1. Hukuk Dairesi 2016/13855 E. , 2020/2691 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli, davalılar ..., ... ve ... vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 16.06.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat ... ile diğer temyiz eden davalılar ... vd. vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen davalı ... vd. gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR-
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.Davacı, mirasbırakan ..."un, 1683 ada 2 parsel ve 1718 ada 3 parseldeki elbirliği halindeki payını ve 1697 ada 3 parseldeki 5 nolu bağımsız bölümü davalı oğlu ..."e ölünceye kadar bakım akdi suretiyle, 1697 ada 3 parseldeki 7 nolu bağımsız bölümü davalı gelini ..."ye satış suretiyle, 1697 ada 3 parseldeki 11 nolu bağımsız bölümü davalı ..."a satış suretiyle, 1697 ada 3 parseldeki 15 nolu bağımsız bölümü de davalı ..."e satış suretiyle temlik ettiğini, mirasbırakan davalı oğlu ..."in yanında ölmüş ise de ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile taşınmaz devretme gereksiniminin olmadığını ileri sürerek, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenleri ile tapu kayıtlarının miras payı oranında iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemiştir. Davalı ..., mirasbırakanın ölene kadar kendisi ile birlikte yaşadığını, bakım akdinin gereğini yerine getirdiğini, davalı ... ve Muhammet, mirasbırakana yıllardır davalı ..."in baktığını ve ilgilendiğini, mirasbırakanın ..."e karşı kendisini borçlu hissettiğini ve ölünceye kadar bakım akdi yaptığını, dava konusu 1697 ada 3 parseldeki 7, 11 ve 15 nolu bağımsız bölümlerin satışından elde edilen paranın çocuklar arasında paylaştırıldığını, davacının bu paralardan pay almadığını, bunun sebebinin ise davacının yıllar önce tüm miras payını satarak bedelini almış olması olduğunu, davalı ..., ... ve ..., satışın gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlar, diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1926 doğumlu mirasbırakan ...’un 17.04.2012 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak çocukları olan davacı ..., davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ...’yi bıraktığı, mirasbırakanın 1683 ada 2 parsel ve 1718 ada 3 parseldeki payını 10.05.2001 tarihinde, 1697 ada 3 parseldeki 5 nolu bağımsız bölümünü 31.12.2009 tarihinde ölünceye kadar bakım akdi suretiyle davalı oğlu ...’e; 1697 ada 3 parseldeki 7 nolu bağımsız bölümünü 10.05.2011 tarihinde satış suretiyle davalı gelini ...’ye, ...’nin 12.10.2012 tarihinde diğer davalı ...’a; 1697 ada 3 parseldeki 11 nolu bağımsız bölümünü satış suretiyle 01.02.2011 tarihinde davalı ...’a; 1697 ada 3 parseldeki 15 nolu bağımsız bölümünü 31.12.2009 tarihinde satış suretiyle davalı ...’e temlik ettiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.04.1990 gün ve 1990/1-152-1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Dava dilekçesi içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davada, muris muvazaası hukuksal nedeni yanında, ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanıldığı görülmektedir. Ehliyetsizlik iddiasının kamu düzeniyle ilgili olması ve ehliyetsizliğin saptanması halinde diğer nedenlerin incelenmesine gerek kalmayacağı hususları gözetildiğinde, anılan isteğin öncelikle ele alınması gerekir.Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. Maddesi, şahsın hak elde edebilmesini, borç (yükümlülük) altına girebilmesini, fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.TMK"nin 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.06.1941 tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.Bu durumda, tarafların gösterdikleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi nedeniyle bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK"nin 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür. Ne var ki, mahkemece ehliyetsizlik iddiası bakımından bir araştırma yapılmış değildir. Hâl böyle olunca, hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, temlik tarihlerinde mirasbırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde Adli Tıp Kurumu"ndan rapor alınması, ehliyetsiz olduğunun saptanması halinde davanın kabulüne karar verilmesi, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde ise, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı isteğin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre temyize konu diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 02.01.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davacı vekili için 2.540.00. TL. duruşma vekâlet ücretinin karşı temyiz edenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.