
Esas No: 2021/45
Karar No: 2021/198
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/45 Esas 2021/198 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık ..."un TCK"nın 204/1 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.12.2013 tarihli ve 424-288 sayılı hükümlerin, sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 17.02.2016 tarih ve 920-1191 sayı ile;
"Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya içeriğine göre sanığın ve müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- 5237 sayılı TCK"nun 61. maddesinde yer alan hakim somut olayda; suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını ve failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler ve 3. maddesinde yer alan suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur hükümleri uyarınca temel cezanın yukarıda sayılan ilkelere göre belirlenmesi gerektiği gözetilmeden suçun etkileri eylemin özellikleri dikkate alınarak denilmek suretiyle yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile orantılık ilkesini zedeleyecek şekilde temel cezanın belirlenmesi,
2- Sanık müdafiinin lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebine rağmen TCK"nun 62. maddesi gereğince takdiri indirim uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması,
3- 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre yalnızca sanığın kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmeye, 1. fıkrasında yer alan diğer hak yoksunluklarının ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar uygulanabileceğinin gözetilmemesi,
4- Sanığın göz altında geçirdiği sürelerin TCK"nun 63. maddesi uyarınca verilen cezasından mahsubuna karar verilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece 29.12.2016 tarih ve 181-602 sayı ile; bozmaya direnilerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş ise de bu hükmün, sanık müdafisi, katılan ... Endüstriyel Dikiş İplik Tekstil Sanayi ve Ticaret AŞ vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine yeni hüküm olduğu kabulüyle dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 22.05.2017 tarih ve 2288-3925 sayı ile;
"...Yerel mahkemenin 29.12.2016 tarih ve 2016/181-602 esas ve karar sayılı kararının direnme kararı niteliğinde olmadığı, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulmuş olması nedeniyle yeni hüküm kabul edilerek yapılan incelemede;
1- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 25.08.2011 tarihli iddianamesi ile, sanık ..."un 27.02.2009 tanzim tarihli bono senedini alacaklısı ... İplik A.Ş. olarak düzenleyerek şirket yetkilisi ..."a verdiği, bonoda katılan ... "ı kefil olarak gösterip imzaladığı,yapılan icra takibi üzerine katılanın borca ve imzaya itiraz etmesi sonucunda, kefil imzasının müştekiye ait olmadığının tespit edildiği, bu şekilde sanığın resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunması, sanığın savunmasında, suça konu bonoyu katılanın kendisine vermiş olduğu vekaletnameye istinaden düzenlediğini ifade etmesi, katılanın aşamalarda alınan beyanlarında, muhasebeci ...i"nin vasıtası ile sanık ile tanıştığını, sanığın sıkıntıları olması sebebiyle adına işyeri açamadığını, sanığın kendi adına işyeri açması için vekaletname verdiğini, buna istinaden sanığın kendisinin adına ... Tekstil isimli işyerini açıp çalıştırdığını, bu işyerine hiç gitmediğini, sanığın kendisini kefil gösterip imza atmak suretiyle bono düzenlediğini beyan etmesi, dosyada mevcut 30.10.2008 tarihli vekaletname ile katılanın kendisi adına işyeri açması ve devamında işyeri ile ilgili bir takım işlemler yapma hususunda sanığı yetkili kıldığının belirlenmesi, suça konu bononun incelenmesinde, bonoda borçlu olarak sanığın isminin, kefil olarak Yağmur Tekstil(Songül Toknaz) firmasının isminin bulunması, senette yer alan borçlu ve kefil imzalarının aynı elin mahsulü olduğunun çıplak gözle dahi fark edilebilecek nitelikte olması ve suça konu senedin katılanın adına açılan işyerinin faaliyeti kapsamında düzenlendiğinin anlaşılması karşısında, ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı kararında da belirtildiği üzere, belgede sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmektedir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek kullanan failde mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından sahtecilik kastının varlığı ileri sürülemez. Ancak mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler, böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının yerine imza atan kimsede sahtecilik kastının varlığı kabul olunamaz. Bu açıklamalar ışığında, sanık tarafından katılan adına daha önce imzalanıp ödenen senetler olup olmadığı araştırılıp gerektiğinde senetlerin verildiği kişilerin de tanık olarak dinlenmesi ve katılan tarafından vekil tayin edilen sanığın suç tarihi itibariyle vekillikten azledilip edilmediği, edilmiş ise ne zaman edildiği hususları araştırılarak, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip sanığın sahtecilik kastı ile hareket edip etmediği de karar yerinde tartışıldıktan sonra, hukuki durumunun belirlenmesi yerine eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi,
2- Kabul ve uygulamaya göre de;
a) 5237 sayılı TCK"nın 61. maddesinde yer alan "hakim somut olayda; suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını ve failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler" ve 3. maddesinde yer alan "suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" hükümleri uyarınca, temel cezanın yukarıda sayılan ilkelere göre belirlenmesi gerektiği gözetilmeden "suçun etkileri eylemin özellikleri dikkate alınarak" denilmek suretiyle, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile orantılılık ilkesini zedeleyecek şekilde temel cezanın belirlenmesi,
b) Sanık müdafiinin lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebine rağmen TCK"nın 62. maddesi gereğince takdiri indirim uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması,
c) Sanığın gözaltında geçirdiği sürelerin TCK"nın 63. maddesi uyarınca verilen cezasından mahsubuna karar verilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma üzerine Yerel Mahkemece 04.10.2018 tarih ve 328-527 sayı ile sanığın TCK"nın 204/1 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 20.03.2019 tarih ve 7112-2874 sayı ile;
"Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya içeriğine göre sanık müdafilerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 18/06/2013 gün ve 2012/15-1351 Esas ve 2013/328 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, kanun koyucu, cezanın kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime somut olayın özellikleri ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini de göstererek alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Ancak, hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, bu düzenlemelere uygun olarak; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik ile dosya içeriğine yansıyan bilgi ve belgelerin isabetli biçimde değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır. Sanığın kendisinin borçlu, katılanın kefil olarak gösterildiği suça konu bonoda katılanın yerine sahte imza atmak suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia olunduğu olayda; sanığın katılanın vermiş olduğu vekaletnameye istinaden iş yeri açması, suça konu bonoda asıl borçlu olarak sanığın isminin ve imzasının bulunması, katılanın imzasını taklit etmek yerine kendi imzasını atması ve suç konusu bononun meblağının 5.650 TL‘den ibaret olması karşısında; TCK‘nin 61. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen ve temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesini gerektiren bir neden bulunmadığı gözetilmeden, "suçun etkileri eylemin özellikleri dikkate alınarak" şeklindeki soyut ve olaya uymayan gerekçe ile alt sınırı 2 yıl olan temel cezanın üst sınıra yaklaşılarak 4 yıl hapis olarak belirlenmek suretiyle TCK‘nin 61/1 ve 3/1. maddelerine aykırı hareket edilmesi,
2- Sanık müdafilerinin lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebine ve bu konudaki bozmaya uyulmasına rağmen, sanık hakkında takdiri indirimle ilgili TCK‘nin 62. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
3- TCK‘nin 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre yalnızca sanığın kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmeye, 1. fıkrasında yer alan diğer hak yoksunluklarının ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar uygulanabileceğinin gözetilmemesi,
4- Gerekçeli karar başlığında, suç tarihinin suça konu bononun tanzim edildiği tarih olan "10.02.2009" şeklinde yazılması gerekirken, "2009" olarak yazılması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 11.12.2019 tarih ve 207-704 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.09.2020 tarihli ve 52543 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesi uyarınca, kararına direnilen Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 14.01.2021 tarih ve 3766-239 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yerel Mahkemece sanık hakkında hüküm kurulurken temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesinde gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının ve TCK’nın 62. maddesinin tartışılmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sanık hakkında kurulan hüküm yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın, katılan Oskar Endüstriyel Dikiş İplik Tekstil Sanayi ve Ticaret AŞ ile yaptığı ticaret sonrasında, alacaklısı Oskar İplik AŞ, borçlusu kendi görünen, 10.02.2009 düzenleme, 27.02.2009 ödeme tarihli, 5.680 TL bedelli ve katılan ... Hançer’in (Toknaz) kefil olarak yer aldığı suça konu senedi, katılan ...’ün imzasını sahte şekilde oluşturup anılan firma çalışanına verdiğinin iddia ve kabul edildiği,
Suça konu senet katılan Oskar Endüstriyel Dikiş İplik Tekstil Sanayi ve Ticaret AŞ vekili tarafından 16.03.2009 tarihinde İstanbul 4. İcra Müdürlüğüne ibraz edilmek suretiyle icra takibi başlatılmış ise de dosya kapsamından, sanığın anılan senedi katılan Oskar Endüstriyel Dikiş İplik Tekstil Sanayi ve Ticaret AŞ çalışanına 10.02.2009 tarihinde düzenleyerek verdiği, atılı suçu daha ileri bir tarihte işlediğine dair dosyada herhangi bir delil bulunmadığı,
10.02.2009 tarihi itibarıyla sanığın on sekiz yaşından büyük olduğu,
Olay nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında 25.08.2011 tarihinde iddianame düzenlenmiş olup Yerel Mahkemece sırasıyla 03.12.2013, 29.12.2016 ve 04.10.2018 tarihlerinde mahkûmiyet hükümleri kurulduğu ve dava zamanaşımının, son olarak sanık hakkında verilen 11.12.2019 tarihli mahkûmiyet hükmüyle kesildiği,
Anlaşılmıştır.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçu, 5237 sayılı TCK’nın 204/1. maddesinde;
"Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Yine suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK"nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun"un 67. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca kesen bir nedenin varlığı hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Ceza Genel Kurulunun 26.06.2012 tarihli ve 978–250 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun yaptırımı, suç tarihinde yürürlükte olan TCK’nın 204/1. maddesinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiştir. Buna göre, TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, aynı Kanun"un 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır.
Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve sanığın 10.02.2009 tarihinde gerçekleştirdiği iddia olunan eylemle ilgili olarak iddianame tarihinin 25.08.2011 olduğu ve Yerel Mahkemece sanık hakkında sırasıyla 03.12.2013, 29.12.2016 ve 04.10.2018 tarihlerinde mahkûmiyet hükümleri kurulduktan sonra zamanaşımının son olarak sanık hakkında verilen 11.12.2019 tarihli mahkûmiyet hükmüyle kesildiği de gözetildiğinde, TCK"nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen on iki yıllık kesintili dava zamanaşımı süresi 10.02.2021 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemece sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçu yönünden verilen direnme kararına konu hükmün, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK"nın, 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK"nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK"nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuç karşısında, Yerel Mahkemece sanık hakkında hüküm kurulurken temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesinde gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının ve TCK’nın 62. maddesinin tartışılmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bu aşamada değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.12.2019 tarihli ve 207-704 sayılı direnme kararına konu hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA, ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK"nın, 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK"nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK"nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.05.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.