Abaküs Yazılım
8. Hukuk Dairesi
Esas No: 2010/5189
Karar No: 2011/7208
Karar Tarihi: 16.12.2011

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2010/5189 Esas 2011/7208 Karar Sayılı İlamı

8. Hukuk Dairesi         2010/5189 E.  ,  2011/7208 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
    DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil

    ... ile Hazine, ...Belediye Başkanlığı, ... (...) ve ... (...) ile dahili davalılar ... ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 04.02.2010 gün ve 446/32 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi davalılar ... ve ... ile dahili davalılar vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

    KARAR

    Davacı ... vekili; 598 parsel sayılı taşınmazı vekil edeninin davalı gerçek kişiler murisi ve tapu maliki ... ..."den 1963 yılında haricen satın ve zilyetliğini devraldığını ancak, 4753 sayılı Kanuna göre dava konusu taşınmaz üzerinde 25 yıl satılamaz şerhi bulunduğu için, tapuda işlem yapılamadığını, taşınmazın 1963 yılından beri vekil edeninin zilyetliğinde olduğunu, tapu maliki ..."ın 1973 tarihinde öldüğünü ve TMK.nun 713. maddesinde yazılı şartların oluştuğunu ileri sürerek 598 parsel sayılı taşınmaza ait tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
    Davalı ... vekili, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
    Davalı ... (...) ve arkadaşları vekili, vekil edenlerinin murisi ve tapu maliki ..."ın dava konusu taşınmazı davacıya icar karşılığı verdiğini, icar parasını ölene kadar murisin ve öldükten sonra da, mirasçılarının aldıklarını, davacının taşınmazın kiracısı olup, malik sıfatıyla zilyet olmadığını, dava açmadan önce taşınmazı satın almak isteyen davacının bu davayı açmakta kötü niyetli olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
    Davalı Menemen Belediye Başkanlığı, davaya bir cevap vermemiştir.
    Mahkemece; davalılardan Menemen Belediyesi, Maliye Hazinesi ve ... ... ile davaya dahil edilen mirasçılar ... ..., ... ... (...), ... ... (...), ... ... ve ... ... yönünden davanın husumet nedeniyle, davalılardan ... ... yönünden davanın devamı esnasında taşınmazı devretmesi nedeniyle davanın reddine ve davalılardan ... ... (...) yönünden açılan davanın kabulü ile,... İli, ... İlçesi, Ulucak Köyü, (Eski 598 parsel) 3377 ada 3 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptaliyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, karar verilmesi üzerine; hükmün kabule ilişkin bölümü davalılar ... ve ... ile dahili davalılar ... ..., ... ..., ... ..., ... ve ... ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK.nun 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş, ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
    Davada; davacı vekili kayıt malikinin 1973 yılında öldüğünü ve tapu malikinin mirasçılarının ölüm tarihinden sonra 20 yıllık süre içinde intikal yaptırmadıklarını açıklayarak istekte bulunmuştur. Dilekçe kapsamına göre; davada TMK nun 713/2 maddesinde düzenlenen nedenlerden “ ölüm” sebebine dayanıldığı hususunda duraksamamak gerekir. Dava, TMK.nun 713/2. fıkrasında yer alan ölüm nedeniyle tapu kütüğünün hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
    Somut olayda çözümlenmesi gereken öncelikli sorun; eldeki temyiz incelemesinin yapıldığı aşamada yerel mahkemenin kararına dayanak oluşturan hükmün TMK.nun 713/2. fıkrasındaki; “…ölmüş…” sözcüğünün Anayasa Mahkemesince iptaline ilişkin kararı ve bu karar yayımlanana kadar hükmün yürürlüğünün durdurulması kararının eldeki davaya etkisinin ne olacağı hususudur.
    Davaya dayanak oluşturan TMK.nun 713/2. fıkrasında yer alan “…ölmüş…” sözcüğünün, “Anayasa Mahkemesinin 17.3.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline, bu sözcüğün uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmi Gazetede yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına 17.3.2011 tarihinde karar verilmiştir.”
    Anayasa Mahkemesi Kararlarının Özelliği ve Geriye Yürümezliğinin İrdelenmesi;
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 153/2. fıkrasında; Anayasa Mahkemesinin, bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceğini vurguladıktan sonra aynı maddenin 5. fıkrasında da “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır.
    Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararları, İdari Yargıda verilen iptal kararlarından farklı bir özelliğe sahiptir. İdari Yargıda asıl olan iptal kararlarının geriye yürümesi yani iptal edilen idari işlemin doğduğu andan itibaren yok sayılması esas alınmasına karşın, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi asıldır. Bu bakımdan İdari Yargıdaki iptal kararları beyan edici, açıklayıcı nitelikte olduğu halde Türk Anayasa Yargısındaki iptal kararları genelde kurucu (inşai-yenilik doğurucu) niteliktedir. Türk Anayasa sisteminde benimsenen iptal kararının geriye yürümezliği kuralının getiriliş amacı, kazanılmış hakları ve hukuksal güvenliği ortadan kaldırıcı ya da toplumun adalet anlayışını zedeleyici sonuçlar doğurmasından kaygı duyulmasını önlemek, Devlete olan güven duygularını sarsmamak, Devlet yaşamında hukuk kargaşasına neden olmamak, hukuk güvenliğini ve istikrarını sağlamak olarak özetlenebilir.
    Bu bakımdan iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesi, kabul edilen önemli bir ilkedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi; 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında, “Türk Anayasa sisteminde Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.” denilmek suretiyle konunun önemi vurgulanmıştır.
    Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde, tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış hakların) korunması Hukuk Devletinin bir gereğidir. O nedenle hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk kuralları uyarınca tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklara Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün geriye yürüyemeyeceğinin (ceza mahkûmiyetlerinde durum farklıdır) kabulü kaçınılmazdır.
    Bu durumda kazanılmış haklar kavramı Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir.
    Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar, Anayasanın 2. maddesinde ifadesini bulan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir Hukuk Devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve bu nedenle kabul edilemez.
    Anayasa Mahkemesinin 19.12.1989 gün ve 1989/14 Esas, 1989/49 Karar sayılı kararında aynen; “bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların korunması Hukuk Devletinin gereği olduğunu” vurgulamaktadır.
    Bu karara paralel olarak Danıştay’da; 16.12.1966 tarih ve 1963/386 Esas, 1966/1642 Karar sayılı kararında; “iptal kararları geriye yürümez” kuralının kazanılmış hakları saklı tutmak, hukuk kararlılığı ve dolayısıyla kamu düzenini korumak amacıyla getirildiği görüşü benimsenmiştir.
    Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, kural olarak Resmi Gazetede yayımlandıkları tarihten itibaren ve geleceğe dönük olarak hukuki sonuçlar doğurmaktadırlar. Bu nedenledir ki, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce iptal edilen yasa kuralına dayanılarak verilen ve kesinleşmiş mahkeme kararının Anayasa Mahkemesi kararından etkilenemeyeceği açıktır. Yani Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının, iptal edilen yasa kuralına dayanılarak daha önce verilip kesinleşmiş olan hükme etkili olması olanaklı değildir.
    Saptanan bu olgular karşısında Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının ya da kanunların geriye yürümezliği ilkesinin istisnalarını kamu düzeni, genel ahlak kuralları ile kazanılmış hak ilkesi oluşturmaktadır. Kazanılmış (müktesep) hakkın söz konusu olduğu durumlarda Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının uygulanamayacağı kabul edilmektedir.
    Eldeki dosyada söz konusu olan somut olaya gelince: TMK.nun 713/2. fıkrasında açıklanan üç ayrı hukuki sebepten biri olan “…ölmüş…” sözcüğünün Anayasa Mahkemesince iptalinden sonra elde bulunan veya açılacak olan davalara etkisinin ne olacağı üzerinde durulması gerekmektedir. TMK.nun 713/1. fıkrasında; “tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” denilmiştir.
    Aynı maddenin 2. fıkrasında ise; “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” amir hükmüne yer verilmiştir.
    Görüldüğü gibi TMK.nun 713/2. fıkrasına dayalı olarak açılan davaların başarıya ulaşması; bu fıkrada belirtilen koşullar yanında aynı zamanda 713/1. fıkrasındaki koşulların da gerçekleşmiş bulunmasına bağlıdır. Çünkü 2. fıkrada; “aynı koşullar altında…” denilmek suretiyle aynı maddenin 1. fıkrasına atıfta bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle 1. fıkradaki koşulların araştırılıp belirlenmesi zorunludur.
    TMK.nun 713/5. fıkrasının son cümlesinde ise; “Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” ilkesi getirilmiştir. Bu ilke 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Kanunla anılan fıkraya eklenmiştir.
    4.12.1998 tarih ve 1996/4 Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararından önce 743 sayılı TKM.nin 639 (TMK.nun 713). maddesine dayalı olarak açılan davalarda mülkiyetin hangi tarihte doğacağı ve kazanılacağı konusu gerek uygulamada ve gerekse doktrinde oldukça tartışmalı idi. 4.12.1998 tarih ve 1996/4 Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ile; “kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapusuz taşınmazların edinilmesine ilişkin TMK.nun 639/1. maddesine göre verilen tescil kararları inşai-ihdası (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlardır. Mülkiyet hakkı bu kararların kesinleştiği anda kazanılır.” görüşü benimsenmişti. Daha sonra 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK.nun 713/5. fıkrasının son cümlesiyle aynı maddenin 1 ve 2. fıkralarını da kapsayacak biçimde, mülkiyetin 1. fıkrada öngörülen koşulların oluşmasıyla kazanılacağı kabul edilmiştir.
    İşte TMK.nun 713/5. fıkrasında mülkiyet, 1. fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur ibaresi TMK.nun 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan davalar açısından “kazanılmış (müktesep) hak” olarak kabul edilip edilemeyeceği sorunu karşımıza çıkmaktadır. Sözü edilen ibare ile 1 ve 2. fıkralarında yer alan tüm koşulların gerçekleşmesi yanında aynı maddenin 1. fıkrasında açıklanan 20 yıllık kazanma süresinin dolduğu anda mülkiyetin kazanılacağı kastedilmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesince yürürlüğünün durdurulması kararının verildiği 17.3.2011 tarihinden önce dava açanlar (eldeki davalar) ile açmayanlar bakımından 20 yıllık kazanma süresi ve 2. fıkrada açıklanan maliki 20 yıl önce ölmüş olan kişi bakımından söz konusu süreler dolmuş ise bunlar açısından kazanılmış (müktesep) hakkın kabul edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekir.
    TMK.nun 713/5. fıkrasına eklenen ibare ile mülkiyet hakkının tüm kazanma koşullarının oluşması ile 20 yıllık kazanma süresinin dolduğu anda kazanılacağı açıklandığına ve bu konuda hiçbir duraksama söz konusu olamayacağına göre az önce açıklanan durumlar bakımından kazanılmış hakkın varlığının kabulü gerekmektedir. Yukarıda yapılan tüm açıklamalar da bunu doğrulamaktadır. 4721 sayılı Kanunla getirilen ve TMK.nun 713/5. fıkranın son cümlesi için gösterilen gerekçede de şu ifade yer almaktadır: “Gerçekten, mülkiyet hakkının hangi anda kazanılmış olacağı sorusunu cevaplayan bu yeni hükme göre, mülkiyet 1. fıkrada öngörülmüş olan bütün şartların gerçekleştiği anda kazanılmış olacak, yani hâkimin vereceği tescil kararı geriye dönük (makable şamil) sonuç doğuracaktır.” denilmektedir.
    Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararıyla birlikte 17.3.2011 tarihinde aynı zamanda; “…kararın Resmi Gazetede yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına” karar verilmiştir. Şu halde yürürlüğünün durdurulması kararının verildiği 17.3.2011 tarihinden önce açılmış bulunan davalar bakımından maliki 20 yıl önce ölmüş ve o tarihten dava tarihine veya kayıt maliki adına bulunan tapu kaydının intikal gördüğü tarihe kadar diğer kazanma koşulları yanında 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür davalar bakımından kazanılmış (müktesep) hakkın kabulü gerekir. Uyuşmazlığa konu yapılan tapu kaydı; malikin ölüm tarihinden itibaren 20 yıllık kazanma süresi geçtikten sonra intikal görmüş ise bu tür intikal gören kayıt hukuken bir değer taşımaz ve intikal maliklerine herhangi bir hak bahşetmez. Yine dava açmamış ancak; Anayasa Mahkemesinin verdiği yürürlüğünün durdurulması karar tarihi olan 17.3.2011 tarihinden önce hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğunun da kabulü gerekmektedir. Bu gibi hak sahiplerinin 17.3.2011 tarihinden önce veya sonra dava açmalarının bir önemi bulunmamaktadır.
    Somut olayda; Mahkemece, TMK.nun 713/2. madde koşullarının oluştuğu görüşünden hareketle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli bulunmamaktadır.
    Dava konusu 598 parsele ait kadastro tutanağından; 9800 m2 yüz ölçümünde ve " Tarla" niteliğinde, Şubat 1957 tarih ve 106 sıra sayılı tapu kaydı ile maliki ve zilyedi olan ... ... adına 27.08.1958 tarihinde tespit edildiği ve tespitin itiraz edilmeden 28.02.1961 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Tapu Sicil Müdürlüğünün mahkemeye hitaben yazdığı karşılık yazılara ve tapu kayıtlarına göre, 598 parselin yargılama devam ederken 16.12.2004 tarihinde mirasçılar adına intikalinden sonra, diğer mirasçıların 17.12.2004 tarihinde hisselerini satışları sonucunda parselin tamamı davalı mirasçı ... ... adına tapuya kayıtlı iken, 26.12.2007 tarihinde imar uygulaması sonucunda 3377 ada 3 parsele gittiği ve davalı ... ... adına kayıtlı bulunduğu anlaşılmaktadır.
    Ancak; 598 parsel 9800 m2 yüz ölçümünde olduğu halde, 26.12.2007 tarihinde yapılan imar uygulaması sonucunda 4345 m2 kısmının 3377 ada 3 parsele gittiği anlaşılmakta ise de, geriye kalan 5455 m2 kısmının ne olduğu dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.
    Mahkemece, Tapu Sicil Müdürlüğünden dava konusu 598 parselin 26.12.2007 tarihli imar uygulaması sonucunda hangi parsellere gittiği sorularak, imar parsellerine ait tapu kayıtlarının eksiksiz olarak dosya arasına konulması ve uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulması gerekir.
    Bundan ayrı: mahallinde 23.11.2007 tarihinde yapılan keşifte dinlenen davalı tanıkları, dava konusu taşınmazın önceki tapu maliki ... ... tarafından davacıya icar karşılığı verildiğini ölene kadar ..."ın davacıdan cüzi miktarda icar parası aldığını, 1973 yılında öldükten sonra ise, davalı ve dahili davalı safında yer alan (gerçek kişi) mirasçılarının davacıyla anlaşarak, taşınmazı icar karşılığı davacıya vermeye devam ettiklerini, cüzi miktarda icar parası aldıklarını beyan etmişler, davacı tanıkları ise; dava konusu taşınmazı davacıya ait olarak bildiklerini, ... ve mirasçılarından icar karşılığı kiralayıp kiralamadığını, icar parası ödeyip ödemediğini ve satın almayı bilmediklerini, 1970"li yıllardan beri davacının kesintisiz zilyet olduğunu beyan etmişlerdir.
    TMK. nun 713/2. fıkrasında belirtilen hukuki sebepler nedeniyle bir yerin kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmesi için aynı fıkranın atıfta bulunduğu TMK. nun 713/1. fıkrasındaki koşulların da yerine gelmiş olması zorunludur. Ayrıca taşınmazın çekişmesiz, aralıksız, malik sıfatıyla ve 20 yıllık zilyetlik süresinin de gerçekleşmiş bulunması gerekir.
    Keşif mahallinde dinlenen taraf tanıklarının beyanları arasındaki çelişkiler giderilmediği gibi, davacının dava konusu taşınmaza malik sıfatıyla mı, kiracı sıfatıyla mı zilyet olduğu hususu üzerinde yeteri kadar durulmamıştır.
    Mahkemece yapılacak iş; mahallinde yeniden yapılacak keşifte, yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK.nun 258 (6100 sayılı HMK. m. 243, 244). maddesi gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, aynı Kanunların 259. maddesi uyarınca da uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıkların keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, davacı tarafından sürdürülen zilyetlik koşulları bakımından bilgilerine başvurulması, zilyetliğin başlangıç ve sürdürülüş biçimiyle nedenleri dinlenenlerden sorulmak suretiyle açıklığa kavuşturulması, davacının satın alıp almadığı ve tarihi ile savunulduğu gibi taşınmazın kiralanıp kiralanmadığı, icar parası alınıp, alınmadığı ve icar bedeli hususlarında da aynı biçimde etraflıca sorular sorularak belirlenmesi ve beyanlar arasında çelişki bulunduğu taktirde HUMK.nun 265 (HMK. m. 261). maddesi uyarınca aykırılığın giderilmesine çalışılması ve ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.
    Davalılar ... ve ... ile dahili davalılar ... ..., ... ..., ... ..., ... ve ... ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün kabule ilişkin bölümünün açıklanan nedenlerle ve 6100 sayılı HMK.nun geçici 3.maddesi yollamasıyla HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 181,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine 16.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi