10. Hukuk Dairesi 2015/17223 E. , 2015/15951 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi : Çorlu 1. İş Mahkemesi
Tarihi : 08.05.2015
No : 2014/598-2015/408
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden Kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek, sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Eldeki somut olayda; 01.01.1995-2010/6. ayları arasında 1. no"lu sağlık ocağında çalıştığını, 01.04.1998-12.02.2001 tarihleri arasında yine aynı yerde çalışmasına karşın isteğe bağlı sigortalı olduğunu belirten davacı, 1995, 1996, 1997 yıllarının tamamı ile 1998 yılının ilk dört ayında geçen hizmetlerinin tespitini istemiş, Mahkemece 13.02.2001-30.04.2003 döneminde Çorlu Sağlık Ocakları Geliştirme Derneği tarafından davacı adına bildirilen hizmet süresinin sonu ve davanın 2010 yılında açıldığı gözetilerek hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinden; talep edilen dönemde herhangi bir bildirimin yer almadığı, 13.02.2001-30.04.2003 döneminde Çorlu Sağlık Ocakları Geliştirme Derneği tarafından, 01.05.2003 tarihinden 30.06.2010 tarihine kadar ise, çeşitli şirketler nezdinde giriş-çıkış olmak üzere hizmet bildiriminde bulunulduğu, dava dışı şirketlerden biri ile Sağlık Müdürlüğü arasında “Genel Temizlik Hizmeti Alımı”na ilişkin 2009 yılına ait ihale evraklarının dosya kapsamında yer aldığı, kamu ve davacı tanıklarının sağlık ocağında çalışmayı doğruladıkları, davanın 16.07.2010 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde; davacının isteğe bağlı sigortalı olduğunu belirttiği döneme ilişkin kayıt ve belgeler davalı Kurumdan celbedilmek suretiyle, isteğe bağlı sigortalı olunan dönem de dahil olmak üzere çalışmaların sürekli ve fiili olup olmadığının araştırılmaması, araştırma neticesine göre hak düşürücü sürenin irdelenmemesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, Üye .... ..... "in muhalefetine karşı, Başkan .... ...... , Üyeler ..... ..... , .... ..... ve .... .... "ın oylarıyla ve oyçokluğuyla 06.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, davalı işveren yanında 1995,1996,1997 yılları tamamında ve 1998 yılı 1-4. Ayları arasında çalıştığının ve Kurum kayıtlarında gözükmeyen bu sürenin tespitini talep etmiştir.
Olayda çözümlenmesi gereken ve çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf, 16.01.2010 tarihli dava tarihine göre, 506 sayılı Yasanın 79. maddesindeki 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçip geçmediği hususundadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 SK 79/10. fıkrası; “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.”
Davacının talep ettiği sürelerde hak düşürücü süreyi ortadan kaldıran işe giriş bildirgesi veya diğer belgeler yoktur. Talep ettiği 1998 yılı dördüncü aydan sonra ilk kayıtlı çalışması 13.02.2001 tarihidir.
HMK 26/1. maddede; “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” Davacı talebi yukarıda belirtilmiştir ve bu talebi hak düşürücü süreye uğramıştır.
Mahkeme sadece bu tarihler yönünden araştırma yapabilir. Talebi aşarak devam eden süreler yönünden de araştırma yapamaz.
Davacı 1998 yılı 4 ay ile 2001 yılları arasını talep etmemiş, bu süre isteğe bağlı sigortalı olduğunu beyan etmiştir. Davacı, bu süreleri dava konusu etmediğinden artık böyle bir iddia olmadığından, mahkemenin geniş araştırma yapması usulen mümkün değildir.
Yasada belirtilen 5 yıllık hak düşürücü, Daire çoğunluğu tarafından geniş yorumlanarak uygulama alanı genişletilmiştir. Yasanın aradığı, hak düşürücü süreyi kesen herhangi bir delil veya Kurum tespiti ortaya konulamadığından yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşündeyiz.