20. Hukuk Dairesi 2013/653 E. , 2013/4767 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... ..., Sulh Hukuk Mahkemesine verdiği 21.02.1997 tarihli dava dilekçesinde 1961 yılında toprak tevzi yoluyla kendisine tevzi edilen 95 parsel numaralı 20900 m2 yüzölçümündeki taşınmazın, 1983 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında orman olarak tespit harici bırakıldığını, 1988 yılında yapılan ve 26.05.1988 tarihinde ilân edilip kesinleşen orman kadastrosunda ise orman sınırı içinde bırakıldığını iddia ederek, orman sınırlamasının iptalini ve taşınmazın adına tesciline karar verilmesini istemiş, mahkemece 1997/59-2002/58 sayılı kararla davanın görev yönünden reddine karar verilmiş; dosya Asliye Hukuk Mahkemesine aktarılmış, asliye hukuk mahkemesince, davanın kısmen kabulüne, 04.09.2009 tarihli krokide (A) ile işaretli 20.900 m2 taşınmazın orman sınırı dışına çıkarılmasına ve davacı adına tesciline, (B) ile işaretli 11900 m2 taşınmaz hakkındaki davanın reddine karar verilmiş, hüküm Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 6831 sayılı Kanunun 11/1. maddesine göre 10 yıl içinde açılan orman kadastrosuna itiraz ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu, 26.05.1988 günü ilân edilerek kesinleşmiştir. Genel arazi kadastrosu 1982 yılında yapılmış ve çekişmeli taşınmaz bu çalışmada orman olarak tespit harici bırakılmıştır.
Mahkemece, davacının tutunduğu Eylül 1961 tarih 34 numaralı toprak tevzi yoluyla oluşan ve 95 numaralı tevzi parseline ait olan tapu kaydının miktarına değer verilerek (A) işaretli 20900 m2 taşınmazın orman sınırlamasının iptaline ve davacı adına tesciline karar verilmiştir. Gerek Sulh Hukuk, gerekse Asliye Hukuk Mahkemelerinde yapılan keşifler sonunda hazırlanan uzman bilirkişi raporlarına ekli memleket haritalarında taşınmazın 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesi anlamında orman içi açıklık niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
3402 sayılı Kadastro Kanununun uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihinden önce 2613, 5602 ve 766 sayılı kanunların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilân edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla, arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 sayılı Kanun, Madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, idarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra
arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra ise, anılan Kanunun 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya, olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 2613 sayılı Kanun hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1982 yılında yapılan genel arazi (şehir) kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümleri de tesbit dışı bırakılmış, 1988 yılında yapılıp 26.05.1988 günü ilan edilen orman kadastrosunda da taşınmaz orman sınırı içine alınmıştır.
O halde, H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8 - 964 E. - 751 K. sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 - 183 E. - 187 K. sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerin orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağı, yerel bilirkişi anlatımlarına göre de bu yerin 8-10 dönümünün çalılıktan temizlemek suretiyle tarım arazisi haline getirildiği, kalan kısmının halen taşlık, çalılık halde ve eğiminin % 10-30 civarında ve orman bütünlüğü içinde olduğu, 6831 sayılı Kanunun 1/j maddesine göre, eğimi % 12"yi aşan ve toprak muhafaza karakteri taşıyan maki ve fundalık yerlerin orman sayılacağı, öncesi itibarıyla orman olan bir yerin tevzi yoluyla dağıtılamayacağı, dolayısıyla davacının dayandığı tevzi yoluyla oluşan tapu kaydının yönetimleri bağlamayacağı, tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkralarının, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edildiği ve kalan fıkralarının da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğu, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu gözönünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna uygun olmayan hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 29.04.2013 günü oy birliğiyle karar verildi.