19. Hukuk Dairesi 2016/14485 E. , 2017/488 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi ..."in davalı bankadan kullandığı kredi borcunun murisin ölümü halinde ödenebilmesi için hayat sigortası yapıldığını, borcun bu sigortadan karşılanması gerektiğini, oysa davalı bankaca murisin ölümü sonrasında hayat sigortasına ilişkin verilen bilgilerin doğru olmadığı gerekçesiyle kredi borcunun müvekkillerden talep edildiğini ileri sürerek, müvekkillerinin murisinin kullandığı krediden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıların murisi ile müvekkili banka arasında imzalanan 01.07.2013 tarihli tüketici kredisi sözleşmesi uyarınca davacıların murisi ..."e 10.000 TL meblağlı ihtiyaç kredisinin kullandırıldığını, bu davaya Tüketici Mahkemesi sıfatıyla değil Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiğini, ...Emeklilik ve ...Sigortası A.Ş."nin acentesi olarak hareket eden müvekkiline karşı TTK"nın 102. ve 105. maddeleri hükmü uyarınca doğrudan husumet yöneltilemeyeceğinden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, kredi borcunun henüz ödenmediğini ileri sürmüştür.
Mahkemece yapılan yargılamada toplanan delillere göre, davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 08.04.2015 tarih, 2014/19722 Esas ve 2015/5019 Karar sayılı ilamı ile, “Dava, davacıların murisi tarafından kullanılan 01.07.2013 tarihli sabit faizli tüketici kredisinin, aynı tarihte düzenlenen ve primleri ödenen hayat sigortası poliçesi kapsamında olması sebebiyle davacı-mirasçıların borçlu olmadıklarının İİK"nun 72. maddesi hükmü uyarınca tespiti istemine ilişkindir. Somut olayda uyuşmazlık konusu sözleşme tüketici kredisi niteliğinde olup davada davacıların murisi tarafından kullanılan tüketici kredisinden borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. İş bu davada davalı bankadan sigorta alacağı talep edilmemiş, kullanılan kredinin hayat sigortası poliçesi kapsamında kaldığı iddiasıyla borçlu olunmadığının tespiti talep edilmiştir. O halde anılan kredinin kullanıldığı bankaya husumet yöneltilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu durumda 4822 sy. Yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun"un m. 23.I hükmüne göre, “Bu Kanun"un uygulamasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır.” Uyuşmazlık 4822 sayılı Yasa ile değişik 4077 sayılı Kanun"un 10. maddesinde düzenlenen tüketici kredisi sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Görev, kamu düzenine dair olduğundan mahkemece, yargılamanın her safhasında kendiliğinden gözetilmelidir. Bu durumda tüketici mahkemesinin görevli olduğu gözetilmeden, ticaret mahkemesi sıfatıyla istemin incelenerek, yazılı şekilde yanılgılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemiştir”, gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, sigorta şirketinin 16/08/2013 tarihli yazısı ile ...Sigorta Genel Şartlarının C.2/2.2 maddesi gereği sigorta ettirenin beyan yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle TTK"nın 1435. maddeleri gereğince cayma/fesih hakkını kullanmakta ve poliçenin hükümsüzlüğünden vefat tazminatı ödenmesinin mümkün olmadığını bildirmekte haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 26/01/2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davalı banka davacıların murisine tüketici kredisi kullandırırken kredi geri ödemesi süresi kadar ve lehdarı (daimi mürtehini) davalı banka olacak şekilde hayat sigortası poliçesi düzenlettirmiş ve poliçe primi de kredi müşterisi tarafından ödenmiştir.
Kredi müşterisinin ölümü üzerine davalı banka sigorta şirketinden tazminat talebinde bulunmamış, ancak kredi müşterisinin ölümünün mirasçısı tarafından sigorta şirketine ihbarı üzerine sigorta şirketince poliçe lehtarı bankaya, sigortalının poliçe şartnamesine aykırı davranışı nedeniyle cayma/fesih haklarını kullandıkları ve tazminat ödemeyecekleri bildirilmiştir.
Davalı banka tarafından sigorta şirketine karşı bir dava açılmadan veya sigorta poliçesindeki hakları kredi müşterinin mirasçılarına temlik edilmeden kredi borcu davacı mirasçılardan talep edilmiştir.
Her ne kadar davalı bankanın kredi borcunun tahsili için hayat sigortasına dava açabileceği gibi kredi müşterisinin mirasçılarına da başvurabileceği, bu konuda seçimlik hakka sahip olduğu açık ise de; davalı bankanın aynı zamanda grup şirketi olduğu anlaşılan sigorta şirketine başvurmadan, başvurunun reddi halinde sigorta şirketine karşı dava açmadan veya en azından lehine düzenlenen sigorta poliçesindeki haklarını kredi müşterisinin mirasçılarına temlik etmeden kredi alacağını kredi müşterisinin mirasçılarından talep etmesi TMK"nun 3/2 maddesi gereğince iyi niyetle bağdaşmaz ve TMK"nun 2/2 maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
Bu itibarla yerel mahkemece davalı bankaya, sigorta poliçesindeki haklarını davacı mirasçılara temlik etmesi veya sigorta şirketine karşı dava açması için mehil verilmesi, sigorta poliçesindeki haklarını davacılara temlik ederse davanın reddedilmesi, sigorta şirketine karşı dava açarsa bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerekirken bu hususun düşünülmemesi doğru olmamıştır.
Yerel mahkeme kararının bu nedenle bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan saygıdeğer çoğunluğun onama şeklinde gerçekleşen kararına muhalifiz.