
Esas No: 2021/11
Karar No: 2021/128
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/11 Esas 2021/128 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 19. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 160-354
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nda düzenlenen genel kurulu olağan toplantıya çağırmamak suçundan sanıklar ..., ... ve ..."ın aynı Kanun’un ek madde 2/2, TCK"nın 50/3 ve 52. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 600 TL ve doğrudan verilen 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin Konya 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.03.2015 tarihli ve 892-229 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 15.01.2018 tarih ve 5674-91 sayı ile;
"19.06.2012 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının; 2008, 2009, 2010 ve 2011 hesap yıllarını kapsadığının ifade edildiğinin görülmesi karşısında, kooperatife ait tüm genel kurul toplantı tutanakları celp edilerek, suç tarihi itibarı ile kooperatifin 1163 sayılı Kanun"un 81/6. maddesi uyarınca münfesih olup olmadığı tespit edilmeden eksik kovuşturma ile hüküm kurulması,
Kabule göre;
1- 1163 sayılı Kanun"un 81/3. maddesinde "Mahkemece veya genel kurulca tasfiye memurları seçilmediği takdirde tasfiye işlerini yönetim kurulu yapar..." ve 81/5. maddesinde "Tasfiye kurulunun görevleri anasözleşmede gösterilir." hükümlerinin bulunduğu, dosyada sureti bulunan 19.06.2012 tarihli genel kurul tutanağı uyarınca tasfiye kurulu üyelerinin seçildiği görülmekle birlikte, dosya içerisinde kooperatif ana sözleşmesinin bulunmaması nedeni ile tasfiye kuruluna ana sözleşme ile hangi görevlerin yüklendiğinin anlaşılmaması karşısında, kooperatif ana sözleşmesi celp edilip tasfiye kurulu üyelerinin yetki ve görevleri tespit edilmeden eksik kovuşturma ile hüküm kurulması,
2- 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun"un 12. maddesi ile TCK"nın 75. maddesinde yapılan değişiklik sonucu 1163 sayılı Kanun"un Ek 2/2. maddesinde öngörülen suçun ön ödeme kapsamına alınması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 19.03.2019 tarih ve 160-354 sayı ile; sanıklar ..., ... ve ..."ın 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nda düzenlenen genel kurulu olağan toplantıya çağırmamak suçundan beraatlerine ve sanıkların kendilerini müdafi ile temsil ettirmeleri nedeniyle karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’ye göre 2.725 TL vekâlet ücretinin hazineden alınarak sanıklara eşit oranda verilmesine karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanıklar müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 07.11.2019 tarih, 30060-13934 sayı ve oy çokluğu ile; vekâlet ücretine ilişkin kısım hükümden çıkartılarak yerine “Beraat eden sanıklar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"ne göre 2.725,00 TL maktu vekâlet ücretinin Hazineden alınarak sanıklara ayrı ayrı verilmesine” ibaresinin eklenmesi suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Daire Başkan Vekili M. S. Güney; "Avukatlık ücretinin ne olduğuna ilişkin düzenlemeler, 1136 sayılı Kanun"un 163/1, 164/1, 165/1 maddelerinde yer almıştır.
Aynı Kanun"un 168. maddesinde, baroların yönetim kurullarının her yıl eylül ayı içinde, yargı yerlerindeki ve diğer yerlerdeki işlemler için hazırlayacakları tarifelerin Türkiye Barolar Birliğine gönderileceği, TBB Yönetim Kurulunca baroların yönetim kurullarının teklifleri de dikkate alınarak hazırlanacak tarifenin, Adalet Bakanlığınca onaylanmasıyla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin kesinleşeceği belirtilmiştir.
Anayasa"nın 141. maddesinde yargılamanın ucuzluğu ve seriliği ilkesine yer verilmiş,
CMK"nın 324/1. maddesinde avukatlık ücretinin yargılama giderlerinden olduğu gösterilmiştir.
Bu düzenlemeler içinde, beraatle sonuçlanan bir davada birden çok sanığın bir müdafi tarafından temsili hâlinde, her bir sanık için ayrı vekâlet ücretine hükmolunacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu hususta Yargıtay Ceza Daireleri arasındaki uygulamada yeknesaklık bulunmayıp, farklı kararlara rastlanılmaktadır.
Mevcut durum karşısında değerlendirme yapılması gerektiğinde, çözümün esasının hukukun temel ilkelerinden olan hak ve nesafet kuralları ölçeğinde aranması gerektiği açıktır.
Zira beraat eden sanığa devlet hazinesinden ödenecek vekâlet ücretinde tüm toplumun hakkı söz konusudur.
Öncelikle belirtelim ki, aralarında fiili ve hukuki irtibat bulunmayan davaların birlikte görülmesi ceza muhakemesi hükümlerine göre mümkün değildir. Yani birden çok sanığın birlikte yargılanıp beraat etmesi ancak birlikte suç işleyen sanıklar bakımından mümkündür. Bu sebeple normalde birlikte yargılanan sanıklarla ilgili müdafinin ayrı ayrı sebeplerle savunma hazırlaması gerekmez.
Bu bakımdan harcanan emek esaslı değerlendirmede, birlikte yargılanıp beraat hükmü kurulan sanıklar lehine verilecek ücretin, avukatlık ücret tarifesine göre gösterilen asgari sınırın üç katına kadar aşılmak suretiyle takdir edilip, sanıklar yararına eşit olarak verilmesi hakkaniyete uygun olacaktır.
Öte yandan bir suçla ilgili birden çok sanığın yargılanıp mahkûm olduğu dava hakkında katılan lehine tek bir vekâlet ücreti hükmedilirken, tersine durumda her bir sanık için ayrı vekâlet ücreti tayini bir çelişki olacaktır.
Eğer herhangi bir nedenle farklı hukuki sebeplerle aynı davada birden çok sanık hakkında dava açılmış ve bu dava beraatle sonuçlanmış ise bu durumda her bir sanık için farklı savunmalar yapılması gerektiğinden, ayrı ayrı vekâlet ücreti tayin edilmesinde hukuken herhangi bir engel bulunmamaktadır ve ayrı ayrı vekâlet ücreti tayini gerekecektir.
Ancak somut uyuşmazlıkta böylesi bir hâl söz konusu olmadığından, sayın çoğunluğun, aynı davada beraat eden birden çok sanıkla ilgili her bir sanık için ayrı ayrı vekâlet ücreti tayini gerektiğine ilişkin görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.01.2020 tarih ve 50521 sayı ile;
"...Avukatlık ücretinin ne olduğuna ilişkin düzenlemeler, 1136 sayılı Kanun"un 163/1, 164/1, 165/1 maddelerinde yer almıştır.
Aynı Kanun"un 168. maddesinde, baroların yönetim kurullarının her yıl eylül ayı içinde, yargı yerlerindeki ve diğer yerlerdeki işlemler için hazırlayacakları tarifelerin Türkiye Barolar Birliğine gönderileceği, TBB yönetim kurulunca baroların yönetim kurullarının teklifleri de dikkate alınarak hazırlanacak tarifenin, Adalet Bakanlığınca onaylanmasıyla avukatlık asgari ücret tarifesinin kesinleşeceği belirtilmiştir.
Anayasa"nın 141. maddesinde yargılamanın ucuzluğu ve seriliği ilkesine yer verilmiş,
CMK"nın 324/1. maddesinde avukatlık ücretinin yargılama giderlerinden olduğu gösterilmiştir.
Bu düzenlemeler içinde, beraatle sonuçlanan bir davada birden çok sanığın bir müdafi tarafından temsili hâlinde, her bir sanık için ayrı vekâlet ücretine hükmolunacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu hususta Yargıtay Ceza Daireleri arasındaki uygulamada yeknesaklık bulunmayıp, farklı kararlara rastlanılmaktadır.
Mevcut durum karşısında değerlendirme yapılması gerektiğinde, çözümün esasının hukukun temel ilkelerinden olan hak ve nesafet kuralları ölçeğinde aranması gerektiği açıktır.
Zira beraat eden sanığa devlet hazinesinden ödenecek vekâlet ücretinde tüm toplumun hakkı söz konusudur.
Öncelikle belirtelim ki, aralarında fiili ve hukuki irtibat bulunmayan davaların birlikte görülmesi ceza muhakemesi hükümlerine göre mümkün değildir. Yani birden çok sanığın birlikte yargılanıp beraat etmesi ancak birlikte suç işleyen sanıklar bakımından mümkündür. Bu sebeple normalde birlikte yargılanan sanıklarla ilgili müdafinin ayrı ayrı sebeplerle savunma hazırlaması gerekmez.
Bu bakımdan harcanan emek esaslı değerlendirmede, birlikte yargılanıp beraat hükmü kurulan sanıklar lehine verilecek ücretin, avukatlık ücret tarifesine göre gösterilen asgari sınırın üç katına kadar aşılmak suretiyle takdir edilip, sanıklar yararına eşit olarak verilmesi hakkaniyete uygun olacaktır.
Öte yandan bir suçla ilgili birden çok sanığın yargılanıp mahkûm olduğu dava hakkında katılan lehine tek bir vekâlet ücreti hükmedilirken, tersine durumda her bir sanık için ayrı vekâlet ücreti tayini bir çelişki olacaktır.
Eğer herhangi bir nedenle farklı hukuki sebeplerle aynı davada birden çok sanık hakkında dava açılmış ve bu dava beraatle sonuçlanmış ise bu durumda her bir sanık için farklı savunmalar yapılması gerektiğinden, ayrı ayrı vekâlet ücreti tayin edilmesinde hukuken herhangi bir engel bulunmamaktadır ve ayrı ayrı vekâlet ücreti tayini gerekecektir.
Ancak somut uyuşmazlıkta böylesi bir hâl söz konusu olmadığından, aynı davada aynı nedenle beraat eden birden çok sanıkla ilgili her bir sanık için ayrı ayrı vekâlet ücreti tayini gerektiğine ilişkin yüksek Daire çoğunluğunun düzeltme kararı usul ve yasalara aykırıdır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 19. Ceza Dairesince 26.02.2020 tarih, 1149-2066 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi hâlinde, Hazinenin sanıklara ödeyeceği avukatlık ücretinin, her bir sanık lehine ayrı ayrı mı, sanıkların tümü için sadece bir avukatlık ücretine mi, yoksa Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"ne göre gösterilen asgari sınırın üç katına kadar ücret takdir edilerek sanıklar lehine eşit olarak mı hükmedileceğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 16.12.2014 tarihli ve 18922-10767 sayılı iddianamesi ile; T....S. Ak Yuva Konut Yapı Kooperatifinin 2013 hesap yılı olağan genel kurul toplantısı 01.01.2014-30.06.2014 tarihleri arasında yapılması gerekirken kooperatif yönetim kurulu üyeleri sanıklar ..., ... ve ...’ın genel kurulu olağan toplantıya çağırmadıkları anlaşıldığından sanıkların 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun ek 2/2. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı,
Konya 6. Asliye Ceza Mahkemesince 12.03.2015 tarih ve 892-229 sayı ile; sanıkların genel kurulu olağan toplantıya çağırmamak suçundan 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun ek 2/2, TCK’nın 50/3 ve 52. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 600 TL ve doğrudan verilen 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, hükümlerin sanıklar müdafisi tarafından temyiz edildiği,
Yargıtay 19. Ceza Dairesince 15.01.2018 tarih ve 5674-91 sayı ile; sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin; kooperatifin 1163 sayılı Kanun’un 81/6. maddesi uyarınca münfesih olup olmadığı tespit edilmeden eksik kovuşturma ile hüküm kurulması, kabule göre ise kooperatif ana sözleşmesi celp edilip tasfiye kurulu üyelerinin yetki ve görevleri tespit edilmeden eksik kovuşturma ile hüküm kurulması ile suçun önödeme kapsamına alınması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği,
Bozma üzerine dosyayı ele alan Konya 6. Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2019 tarih ve 160-354 sayı ile; 1163 sayılı Yasa"nın 81/6. maddesi gereğince 3 yıl olağan genel kurulunun yapılmaması nedeni ile kooperatifin münfesih hâle geleceği ve bu tarihten itibaren sona eren tüzel kişiliğin genel kurul toplantısı yapmamasından söz edilemeyeceği gözetildiğinde; unsurları itibarıyla oluşmayan atılı suçtan sanıkların CMK 223/2-a maddesi gereğince beraatlerine, sanıkların kendilerini müdafi ile temsil ettirmeleri nedeniyle karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’ye göre 2.725 TL vekâlet ücretinin hazineden alınarak sanıklara eşit oranda verilmesine karar verildiği, hükümlerin katılan vekili ve sanıklar müdafisi tarafından temyiz edildiği, sanıklar müdafisinin temyiz isteminin vekâlet ücretinin sanıklar lehine ayrı ayrı verilmesi gerektiği istemiyle vekâlet ücretine hasredilerek yapıldığı,
Sanık ...’in Konya 3. Noterliğinin 25.09.2006 tarihli ve 27112 sayılı vekâletnamesi ile Av. ... ve Av. ...ı vekil tayin ettiği, anılan vekâletnamenin 26.01.2015 tarihinde dosyaya ibraz edildiği, sanık ...’ın Alanya 4. Noterliğinin 13.03.2015 tarihli ve 07394 sayılı vekâletnamesi ile Av. ..., Av. ..., Av. ... ve Av. ...’ü vekil tayin ettiği, anılan vekâletnamenin 16.03.2015 tarihinde dosyaya ibraz edildiği, sanık ...’ın Konya 3. Noterliğinin 13.03.2015 tarihli ve 03659 sayılı vekâletnamesi ile Av. ..., Av. ..., Av. ..., Av. .... ve Av. ...’ü vekil tayin ettiği, anılan vekâletnamenin 16.03.2015 tarihinde dosyaya ibraz edildiği,
Av. ...ın sanık ... müdafisi sıfatıyla 12.03.2015 tarihli celsede hazır bulunduğu, sanıklar müdafisi Av. ...’in Yerel Mahkemenin 12.03.2015 tarihli hükmünü temyiz ettiği, Av. ...’ın sanıklar ... ve ... müdafisi sıfatıyla bozma sonrası 25.06.2018 tarihli 1. celsede, sanıklar müdafisi Av. ... yerine Av. ...’ın bozma sonrası 31.10.2018 tarihli 2. celsede ve 19.03.2019 tarihli 4. celsede hazır bulunduğu, sanıklar müdafisi Av. ...’in Yerel Mahkemenin 19.03.2019 tarihli hükmünü temyiz ettiği,
Anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CMK"nın "Yargılama giderleri" başlıklı 324. maddesi;
"(1) Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.
(2) Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir.
(3) Giderlerin miktarı ile iki taraftan birinin diğerine ödemesi gereken paranın miktarını mahkeme başkanı veya hâkim belirler.
(4) Devlete ait yargılama giderlerine ilişkin kararlar, Harçlar Kanunu hükümlerine göre; kişisel haklara ilişkin kararlar, 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yerine getirilir. Devlete ait yargılama giderlerinin 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106 ncı maddesindeki terkin edilmesi gereken tutarlardan az olması halinde, bu giderin Devlet Hazinesine yüklenmesine karar verilir.
(5) Türkçe bilmeyen ya da engelli olan şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderleri, yargılama gideri sayılmaz ve bu giderler Devlet Hazinesince karşılanır." şeklinde düzenlenerek, avukatlık ücretlerinin yargılama giderleri kapsamında olduğu açıkça belirtilmiştir.
Konuyla ilgili 26.05.1935 tarihli ve 111-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; "Ceza davalarındaki yargılama giderlerinin hükmün tamamlayıcı bir parçası olduğu," sonucuna ulaşılmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nun "Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesi;
"Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.
Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir...
Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır." şeklinde düzenlenmiştir. Yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin belirlenmesi görevi Türkiye Barolar Birliğine verilmiş olup avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı kabul edilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanıp 02.01.2019 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren ve karar tarihinde uygulanması gereken 2019 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 14/4. maddesinde ise; "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
Kanuni düzenlemeler ve içtihadı birleştirme kararı ışığında, hükmün tamamlayıcı parçası olan yargılama giderlerinin hüküm ve kararlarda gösterilmesi, giderlerin kim tarafından karşılanacağının belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda mahkemece yargılama giderleri içerisinde bulunan avukatlık ücretleri de kararda gösterilmeli ve ücretlerin hangi tarafça karşılanacağı belirtilmelidir. Aksine bir uygulama CMK"nın 324. maddesine aykırılık oluşturmaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 09.10.2012 tarihli ve 301-1800 sayılı kararında da aynı husus vurgulanmıştır.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerinin kanuni dayanağı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"dur. Anılan Kanun"un 169. maddesinde yer alan "karşı tarafa yükletilme" kuralının ceza muhakemesi bakımından kanuni dayanağı ise CMK"nın 324. maddesi olup bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen "tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri" ifadesi ile CMK"da yargılama gideri olarak kabulen edilen avukatlık ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"ne göre ödeneceği kabul edilmiştir.
Avukatlık Kanunu"nun "Avukatlık ücreti" başlıklı 164. maddesi; "Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir...
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” şeklinde düzenlenmiş olup avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamayacağı ve dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu kabul edilmiştir.
Öte yandan CMK"nın "Beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi hâlinde gider" başlıklı 327. maddesi; "(1) Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkûm edilir.
(2) Bu kişinin önceden ödemek zorunda kaldığı giderler, Devlet Hazinesince üstlenilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre, hakkında bir ceza davası açılan kişi ile ilgili olarak yapılan yargılama sonucunda, kişinin beraatine karar verilmiş ise yargılama giderleri sanığa yüklenemez. Ancak sanık, kendi kusuru ile sebep olduğu giderleri ödemeye mahkûm edilir. Sanığın önceden ödemek zorunda kaldığı yargılama giderleri de Devlet Hazinesince karşılanır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 14/4. maddesine göre de beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına ve Hazine aleyhine yargılama gideri olarak kabul edilen maktu avukatlık ücretine hükmedileceği kabul edilmiş olup CMK ile Tarife arasında bu yönüyle paralellik bulunduğu söylenebilir.
Avukatlık Kanunu"nun "Yargı mercilerine karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarı" başlıklı 169. maddesi; "Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Diğer taraftan, anılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin, avukatlık ücretinin sınırlarını belirleyen 3. maddesi; "Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, ekli Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur." hükmünü içermektedir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde yargı mercileri tarafından karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti; avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak Tarife"de yazılı miktardan az ve bu miktarın üç katından çok olamayacak şekilde belirlenecektir.
Diğer yandan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin "Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde veya ayrılmasında ücret" başlıklı 8. maddesi ise; "Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur." düzenlemesini içermektedir.
Avukatlık Kanunu"nun 171. maddesinde ise "Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder." şeklinde bir düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre avukat, iş (yani avukatlık sözleşmesi) son bulana kadar takiple mükelleftir. Öte yandan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 2. maddesindeki "Bu tarifede yazılı avukatlık ücreti kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır." hükmü de göz önüne alındığında ceza yargılamasında işin, kesin hüküm elde edilince sona erdiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, vekâlet ücretinin tayininde esas ve ilke olarak sanıkların adedini ya da bir sanığın birden çok suç işlemiş olmasını değil, usulünce açılan ve avukat tarafından takip olunan dava dosyası adedini ele almakta ve taraflara yükletilecek avukatlık ücretinin her dava dosyası için ayrı ayrı tayinini öngörmüş bulunmaktadır. Buna göre ayrı ayrı dava açılmadıkça vekâlet ücretinin de ayrı ayrı tayin ve takdiri mümkün değildir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 16.10.1978 tarihli ve 324-350 sayılı, 12.11.1979 tarihli ve 299-477 sayılı, 26.01.1981 tarihli ve 439-9 sayılı, 14.03.2019 tarihli ve 6-214 sayılı kararlarında da bu sonuca varılmıştır. Dolayısıyla aynı dava dosyasında iştirak hâlinde işledikleri aynı suçtan yargılanan birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi hâlinde sanıklar lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilemeyecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanıklar ..., ... ve ...’ın yönetim kurulu üyesi oldukları kooperatifin genel kurulunu olağan toplantıya çağırmadıklarından bahisle sanıkların 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun ek 2/2. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, yargılama sonucu Yerel Mahkemece verilen mahkûmiyet kararlarının sanıklar müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece bozulmasına karar verildiği, bozma üzerine dosyayı ele alan Yerel Mahkemece sanıkların CMK"nın 223/2-a maddesi gereğince beraatlerine, sanıklar kendilerini müdafi ile temsil ettirmeleri nedeniyle karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre 2.725 TL vekâlet ücretinin hazineden alınarak sanıklara eşit oranda verilmesine karar verildiği, hükümlerin katılan vekili ve sanıklar müdafisi tarafından temyiz edildiği, sanıklar müdafisinin temyiz isteminin vekâlet ücretinin sanıklar lehine ayrı ayrı verilmesi gerektiği istemiyle vekâlet ücretine hasredilerek yapıldığı anlaşılmıştır.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin vekâlet ücretinin tayininde sanıkların adedini ya da bir sanığın birden çok suç işlemiş olmasını değil, usulünce açılan ve avukat tarafından takip olunan dava dosyalarının sayısını esas ve ilke olarak alması, taraflara yükletilecek avukatlık ücretinin her dava dosyası için ayrı ayrı tayinini öngörmesi, ayrı ayrı dava açılmadıkça vekâlet ücretinin de ayrı ayrı belirlenmesinin ve sanıklara sunulan avukatlık hizmetinin bölünmesinin mümkün bulunmaması, avukatlık ücretinin temyiz aşaması da dahil kesin hüküm elde edilinceye kadar yapılan işin karşılığı olması, her ne kadar Tarife"nin 14. maddesinin dördüncü fıkrasında sanık yararına avukatlık ücretine hükmedileceği düzenlenmiş ise de Avukatlık Kanunu"nun 164. maddesinin son fıkrasında yer alan "Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir." ve Tarife"nin 3. maddesindeki "Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti..." şeklindeki düzenlemeler göz önüne alındığında karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğunun kabul edilmesi, yine bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulacak olup sanık sayısının tek başına ücretin belirlenmesinde kriter kabul edilmemesi hususları gözetildiğinde, yargılandıkları aynı dava dosyasında iştirak hâlinde işledikleri aynı suçtan yargılanan birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi sebebiyle, müdafi tarafından sanıklara sunulan avukatlık hizmetinin sanık sayısınca bölünmesi mümkün olmadığından sanıklar lehine tek vekâlet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte Avukatlık Kanunu"nun 169. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 3. maddesi uyarınca avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacak şekilde avukatlık ücretinin belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına, dosyanın avukatlık ücretinin belirlenerek yeniden karar verilmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi ...;
"Mahkemelerce haksız çıkan taraf aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin yasal dayanağını, 5271 sayılı CMK"nın 324 ve devamı maddeleri ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nun 168. maddesine göre hazırlanan avukatlık asgari ücret tarifeleri (AAÜT), vekâlet ücretinin miktarını ise yine 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nun 169. maddesi ve ilgili avukatlık asgari ücret tarifesi (AAÜT) oluşturmaktadır.
5271 sayılı CMK"nın "Yargılama Giderleri" başlıklı 324. ve devamı maddelerinde, "...tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri..." yargılama giderleri ile birlikte sayılmıştır. Ayrıca mahkemelerce verilecek hüküm ve kararlarda yargılama giderlerinin ve kimlere yükletileceğinin gösterilmesi gerektiği de aynı kanunda emredici şekilde hüküm altına alınmıştır.
5271 sayılı CMK"nın "beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi halinde gider" başlıklı 327. maddesi "...kişi, sadece kendi kusurundan kaynaklı giderleri ödemeye mahkum edilir. Bu kişinin önceden ödemek zorunda olduğu giderler, Devlet Hazinesince üstlenilir..." hükmünü içermektedir.
Dolayısıyla bu hükme göre ceza muhakemesinde sanık hakkında beraat kararı verilmesi ve sanığın kendisini en az bir vekille temsil ettirmesi hâlinde, sanık lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi ve bu ücretin haksız yargılamaya mahal verdiği anlaşılacak olan Devlet Hazinesince ödenmesi gerektiği hususunda da bir tereddüt bulunmamaktadır.
Diğer yandan hakkında beraat kararıyla birlikte veya beraat kararından ayrı olarak mahkûmiyet, düşme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, güvenlik tedbiri veya ceza verilmesine yer olmadığına dair bir karar verilmesi hâlinde, kararın gerekçesine göre kusuru bulunan ve hakkında ceza davası açılmasına neden olduğu kanaatine varılan bir sanık lehine vekâlet ücretinin ödenmesine hükmedilmeyecektir.
Görüldüğü gibi mevzuat hükümler incelendiğinde, vekâlet ücreti konusunda bireysel bir düzenleme hüküm altına alınmış olmakla ceza davasında beraat eden sanık sayısının birden fazla olması hâlinde, hangi usul ve esaslara göre, kaç adet vekâlet ücretine hükmedileceğine dair açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
İstisnai bir şekilde, 2016 yılında geçerli olan Avukatlık Ücret Tarifesi"nin 14/4. maddesinde yer alan "...Beraat eden sanıklar birden fazla ise beraat sebebi ortak olan sanıklar müdafii lehine tek, beraat sebebi ayrı olan sanıklar müdafii lehine ise ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur..." şeklinde açık bir düzenlemenin mevcut olduğu, bundan önceki veya sonraki yıllarda bu hususta bir hüküm bulunmadığı, konunun yargısal içtihatlarda o dönemde yürürlükte bulunan AAÜT"ye göre farklı ilke ve esaslara göre değerlendirildiği anlaşılmaktadır.
Ceza ve ceza muhakemesi hukukuna hâkim olan "ceza sorumluluğunun şahsiliği" ve "cezaların bireyselleştirilmesi" ilkeleri çerçevesinde, ceza muhakemesi süreci, kural olarak her sanık yönünden ayrı ayrı yürütülen bir süreçtir. İster bağlantı sebebiyle ister iştirak hâlinde işlenen suçlar sebebiyle birlikte görülen çok sanıklı bir ceza davasında, her sanığın ifadesi ayrı ayrı alınır, her sanığın suç oluşturan eylemi ve her sanık hakkında toplanan deliller ayrı ayrı değerlendirilir dolayısıyla da her sanığın neden beraat ettiğinin gerekçesinin ayrı ayrı yazılması gerekmektedir.
Avukatlık hizmeti ne şekilde yerine getirilirse getirilsin, kural olarak sanıkların eylemleri arasındaki objektif farklılıklar (asıl fail, azmettiren vb.) veya sanıkların sahip oldukları subjektif özellikler (yaş küçüklüğü vb.) bakımından müdafiilik görevinin her bir sanık için ayrı ayrı yürütülmesi gerekeceği tartışmasızdır. O hâlde, birden fazla sanığın tek bir müdafi tarafından temsil edilmesi hâlinde, her sanık için ayrı bir savunma hizmeti gerçekleştirileceği, tüm sanıkların müdafiisi aynı olsa dahi sanıklar müdafiinin; tüm sanıklarla ayrı ayrı görüşüp gerek eylemlerini gerekse kişisel durumlarını, dava dosyasındaki delilleri her sanık açısından ayrı ayrı araştırmak zorunda olacağı bir gerçektir. Sanıkların ise müdafiinden kendi savunmalarını ayrı bir özen göstererek yapmasını bekleyecekleri, her sanığın müdafine ayrı ayrı sözleşme gereği avukatlık ücreti ödemiş veya ödemekle yükümlü olacağı, netice itibarıyla mahkemelerce beraat eden sanık için hükmedilecek maktu vekâlet ücretinin "sanık lehine" hükmedileceğinin mevzuatta açıkça düzenlenmiş olması göz önüne alındığında; bir ceza dava dosyasında birden fazla sanık hakkında beraat hükmü verilmesi hâlinde; her bir sanığın, hakkında yürütülen kamu davasının açılmasında kendi kusurunun olmaması şartıyla ve yukarıda açıklanan temel ilkeler çerçevesinde, tek bir avukatla temsil edilseler dahi mahkemece sanıklar lehine hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT"de yazılı maktu vekâlet ücreti miktarınca her sanık için ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği" düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi ...; "Somut davada sayın çoğunluğun, beraat eden ve kendisini aynı vekil ile temsil ettiren sanıklar lehine tek bir maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğine yönelik kabulünden saygılarımla ayrılıyorum.
Kamu davası, 5271 sayılı CMK"nın 170 vd. maddelerine göre, sanığın suç oluşturduğu iddia edilen eyleminin ve bu eyleme uyan suç tipinin davayı açan belgede (iddianame vb.) belirtilmesi suretiyle Cumhuriyet savcısı tarafından açılan davadır. Bir kamu davasından söz edebilmek için en az bir davacının (iddia makamı), en az bir sanığın ve en az bir suça konu eylemin bulunması şarttır. Ceza davası terimi ise yargı organı önünde görülen bir veya birden fazla kamu davasını nitelemek için günlük dilde kullanılan bir kavramdır.
Ceza muhakemesi sistemimizde özel kanunlarda yer alan bir kısım suçlar (İcra ve İflas Kanunu, Çek Kanunu, Yüksek Öğretim Kanunu v.b.) istisna olmak üzere artık sadece "kamu davası" olarak adlandırılan ceza davası türü vardır ve bu dava kural olarak ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma evresi sonucunda açılmaktadır.
Ceza ve ceza muhakemesi hukukuna hâkim olan "ceza sorumluluğunun şahsiliği" ve "cezaların bireyselleştirilmesi" ilkeleri çerçevesinde, ceza muhakemesi süreci, kural olarak her sanık yönünden ayrı ayrı yürütülen bir süreçtir. İster bağlantı sebebiyle ister iştirak hâlinde işlenen suçlar sebebiyle birlikte görülen çok sanıklı bir ceza davasında, her sanığın ifadesinin ayrı ayrı alınması, her sanığın suç oluşturan eyleminin ve her sanık hakkında toplanan delillerin ayrı ayrı değerlendirilmesi, her sanığın neden beraat ettiğinin gerekçesinin ayrı ayrı yazılması ve koşulları varsa her sanık için ayrı ayrı beraat hükmü kurulması gerekecektir. Dolayısıyla avukatlık (savunma) hizmeti ne şekilde yerine getirilirse getirilsin, kural olarak sanıkların eylemleri arasındaki objektif farklılıklar (asıl fail, azmettiren vb.) veya sanıkların sahip oldukları subjektif özellikler (yaş küçüklüğü vb.) bakımından müdafiilik görevinin her bir sanık için ayrı ayrı yürütülmesi gerekeceği tartışmasızdır.
Birden fazla sanığın tek bir müdafi tarafından temsil edilmesi hâlinde, her sanık için ayrı bir savunma hizmeti gerçekleştirileceği, tüm sanıkların müdafisi aynı olsa dahi sanıklar müdafinin; tüm sanıklarla ayrı ayrı görüşüp gerek eylemlerini gerekse kişisel durumlarını, dava dosyasındaki delilleri her sanık açısından ayrı ayrı araştırmak zorunda olacağı, öte yandan Avukatlık Kanunu"na göre müdafin görevini yerine getirmesi sırasında sanık konumundaki müvekkilleri arasında menfaat çatışması kriterini de göz önüne alarak görevini her sanık için ayrı ayrı dikkat ve özen göstererek yerine getirmesinin zorunlu olacağı, sanıkların ise müdafinden kendi savunmalarını ayrı bir özen göstererek yapmasını bekleyecekleri, her sanığın müdafine ayrı ayrı sözleşme gereği avukatlık ücreti ödemiş veya ödemekle yükümlü olacağı, netice itibarıyla mahkemelerce beraat eden sanık için hükmedilecek maktu vekâlet ücretinin "sanık lehine" hükmedileceğinin mevzuatta açıkça düzenlenmiş olması göz önüne alınmalıdır.
Muhakeme süreci sonunda, kendisini en az bir vekille temsil ettiren taraf lehine, davada haklı çıkması hâlinde, Avukatlık Kanunu"nun 169. maddesinde düzenlenen karşı tarafa yükletilecek "yasal vekâlet ücreti"; vekil eden ile avukatı arasındaki sözleşme ilişkisinden farklı bir kavram olarak, haksız yere bir davanın açılmasına veya yürütülmesine sebebiyet veren kişilerden (karşı taraftan) alınacağı düzenlenen bir ücrettir. Ayrıca mahkemelerce hükmedilecek bu ücret, yine Avukatlık Kanunu"nun 169. maddesine göre, avukatlık asgari ücret tarifesinde öngörülen miktardan az ve bunun üç katından fazla olamaz. Mahkemelerce hükmedilecek yasal vekâlet ücretinin alacaklısı kendisini en az bir vekille temsil eden ve yargılama sürecinde haklı çıkan taraf (gerçek veya tüzel kişi vekil eden); borçlusu ise kendini vekille temsil ettiren kişiler aleyhine haksız yere yürütülen bir davaya neden olan taraf olacaktır.
Ceza muhakemesi faaliyeti neticesinde haksız çıkan taraf aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin yasal dayanağını, 5271 sayılı CMK"nın 324 ve devamı maddeleri ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nun 168. maddesine göre hazırlanan avukatlık asgari ücret tarifeleri (AAÜT), vekâlet ücretinin miktarını ise yine 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nun 169. maddesi ve ilgili avukatlık asgari ücret tarifesi (AAÜT) oluşturmaktadır. Avukatlık asgari ücret tarifeleri, belli periyotlarla yenilenen ve değişen miktarlarda yasal vekâlet ücreti ödenmesini düzenleme altına alan, mahkemelerce takip edilmesi gereken dayanak belgelerdir.
Avukatlık Kanunu"nun 168. maddesinde, baroların yönetim kurullarının her yıl eylül ayı içinde, yargı yerlerindeki ve diğer yerlerdeki işlemler için hazırlayacakları tarifelerin Türkiye Barolar Birliğine gönderileceği, TBB Yönetim Kurulunca baroların yönetim kurullarının teklifleri de dikkate alınarak hazırlanacak tarifenin, Adalet Bakanlığınca onaylanmasıyla avukatlık asgari ücret tarifesinin kesinleşeceği belirtilmiştir.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan 2019 yılı için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin "Ceza davalarında ücret" başlıklı 14/4. maddesinde; "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir." hükmü düzenlenmiştir.
Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 14/4. fıkrası duraksamaya yer vermeyecek bir açıklıkta beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanıktan söz etmektedir. Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanığın iştirak hâlinde suç işleyip işlemediğinden, iştirak hâlinde suç işlediği iddia edilen ve kamu davasının sonucunda beraat eden diğer sanıklarla kendisini aynı vekil marifetiyle temsil ettirip ettirmediğinden bahsetmemektedir. Dolayısıyla tarifenin öngörmediği bir ayrımın farklı mülahazalarla sanık aleyhine olacak şekilde uygulayıcı tarafından yapılması ve tarifenin açık ifadesinden farklı uygulama alanları gerçekleştirilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı kanaatindeyim.
Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklar lehine CMK"nın 324/1 ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 14/4. madde ve fıkraları uyarınca ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden ve bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurul Üyesi de; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşünceleriyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 07.11.2019 tarihli ve 30060-13934 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, avukatlık ücretinin belirlenerek yeniden karar verilmesi için Yargıtay 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.