Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/541
Karar No: 2021/194

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/541 Esas 2021/194 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/541 E.  ,  2021/194 K.
"İçtihat Metni"


Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
.
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanıklar ... ve ..."in TCK"nın 85/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 18.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına ve taksitlendirmeye ilişkin Şarkışla Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.02.2013 tarihli ve 140-71 sayılı hükümlerin sanıklar müdafisi ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 09.04.2015 tarih ve 12937-6277 sayı ile;
"...Olay tarihinde saat 18.45 sıralarında, sanık ..."in gece, meskun mahal dışında, tek yönlü, hafif eğimli yolda idaresindeki kamyonet ile seyri sırasında orta refüjden yola aniden çıkan ve yolun sol tarafından sağ tarafına geçmek isteyen yaya ..."a aracının sol ön kısmı ile çarpması sonucu yayanın öldüğü olayda; sanıklar Talip ve ..."in ortağı olduğu "Sivas-Kayseri karayolu yapımı" işini yapmakta olan... İnşaat Limited Şirketi"nde işçi olarak çalışan ölenin, mesai bitiminde yolun karşısında olan şirkete ait kamyona binip şantiye sahasına gitmek için karşıdan karşıya geçmeye çalıştığı sırada kazanın gerçekleştiği dikkate alındığında, ölümün çalışma alanı dışında ve mesai saatinden sonra trafik kazasından kaynaklandığı gözetilerek sanıkların beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, iş kazası şeklinde değerlendirilmek suretiyle dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
Kabule göre de;
Sanıklar hakkında tayin edilen 2 yıl 6 ay hapis cezasının, adli para cezasına çevrilmesi sırasında hesap hatası yapılmak suretiyle, 18.200 TL yerine 18.000 TL adli para cezası tayin edilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Kabule göre bozma nedenlerine uyan Yerel Mahkeme ise 19.11.2015 tarih ve 218-500 sayı ile;
“...Olay günü müteveffanın evine gitmek için karşıdan karşıya geçtiği, yolun karşısında yol yapım çalışmalarını üstlenen firmaya ait kamyonun beklediği, çalışanlardan birinin karşıya geçtiği, daha sonrasında ise müteveffanın karşıdan karşıya geçmek istediği, diğer sanık sürücü Uğur Görgen"in kullandığı aracın müteveffaya çarptığı, kaza neticesinde müteveffanın hayatını kaybettiği, yol yapımını üstlenen şirketin ortağı olan sanıkların aynı zamanda iş yeri olarak kabul edilmesi gereken yolda gerekli güvenlik tedbirini almadıklarını, iş güvenliğine ilişkin tedbirlerin işçinin iş çıkışından evine ulaşmasına kadar ki bölümü de kapsadığı, bu itibarla sanıkların kusurlu olduğu, sanıkların dikkatsiz ve özensiz davranarak taksirli bir biçimde müteveffanın ölümüne neden olduğu,” şeklindeki gerekçeyle önceki hükümlerinde direnilmesine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.01.2016 tarihli ve 432329 sayılı “Bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 684-930 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen Geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 29.03.2017 tarih ve 135-2540 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık Uğur Görgen hakkında verilen mahkûmiyet kararı Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda sanıklar ... ve ...’in kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanıklar ... ve ..."in ortağı olduğu Çevik İnşaat Limited Şirketi"nde işçi olarak çalışan ...’ın, 23.10.2011 tarihinde mesai bitiminde saat 18.45 sıralarında adı geçen şirkete ait kamyona binip şantiye sahasına gitmek için karşıdan karşıya geçtiği sırada inceleme dışı sanık Uğur Görgen"in sevk ve idaresindeki kamyonetin kendisine çarpması neticesinde hayatını kaybettiği,
Trafik kazası tespit tutanağına göre; 23.10.2011 tarihinde saat 18.45 sıralarında, inceleme dışı sanık Uğur Görgen"in sevk ve idaresindeki aracıyla Kayseri istikametinden Şarkışla istikametine doğru seyir hâlinde olduğu sırada kendi gidiş istikametine göre yolun solundan sağ tarafına geçmek isteyen yaya ...’a aracının sol ön kısımlarıyla çarptığı; kazanın oluşumunda inceleme dışı sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 52/2-a maddesinde sayılan “Hız sınırının üzerinde seyretmek” kuralını; ölenin ise yaya kusurlarından sayılan yola birden çıkmak, araçlara ilk geçiş hakkını vermemek ve görünürlüğü artırıcı tedbirler almamak kurallarını ihlâl ettiği,
Kazanın, meskun mahal dışında, açık havada, gece vakti, tek yönlü, hafif eğimli, 7 metre genişliğinde, asfalt kaplamalı düz yolda gerçekleştiği,
Ölü muayene tutanağına göre; ölümün, trafik kazasına bağlı çoklu kırık, kafa tabanında meydana gelen çoklu kırıklara bağlı doku harabileti sonucu ve çoklu travmanın neden olduğu iç kanama sonucu gerçekleştiği,
Mahkemece yapılan keşfe istinaden trafik bilirkişileri tarafından düzenlenen 09.10.2012 tarihli rapora göre; ölenin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun"unda yaya kusurları olarak sayılan, “Yola birden çıkmak”, “Araçlara ilk geçiş hakkını vermemek” ve “Görünürlüğü artırıcı tedbirler almamak” kurallarını ihlâl etmesi nedeniyle asli kusurlu, inceleme dışı sanığın ise hız sınırlarının üzerinde seyrettiğinden tali kusurlu olduğu,
Soruşturma aşamasında iş güvenliği uzmanı tarafından düzenlenen 27.02.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; işveren olan sanıkların, gerekli talimatları oluşturmadan çalışanların kamyonları servis aracı olarak kullanılmasını yasaklamadıklarından; ölenin ise yaya kurallarına uygun olmayan şekilde hareket etmesi ve dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde karşıdan karşıya geçmesi nedeniyle asli kusurlu oldukları,
Kovuşturma aşamasında iş güvenliği uzmanı tarafından düzenlenen 04.02.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre; sanıkların işveren olarak çalışanlarına işle ilgili sağlık ve güvenliği sağlamak amacıyla gerekli eğitimleri vermeden, talimatları oluşturmadan personel çalıştırması ve şantiye ile çalışma alanında personelin gidiş gelişlerinde servis aracı olarak kamyonların kullanılmasını önleyici tedbirleri almamaları ve bu konu ile ilgili gerekli talimatları oluşturmamaları nedeniyle asli kusurlu oldukları,
08.02.2012 tarihli araştırma tutanağına göre; sanıkların sahibi olduğu şirkette işçilerin iş yerine gelip gitmelerine tahsis edilmiş münhasır servis aracının bulunduğu, şirkete ait diğer işlerde kullanılan vasıtalar ile işçi naklinin rutin şekilde değil rastlantısal yapıldığı, işçilerin zaman zaman servis aracını beklemeyerek gerek yaya gerekse iş sahasında bulunan kamyonları durdurmak suretiyle iş sahasına gelip gittikleri,
Anlaşılmaktadır.
Katılanlar ..., ..., ..., ... ve Dilem Atalay; olayı görmediklerini, sanıklardan şikâyetçi olduklarını,
Tanık Mehmet Aycan; yaklaşık üç yıldır yol inşaatı alt ve üst yapısı yapan sanıkların sahibi oldukları şirkete ait şantiyede ön muhasebe bölümünde çalıştığını, çalışma sahalarının çok geniş olduğunu, ölenin de aynı şirkette şoför olarak çalıştığını, şirket tarafından tüm şoförlere fosforlu yelek verildiğini, ölenin aracında da bu yeleğin olduğunu, ancak kullanıp kullanmadığını bilmediğini, ölenin çalıştığı süre boyunca şantiyede kaldığını, olay günü de iş çıkışı şantiyeye gitmek isterken karşıdan karşıya geçtiği sırada ana yolda kazanın meydana geldiğini, şirket bünyesinde birden çok servis aracı olduğunu ve işçilerin servis araçları ile çalışma alanına gelip gittiğini, olay günü ölenin ana yol kenarına geçip o an şantiyeye gitmekte olan şirkete ait diğer bir kamyona binmek amacı ile yola çıktığında kazanın gerçekleştiğini, olayı görmediğini,
Tanık Mehmet Gökçınar; yaklaşık 7-8 yıldır sanıkların sahibi oldukları şirkete ait şantiyede formen ve servis şoförü olarak çalıştığını, şirket bünyesindeki şantiye alanında iki servis aracı ve iki şoför olarak görev yaptıklarını, şantiyede çalışan tüm işçilerin şantiye alanında kendilerine ayrılan barınaklarda kaldıklarını, işçileri şantiyeden çalışma alanına servis aracı ile kendilerinin getirip götürdüklerini, ölenin de bu şantiyede şoför olarak çalıştığını, şirket yetkililerinin şoför olarak görev yapan herkese fosforlu yelek dağıttığını ancak bu yeleği sürekli takmadıklarını, olayı görmediğini ancak duyduğu kadarıyla ölenin şantiyeye doğru gitmek üzere şirkete ait bir kamyona yetişmek istediği sırada kaza olayının gerçekleştiğini, kaza yeri ile iş alanı arasında yaklaşık 1 kilometrelik bir mesafe bulunduğunu,
Tanık Seyfeddin Martgen; sanıkların sabihi olduğu şirkette 5 yıldır kamyon şoförü olarak çalıştığını, ölen ile birlikte gündüz vardiyesinde görev yaptıklarını, çalışma sürelerinin sabah saat 08.00’da başlayıp akşam saat 17.00’da bittiğini, mesai başlama ve bitiş saatleri ile ilgili yazılı bir belge bulunmadığını ancak sözlü olarak bu durumun bildirildiğini, çalıştıkları kamyon içerisinde fosforlu yeleklerinin olduğunu, çalışma saatleri içerisinde bu yelekleri kullandıklarını, olay günü saat 18.30 sıralarında işi bırakıp kullandığı kamyon ile şantiyeye gideceği sırada tanık Yakup’un yanına gelerek kamyona bindiğini, ölenin de el işareti yaparak kendisini de beklemelerini istediğini, ölenin Sivas-Kayseri karayolunun refüjüne kadar kendilerine doğru adım atıp sonra tekrar geriye çekildiğini, akabinde yeniden kendilerine doğru koştuğu sırada Kayseri istikametinden gelen bir aracın ölene çarptığını, olaydan hemen sonra ölenin yanına gittiklerini ancak yaşam belirtisi göstermediğini,
Tanık Yakup Arslantaş; sanıkların sabihi olduğu şirkette 3 yıldır kamyon şoförü olarak çalıştığını, ölen ile birlikte gündüz vardiyesinde görev yaptıklarını, çalışma sürelerinin sabah saat 08.00’da başlayıp akşam saat 17.00’da bittiğini, mesai başlama ve bitiş saatleri ile ilgili yazılı bir belge bulunmadığını ancak sözlü olarak bu durumun bildirildiğini, çalıştıkları kamyon içerisinde fosforlu yeleklerinin bulunduğunu, çalışma saatleri içerisinde bu yelekleri kullandıklarını, olay günü saat 18.30 sıralarında işlerini bitirdikten sonra anayola doğru yürüdüğünü, yolun karşı tarafında bulunan ve kendisini bekleyen tanık Seyfettin’in kullandığı kamyona bindiğini, bu sırada ölenin de el işareti yaparak geleceğini söylediğini, ölenin Sivas-Kayseri karayolunun refüjüne kadar kendilerine doğru yürüdüğünü sonra tekrar geriye çekildiğini akabinde yeniden kendilerine doğru koştuğu sırada Kayseri istikametinden gelen bir aracın ölene çarptığını, olaydan hemen sonra ölenin yanına gittiklerini ancak yaşam belirtisi göstermediğini,
Tanık ...; ölen ile birlikte karayolu yapımını ihale ile alan taşeron firma olan Çevik İnşaat"ta işçi olarak çalıştıklarını, kendisinin gece, ölenin ise gündüz vardiyesinde olduğunu, olay günü havanın zifiri karanlık olduğu, kendisinin gece mesaisine başlamak üzere olduğunu, ölenin ise diğer işçiler ile birlikte işi bıraktığını, saat 18.30 sıralarında Sivas-Kayseri karayolundaki Kayapınar mevkiinde ölen ile birlikte oldukları sırada Kayseri istikametine doğru yolun sağında ölen ve diğer işçiler ile birlikte beklediklerini, kazanın meydana geldiği yerin çift şeritli bölünmüş yol olduğunu, bu bölgede yapılan inşaat çalışmalarının bittiğini ve yolun faaliyete açıldığını, ölen ile ayak üstü konuştuklarını, ölenin servis aracına binmek için tanık Yakup ile birlikte yolun karşına geçmek istediğini, tanık Yakup’un hızlıca koşarak yolun karşısına geçtiğini, ölenin ise onun arkasından koşarak orta refüje geldiğini ancak Sivas istikametine giden şeridin ortasına doğru geldiği sırada bir an durakladığını, bu sırada gelen bir aracın ölene çarptığını, ölenin duraklamasıyla aracın çarpmasının bir anda olduğunu,
Beyan etmişlerdir.
İnceleme dışı sanık Uğur Görgen; ortağı olduğu Sağlam Çelik Kapı Limited Şirketi"ne ait araç ile Kayseri ilinden Sivas iline doğru yola çıktığını, sevk ve idaresindeki aracın içerisinde üç kişi bulunduğunu, Şarkışla ilçesine ulaşmadan saat 18.45 sıralarında yolun sağ şeridinde seyir hâlinde iken yolun solunda bir karartının birden önüne çıktığını, bu karartıyı görmesiyle çarpmasının bir anda olduğunu, araçtan inip yola doğru baktığında yerde bir şahsın yattığını gördüğünü, ölenin üzerinde koyu renkte elbiseler olduğunu, yaklaşık 100 km/saat hızla gittiğini,
Sanık ...; Çevik İnşaat Tic. San. Ltd. Şti.’nin yetkilisi olduğunu, ölenin yetkilisi olduğu şirketin yol yapım işinde kamyon şoförü olarak çalıştığını ve olay tarihinden birkaç gün önce işe girdiğini, bu nedenle özlük dosyasının bulunmadığını, yol yapım işinin iki vardiye olarak devam ettiğini, ölenin 08.00-1700 saatleri arasındaki gündüz vardiyasında çalıştığını, çalışma sahası içinde ve mesai saatleri içerisinde iş güvenliğinin şirket tarafından sağlandığını ancak olayın iş çalışma sahası alanında ve mesai saatleri içerisinde gerçekleşmediğini, yol üzerinde çalışma yapan tüm işçilerin araçlarının içerisinde fosforlu yelek bulunduğunu, gerçekleşen kazada kusurlarının bulunmadığını,
Sanık ...; kazanın meydana geldiği alanın şantiye ve iş güvenliği ile bir ilgisinin bulunmadığını, olayın ölenin kusurundan kaynaklandığını,
Savunmuşlardır.
Kural olarak suç yalnızca kastla işlenebilir. Ancak kanunda açıkça gösterilen hallerde taksirle de işlenebileceği kabul edilmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için, kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, TCK"nın 22/2. maddesinde; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" şeklinde tanımlanmıştır.
Arapça "kusur" kökünden türetilmiş bulunan taksir; kısaltma, bir işi eksik yapma, bir şeyi yapabilirken çekinip yapmama, kusur etme, kabahat ve günah anlamlarına gelmektedir. (Kayıhan İçel, Ceza Hukukunda Taksirden Doğan Sübjektif Sorumluluk, Cezaevi Matbaası, İstanbul 1967, s. 22) Hukuki anlamda ise; neticenin fail tarafından öngörülebilir olduğu hâlde öngörülmemesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, öngörüldüğü hâlde istenmemesi şeklinde de olabilir. (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 2. Baskı, c. 1, s. 590)
Taksir, öğreti ve yargısal kararlarda; "failin suç tipindeki neticeye yönelik kast içinde olmadan, fakat zorunlu olduğu özeni gösterdiği takdirde neticenin meydana gelmesi mümkün bulunmayan hallerde, tespit edilmiş suç tipini hukuka aykırı olarak ihlal etmesi; bir kimsenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle istemediği ve fakat öngörülebilir bir neticeyi gerçekleştirmesi" şeklinde tanımlanmıştır. (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 1992, c. 2, s. 336; Turan Tufan Yüce, Türk Ceza Hukuku Temel Kavramları, Turhan Kitapevi, Ankara 1984, s. 59; Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara 1993, c. 1, s. 508; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 172; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Baskı, s. 318; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 2015, 4. Baskı, s. 254)
Suçun manevi unsurlarından olan kast gibi taksirde de, birlikte yaşamanın getirdiği kurallara uyulmaması söz konusudur. Toplumsal hayatta belli faaliyetlerde bulunan kişilerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar birlikte yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlâl edilmesi sonucu belirir. Taksirli suçta fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için ceza yaptırımı ile karşılaşır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.11.2014 tarihli ve 179-499; 18.02.2014 tarihli ve 10- 80; 25.03.2008 tarihli ve 43-62; 01.02.2005 tarihli ve 213-3; 23.03.2004 tarihli ve 12-68; 09.10.2001 tarihli ve 181-204 ile 21.10.1997 tarihli ve 99-202 sayılı kararlarında açıkça vurgulandığı ve öğreti ile uygulamada da kabul edildiği üzere taksirin unsurları;
1- Suçun taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradiliği,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Neticenin gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin vasfını da değiştirmeyecektir. TCK"da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.
Uyuşmazlığa konu somut olayda diğer şartların gerçekleştiği konusunda herhangi bir tereddüt olmaması nedeniyle, taksirin unsurları arasında gösterilen "hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması" şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
Taksirle gerçekleştirilen bazı fiillerin kanunda suç olarak tanımlanıp cezaî yaptırıma bağlanmasıyla, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hâle gelen toplum hayatı içerisinde daha dikkatli davranmalarının temini amaçlanmaktadır. Kanun ve ortak hayat tecrübelerinin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen mükellefiyetini ihlâl eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı bir neticeye sebep olan kişinin taksirle işlenen suçlara ilişkin cezaî sorumluluğu benimsenmiş, fakat taksirden sözedilebilmesi için failin hareketi ile meydana gelen zararlı netice arasında nedensellik bağının varlığı aranmıştır. Diğer bir ifade ile bütün suçlarda olduğu gibi, taksirli suçlarda da fiil ile netice arasında nedensellik bağının bulunması cezalandırmanın şartını teşkil edecektir.
TCK"nın 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları;
"4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir" şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinde de; "Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir. Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz." açıklamalarına yer verilmiştir.
Zararlı neticenin, failin hareketinin mağdurun ya da üçüncü bir kişinin hareketi ile birleşmesi sonucunda meydana geldiği durumlarda, taksirle sorumluluk şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından neticeye kimin sebebiyet verdiği, failin iradi hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının kesilip kesilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Mağdur ya da üçüncü kişinin hareketinin ya da bir başka nedenin neticenin tek sebebi olduğu veya zararlı neticenin yalnızca bu kişilerin kusurlu hareketlerinden kaynaklandığı durumlarda, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının ortadan kalktığı kabul edilmelidir. Buna karşılık failin kusurlu hareketine mağdur ya da üçüncü bir kişinin kusurlu hareketinin eklendiği ve neticenin çeşitli kusurlu hareketlerin birleşmesinden meydana geldiği hâllerde, nedensellik bağı kesilmeyip, TCK"nın 40. maddesine göre taksirli suçlarda iştirak ilişkisi de mümkün olmadığından, aynı Kanun"un 22. maddesinin dört ve beşinci fıkralarına göre herkes kendi kusurundan dolayı ve kusuruna göre sorumlu olacaktır.
Öğretide; "Üçüncü bir kişinin veya mağdurun hareketinin failin taksirli hareketine eklenmesi durumunda nedensellik ilişkisinin ortadan kalkıp kalkmadığı araştırılmalıdır. Eklenen hareketler kusurlu değilse, neticenin failin taksirli hareketinden kaynaklandığı kabul edilir. Diğer hareketler kusurlu ise bunların taksirin varlığını tamamen veya kısmen kaldırıp kaldırmadığına bakılmalıdır." (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 8. Baskı, İstanbul, 2014, s. 366); "Birden fazla kişinin birleşen fiilleri ile bir neticeye neden oldukları hallerde, bu faillerin hareketi ile netice arasındaki nedensellik ilişkisi özel önem taşır. Belirtelim ki bu hallerde her bir kişinin hareketi ile netice arasında nedensellik ilişkisinin bulunması ön koşuldur. Ekip halinde faaliyeti gösterenlerden birisine diğerlerini denetleme ve kişiler arasında koordinasyonu sağlama yükümlülüğü yüklenmiş ise kişi bu yükümlülüğe uygun davranmadığı için neticeye sebebiyet vermiş olabilir. Bu halde bu kişi neticeden sorumlu olur." (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 4. Baskı, İstanbul, 2015, s. 254); "Failin kusurlu hareketine mağdurun kusurlu hareketi de eklenmiş ve netice bu iki kusurlu hareketin birleşmesinden meydana gelmişse (ortak kusur) failin sorumluluğu ortadan kalmış olmaz. Nitekim bu ihtimalde taksirler arasında takas söz konusu olmayıp, fail kusuru oranında taksirli suçtan cezalandırılır." (Mehmet Emin Artuk- Ahmet Gökçen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Baskı, Ankara, 2014, s. 341); "Birden çok kişinin davranışı birlikte neticeye sebebiyet vermiş ve tüm katılanlar özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmişse netice objektif olarak isnad edilebilir ve herkes kendi taksirli fiilindendolayı kusuruna göre sorumlu olur. Bu gibi hallerde önceki taksirli hareket ile netice arasında illiyet bağı bulunmamasından veya kesilmesinden söz edilmesi doğru değildir." (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 7. Baskı, Ankara, 2014, s. 214); "Fail zaten taksirli hareket ediyor ve bir başkasının taksirli hareketi buna ekleniyorsa, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağı mevcut olmaya devam eder. Bu durumda mesele artık nedensellik bağı meselesi değil, failin ve üçüncü kişinini kusurunun tespiti meselesidir. Bir inşaatın yıkımı sırasında yoldan gelip geçenlere zarar verilmemesi hususunda gerekli tertibatı almayan, örneği yıkım alanını tahta perde ile çevirmeyen müteahhit, iki işçisinin binadan sökülen kalası dikkatsizce sokağa atmaları sonucu meydana gelen neticeden her iki işçisiyle beraber taksirinden dolayı sorumludur." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 16. Baskı, Ankara, 2013, s.241) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Bu açıklamalardan sonra, taksirle ölüme neden olma suçu ile iş sağlığı ve güvenliği konularıyla ilgili yasal düzenlemelerin de gözden geçirilmesi gerekmektedir.
TCK"nın "Taksirle öldürme" başlıklı 85. maddesi;
"Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu yaptırıma bağlanmıştır. Fiil birden fazla insanın ölümüne veya bir ya da birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir ya da birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise fail maddenin ikinci fıkrası gereğince cezalandırılacaktır.
4857 sayılı Kanun"un, 30.06.2012 tarihli ve 28339 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu"nun 37. maddesi ile yürürlükten kaldırılan, fakat suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 77. maddesi; "İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.
İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. ..."
11.01.1974 tarihli ve 14765 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren ve suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan, ancak suç tarihinden sonra 23.07.2014 tarihli ve 29069 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan tüzükle yürürlükten kaldırılan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü"nün 3 ve 4. maddeleri ise;
"3- İşveren, işçilere yapmakta oldukları işlerinde uymaları gerekli sağlık ve güvenlik tedbirlerini öğretmek ve iş değiştirecek işçilere yenisinin gerektiği bilgileri vermek zorundadır.
4- İşverenin, işyerinde, teknik ilerlemelerin getirdiği daha uygun sağlık şartlarını sağlaması; kullanılan makinalarla alet ve edevattan herhangi bir şekilde tehlike gösterenleri veya hammaddelerden zehirli veya zararlı olanları, yapılan işin özelliğine ve fennin gereklerine göre bu tehlike ve zararları azaltan alet ve edevatla değiştirmesi iş kazalarını önlemek üzere işyerinde alınması ve bulundurulması gerekli tedbir ve araçları ve alınacak diğer iş güvenliği tedbirlerini devamlı surette izlemesi esastır." şeklinde düzenlenmiştir.
Bu hükümlere göre; işverenin, işyerinde iş sağlığı ve güvenliği için gerekli önlemleri alma, bu önlemlere uyulup uyulmadığını denetleme, işçileri yaptıkları işlerinde karşı karşıya oldukları mesleki riskler ile uyulması gerekli sağlık ve güvenlik tedbirleri hususunda eğitime tâbi tutma, yasal hak ve sorumlulukları noktasında bilgilendirme konularında yükümlülükleri bulunmaktadır. İşverenin işyerinden sorumlu bir vekil görevlendirdiği durumlarda ise işveren vekilinin bu yükümlülüklerden sorumlu olacağı izahtan varestedir.
30.06.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu"nun 3. maddesinin ikinci fıkrasında, işveren adına hareket eden, iş ve işyerinin yönetiminde görev alan işveren vekilinin işveren sayılacağı açıkça vurgulanmış; "İşverenin genel yükümlülüğü" başlıklı dördüncü maddesinde de, işveren veya vekillerinin yükümlülükleri, 4857 sayılı İş Kanunu ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü"nün ilgili maddelerinde hüküm altına alınan yükümlülüklere benzer şekilde düzenlenmiştir.
Bu aşamada bilirkişilerin atanması, bilirkişi raporları ve bu raporların yargı mercileri nezdinde bağlayıcı olup olmadıkları üzerinde de durulması gerekmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Bilirkişinin Atanması" başlıklı 63. maddesinde;
"1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re"sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez.
2) Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması, hâkim veya mahkemeye aittir. Birden çok bilirkişi atanmasına ilişkin istemler reddedildiğinde de aynı biçimde karar verilir.
3) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı da bu maddede gösterilen yetkileri kullanabilir." şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Bilirkişi, Ceza Muhakemesi Kanunu"na Göre İl Adlî Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik"in 3. maddesinde; "çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü ya da yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya tüzel kişi" şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan hareketle denilebilir ki, sahip bulunduğu uzmanlık bilgisiyle mahkemeye bir ispat sorununda yardımcı olup, tanzim ettiği raporu delil değil, "delil değerlendirmesi aracı" olan bilirkişiye başvurmanın amacı, "çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde görüş alınmasıdır." Bununla birlikte ceza muhakemesinde bilirkişi kendiliğinden bir rol edinemez. Bir sorunun ne zaman uzmanlığı ya da özel veya teknik bir bilgiyi gerektirip gerektirmediğine bilirkişi görevlendirmekle yetkili olan Cumhuriyet savcısı veya hâkim karar verecektir.
Anılan hükümler uyarınca hâkim, çözümü ancak özel veya teknik bir bilgi gerektiren hallerde bilirkişi dinleyebilir veya rapor isteyebilir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümü mümkün bulunan konularda ise bilirkişiye başvurmayacaktır. Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği "akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme" gibi hususlar dışında hâkimin bilirkişi raporu alması mecburiyeti bulunmadığı gibi, bilirkişi raporu da mahkemeyi bağlayıcı nitelikte değildir.
Ölümle sonuçlanan kazada sanıkların kusurlu olup olmadıkları hususunun uzmanlık gerektiren özel ve teknik bir konu olduğu açık ise de, bu konudaki bilirkişi raporunun hâkimin delilleri serbestçe takdir yetkisini elinden almayacağı bilinmektedir.
Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Sanıklar Talip ve ..."in ortağı olduğu Çevik İnşaat Limited Şirketi"nde işçi olarak çalışan ...’ın, 23.10.2011 tarihinde mesai bitiminde saat 18.45 sıralarında adı geçen şirkete ait kamyona binip şantiye sahasına gitmek için karşıdan karşıya geçtiği sırada inceleme dışı sanık Uğur Görgen"in sevk ve idaresindeki kamyonetin kendisine çarpması neticesinde hayatını kaybettiği olayda;
Ölenin mesai bitiminde yolun karşısında olan şirkete ait kamyona binip şantiye sahasına gitmek için çalışma alanı dışında bulunan ana yola aniden çıkarak karşıdan karşıya geçmek istediği sırada inceleme dışı sanığın sevk ve idaresindeki kamyonetin çarpması neticesinde kazanın gerçekleşmesi, sanıkların ortağı olduğu şirkete ait işçilerin iş yerine gelip gitmeleri için tahsis edilmiş servis araçlarının bulunması, şirkete ait diğer işlerde kullanılan vasıtalar ile işçilerin iş yerine gidip gelmelerinin rutin şekilde değil rastlantısal yapıldığının tespit edilmesi ve ölen ile aynı şirkette çalışan tanıkların şirket yetkilileri tarafından işçilere görünürlüğü artıracak reflektörlü yelek verildiğini beyan etmeleri hususları göz önüne alındığında; ölen ve hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen inceleme dışı sanık Uğur’un dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketlerinin birleşmesi sonucunda ölüm neticesinin meydana geldiği, servis aracı yerine şirkete ait kamyon ile şantiyeye gitmesi hususunda ölene herhangi bir talimat vermeyen ve çalışanları sürekli gözetlemelerine imkân bulunmayan şirket yetkililerinin iş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda yeterli önlem alınıp alınmadığını denetlemedikleri kabul edilse dahi bu hareketleriyle meydana gelen zararlı netice arasında nedensellik bağı bulunmadığı, meydana gelen zararlı neticeye ölenin kendi hareketiyle sebebiyet verdiği, sanıklara izafe edilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, sanıklara kusur yükleyen bilirkişi raporlarının da mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olmadığı anlaşıldığından, sanıkların atılı suçtan beraatlarına karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanıklara atfı kabil kusur bulunmadığı ve beraatlarına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Şarkışla Asliye Ceza Mahkemesinin 19.11.2015 tarihli ve 218-500 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanıkların taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan beraatleri yerine mahkûmiylerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.05.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


Avukat Web Sitesi