
Esas No: 2018/348
Karar No: 2021/223
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/348 Esas 2021/223 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 13. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sanık ..."in hırsızlık suçundan TCK"nın 141/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye; sanık ..."in suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan aynı Kanun"un 165/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca hapisten çevrili 3000 TL ile doğrudan hükmolunan 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Tavşanlı 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.10.2009 tarihli ve 446-561 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 16.04.2014 tarih ve 13986-14319 sayı ile;
"3213 sayılı Maden Kanunu"nun 2. maddesinde kömürün maden olarak gösterilmesi, 5177 sayılı Kanun ile değişik aynı Kanun"un 12. maddesine göre ise, madenin üretimi ve sevkine uyulmamasının idarî para cezası olarak düzenlenmesi karşısında, görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 11.11.2014 tarih ve 314-416 sayı ile; "Bozma ilamında belirtilen gerekçeye konu mevzuat hükmünün, madde başlığından da anlaşılacağı üzere maden üretimi ve sevki ile ilgili olduğu, üretim yapanlar ya da üretilen kömürün sevkini gerçekleştiren ilgililer hakkında uygulanması gerektiği," şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi her iki sanığın da mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükümlerin de sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.02.2015 tarihli ve 19251 sayılı “bozma ve idarî para cezası verilmesine yer olmadığına” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 164-1267 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca, Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 20.06.2018 tarih ve 262-9362 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanık Ali Yılmaz hakkında suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanık ...’in eyleminin hırsızlık suçunu mu yoksa kabahat fiilini mi oluşturduğu; eylemin kabahat fiilini oluşturduğu sonucuna ulaşılması hâlinde sanık ...’in üzerine atılı suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı hususlarının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yakalama tutanağında; 22.06.2009 tarihinde saat 08.30 sıralarında haber merkezine Şebnem Sokak üzerinde bir araca çuvallar içerisinde malzeme aktarıldığının anons edilmesi üzerine olay yerine intikal edildiğinde, 43 UH 957 plakalı içi boş vaziyetteki minibüsün yanında ... ve Ali Yılmaz isimli şahısların olduğu, on beş metre ileride de 43 HZ 475 plakalı kamyonetin bulunduğu, kamyonetin kasasında çuvallar içinde kömür olduğunun görüldüğü, ... isimli şahsın da kamyonetin başında bulunduğu, yapılan şifahi görüşmede, ...’in, ele geçirilen kömürleri ...’e satmak amacıyla evinden getirdiğini beyan ettiği, alım-satıma ilişkin herhangi bir fatura veya irsaliye ibraz edilememesi nedeniyle şahısların yakalanarak toplamda 7.250 kg ağırlığındaki kömüre el konulduğunun belirtildiği,
Görgü tespit tutanağında; şüpheli ...’in, kömürleri iki sene öncesinden çıkarttığını söylediği Garp Linyitleri imtiyaz sahası içinde bulunan eski açık kömür ocağına gidildiği, bahse konu yerin Tunçbilek-Keles yolu beşinci kilometresinde bulunup patika bir yoldan içeriye doğru ilerlendiği, ocağın üzerinin toprakla kapatılarak tasfiye edilmiş olduğu, ... ile yapılan şifahi görüşmede kömür çıkarttığı yerin toprak altında kaldığını beyan ettiği bilgilerine yer verildiği,
Bilirkişi raporunda; ele geçirilen kömürlerin tüvenan (hiçbir zenginleştirme işlemine tabi tutulmamış) parça boyutunda kömürler olup belli bir noktadan kazma kullanılarak çıkarıldıklarının tespit edildiği, suça konu parça kömürlerin imtiyaz sahası içinde bulunan ve Demirbilek Köyü’nün 2 km kuzeydoğusunda olan 48 D panoya ait kömürle aynı nitelikte olduğu, bir ton kömürün torbalanmış KDV’li tutarının 239 TL olduğunun bildirildiği,
Anlaşılmıştır.
Şikâyetçi ...; maden mühendisi olarak görev yaptığını, olay sonrası ele geçirilen kömürleri incelediğinde, bu kömürlerin işletmenin açık ocak kısmından çıkarılan kömürler olduğunu tespit ettiğini,
İnceleme dışı sanık Ali Yılmaz aşamalarda; sanık ... ile arkadaş olduğunu, olay tarihinde sanık ...’in kendisini arayarak “Elimde 25-30 çuval kömür var, bunları satmaya gidelim.” dediğini, bunun üzerine birlikte Tavşanlı’ya geldiklerini, burada daha önceden tanımadığı sanık ... ile buluşarak suça konu kömürleri 43 HZ 475 plakalı kamyonete yüklediklerini, bu esnada polislerin gelerek kendilerini yakaladığını, kendisinin kömür çalmadığını, ele geçirilen kömürlerin ezik ve atık nitelikte olduğunu,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; 43 HZ 475 plakalı aracın kendisine ait olduğunu, oğlu Hüseyin Mert ile kömür alım-satım işiyle uğraştıklarını, olay tarihinde sanık ...’in kartvizit üzerinde yazılı olan numaradan kendisini arayarak kömür satacağını söylediğini, bunun üzerine sanık ... ile Tavşanlı’da buluştuklarını, kömürleri aracına yükledikleri esnada polislerin geldiğini, bu kömürleri evinde yakmak amacıyla almak istediğini, araca yükleme işi tamamlandıktan sonra kantara götürüp tartım yaptırarak gelen ağırlığa göre fatura kesip ödeme yapacak olduğunu, sanık ...’e bu kömürleri nereden aldığını sormadığını,
Sanık ... aşamalarda; Demirbilek Köyü’nde ikamet ettiğini, birkaç sene öncesinden beri işletmenin döktüğü pasa alanından seçerek kömür topladığını, topladığı bu kömürleri de ikametinde biriktirdiğini, kesinlikle kömür çalmadığını, paraya ihtiyacı olması nedeniyle bu kömürleri satmaya karar vererek kömür ticareti yaptığını kartvizit üzerinden öğrendiği ...’i aradığını, arkadaşı olan Ali Yılmaz ile kömürleri Tavşanlı’ya götürdüklerini, kömürünün tahminen 1 ton 800 kilogram ağırlığında olduğunu, Ramazan ile tonu 180 TL üzerinden anlaştıklarını, ancak bu esnada polislerin geldiğini,
Savunmuşlardır.
Uyuşmazlık konularının sırayla ele alınması gerekmektedir.
I- Sanık ...’in eyleminin hırsızlık suçunu mu yoksa kabahat fiilini mi oluşturduğuna ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;
Uyuşmazlık konusunun sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından hırsızlık suçunun yasal unsurları üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.
TCK"nın 141. maddesinde yer alan "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir." şeklindeki düzenleme ile hırsızlık suçunun basit hâli hüküm altına alınmış, aynı Kanun"un 142. maddesinde ise suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır. İncelemeye konu suç tarihinden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 62. maddesiyle de hırsızlık suçunun nitelikli hâlleri bakımından ceza süreleri artırılmıştır.
Hırsızlık suçunun manevi unsuru kasttır. Fail, bilerek ve isteyerek başkasına ait taşınır bir malı, zilyedinin rızasına aykırı olarak bulunduğu yerden almalıdır. Suçun oluşabilmesi için genel kastın yanında failin ayrıca “kendisine veya başkasına bir yarar sağlama maksadı” ile (özel kast) hareket etmiş olması gerekmektedir.
Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için genel kast yanında bulunması gereken “yararlanma” özel kastı, suça konu eşyadan doğrudan veya dolaylı şekilde istifade edilmesi şeklinde olabileceği gibi maddi ya da manevi nitelikte de bulunabilir. Başka bir ifadeyle failin elde etmeyi umduğu her türlü tatmin ve haz, yarar kavramının içinde değerlendirilir (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul, 2007, s; 302).
Bir diğer uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 3213 sayılı Maden Kanunu’nda ise “Yer kabuğunda ve su kaynaklarında tabii olarak bulunan, ekonomik ve ticari değeri olan petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışında kalan her türlü madde, bu Kanun’a göre madendir.” şeklinde madenin tanımı yapılmış, Kanun’un 2. maddesinde madenler niteliklerine göre gruplandırılarak ayrı ayrı sayılmış, diğer maddelerde de maden arama ve ruhsat işlemleri ile madencilik faaliyetlerine izin vermeye ve denetime yetkili kurum ve kurullar ve çalışma esasları düzenlenmiştir.
Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 12. maddesinin beşinci fıkrası "Maden hakkı olmayan kişiler tarafından çıkarılan cevherlere geçici olarak el konularak bunlar hakkında 1 inci fıkra hükümleri uygulanır. Bu şekilde maden çıkarılması Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılır." şeklinde düzenlenmiş iken 10.06.2010 tarihinde kabul edilip 24.06.2010 tarihli ve 27621 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5995 sayılı Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6. maddesi ile değişik 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 12. maddesinin beşinci fıkrası;
“Ruhsatı olmadan veya başkasına ait ruhsat alanı içerisinde üretim yapıldığının tespiti hâlinde faaliyetler durdurularak üretilen madene mülki idare tarafından el konulur. Bu fiili işleyenlere bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el konulan ve el konulma imkanı ortadan kalkmış olan tüm madenin ocak başı satış bedelinin üç katı tutarında idari para cezası uygulanır...” biçiminde değiştirilmiştir.
18.02.2015 tarihli ve 29271 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6592 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca söz konusu fıkrada yazılı bulunan “üç katı” ibaresi “iki katı” şeklinde yeniden düzenlenmiş olup 28.02.2019 tarihli ve 30700 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7164 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile yapılan değişiklik uyarınca 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 12. maddesinin beşinci fıkrası;
“Ruhsatı olmadan veya başkasına ait ruhsat alanı içerisinde üretim yapıldığının tespiti hâlinde faaliyetler durdurularak üretilen madene mülki idare tarafından el konulur. Bu fiili işleyenlere ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el konulan ve/veya el konulma imkanı ortadan kalkmış olan tüm madenin ocak başı satış bedelinin beş katı tutarında idari para cezası uygulanır...” biçiminde son şeklini almıştır.
Görüldüğü gibi 24.06.2010 tarihine kadar Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden maden çıkarılması hırsızlık suçu olarak kabul edilmekteydi. Anayasa’nın 168. maddesi uyarınca doğal kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup doğal kaynak olduğunda şüphe bulunmayan madenler ilgili düzenleme yapma yetkisine sahip olan kanun koyucu tarafından 5995 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile yapılan değişiklik ile 24.06.2010 tarihinden sonra 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca maden üretim ruhsatı bulunmayan veya başkasına ait maden üretim ruhsatı bulunan bir alandan ruhsatsız maden çıkarılması eylemleri hırsızlık suçu olmaktan çıkarılmış el konulan madenin cinsine ve kalitesine göre belirlenen nispî nitelikte idari para cezasını gerektiren kabahat fiiline dönüştürülmüştür. Bununla birlikte, maden üretimi, madenin tabii olarak bulunduğu yerden çıkarılması, koparılması anlamına gelmekte olup ruhsatı olmadan veya başkasına ait ruhsat alanı içerisinde üretim yapılmaksızın, maden üretim ruhsatına sahip olanlarca çıkarılan madenlerin bulundukları yerden alınması eylemlerinin hırsızlık suçunu oluşturmaya devam edeceğinde bir tereddüt bulunmamaktadır.
Gelinen aşamada sanık hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında sanığa isnat edilen fiilin suç olmaktan çıkarılıp kabahat eylemine dönüştürülmesi nedeniyle Yerel Mahkemece, isnat edilen suçtan beraat kararı verilip verilemeyeceği, bu bağlamda, kabahat eylemi nedeniyle de idari yaptırım kararı uygulanıp uygulanamayacağı hususunun da değerlendirilmesi gerekmektedir.
5271 sayılı CMK"nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin 2. fıkrası;
"Beraat kararı;
a)Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,
c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,
d)Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,
e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması,
Hâllerinde verilir." şeklinde düzenlenmiş olup fıkradaki bu hâllerden biri gerçekleştiğinde, mahkemece fıkranın hangi bendine de dayanıldığı belirtilmek suretiyle sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekmektedir.
TCK’nın "Suçta ve cezada kanunilik ilkesi" başlıklı 2. maddesinde, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği, kanunen suç sayılmayan bir eylem dolayısıyla sanığa ceza verilemeyeceği gibi, kanunun suç ve ceza içeren hükümlerinin kıyas yolu ile de uygulanamayacağı, diğer bir ifadeyle kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorumlanamayacağı ifade edilmiştir. Bu ilkenin doğal bir sonucu olarak, mahkemece yargılama konusu eylemin kanunda suç olarak düzenlenip düzenlenmediği araştırılarak, yargılama sonucunda eylemin kanunda suç olarak düzenlenmediğinin belirlenmesi durumunda CMK"nın 223/2-a maddesi uyarınca sanığın beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Bu aşamada, yargılama konusu eylemin kanunda suç olarak düzenlenmediği, ancak kabahat oluşturduğunun anlaşılması durumunda yapılacak işlemin belirlenmesi için Kabahatler Kanunu’nun ilgili hükümleri üzerinde de durulmalıdır.
5252 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihinde, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun bütün ek ve değişiklikleriyle birlikte yürürlükten kalkması, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile birlikte 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi nedeniyle suç ve yaptırım sistemimiz önemli değişikliklere uğramış, 5237 sayılı TCK"nda, 765 sayılı TCK"ndaki cürüm ve kabahat ayrımına son verilerek, bir kısım kabahatler anılan Kanun’da suç olarak tanımlanmış, bir kısım kabahatler ise Ceza Kanunundan çıkarılarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında idari yaptırımı gerektiren haksızlıklar olarak düzenlenmiştir.
5326 sayılı Kanun’un "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin uyuşmazlığa ilişkin olan 7. fıkrası; "Kovuşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi hâlinde; fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen beraat kararına karşı kanun yoluna gidildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı itiraz da bu kanun yolu merciinde incelenir." şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeye göre kovuşturma safhasında, kovuşturma konusu fiilin suç oluşturmayıp kabahat sayıldığının anlaşılması durumunda, idari yaptırım kararı verilmesi için dosyanın ilgili kamu kurum ya da kuruluşuna gönderilmesi yerine davayı gören mahkemece idari yaptırım kararı verilecektir. Bu hâlde mahkemece, açılan kamu davası dolayısıyla yürütülmekte olan kovuşturma konusu fiilin suç oluşturmadığı gerekçesiyle hükmolunacak beraat kararıyla sonuçlandırılması ve idari yaptırıma karar verilmesi gerekecek ve bu uygulama 5326 sayılı Kanun’un 27. maddesi, 5237 sayılı TCK ve 5271 sayılı CMK"nun sistematiği birlikte değerlendiğinde hükmün karıştırılması niteliğinde de olmayacaktır.
Diğer taraftan, kabahat eylemlerinde zamanaşımı kavramı üzerinde de durulmalıdır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu"nun 20. maddesinin birinci fıkrasında soruşturma zamanaşımının dolması hâlinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemeyeceği; ikinci fıkrasında maktu idarî para cezası gerektiren kabahat eylemlerindeki zamanaşımı süreleri düzenlenmiş, üçüncü fıkrasında; nispî idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresinin 8 yıl olacağı hükme bağlanmıştır. Aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca zamanaşımı süresi kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlayacaktır.
Açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...’in, katılan ... imtiyaz sahası içinde bulunan açık kömür ocağından kazmak suretiyle parça kömür çıkardığı, evinde biriktirdiği toplamda 7.250 kg ağırlığındaki bu kömürleri sanık ...’e satmak isterken yakalandığı olayda;
Sanığın, imtiyaz sahasına yakın bulunan bir köyde oturduğunu, yakmak amacıyla birkaç sene öncesinden beri işletmenin döktüğü pasa alanından seçerek kömür topladığını, bu kömürleri de ikametinde biriktirdiğini, kesinlikle kömür çalmadığını savunması; görgü tespit tutanağında, sanığın kömür çıkardığı yerin katılan kurumun imtiyaz sahası içinde bulunan açık kömür ocağı olduğu ve sonradan ocağın üzerinin toprakla kapatılarak tasfiye edildiğinin bildirilmesi, bilirkişi raporunda da; ele geçirilen kömürlerin hiçbir zenginleştirme işlemine tabi tutulmamış ve belli bir noktadan kazma kullanılarak çıkarılan parça kömürler olup imtiyaz sahası içinde bulunan 48 D panoya ait kömürle aynı nitelikte bulunduğunun belirtilmesi karşısında, katılan kurum tarafından üretilerek saha içinde belli bir yerde bırakılan kömürlerin alınıp götürüldüğüne dair herhangi bir tespit yapılmadığı hususu da dikkate alınarak, ruhsat olmaksızın maden üretilmesi eyleminin suç tarihinden sonra yapılan yasal değişiklik uyarınca hırsızlık suçu olmaktan çıkarılıp sadece nispî idarî para cezasını gerektiren kabahat fiiline dönüştürülmesi nedeniyle sanığın eyleminin hırsızlık suçunu değil kabahat fiilini oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin sanık ... hakkında kurulan direnme kararına konu hükmünün, atılı hırsızlık suçundan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Öte yandan, sanığın eylemine uyan kabahat fiili bakımından son kabahat eyleminin işlendiği 22.06.2009 tarihinden itibaren 8 yıllık soruşturma zamanaşımının gerçekleşmiş olduğu hususunun mahallinde gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Bu uyuşmazlık konusunda çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
II- Sanık ...’in üzerine atılı suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;
TCK’nın "Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi" başlığını taşıyan 165. maddesi; "Bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı veya diğer mal varlığı değerini, bu suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Kanun koyucunun bu suçu ihdas etmesinin sebebi, suç işlemek suretiyle elde edilen menfaatlerin piyasada tedavüle konulmasının ve suç işlemenin bir menfaat temini açısından cazip bir yol olarak görülmesinin önüne geçmektir. Suçun konusu, başka bir suçtan doğrudan veya dolaylı olarak elde edilen her türlü ekonomik değer, yani mal varlığı değeridir. Konusu suç oluşturmayan veya suç olmaktan çıkarılmış ya da suç işlenmek suretiyle elde edilmeyen eşyanın satın alınması veya kabul edilmesi bu suçu oluşturmayacaktır.
Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu, seçimlik hareketli bir suç olup daha önce işlenmiş olan suçtan elde edilen eşyanın kabul edilmesi veya satın alınması, söz konusu suçun oluşması için gerekli ve yeterlidir. Bu suç, doğrudan kastla işlenebileceği gibi olası kastla da işlenebilir.
Açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...’in, diğer sanık ...’in katılan kurumun imtiyaz sahası içinde bulunan açık kömür ocağından kazmak suretiyle topladığı kömürleri satın almak amacıyla aracına yüklediği sırada yakalandığı olayda;
Sanık ...’in ruhsatı olmadan maden çıkarması şeklinde gerçekleşen eyleminin suç tarihinden sonra yapılan kanun değişikliği ile hırsızlık suçu olmaktan çıkarılıp nispî idarî para cezasını gerektiren kabahat fiiline dönüştürülmesi karşısında, suç ve cezada kanunilik ilkesi de dikkate alınarak, el konulan kömürlerin hırsızlık ya da başkaca bir suçun konusunu oluşturmaması nedeniyle sanık ...’in üzerine atılı bulunan suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunun da yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin sanık ... hakkında kurulan direnme kararına konu hükmünün, sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Tavşanlı 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.11.2014 tarihli ve 314-416 sayılı direnme kararına konu hükümlerinden;
a- Sanık ... hakkında hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat edilen eylemin suç olmaktan çıkarılması nedeniyle atılı hırsızlık suçundan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
b- Sanık ... hakkında suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 27.05.2021 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.