
Esas No: 2013/15148
Karar No: 2013/16683
Karar Tarihi: 26.11.2013
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2013/15148 Esas 2013/16683 Karar Sayılı İlamı
- VASİYETNAMENİN İPTALİ
- MİRASTAN ISKAT
- AĞIR SUÇ
- TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 532
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen vasiyetnamenin iptali, ıskat hükümlerinin iptali davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davacılar vekili tarafından istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davacılardan Ahmet T. vekilleri Av.Engin B. ile Av.Haluk B. geldiler. Aleyhine temyiz olunan davalılardan Nurten T. ve Uğur T. vekilleri Av.Mehmet Fatih B. ile Av.İlhan H. geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00"e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacıların murisi Mehmet Salih T."nın 02.08.1994 tarihinde düzenlediği vasiyetname ile davacı oğlu Ahmet T. ile diğer davacı (torunu) Salih Ziya T.ı"nın babası Ali"yi mirascılıktan çıkardığını, davalı (2.eşi) Nurten"in baskısı sonucunda özgür irade olmaksızın vasiyetnamenin düzenlendiğini belirterek, 02.08.1994 tarihli vasiyetnamenin iptalini, vasiyetname içeriğindeki ıskat, saklı paya indirgeme ve saklı payın nakit olarak alınmasına yönelik tasarrufların iptalini, murisin sağlığında yapmış olduğu danışıklı ve saklı paya tecavüz içerikli kazandırmaların geçersizliğinin tespitini ve iptaline ilişkin talep hakkının saklı tutulmasını talep etmiştir.
Davalılar vekili cevabında, TMK"nun 557. md.sindeki tasarrufun iptali şartlarının oluşmadığını, murisin kendi iradesi ile vasiyetnamenin düzenlendiğini beyan etmiştir.
Mahkemece; davacı Ahmet T. yönünden davanın reddine, davacı Salih Ziya T. yönünden, davacı Salih"in babası (murisin oğlu) Ali"nin mirastan ıskat edilmesi nedeniyle dava açmakta hukuki yararı olmadığından HMK"nun 115 md"si gereğince davanın usulden reddine, davaya dahil olan Ali T."nın kızı Bedriye T. yönünden ise davanın takip edilmediğinden bahisle açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hükmü davacı Ahmet T. vekili temyiz etmiştir.
Dosya kapsamından, davacıların murisi Mehmet Salih T. tarafından düzenlenen dava konusu 02.08.1994 tarihli vasiyetnameden önce düzenlenen 20.10.1988, 01.02.1989 ve 09.03.l990 tarihli vasiyetnamelerde çocukları davacı Ahmet ile diğer davacı Salih Ziya"nın babası Ali"yi mirasçılıktan çıkardığı ve en son düzenlenen ve dava konusu olan 02.08.1994 tarihli vasiyetnamede ise "Bundan önce noterde düzenlenen 3 vasiyetnameden rücü edildiğini, oğulları Ali ve Ahmet"in ıskat hükümleri dışında hükmü kalmadığını, 12.09.1988 tarihinde oğullarının kendisine karşı ağır hakaret edip, ölümle tehdit ettiklerini, bu nedenle oğulları Ali ve Ahmet"i mirastan ıskat ettiğini, Ali ve Ahmet"in çocuklarının sadece mahfuz hisse alacakları" yönünde açıklama yapıldığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu vasiyetname, TMK"nun 532.md"si kapsamında noterde düzenlenen resmi vasiyetname niteliğindedir. TMK"nun 557.maddesinde sınırlı olarak sayılan vasiyetnamenin iptali sebeplerinin davada mevcut olduğu ispatlanamadığından mahkemece vasiyetnamenin iptali talebinin reddine ilişkin kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Mirasdan iskat, mahfuz hissenin temelini teşkil eden aile dayanışmasının zedelendiği hallerde, mahfuz hisseli mirasçıyı mirasdan uzaklaştırma olanağını miras bırakana tanıyan ölüme bağlı bir tasarruftur.
Bu tasarrufla vasiyetci mahfuz hisseli bir mirasçısını miras hakkından ve mahfuz hissesinden yoksun bırakır.
Normal koşullarda vasiyetci mahfuz hisse üzerinde tasarruf edemez, etse bile bu tenkis yolu ile iskat olunan mirasçılara dönebilir. Ancak iskat yolu ile ve iskat sebeplerinin gerçekleşmesi halinde mahfuz hisseden yoksun kalma konusu gündeme gelir.
Vasiyetci her zaman ve dilediği taktirde mahfuz hisse dışında kalan hisseler üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir. Onun için mirasdan iskat sadece mahfuz hisseli mirasçılar hakkında hüküm ifade eder.
Mirasdan iskat murisin tek taraflı ölüme bağlı bir tasarrufu ile gerçekleşir.
İskat cezai (olağan) ve koruyucu olmak üzere iki türlüdür.
Mirascı miras bırakana ve yakınlarından birine karşı Medeni Kanunun 510.maddesinde gösterilen ağır bir suç işler veya murisine veya ailesine karşı kanunen yerine getirmekle yükümlü olduğu aile görevlerini ifada büyük bir kusur işlerse cezai (olağan) iskat nedenleri doğmuş olur.
Koruyucu iskat ise: Tamamen iyi niyete dayalı adından anlaşılacağı üzere murisin iskat ettiği mirasçının çocuklarını koruma amacına yöneliktir.
Cezai (olağan) iskat sebepleri iki kısımda incelenebilir.
1- Mirasçının murisine ve onun yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesidir. Bu suçun tamamlanması şart olmadığı gibi bu konuda bir mahkumiyet kararı bulunması da koşul değildir. Afdan ve zamanaşımından yararlanılmasının da önemi yoktur.
Ağır suçdan amaç miras bırakanın şahsiyet haklarına, beden tamlığına, mamelekine yönelik onunla aile bağlarının kopduğunu gösteren hukuka aykırı bir fiildir. Bunun belirlenmesinde ceza hukuku değil Medeni Hukuk kuralları gözönünde bulundurulacaktır. Mirasbırakanın yakınlarına karşı aynı nitelikte işlenen suçlarda iskat nedenidir. Yani suçun mutlaka murise karşı işlenmiş olması da koşul değildir.
Yakınlık kavramına murisin sevgi, saygı ve bağlılık duyduğu tüm kişiler örneğin arkadaşlar, nişanlı, öğretmen, öğrenci, ona bakan onu koruyan veya onun baktığı, koruduğu v.b. kişilerde dahildir (MK. 457/1 md.).
2-Mirasçının murise ve ailesine karşı kanunen mükellef olduğu aile hukuku vazifelerini büyük bir kusurlu davranışla yerine getirmemesi (MK. 457/2. md.).
Örneğin; Medeni Kanunun 151.maddesinde düzenlenen sadakat, yardım, bağlılık, çocuklara itina gösterme görevini yapmaması,
Ana baba ve çocukların karşılıklı sevgi ve saygı şefkat bağları, yoksulluğa ve zarurete düşmede yardım yükümlülüğü, nafaka borcu (MK. madde 315) aile birlik ve huzuru bozan davranışlarda bulunmama ilkelerine aykırı hareketler v.b. gibi.
Aynı nedenlerle evlatlık da mirasdan iskat edilebilir veya aynı nedenlere dayalı olarak evlatlığın evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası da açılabilir (MK. madde 258, 457). .
Ancak, bu haklar şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğundan mirasçılara geçmez, sadece muris tarafından kullanılabilir. Mirasçılar bu konuda açılmış bir dava varsa murisin ölümü halinde bu davalara devam edebilirler.
İskat sebebi açık olmalı, belirli bir eyleme, işleme ve davranışa dayanmalıdır. Sadece mirasdan iskat ettim, miras dışı bıraktım, bana ilgi göstermedi v.b. gibi gerekçesiz sözler yeterli sayılmamalıdır. İskat sebebi kabul edilen olayların delillerinin gösterilmesi de mirasçının iskata itirazı halinde diğer tarafa kolaylık sağlayacağından, tasarrufda yer almalıdır (MK. madde 512/2).
İskat edilen şahsın iskatla mirascılık sıfatı sona erer. Ancak, iskat mahfuz hissenin tamamına ilişkin olabileceği gibi bir kısmına ilişkin de olabilir.
Miras hakkından tamamen iskat olunan kimse terekeden hisse talep edemiyeceği gibi tenkis davası dahi açamaz.
Kısmi iskat halinde ise, mirasçının mirascılık sıfatı devam eder. Çünkü iskat haricinde kalan saklı payın bir kısmını bu mirasçı iktisap edecektir.
Mirasbırakanın mirasdan iskat ettiği şahıs lehine mal vasiyetinde bulunması da mümkündür.
İskat şahsidir. İskat olunanın mahfuz hisseli füruuna şamil olamaz.
İskat haksız ise iskat edilen1 mirasçı davacı: İskata itiraz edebilir ve iskatın iptalini veya tenkisini isteyebilir (MK. madde 512/2).
Dava, iskat olunan şahıs dışındaki ıskattan yararlanan diğer kanuni mirasçılar aleyhine açılır.
Genel olarak iskata itiraz nedenleri:
Davacı genel olarak vasiyetcinin ehliyetsiz olduğunu, iskatın hata, hile, ikrah sonucu yapıldığını ortaya koyarsa veya vasiyetname şeklen geçersiz ise iskat tasarrufu iptal edilir ve mirasçı iskat edilmemiş gibi tüm miras hakkına kavuşur.
Özel olarak iskata itiraz nedenleri:
Cezai (olağan) iskatın hükümsüz kılınması konusunda ölüme bağlı tasarrufun genel olarak hükümsüzlüğü yanında Medeni Kanunun 512.maddesinde belirlenen bazı özel durumlarda mirasdan iskat edilen mirasçıya, iskata ilişkin ölüme bağlı tasarrufa itiraz ederek onu kısmen veya tamamen etkisiz bırakma imkanı tanınmıştır.
İskat edilen mirascı, bu itirazını duruma göre tenkis veya iptal davası açmak suretiyle gerçekleştirir.
TMK"nun 510.maddesinde "Mirasbırakanın ölüme bağlı bir tasarruf ile saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak, 1)Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse, 2) Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse mirasçılıktan çıkarabilir" hükmü getirilmiştir. (Ayrıca mirasçının temyiz kudretine haiz olarak kasıtlı ve kusurlu davranışlarıyla belirli bir fiili yapması şartı aranacaktır. Ancak, muris kusurlu davranışı ile ıskata neden olan olaylara sebep olmuş ise iskat şartları oluşmayabilir. Bu hususun takdiri ise olayların akışına göre, hakime aittir.)
TMK"nun 512/1. maddesinde "Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir." 2.fıkrasında "Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer". 3.fıkrasında ise "Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapılmışsa, çıkarma geçersiz olur" hükmü getirilmiştir.
Mirasbırakan Mehmet Salih T., davacıyı mirastan çıkarma sebebini 02.08.1994 tarihli vasiyetnamede açıklamıştır. Vasiyetnamenin 3.sayfasında "12.09.1988 tarihinde çocukları Ahmet ve Ali"nin kendi bürosuna geldiklerini, bir evlada yakışmayacak şekilde ağır hakaretlerde bulunduklarını, ölümle tehdit edip, aynı günün gecesi evine gelerek hakaret ve tehditlerini tekrar ettiklerini, saygı ödevinde çok ağır kusur işlediklerini, bu olaylara Fadik Y., Murat C. ve Veli O."nun tanıklık yaptıklarını, bu durumun Sarıyer Suh Hukuk Mahkemesi"nin 1988/264-D.iş sayılı dosyası ile sabit olduğunu, o tarihten beri iki oğlu ile ilişkilerinin düzelmediğini, bu sebeple mirastan ıskat edildiklerini" belirtmiştir.
TMK"nun 510/1.maddesinde, mirasçının ağır suç işlemesi halinde mirasçılıktan çıkarılacağı açıklanmıştır. Buradaki "ağır" kelimesi ceza hukuku anlamında kullanılmış değildir. Buradaki ağır terimi hukuk hakimine yönelik olup, hakim, suçun ağır olup olmadığına ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmaksızın karar verir.
Başka bir deyişle, kanun koyucu, burada fiilin niteliğine değil de sonucuna önem verdiği için, hakim, suçun ağır olup olmadığına, fiilin aile bağını koparacak nitelikte olup olmadığı ve fiilen de koparmış olup olmadığını araştırarak sonucuna göre karar verecektir. Koparacak nitelikle olmasından kasıt, suçun objektif olarak aile bağını koparacak nitelikte olmasıdır. Fiilen koparmış olması da, subjektif unsur olup, somut olayda aile bağını koparmış olmasıdır. Kanunun ağır terimi ile kastettiği budur. Şu halde bir fiil aile bağını koparacak nitelikte olmakla beraber, somut olayda koparmamışsa, subjektif şart gerçekleşmediği için, mirasçılıktan çıkarma sebebi olamaz (Prof. Dr. Mustafa Dural, Prof. Dr. Turgut Öz- Türk Özel Hukuku Cilt IV, Miras Hukuku, İstanbul 2011, syf.200 vd.).
Suçun ağırlığını belirleyecek olan ceza hukuku prensipleri değil, medeni hukuk esaslarıdır. Mirasçının, mirasbırakanı ağır bir şekilde zedeleyen ve ailevi hislerin yokluğunu gösteren bir suç işlemesi halinde, bu kişi mirastan ıskat edilebilir. Bu kuralın uygulanmasında, hakimin takdir hakkı bulunması zorunludur (Prof.Dr.Zahit İmre, Prof. Dr.Hasan Erman, Miras Hukuku-İstanbul 2006 syf-234 vd.).
Aile bağlarını koparıcı fiilin işlenmesinde mirasbırakan da en azından mirasçı kadar kusurlu bulunuyor ise ıskat geçerli değildir (Prof.Dr.Necip Kocayusufpaşaoğlu, Miras Hukuku, 3.baskı, İstanbul 1987, syf. 310 vd.).
Dava konusu vasiyetnamede yer alan Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.10.1988 tarih, 1988/264 D.iş sayılı delil tespit tutanağında tanık olarak ifadesi bulunan Fadik Y., Murat C. ve Veli O."nun; Ahmet ve Ali"nin, murise kötü davranışta bulunduğunu görmediklerini, 12.09.1988 günü murisin çocuklarına "yanıma gelmeyin" dediğini, çocuklardan birinin "ya ölümü çiğnemeden geçemezsin" dediğini, ya da "ya sen ölürsün ya da ben" dediğini duyduklarını beyan etmişler ise de, mahkeme zaptında bu beyanların net olmadığı tutanaktaki tanıkların aynı olay nedeniyle davacıların sözlerini dahi farklı duyduklarını söyledikleri gibi tartışma anında fevren söylenmiş sözler niteliğinde olduğu, ayrıca tartışmanın başlama sebebinin de davacının annesine karşı muris tarafından yapıldığını düşündükleri haksız davranış nedeniyle babalarına karşı savunmada bulundukları, olaylar bütün olarak değerlendirildiğinde tartışmanın başlamasında murisinde kusurunun bulunduğu anlaşılmıştır.
Ayrıca, mahkemede dinlenen diğer tanık ifadelerine göre mirasçı davacı oğlunun, murise karşı ağır suç işlediğine dair görgüye dayalı net ifadeleri olmadığı gibi mirasbırakanın davacının annesi ile evli olduğu dönemde o tarihte resmi nikahlı eşi olmayan davalı Nurten"in mirasbırakandan çocuğu olduğu ve tutanak tarihine yakın zamanda mirasbırakan tarafından 1.eşi (davacının annesi) aleyhine boşanma davası açıldığı ve söz konusu tartışmanın anneleri aleyhine açılan bu dava sebebiyle başladığı, kasten ika edilmiş bir fiil olmadığı, ayrıca bu olaydan sonra davacı ile 02.02.2009 tarihine kadar yaşayan muris babası ile aile ilişkilerinin fiilen kopmadığı ve subjektif şartın da gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda, mahkemece; dava konusu 02.08.1994 tarihli vasiyetname ile mirasbırakan Mehmet Salih T."nın davacı oğlunu mirastan çıkarma sebebi olarak ileri sürdüğü olaylar mirastan iskat sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunmadığından kısaca davacının murise karşı ağır bir suç işlediği yolunda dosyada yeterli delil olmadığı gibi ıskata konu edilen tartışma sonucu gerçekleşen aile ilişkisi nedeniyle sübjektif şartında gerçekleşmediği anlaşıldığından, mahkemece; tasarruf nisabı sınırı içerisinde geçerli olmak üzere vasiyetnamenin ıskata ilişkin bölümünün hükümsüzlüğüne ve ıskat dışında kalan vasiyet hükümlerinin lüzum ifade etmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 990 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.11.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Mirasçılıktan çıkarma (mirastan iskat) hukuki sebebine dayalı ve vasiyetnamede sebebinin gösterilmiş olmasına göre davanın reddine ilişkin kararın bozulmasına dair sayın çoğunluğun kararına Karşı Oyum"un gerekçesidir.
Medeni Kanun, mirasçılıktan çıkarmayı cezai (MK 510-512) ve koruyucu (MK 513) olmak üzere iki türde düzenlemiştir.
Cezai mirasçılıktan çıkarma;
Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakana, saklı paylı mirasçısını mirastan uzaklaştırma imkânı veren bir ölüme bağlı tasarruftur. Bu bakımdan saklı pay kurumu ile yakından ilişkisi vardır. Çünkü bu yolla mirasbırakan, saklı paylı mirasçısı bulunmasına rağmen terekesi üzerinde daha geniş bir tasarruf imkânı elde edebilir.
Kanunkoyucunun bu hükme neden yer verdiğinin sebebini, saklı payın temelinde yatan görüşle açıklamak gerekir. Saklı pay kurumunun kabul edilmesinin sebebi, mirasbırakan ile bazı yasal mirasçılar arasında, yakın ve kopmaz kabul edilen aile bağlarının varlığıdır. Bu bağ dolayısıyladır ki, kanunkoyucu, bu tür mirasçı olan hısımlara miras paylarının belirli bir oranının mutlaka bırakılmasının gerektiğini öngörmüştür. Ne var ki, bu, var olduğu kabul edilen aile bağı, saklı paylı mirasçının bir davranışı yüzünden kopmuşsa, bu durum artık onun saklı payın korumasından yararlanmaya layik olmadığını gösterir. Buna rağmen onu korumak, layik olmayan bir kimseyi, artık kalmamış olan aile bağına rağmen korumaya devam etmek olur. İşte kanunkoyucu, böyle bir hâlde mirasçılıktan çıkarma kurumunu, o kişiyi saklı payın korumasının dışında bırakmak için düzenlemiştir. Ne var ki, aile bağının kopup kopmadığının tespitinde, mirasbırakanın sübjektif değerlendirmesi önemli bir rol oynayacağı için, sebebin gerçekleşmesine rağmen mirasçılıktan çıkartıp çıkartmama, mirasbırakanın iradesine bırakılmıştır. Bu sebepledir ki, mirasçılıktan çıkarmanın gerçekleşmesi için mirasbırakanın bu yöndeki iradesini açığa vurması gerekir. Bu irade, mirasçılıktan çıkarma zorunlu bir taraflı ölüme bağlı tasarruf olduğu için, kural olarak vasiyetname ile açığa vurulur. Ancak, mirasçılıktan çıkarmanın bir miras sözleşmesi ile yapılmasına da bir engel yoktur. Bu halde, mirasçılıktan çıkarma, miras sözleşmesinin bağlayıcı içeriğine dahil olmaz; bağlayıcı olmama niteliği devam eder ve vasiyetname hükümlerine tabi olur. Bunun anlamı, mirasbırakanın, miras sözleşmesinin içinde yapmış olmasına rağmen mirasçılıktan çıkarmayı her zaman bir taraflı irade açıklaması ile, tıpkı vasiyetname ile yapılmış gibi geri alabilmesidir.
./..Hemen belirtmek gerekir ki, cezai mirasçılıktan çıkarmadan söz edebilmek için, saklı paylı mirasçıların, saklı paylarının tamamı ya da bir kısmından yoksun bırakılmaları gerekir. Bu bakımdan saklı paylı olmayan bir mirasçının mirastan yoksun bırakılması, mirasçılıktan çıkarma olmayıp alelade bir mirastan uzaklaştırmadır. Başka bir deyiş ile, MK 505’de saklı paylı mirasçılar arasında sayılmayan yasal mirasçılardan birinin, mirasçı olamayacağının belirtilmesi ya da onun payının tümü üzerinde tasarrufta bulunulması mirasçılıktan çıkarma değildir. Bu bakımdan böyle bir tasarrufun mirasçılıktan çıkarma sebeplerinden birine, hatta herhangi bir sebebe dayandırılması gerekmez. Ancak, böyle bir uzaklaştırmanın da (mirasçılık tan çıkarma gibi) bir ölüme bağlı tasarrufla yapılması gerekir. Bu şekilde mirastan uzaklaştırılan mirasçı, ölüme bağlı tasarrufta bir iptal sebebi bulunmadıkça, buna karşı bir şey yapamaz.
Aynı şekilde, saklı paylı mirasçının, sadece saklı payı ile yetinilmesinin öngörülmesi de, tasarruf saklı payla ilgili olmadığı için mirasçılıktan çıkarma değildir. Çünkü, mirasbırakan, mirasçılıktan çıkarma sebeplerinden birinin bulunmasına gerek olmadan ve herhangi bir sebep göstermeden, saklı paylı mirasçının, saklı payı dışında kalan kısmı üzerinde, kanun gereği istediği gibi tasarrufta bulunabilir. Bu kısım onun tasarruf edilebilir bölümüne (tasarruf nisabına) dahildir. Örneğin, oğlu A’dan başka mirasçısı bulunmayan M, terekesinin 1/2’si için arkadaşı B’yi mirasçı atayacak olursa, altsoyun saklı pay oranı 1/2 olduğu için bir mirasçılıktan çıkarma tasarrufu yapmış olmaz.
Mirasçılıktan çıkarmanın şartları şekil olarak;
Mirasçılıktan çıkarmanın MK 510.madde hükmünde sayılan sebeplerden birine dayanması gerekecektir.
Mirasçılıktan çıkarma, mirastan yoksunluktan farklı olarak (MK 578 vd), kendiliğinden değil, mirasbırakanın bir ölüme bağlı tasarrufu ile gerçekleşir (MK 510). Bu ölüme bağlı tasarruf, mirasçılıktan çıkarma bağlayıcı olmayan bir maddi anlamda ölüme bağlı tasarruf olduğu için, yukarıda da açıklandığı gibi, vasiyetnamedir.
MK 510’da mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak görülen hâller şunlardır:
1- (Saklı paylı) mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse (MK 510 b.l). Hemen belirtmek gerekir ki, buradaki ağır kelimesi ceza hukuku anlamında kullanılmış değildir. Buradaki ağır terimi hukuk hâkimine yönelik olup, hâkim, suçun ağır olup olmadığına ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmaksızın karar verir. Başka bir deyişle, kanunkoyucu, burada fiilin niteliğine değil de sonucuna önem verdiği için, hâkim, suçun ağır olup olmadığına, aile bağını koparacak nitelikte olup olmadığına ve fiiilen de koparmış olup olmadığına göre karar verecektir. Koparacak nitelikte olmasından kasıt suçun objektif olarak aile bağını koparacak nitelikte olmasıdır. Fiilen koparmış olması da, sübjektif unsur olup, somut olayda aile bağını koparmış olmasıdır. Kanunun ağır terimi ile kastettiği işte budur. Şu halde bir fiil aile bağını koparacak nitelikte olmakla beraber, somut olayda koparmamışsa, sübjektif şart gerçekleşmediği için, mirasçılıktan çıkarma sebebi olamaz. Bunun takdiri hâkime aittir ve hâkim, daha çok sübjektif durum yönünden değerlendirme yapmalıdır.
Ceza hukukunda suç olarak tespit edilen bir fiilin, mirasçılıktan çıkarma sebebi olabilmesi için, failin cezalandırılmış olması şart değildir. Fail, suç zamanaşımına uğradığı ya da şikâyette bulunulmadığından cezalandırılmamış olsa bile, mirasçılıktan çıkarma sebebi gerçekleşmiş olur, yeter ki, aile bağını koparmış olsun. Failin aslî fail olması da gerekli değildir. Örneğin, çok kızdığı kocasını sakat bırakacak şekilde dövmesi için oğlunu teşvik eden kadın da, MK 510 b.l kapsamında mirasçılıktan çıkartılabilir.
MK 510 b.l suçtan söz ettiğine göre, fiilin hukuka aykırı ve kasten ika edilmiş olması gerekir. Bu bakımdan kendisine saldıran babasını yaralayan çocuk meşru müdafaa durumunda olduğu için ıskat edilemez. Bunun gibi mirasbırakana saldırıp da onu yaralayan saklı paylı mirasçı ayırt etme gücüne sahip değilse, kusurlu olmayacağı için mirasçılıktan çıkartılamaz. Buna karşılık ayırt etme gücünün geçici olarak kaybedildiği hallerde BK 54/11 örneksemeyle uygulanmalıdır. Bu halde mirasçılıktan uzaklaştırma fiilini gerçekleştiren saklı paylı mirasçı, kendi kusuru ile bu duruma düşmediğini ispat edemezse MK 501 b.l’e göre mirasçılıktan çıkartılabilmelidir.
Son olarak belirtelim ki, fiilin işlenmesinde mirasbırakanın müterafik kusuru varsa ve bu mirasçınınkinden fazla ya da en az aynı derecede ise mi rasçılıktan çıkarmaya gidilememelidir. Miras bırakanın evlenmek istemesi şahsa bağlı ve onun tasarrufunda ve isteğine göre yerine getirilmesi gereken bir haktır. Bu hakkın kullanılmasına başka bir kişinin evlat olsa dahi müdahalesi uygun görülmemelidir.
MK 510 b.1"e göre, aile bağlarını koparacak nitelikte olan fiilin mirasbırakan ya da onun yakınlarına karşı işlenmiş olması gerekir.
İkinci ve en önemli sebep olarak ise, somut olayın bağlama kuralı "mirasbırakan ya da ailesine karşı Aile Hukukundan doğan görevlerin önemli ölçüde ihlalidir. "
Aile görevlerinin ihlâlinin başında MK 364’deki nafaka borcunun yerine getirilmemesi yer alır. Daha genel bir hüküm ise MK 322’de vardır. Ana baba ve çocuğun, aile çıkarlarının gerektirdiği ölçüde, karşılıklı olarak yardım ve saygı göstermelerini öngören bu hükme aykırı davranış, mirasçılıktan çıkarma sebebi olur. Aynı şekilde karı-koca arasındaki sadakat borcunun ihlali de (MK.185/II, III) bu bende göre mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturur.
Iskat sebebi olabilmesi için, Aile Hukukundan doğan görevin ihlali kusurlu olmalıdır. Ancak, Aile Hukukundan doğan her görevin sırf kusurlu ihlali de mirastan çıkarma sebebi oluşturmaz. Mirasçılıktan çıkarma için görevin önemli ölçüde (ağır) ihlal edilmiş olması gerekir.
MK.510 b.1"de olduğu gibi burada da, Aile Hukukundan doğan görevin önemli ölçüdeki ihlalinin, mirasçılıktan çıkarma sebebi olabilmesi için, objektif ve sübjektif unsurların bulunmasına bağlıdır. Daha açık bir deyişle, fiil, önce objektif olarak aile bağlarını koparacak nitelikte olmalıdır. Fakat, daha da önemlisi, görevi ihlal eden fiilin sübjektif olarak da aile bağını koparmış olması gerekir.
Bu açıklamaların sonunda Aile Hukukundan doğan görevlerin ne olduğunun açıklanmasında fayda görmekteyiz.
Ev başkanlığı, aile reisliği, aile başkanlığı en geniş anlamıyla aile ile ilgili ve toplumun en küçük, ancak en önemli temel taşı olabilecek nüvesini oluşturan birliğin başkanlığını ifade eder. MK.367/I deki "Aile şeklinde birlikte yaşanan birden çok kimsenin oluşturduğu" ibaresi ile düzenleme getirilmiştir.
Ev başkanının kim olacağı MK.367/I de düzenlenmiştir. Aile reisinin ev kurallarını belirlemek ve aile gibi yaşama, bir düzeni, aile birliği içindekiler ile birlikte ve onların menfaatleri gözetilerek yapmak onun yükümlü olduğu kurallardır.
Evlat ise, ailenin soyadını alarak, kan bağının yaratarak oluştuğundan erginde olsa aile birliğinde hakların zedelenmemesine, ana ve babaya karşı hak ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesindeki görevini oluşturmaya, saygı ve sevgi sınırları içinde kalarak hareket etmeye, aile bağını ortadan kaldırmamaya gayret etmelidir. Gerek kan bağına, gerekse toplumsal ve geleneksel görevin varlığına, ana-babaya karşı aile birliğinin ve Aile Hukukundan doğan görevlerin yerine getirilmesindeki amaç sebeplerinin bir sonucu olduğu unutulmamalıdır. Bu iktidar yalnızca evlata tanınmış nesebin gerektirdiği bir mecburiyetten doğduğu gözetilmelidir. Bu temel kurallara göre, somut olaya entegre ettiğimizde ortaya çıkan sonuç ise şudur.
Toplumumuzun temel yapısına, sosyolojik bir sonuca, Anadolu Kültürüne ve tanık beyanlarına göre sübut bulan sözlerin söylenmesi yadırganır ve benimsenmeyip, ağır bir ihmal ve kusur olarak kabul edilir.
Dosya kapsamından davacıların murisi Mehmet Salih T. tarafından düzenlenen dava konusu 02.08.1994 tarihli vasiyetnameden önce düzenlenen 20.10.1988, 01.02.1989 ve 09.03.l990 tarihli vasiyetnamelerde çocukları davacı Ahmet ile diğer davacı Salih Ziya"nın babası Ali"yi mirasçılıktan çıkardığı ve en son düzenlenen ve dava konusu olan 02.08.1994 tarihli vasiyetnamede ise "Bundan önce noterde düzenlenen 3 vasiyetnameden rücü edildiğini, oğulları Ali ve Ahmet"in ıskat hükümleri dışında hükmü kalmadığını, 12.09.1988 tarihinde oğullarının kendisine karşı ağır hakaret edip, ölümle tehdit ettiklerini, bu nedenle oğulları Ali ve Ahmet"i mirastan ıskat ettiğini, Ali ve Ahmet"in çocuklarının sadece mahfuz hisse alacaklarını" beyan edildiği anlaşılmaktadır.
Davacının mirasbırakanı tehdit ettiği tanık beyanları ile belirlenmiştir. Oluş ve kabule göre bu sonuç aile bağlarını koparacak nitelikte olup, Aile Hukukundan doğan görevini önemli ölçüde ihlal etmiştir. Mirasbırakanın üç ayrı tarihte yaptığı vasiyetname ile sürekli olarak ıskat tasarrufunu yapmış olamasına göre de, affetme sınırının içinde olmadığı görülmektedir.
Iskat tasarrufunun somut olaya göre ve oluş ve kabul ile belirlenmiş bulunması sebebiyle kabul etmemek ıskat hakkını ortadan kaldırmak demek olup, Aile Hukuku görevinin önemli ölçüde ihlali sayılmalıdır. (Prof Dr. M.Dural-Prof.Dr.T.Öz. Miras Hukuku, 2011 İst.sh.201-202)
Bu bağlamda; vasiyetnamedeki mirasbırakanın tasarrufuna saygı göstermek ve oluşa göre eylemiyle ıskata sebebiyet veren davacının davasının reddi kararının onanması, bozma kararındaki gerekçelere iştirak etmediğim hususundaki Karşı Oyum"dur
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.