya bir ya da birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir ya da birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise fail maddenin ikinci fıkrası gereğince cezalandırılacaktır.
    4857 sayılı Kanun"un, 30.06.2012 tarihli ve 28339 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu"nun 37. maddesi ile yürürlükten kaldırılan, fakat suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 77. maddesi; "İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.
    İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. ...",
    11.02.2004 tarihli ve 25370 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren ve suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan, ancak suç tarihinden sonra 25.04.2013 tarihli ve 28628 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan yönetmelikle yürürlükten kaldırılan İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği"nin 5. maddesi ise;
    “İşveren, işyerinde kullanılacak iş ekipmanının yapılacak işe uygun olması ve bu ekipmanın işçilerin sağlık ve güvenliğine zarar vermemesi için gerekli tüm tedbirleri alacaktır.
    İşveren:
    a) İş ekipmanını seçerken işyerindeki özel çalışma şartlarını, sağlık ve güvenlik yönünden tehlikeleri göz önünde bulundurarak, bu ekipmanın kullanımının ek bir tehlike oluşturmamasına dikkat edecektir.
    b) İş ekipmanının, çalışanların sağlık ve güvenliği yönünden tamamen tehlikesiz olması sağlanamıyorsa, riski en aza indirecek uygun önlemleri alacaktır.” şeklinde düzenlenmiştir.
    Bu hükümlere göre; işverenin, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği için gerekli önlemleri alma, bu önlemlere uyulup uyulmadığını denetleme, işçileri yaptıkları işlerinde karşı karşıya oldukları mesleki riskler ile uyulması gerekli sağlık ve güvenlik tedbirleri hususunda eğitime tâbi tutma, yasal hak ve sorumlulukları noktasında bilgilendirme konularında yükümlülükleri bulunmaktadır. İşverenin işyerinden sorumlu bir vekil görevlendirdiği durumlarda ise işveren vekilinin bu yükümlülüklerden sorumlu olacağı izahtan varestedir.
    30.06.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu"nun 3. maddesinin ikinci fıkrasında, işveren adına hareket eden, iş ve iş yerinin yönetiminde görev alan işveren vekilinin işveren sayılacağı açıkça vurgulanmış; "İşverenin genel yükümlülüğü" başlıklı dördüncü maddesinde de, işveren veya vekillerinin yükümlülükleri, 4857 sayılı İş Kanunu ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü"nün ilgili maddelerinde hüküm altına alınan yükümlülüklere benzer şekilde düzenlenmiştir.
    Bu aşamada bilirkişilerin atanması, bilirkişi raporları ve bu raporların yargı mercileri nezdinde bağlayıcı olup olmadıkları üzerinde de durulması gerekmektedir.
    Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Bilirkişinin Atanması" başlıklı 63. maddesinde;
    "1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re"sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez.
    2) Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması, hâkim veya mahkemeye aittir. Birden çok bilirkişi atanmasına ilişkin istemler reddedildiğinde de aynı biçimde karar verilir.
    3) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı da bu maddede gösterilen yetkileri kullanabilir" şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
    Bilirkişi, Ceza Muhakemesi Kanununa Göre İl Adlî Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik"in üçüncü maddesinde; "çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü ya da yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya tüzel kişi" şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan hareketle denilebilir ki, sahip bulunduğu uzmanlık bilgisiyle mahkemeye bir ispat sorununda yardımcı olup, tanzim ettiği raporu delil değil, "delil değerlendirmesi aracı" olan bilirkişiye başvurmanın amacı, "çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde görüş alınmasıdır." Bununla birlikte ceza muhakemesinde bilirkişi kendiliğinden bir rol edinemez. Bir sorunun ne zaman uzmanlığı ya da özel veya teknik bir bilgiyi gerektirip gerektirmediğine bilirkişi görevlendirmekle yetkili olan Cumhuriyet savcısı veya hâkim karar verecektir.
    Anılan hükümler uyarınca hâkim, çözümü ancak özel veya teknik bir bilgi gerektiren hallerde bilirkişi dinleyebilir veya rapor isteyebilir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümü mümkün bulunan konularda ise bilirkişiye başvurmayacaktır. Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği "akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme" gibi hususlar dışında hâkimin bilirkişi raporu alması mecburiyeti bulunmadığı gibi, bilirkişi raporu da mahkemeyi bağlayıcı nitelikte değildir.
    Ölümle sonuçlanan kazada sanıkların kusurlu olup olmadıkları hususunun uzmanlık gerektiren özel ve teknik bir konu olduğu açık ise de, bu konudaki bilirkişi raporunun hâkimin delilleri serbestçe takdir yetkisini elinden almayacağı bilinmektedir.
    Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
    Sanık ...’nin sahibi olduğu iş yerinde kamyon şoförü olarak çalışan Ahmet Lafcı’nın, 17.12.2012 tarihinde saat 09.30 sıralarında kullandığı kamyonun damperi içinde kalan molozların kepçe yardımıyla temizlenmesini aynı iş yerinde kepçe operatörü olarak çalışan inceleme dışı sanık...’dan istediği, adı geçen inceleme dışı sanığın bunu kabul etmesi üzerine Ahmet’in, kamyonu inceleme dışı sanığın kullandığı kepçeye doğru yanaştırdığı, kamyonun damperi yukarıya kaldırılmış vaziyette iken içinin inceleme dışı Serkan tarafından temizlenmeye başlandığı, bu sırada Ahmet’in kamyonun arka tarafında durduğu, kafasını kamyon kasasının kapağı arasına sokarak çamur kalıp kalmadığını kontrol etmek için baktığı sırada kepçenin "BOM" diye tabir edilen uç kısmının kamyonun kapağına değdiği ve Ahmet’in kafasının kapak ile kamyon arasına sıkışması neticesinde hayatını kaybettiği olayda;
    Sanığın sahibi olduğu iş yerinde kamyon damperinde bulunan hafriyat kalıntılarının kepçe yardımıyla temizlendiğine dair bir tespitin bulunmaması, sanığın, kepçenin dişlerinin demir olması nedeniyle bu şekilde yapılan temizlik işleminin sactan yapılan kamyon kasasına zarar vermesi nedeniyle kepçe yardımıyla değil kazma ile yapıldığını savunması, tanıkların, ölenin ısrarı üzerine kamyon kasasının kepçe vasıtasıyla temizlendiğini ve olay sırasında öleni kamyona yaklaşmaması gerektiği konusunda uyardıklarını ifade etmeleri ile ölenin kendi dikkatsiz ve tedbirsiz davranışları sonucu kafasını kamyon kasasının kapağı arasına soktuğu hususları göz önüne alındığında; asli kusurlu olan ölen ve hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen inceleme dışı sanık Serkan’ın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketlerinin birleşmesi sonucunda ölüm neticesinin meydana geldiği, kamyon kasasındaki molozların kepçe yardımıyla temizlenmesi hususunda ölene herhangi bir talimat vermeyen ve çalışanları sürekli gözetlemelerine imkân bulunmayan sanığa izafe edilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, sanığa kusur yükleyen bilirkişi raporlarının da mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olmadığı anlaşıldığından, sanığın CMK"nın 223/2-c maddesi uyarınca atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekmektedir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, bir kişinin ölümüyle neticelenen olayda sanığa atfı kabil kusur bulunmadığı ve beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.


    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- İzmir 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.10.2015 tarihli ve 528-462 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa atfı kabil kusur bulunmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 01.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi