Abaküs Yazılım
20. Hukuk Dairesi
Esas No: 2013/6760
Karar No: 2013/7917

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2013/6760 Esas 2013/7917 Karar Sayılı İlamı

20. Hukuk Dairesi         2013/6760 E.  ,  2013/7917 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

    Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
    K A R A R
    Davacı ... Yönetimi, tapuda davalı adına kayıtlı bulunan ...Köyü 1156 parsel sayılı taşınmazın, yörede ilk kez yapılan ve 11.06.2009 - 11.12.2009 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kaldığını iddia ederek, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.
    Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile orman niteliğinde Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
    Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kalan taşınmazın, tapu kaydının iptal ve tesciline ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamına göre, dava konusu taşınmaz, her ne kadar ... Kadastro Mahkemesinin 1989/11-46 sayılı kararı ile taraflar arasında görülüp kesinleşen kadastro tesbitine itiraz davası sonucu, davalı kişi adına tapuya tescil edilmiş ise de; temyize konu davanın Orman Yönetimi tarafından kesinleşen tahdide göre açıldığı, çekişmeli taşınmazın 2009 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içinde bulunduğu, taraflar arasında görülen bu davanın davacının talebi çerçevesinde çözümleneceği, davalı kişi tarafından 6831 sayılı Kanunun 11.maddesinde sözü edilen on yıllık hak düşürücü süre içinde orman tahdidinin iptali için dava açılmadığı, böyle bir davanın açılması durumunda, taşınmazın orman niteliğinde olup olmadığı ve kesin hükmün incelenebileceği, eldeki davanın tapu iptali ve tescil davası olduğu, davalı ise 10 yıllık süre içinde tahdidin iptali davası açabileceği dolayısıyla dava sebebi farklı olduğundan, böyle bir dava için kesin hüküm oluşturmayacağı gözönünde bulundurularak, yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davalının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16. maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A maddesi gereğince davalıdan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 16/09/2013 günü oy çokluğu ile karar verildi.

    KARŞI OY YAZISI

    Dava konusu ... İli, ... İlçe, .... mevkii, 1156 parsel numaralı taşınmaz arazi kadastrosu sırasında davalılar adına tespit görmüş, davacı ... idaresi tarafından tespite itiraz olunmuş görülen dava sırasında ormancı ve ziraatçı bilirkişiler tarafından yapılan inceleme neticesi dava konusu yerin orman olmadığı belirlenmiş ve Kadastro Mahkemesinin 1989/11 Esas, 1989/46 Karar sayılı kararı ile Orman İdaresinin davasını reddine dair verilen karar, Yargıtay 16. HD tarafından 1990/8324 Esas ve 1991/925 karar sayılı kararı ile onanarak 30.04.1991 tarihinde kesinleşmiş ve tapu siciline işlenmiştir.
    2009 yılında yapıldığı anlaşılan orman kadastrosu esnasında yukarıda belirtilen kesin hüküm dikkate alınmaksızın orman kadastrosu yapılmış, 09.12.2009 tarihinde de orman kadastrosu içinde kaldığı ve orman niteliğinde olduğunda bahisle kişilerin kesin hükümle hak sahibi oldukları taşınmazın tapusunun iptali için Orman İdaresi tarafından kadastro mahkemesine iş bu dava açılmıştır. Kadastro mahkemesince verilen görevsizlik kararı sonrasında dosya sulh hukuk mahkemesince dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verilmiş, karar davalı tarafından temyiz olunmuştur.
    2003/ 21-30 2003/57 sayılı HGK da belirtildiği üzere hukuki uyuşmazlık, “Davacı yanın aynı işlemlerle ilgili olarak daha önce açtığı davada verilen redde ilişkin mahkeme hükmünün bu dosyadaki talep yönünden kesin hüküm teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
    Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle; yargılama hukuku açısından “dava şartı” ile “kesin hüküm” kurum ve kavramlarının temel hukukî esasları üzerinde durulmasında yarar vardır.
    Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamada bulunabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; Dava şartları, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan Kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır.
    Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp, inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından, hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkeme davanın mesmu (dinlenebilir) olmadığından reddetmesi gerekir. Bu bağlamda, olayla sıkı bağlantısı nedeni ile hemen vurgulayalım ki, dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile (H.U.M.K. Md.237) çözümlenmiş olması da dava şartıdır. Bu olumsuz dava şartı adıyla adlandırılır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur (H.U.M.K. Md.237). Kesin hüküm, hem bireyler için hem de Devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenlilik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Yine HGK’nin 2002/3-1088 2002/1088 sayılı kararında “kesin hükmün amacı, kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir şekilde çözümlenmesidir. Kesin hüküm, hem kişiler hem de Devlet için hukuksal durumda istikrar sağlar. Maddi anlamda kesinlik yargısal kararlara tanınan yasal gerçeklik niteliğidir. (Burhan Gündoğan Medeni Usul Hukukunda Kesin Hüküm İtirazı Ankara 1960) Yargısal kararlara tanınan bu yasal gerçeklik niteliğinden dolayı, aynı konuda yeni bir dava açılamaz. Açılırsa da bu dava dinlenmez, dava koşulu yokluğundan reddedilir. Bir kesin hükümden söz edebilmek için a) dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenen sonucun aynı olması, b) dava nedeninin yani davanın dayandığı olayların aynı olması, c) davanın yanlarının aynı olması gerekir. Uyuşmazlık konusu olayda dava konusu ile davanın yanlarının aynı olduğu konusunda bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Davacı, dava nedenini yani dayandığı olayları bildirmekle yetinir. Bu olaylara uygulanacak hukuk kurallarını bulmak ve uygulamak, başka bir söyleyişle bu olayların hukuksal niteliğini ve nedenini tayin etmek Türk yasalarını kendiliğinden uygulamakla yükümlü olan (HUMK.76) hâkime aittir. Kesin hüküm bakımından davanın gerçek nedeni dayanılan olaylardır. Aynı olaylara dayanılarak (aynı yanlar ve aynı konuda) ikinci bir dava açılırsa, iki davanın nedeni aynı olacağından, ikinci dava kesin hüküm nedeni ile reddedilir.
    Hukuk Genel Kurulu’nun 20. Hukuk Dairesinin kesin hüküm yoktur şeklindeki bozma ilamına direnen yerel mahkeme kararı üzerine 14.11.2012 gün ve 2012/20-583 E. ve 2012/789 K. sayılı kararında kesin hüküm konusu ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Adı geçen kararda uyuşmazlığın çözümü için kesin hüküm ve gerekçe ile hüküm fıkrası arasındaki bağın üzerinde durulmasında yarar vardır:
    Kesin hüküm, hem bireyler için hem de Devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenirlik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir.
    Hemen belirtilmelidir ki, kesin hükmün amacı kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir biçimde çözümlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesinde, hem kişilerin hem de Devletin yararı vardır. Çünkü kişiler, arasındaki uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık, bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler. Bu açıdan, Devletin de menfaati söz konusudur. Çünkü Devlet, mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık (dava) ile sürekli ve yinelenerek meşgul edilmesini istemez.
    Dava konusu uyuşmazlık hakkında bir kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz.
    Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de; (Yargıtay’ın da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay"da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez (Hukuk Genel Kurulu’nun 05.06.1991 gün ve 1991/5-215-342 E., K. sayılı ilamı; Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, yıl: 2001, C. V, s. 4980 vd.).
    Bu bağlamda kesin delil ise, yanları ve hakimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesi gereken delillerdir. Hakimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır.
    Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, ikrar (Mülga 1086 sayılı HUMK. Madde 236; 6100 sayılı HMK. Madde 188), senet (HUMK. madde 287; HMK. madde 193), yemin (HUMK. madde 337; HMK. madde 228) ve kesin hükümdür (HUMK. madde 237; HMK. madde 303).
    Kesin hüküm, şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm, olmak üzere ikiye ayrılır.
    Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler (Örneğin HUMK. m. 427; HMK. m. 361).
    Yasa yolu açık olan bir karar, yasa yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir. Öte yandan, temyiz yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse, ya da karar düzeltme yoluna gidilip de bu istem reddedilmişse veyahut yasa yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir.
    Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse, artık bu hükme karşı, olağan yasa yollarına başvurulamaz. Bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir.
    Maddi anlamda kesin hükmün koşulları 1086 sayılı HUMK’nun 237. maddesinde açıklanmıştır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur.
    6100 sayılı HMK’nun 303/1. maddesi de “Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde benzer bir tanımı içermektedir.
    Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması; ikinci koşulu, müddeabihin aynılığı; üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır.
    Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir.
    Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir.
    Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/21-30 E. 2003/57 K.; 23.02.2005 gün ve 2005/21-66 E. 2005/93 K.; 03.03.2010 gün ve 2010/11-75 E. 2010/121 K.; 08.12.2010 gün ve 2010/1-602 E. 2010/643 K. sayılı ilâmlarında da benimsenmiştir.
    Kesin hüküm, ilk önce (hükmü veren mahkeme de dahil diğer bütün) mahkemeleri bağlar. Yani mahkemeler, aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan bir kesin hüküm ile bağlıdırlar; aynı davayı bir daha (yeniden) inceleyemezler (kesin hüküm itirazı) ve aynı konuya ilişkin yeni bir davada, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdırlar (Baki Kuru, age., C. V, s. 5051- 5053).
    Diğer taraftan hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olan gerekçe de kesin hüküm teşkil eder. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu, her olayın özelliğine göre belirlenir. Kesin hüküm kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe, hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukukî ve mantıki tahlil ve istidlallerden (deliller) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkansız bir bağlılık içinde bulunuyor ise, istisnaen bu kısmın da kesin hükme dahil olduğunu kabul etmek gerekir.
    Somut olayda; dava konusu 1156 parsel numaralı taşınmaz arazi kadastrosu sırasında komşu 1155 ve 1233 parsellerle birlikte Bulgaristan göçmeni olup davalının bayii olan...’a iskânen verilen yer olduğundan bahisle davalı adına tespit olunmuş, Orman İdaresi tarafından kadastroya itiraz edilmiş .... Kadastro Mahkemesinin 1989/11 -46 esas ve karar sayılı kararı ile usulüne uygun orman mühendisi ve ziraatçı bilirkişiler marifetiyle inceleme yapılarak ve orman sayılan yerlerden olmadığı, iskân tapusunun da sınırları içersinde kaldığı tespit olunarak orman idaresinin davası reddolunmuş Yargıtay 16. Hukuk Dairesince oy birliğiyle karar tasdik edilerek kesinleşmiştir.
    Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 2009 yılında 6831 sayılı Kanun uyarınca orman kadastrosu ve 2/B çalışması yapılırken kesin hükme itibar edilmeyerek dava konusu taşınmaz orman içine alınmıştır. Kanaatimce burada kişinin 10 yıl içersinde orman kadastrosunun iptalini isteme hak ve yetkisi olduğu gibi sadece kendi açtığı davada değil tapusunun iptaline yönelik karşı tarafın -somut olayda orman idaresinin- davasına karşı da kesin hükme dayanma hak ve yetkisi vardır. Burada kişiye yeniden dava açma hak ve yükümlülüğü yüklemek hukuki güvenilirlik ilkesini zedelemek anlamına gelecektir. Kesin hükmün dayandığı verilerin doğru olup olmadığının incelenmesi ise ancak yargılamanın yenilenmesi yoluyla mümkündür.
    Sayın çoğunluk davalının henüz dava açma hak ve süresi devam eden bir olayda orman tahdidine yönelik dava açılmamış olması nedeniyle kesin hükmün varlığının tahdidi geçersiz kılmayacağı gerekçesiyle hükmün ONANMASI gerektiği kanaatine varmışsa da kanaatimizce kesin hüküm her iki taraf açısından bağlayıcı olduğundan sadece davalıların açacağı davada değil davacı ... idaresinin açtığı bu davada da resen gözönünde tutulmalıdır.
    Yukarıda açıklanan nedenlerle, .... Sulh Hukuk Mahkemesinin, ... Kadastro Mahkemesinin 1989/11 - 46 Esas ve Karar sayılı kararı ile kesinleşen kararının davanın tarafları bakımından kesin hüküm, dolayısıyla kesin delil teşkil etmesi nedeniyle davanın reddine ilişkin temyize konu kararının BOZULMASI gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun ONAMA kararına katılamıyorum.


    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi