8. Hukuk Dairesi 2010/6860 E. , 2011/691 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
... ile Hazine ve Yalnızcam Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Selim Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 08.12.2009 gün ve 206/217 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı dava dilekçesinde; kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit ve tescil edilen 146 ada 140 sayılı parselin Hazine ile bir ilgisinin olmadığını, köy tüzel kişiliğinden satın aldığını, aldığı tarihten itibaren eklemeli zilyetliğe dayalı olarak tasarrufunda bulunduğunu açıklayarak Hazine adına bulunan tapu kaydının iptaliyle adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazineyi temsilen Selim ... ile Yalnızçam köy tüzel kişiliğini temsilen köy muhtarlığına yöntemine uygun bir biçimde dava dilekçesi tebliğ edilmesine rağmen yargılama oturumlarına katılmamışlar, cevapta vermemişlerdir.
Mahkemece, “…davacının 1991 yılında dava konusu taşınmazı davalı köy tüzel kişiliğinden satın aldığını iddia etmesine karşın, bağımsız 20 yıllık zilyetliğinin dolmadığını, eklemeli zilyetliğe dayandığını, ancak gerek davalı köy tüzel kişiliğinin ve gerekse kendisinin aynı kadastro çalışma alanı içinde 100 dönümden fazla belgesizden taşınmaz tespitinin yapılmaması gerektiğini, Tapu Sicil Müdürlüğünden alınan yazıya göre davacının belgesizden edindiği taşınmaz miktarının 96831.32 m2 olduğunu, köy tüzel kişiliğinin belgesizden edindiği taşınmazlarla birlikte miktarın 100 dönümü aşacağının anlaşıldığını, Kadastro Kanununun 14. maddesinde öngörülen miktar sınırlaması ve davacının herhangi bir belgede ibraz etmemesi nedeniyle dava konusu taşınmazı edinmesinin mümkün olamayacağını…”, gerekçe göstermek suretiyle davacının, Hazineye karşı açtığı davanın esastan, Yalnızçam köyü tüzel kişiliğine yönelik davanın ise husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, harici satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu 146 ada 140 sayılı parsel, 2.2.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tarla niteliğiyle belgesizden ve 6418.62 m2 yüzölçümlü olarak tespit ve tescil edilmiştir. Kadastro tutanağı ise, 3.4.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Kadastro tutanağının edinme sebebinde ise, dava konusu parselin kadimden beri Yalnızçam köyü halkı tarafından çayır olarak kullanıldığı gerekçesiyle Hazine adına tespitin yapıldığı açıklanmıştır. Dava dilekçesi, keşif tutanağı kapsamı, temyiz dilekçesinin içeriği ve dosya arasında bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın öncesinin Kerim Aydın"a ait olduğu, 30 – 40 yıl Kerim Aydın tarafından kullanıldıktan sonra ... isimli şahsa satıldığı, 10 yıla yakın bir süre ile Zeki’nin zilyetliğinde kaldığı, daha sonra dosya arasında bulunan 19.6.1991 tarihli harici satış senediyle Zeki tarafından davalı ... kişiliğine satıldığı, senedin; o tarihte muhtar bulunan Ali Eksen ile bir kısım azalar tarafından imzalandığı, aynı yıl 146 ada 140 sayılı parselin davacı ...’a köy tüzel kişiliği tarafından satıldığı anlaşılmıştır. Şu halde, taşınmazın köy tüzel kişiliğinin kadim çayırı olduğu yönündeki kadastro tutanağının edinme sebebinde gösterilen gerekçe yerinde değildir. Kadastro tutanağının aksi açıklandığı biçimde kanıtlanmıştır. Dolayısıyla orta malı olmadığı da dosyadaki bilgi ve belgelerle sabittir.
Uyuşmazlık konusu 146 ada 140 sayılı parsel belgesizden Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davanın 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı bir gerçektir. Tapuda kayıtlı bulunmayan bir taşınmazın zilyetlikle edinilmesi için taşınmazın özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olması ve bundan ayrı 4721 sayılı TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddelerinde açıklanan koşulların davacı yararına gerçekleşmiş bulunması gerekmektedir. Mahkemece, davacının 20 yıllık bağımsız zilyetliğinin bulunmadığı ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde açıklanan miktar sınırlaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava konusu taşınmaz belgesizden ve tarla niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edildiğine göre, taşınmazın nitelik itibariyle zilyetlikle edinilebilecek yerlerden olduğunun kabulü gerekir. Davacı yalnızca kendi zilyetliğine değil aynı zamanda TMK. nun 996. maddesi gereğince satıcılarının eklemeli zilyetliğine de dayanmıştır. Anılan parsel az yukarıda da açıklandığı gibi Kerim Aydın’dan ...’ya, bundan da köy tüzel kişiliğine satış yoluyla intikal eden bir yer olup, köy tüzel kişiliği tarafından da davacıya kadastrodan önce satılmıştır. Bu konuda bir duraksama da söz konusu değildir. Davacı TMK. nun 996. maddesi gereğince satıcılarının da eklemeli zilyetliğine dayandığına göre, artık bağımsız 20 yıllık zilyetliğin dolmasından söz edilemez. Hiç şüphesiz satın aldığı tarihten tespit tarihine kadar bağımsız 20 yıllık zilyetliği yoktur. Ama bu konuda TMK. nun 996. maddesi göz ardı edilemez.
Mahkemenin miktar sınırlamasıyla ilgili gerekçesine gelince; gerçekten 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde; “..tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az 20 yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir..” denilmektedir. Davacının bu durum karşısında aynı kadastro çalışma alanı içerisinde koşulların varlığı halinde 100 dönümlük yer alması mümkündür. Mahkemece, Selim Tapu Sicil Müdürlüğünün 13.2.2009 gün ve 01/158 sayılı karşılık yazıları ekinde liste halinde gönderilen ve davacı adına tapuda kayıtlı bulunan taşınmazların toplam miktarının 96831.32 m2 olduğu ve bu taşınmazları belgesizden edindiği satıcısı ve aynı zamanda davalı köy tüzel kişiliğinin de 100 dönümden fazla yeri belgesizden aldığı gerekçesiyle davacının davasının reddi sonucuna ulaşmıştır. Her şeyden önce Tapu Sicil Müdürlüğünden gelen listede taşınmazların ada ve parsel numaraları ile miktarları ve niteliği yazılı olup, bunların belgeye dayanarak mı, yoksa belgesizden mi edinildiği konusunda bir açıklama yer almamaktadır. Bu haliyle gelen listenin Yargıtay denetimine açık olduğu söylenemez. Gerçekçi bir sonuca ulaşmak için Tapu Sicil Müdürlüğünden gelen listenin fotokopisi yazı ekinde Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilerek davacı adına aynı kadastro çalışma alanı içerisinde (birden fazla kadastro çalışma alanı olabilir, her birinde ayrı ayrı 100 dönümlük yeri belgesizden edinilebilir) tespit ve tescil edilen taşınmazlara ait kadastro tutanakları ve ekleri ile yöntemine uygun bir biçimde çıkartılacak ve denetime açık olacak, aynı zamanda pay durumları da belirtilecek biçimde tüm parsellere ait tapu kayıtları Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması ve bu kayıtların miktar yönünden 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi uyarınca göz önünde tutulması gerekir.
Bundan ayrı, davacı üç tanığını dava dilekçesiyle bildirmiş, keşifte sadece bir tanığı dinlenmiştir. Diğer iki tanığından vazgeçtiği konusunda bir beyanına da rastlanılmamaktadır. 21.4.2009 tarihli keşif ara kararı uyarınca davacı tanıklarının keşifte dinlenilmesine ve davetiye ile çağırılmasına karar verilmiş, ancak davetiye parçalarının dosya arasında bulunmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan dava Hukuk Mahkemesinde görülmekte olup, mahkemece tespit bilirkişilerini kendiliğinden çağırıp dinlemesi usule aykırıdır. Hukuk Mahkemelerinde kendiliğinden araştırma ve inceleme prensibi geçerli olmayıp, hakim iki tarafın iddia ve savunmasıyla bağlıdır. Ancak tarafların gösterebileceği tanıklar dinlenebilir. HUMK. nun 258. maddesi uyarınca davetiyeyle çağırılıp gelmeyen tanıkların aynı kanunun 253. maddesi gereğince zabıta aracılığıyla keşif mahallinde hazır bulundurulması mümkündür. HUMK. nun 259. maddesi gereğince uyuşmazlık taşınmaza ilişkinse tanıkların ve yerel bilirkişilerin keşif dinlenmeleri zorunludur. Bu durum karşısında davacının zilyetlik süresi ve koşulları yönünden mahkemece bir duraksama söz konusu ise, yeniden yapılacak keşifte dinlenmeyen davacı tanıkları ile yerel bilirkişiler az yukarıda açıklanan kanun maddeleri gereğince keşifte dinlenmelerinin sağlanması, eklemeli zilyetlik ve zilyetlik sürelerinin silsile yoluyla tanıklara sorulup açıklığa kavuşturulması, davacının belgesizden edindiği taşınmaz miktarının belgelere dayalı olarak hesaplanması, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi uyarınca davacının taşınmaz üzerinde bağımsız 20 yıllık zilyetliğinin bulunmadığı gözetilerek satıcıları yönünden de az yukarıda açıklandığı biçimde miktar araştırmasının yapılması, belgesizden edinilen taşınmazlara ait kadastro tutanakları ile tapu kayıtları getirtilerek dosyaya eklenmesi, (her ne kadar mahkemece satıcı köy tüzel kişiliğinin belgesizden 100 dönümden fazla taşınmaz edindiği kabul edilmiş ise de Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilen tapu kayıtlarıyla kadastro tutanakları kapsamına göre 158 ada 10, 157 ada 9, 8, 7, 6, 5, 45, 44, 43, 42, 41, 40, 4, 39, 38, 37, 36, 35, 34, 33, 32, 31, 30, 3, 29, 28, 27, 26, 25, 24, 23, 22, 21, 20, 2, 19, 18, 17, 16, 15, 14, 13, 12, 11, 10, 1, 120 ada 2, 133 ada 7, 153 ada 8, 155 ada 67 ve 167 ada 4 sayılı parsellerin tapu ve vergi kayıtlarına dayalı olarak köy tüzel kişiliği adına tespit ve tescil edildikleri anlaşılmış olup, belgeye dayalı bu taşınmazlara ait miktarları 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi uyarınca miktar sınırlamaları yönünden gözönünde tutulamaz) ondan sonra toplanan deliller bir bütün olarak değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. Taşınmazı davacıya satan ... de aynı yeri 19.6.1991 tarihli harici satış senediyle satın aldığına göre, anılan köy tüzel kişiliğinin de bağımsız 20 yıllık zilyetliği söz konusu olmadığından önceki satıcıların belgesizden edindiği taşınmazların da bu nedenle araştırılması zorunludur.
Davacının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı olan yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 17,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 14.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.