7. Hukuk Dairesi 2016/2952 E. , 2016/8562 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Dava Türü : Alacak
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm duruşmalı olarak taraf vekillerince temyiz edilmiş ise de; HUMK"nun 435.maddesi gereğince duruşma isteğinin süreden reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde uluslararası tır şoförü olarak asgari ücret+sefer primi ile çalıştığını, işverenin davacıya ait bankamatik kartını davacıdan alarak hesabına yatırdığı asgari ücreti 31.10.2011 tarihine kadar tekrar geri çektiğini, yani ücretin asgari ücret kısmının davacıya gerçek anlamda ödenmediğini, hafta tatilleri ile milli bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, yıllık izinlerini kullanmadığını, 31.10.2011 tarihinden sonra 650 Euro olan sefer primini 125 Euro eksik ödemeye başladığını, davalının iş sözleşmesinin davacıyı sefere göndermeyerek haksız olarak feshettiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının istifa ederek ayrıldığını, kendisine 30.000,00 TL kıdem tazminatı ödendiğini, aylık ücretlerinin banka hesabına yatırıldığını, hafta tatilleri ile milli bayram ve genel tatil günlerinde seferde ise sürüş yasağı nedeni ile dinlendiğini, yıllık izinlerini kullandığını beyanla davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iş sözleşmesinin haklı ve geçerli nedenle feshedildiğinin davalı tarafından ispat edilemediği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, banka hesabına yatırılan ücretin çekildiğini “senede karşı senetle ispat” kuralı gereği yazılı belge ile ispat edemediği, hafta tatillerinde çalıştığına, sefer priminin düşürüldüğüne dair husumetli tanık beyanları dışında delil sunmadığı, kullanmadığı yıllık izinlerin ücretinin ve milli bayram ve genel tatil çalışma ücretinin bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davanın belirsiz alacak davası olup olmadığı ihtilaflıdır.
Davacı vekili, miktarı belirsiz alacaklarla ilgili fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davasını kısmi dava olarak açmıştır. Dava dilekçesinin hiçbir yerinde davanın belirsiz alacak davası olduğu yazılı değildir. Aksine davacı vekili, davanın kısmi dava olarak açıldığını beyan ve kabul etmiştir. Hal böyle olunca, davanın kısmi dava olarak kabul edilmesi ve ıslah ile istenen alacaklara ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken, davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesi ve ıslah ile istenen alacaklara da dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi hatalı olmuştur.
3-Davacının davalı işverence ödenen kıdem tazminatını mahsubu ile bakiye kıdem tazminatının hüküm altına alınması yerindedir. Ancak fesih tarihinden önce ödenen avans niteliğindeki kıdem tazminatının fesih tarihi olan 31.05.2014 tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte mahsubu gerekirken faizsiz olarak mahsubu doğru olmamıştır.
4-Asgari ücret alacağının olup olmadığı ihtilaflıdır.
Davacı vekili, davacının asgari ücret+sefer primi ile çalıştığını, 31.10.2011 tarihine kadar ücretinin asgari ücret kısmının davalı işverenin el koyduğu davacıya ait bankamatik kartı ile çekildiğini, yani bu ücretin esasında davacıya ödenmediğini iddia etmiştir. Aynı gün temyiz incelemesi yapılan 2016/2947 ve 2015/3173 esas sayılı dosyalar ile bu dosyanın davacısının banka hesabına yatırılan ücretlerin hep aynı bankamaktikten yani 112 numaralı bankamatikten çekildiği, para çekme olayının paranın yatırılmasından çok kısa bir süre sonra gerçekleştiği ve bazı aylara ait ücretlerin çekilmesi sırasında işçilerin yurtdışında oldukları görülmektedir. Bu itibarla mevcut delil durumuna göre davacının iddia ettiği süreye ait ücret alacağının hüküm altına alınması gerekirken, reddi doğru olmamıştır.
5-Davacının hafta tatiline hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu"nun 46 ncı maddesinde, işçinin tatil gününden önce aynı Yasanın 63 üncü maddesine göre belirlenmiş olan iş günlerinde çalışmış olması koşuluyla, yedi günlük zaman dilimi içinde yirmidört saat dinlenme hakkının bulunduğu belirtilmiş, işçinin hafta tatili gününde çalışma karşılığı olmaksızın bir günlük ücrete hak kazanacağı da 46 ncı maddenin ikinci fıkrasında hüküm altına alınmıştır.
Hafta tatili izni kesintisiz en az yirmidört saattir. Bunun altında bir süre haftalık izin verilmesi durumunda, usulüne uygun şekilde hafta tatili izni kullandığından söz edilemez. Hafta tatili bölünerek kullandırılamaz. Buna göre hafta tatilinin yirmidört saatten az olarak kullandırılması halinde hafta tatili hiç kullandırılmamış sayılır.
Somut olayda, mahkemece hafta tatili talebinin ispat edilemediği gerekçesi ile reddine karar verilmiştir. Ancak dosya içinde davacının yurda giriş çıkış kayıtları mevcut olup bu kayıtlar incelenerek, davacının seferde geçirdiği 6 ıncı günden sonraki 7 inci gün çalışması hafta tatili çalışması olarak kabul edilmeli ve ücreti hesaplanarak hüküm altına alınmalıdır. Örneğin kayıtlara göre davacının seferi 21 gün sürmüş ise 3 hafta tatilinde çalıştığı kabul edilmelidir.
5-Yıllık izin ücreti, iş sözleşmesinin feshi ile birlikte muaccel olan ve zaman aşımı süresi fesihle birlikte başlayan bir alacaktır. Bu nedenle davacının 01.04.1994-31.5.2014 tarihleri arasındaki tüm döneme ait yıllık izin süresinin hesaplanması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeye dayalı bilirkişi raporuna itibarla sadece 10 yıllık çalışma dönemi için yıllık izin süresinin hesaplanması hatalı olmuştur. Öte yandan davacının yıllık izin kullandığı belirtilen bazı tarihlerde seferde olduğu görülmektedir. Davacı vekili de rapora bu yönden itiraz etmiş olup bu itiraz üzerinde durulmamıştır. Bu itibarla, yurda giriş çıkış kayıtları ile yıllık izin belgeleri karşılaştırılarak, sefere denk gelen tarihlerde davacının yıllık izinlerini kullanmadığı kabul edilerek buna göre kullanılmayan yıllık izin süresi ve ücreti belirlenmelidir.
O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 19.04.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.