16. Hukuk Dairesi 2020/2500 E. , 2020/5457 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın onanmasına ilişkin yukarda belirtilen ilamın karar düzeltme yolu ile incelenmesi ... ve arkadaşları tarafından süresinde istenilmekle; inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu, ... İlçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 116 ada 80 parsel sayılı 12.988,66 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı ... adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ... ve arkadaşları, taşınmazın kendi murislerinden irsen intikal eden yer olduğunu ileri sürerek ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, tapu kaydının miras payları oranında iptali ve adlarına tescili istemiyle dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın usulden reddine karar verilmiş; hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 18.11.2019 tarih 2016/11985–2019/7434 Esas, Karar sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiş, iş bu onama ilamına karşı davacılar vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Mahkemece, davalı ..."nın, kök muris ..."nin terekesine karşı üçüncü kişi konumunda olduğu, kök murisin mirasçısı olmadığı, davacı tarafın ise dava konusu taşınmazların davalı adına olan tapu kayıtlarının miras hissesi oranında iptali ile kendi adına tesciline ilişkin olarak dava açtığı, oysa ki iştirak halinde mülkiyete tabi olan taşınmazlarda 4721 sayılı TMK"nın 640 ve 702. maddesi gereğince mirasçının kendi miras payı oranında talepte bulunamayacağı, ancak tüm mirasçıların taşınmazın terekeye döndürülmesi adına talepte bulunabileceği, her ne kadar davacı tarafça 1 nolu celsede dava konusu taşınmazın tüm mirasçılar adına tescili talep edilerek davanın ıslah edileceği belirtilmiş ise de, duruşma tarihi itibariyle Kadastro Kanununda belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve hak düşürücü süre dolduktan sonra yapılacak olan ıslah beyanının dikkate alınamayacağı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş olup, varılan bu sonuç yasa hükümlerine ve Yargıtayın yerleşik uygulamalarına aykırı bulunmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; davacıların taşınmazın kök murisleri ...’ye ait iken 1968 yılında ölümüyle mirasçılarına kaldığını öne sürerek miras payları oranında adına tescili istemiyle ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu"nun 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre içinde eldeki davayı açtıkları, ne var ki; davalı ...’ın muris ... terekesine göre üçüncü kişi (kök murisin mirasçısı ve halen sağ olan ...’ın eşi) olduğu, bu durumda mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti hükümlerinin geçerli olması nedeniyle terekeye dayalı olarak üçüncü kişilere karşı miras payına yönelik dava açılamayacağı tartışmasızdır. Esasen bu husus mahkemenin de kabulünde olup, çözümlenmesi gereken husus 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılan davada ıslah yoluyla talebin tamamen değiştirilmesi halinde hak düşürücü sürenin gözetilip gözetilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Kavram olarak ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. Gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamalarında ıslah ile davanın değiştirebileceği, iddia ve savunmanın genişletilebileceği ilke olarak kabul etmektedir. Bilindiği gibi, HUMK"nın 87. maddesinin son cümlesindeki “müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü Anayasa Mahkemesi’nin 20.07.1999 tarih 1999/1 Esas- 1999/33 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bundan böyle davacı, dava dilekçesinde gösterdiği müddeabihini (davalı muvafakat etmese bile) aynı dava içinde ıslah yolu ile artırabilecektir. Bu düzenleme, davacının ilk dava dilekçesinde saklı tuttuğu fazlaya ilişkin hakkını ek bir dava ile istemesine engel olmayacaktır. Davanın tamamen ıslahı, dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını gerektirir. (HUMK madde 87). Gerek öğretide, gerekse yerleşik yargısal kararlarda davanın tamamen ıslahında yeni bir davadan söz edilemeyeceği, tamamen ıslah edilen dava, ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, bunun doğal sonucu olarak zamanaşımı ve hak düşürücü süre yönünden ilk davanın açıldığı tarihteki durumun dikkate alınacağı benimsenmiştir. Bu nedenle, davanın tamamen ıslahında ıslah olunan davanın, ilk dava gününde açılmış sayılması gerekir. HGK"nın 06.03.2013 tarihli 2012/824-2013/305 Esas, Karar sayılı ilamıyla tam ıslah halinde yukarıda belirtilen ilke benimsenmiş, kısmi ıslah durumunda ise dava açılan alacak kesimi için zamanaşımının kesileceğini, dava açıldığı tarihte fazlaya dair hakların saklı tutulması halinde dahi talep edilmeyen kısım yönüyle zamanaşımının işlemeye devam edeceği, kısmi ıslah tarihi itibariyle zamanaşımının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Diğer bir anlatımla tam ıslah, geriye dönük olarak tüm usuli işlemlerin yapılmamış sayılmasını gerektirmekte olduğu halde kısmi ıslah ıslahın yapıldığı tarihten itibaren ileriye yönelik olarak hüküm ifade eder.
Somut olaya gelince; davacı vekili 14.04.2016 tarihli duruşmada, bu davayı açmadan önce ... Sulh Hukuk Mahkemesi"nin 2015/712 Esas sırasında kayıtlı terekeye temsilci atanması için dava açtıklarını, ancak Sulh Hukuk Mahkemesince, bu mahkemeden yetki almadan dava açtıkları gerekçesiyle davalarının usul yönünden reddolunduğunu, yeniden dava açmak üzere süre talep ettiklerini, ayrıca dava dilekçesinin talep kısmını tüm mirasçılar için tapu iptali ve tescil talebinde bulunmak üzere ıslah edeceğini bildirmiştir. Davacının bu anlatımıyla dava dilekçesindeki talep sonucunu tamamen değiştirmek, diğer bir anlatımla tam ıslah yapmak için süre talep ettiği anlaşılmakta olup, yukarıdaki paragrafta anlatıldığı üzere tam ıslah durumunda ise davanın ilk açıldığı tarih itibariyle hüküm ve sonuçlarını doğuracağının kabulü gerekir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, davacılar vekiline yapacağını bildirdiği tam ıslah için süre ve imkan tanınması, daha sonra terekeye temsilci atanması için davacı tarafa yetki verilmesi, tüm bu usuli işlemin yerine getirilmesi halinde tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm deliller toplanmak suretiyle işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken usul hükümlerinin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu belirtilmek suretiyle hükmün bozulması gerektiği halde, sehven onanmış olduğu anlaşılmakla; davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 18.11.2019 tarih 2016/11985–2019/7434 Esas, Karar sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına ve yukarıda belirtilen nedenlerle usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan karar düzeltme harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 19.11.2020 gününde oy birliği ile karar verildi.