(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2011/19138 E. , 2012/3539 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki munzam zararın tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıya karşı Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2004/353 Esas sayılı dosyası ile alacak davası açtığını, davanın lehine sonuçlandığını, hüküm altına alınan 63.750,00 TL ile işlemiş olan 37.549,70 TL faizin uğradığı zararı karşılamadığını, 75.000 Alman markı ile hüküm altına alınan faiz birleştiğinde satılan evin muadili bir ev alamayacağını, alacak davası ile hüküm altına alınan ana para ve faiz ödemesinin mevcut zararı karşılamaktan uzak olması nedeniyle 60.000,00 TL munzam zararın faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,davacının 2004/353 Esas sayılı davası ikame edilirken dava tarihi itibariyle döviz karşılığı TL miktarının dava konusu edildiği, yargılamanın 5 yıl sürdüğü, 12/05/2009 tarihinde karara bağlandığı, aradan geçen sürede borçlunun borcunu geç ödemede kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceği, zira taraflar arasında bu konuda ihtilaf bulunduğu, B.K."nun 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın genel ekonomik olumsuzlukların dışında, somut olaylarla ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için "munzam zarar" kavramı üzerinde durmak gerekir. Gerçekten, borçlunun temerrüdü sonucu para borcunun vadesinde ödenmemesi alacaklının zararına olacağı açıktır. Yasa koyucu, bu şekilde oluşan 2011/19138-2012/3539
Zararın kural olarak temerrüt faiziyle karşılanacağını varsaymıştır. Ne var ki, alacaklının bu yüzden uğradığı zararın her zaman temerrüt faiziyle karşılanamayacağı düşünülerek Borçlar Kanunun l05. maddesinin birinci fıkrası ile "alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir" hükmü getirilmiştir. Bu hükme göre alacaklı faizi aşan zararını isteme hakkına sahiptir.
Yasada geçmiş günler faizini aşan zararın türü ve niteliği konusunda bir açıklık yoksa da, buradaki zararın hukukumuzdaki müspet zarar tanımlamasıyla eşdeğer olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca bu zararın, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ... olsa idi, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki fark; temerrüt faizi ile karşılanamayan zarar olarak tanımlanabilir. Böyle bir zarar, her somut olayın özelliğinden kaynaklanabilir.
Munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağının geç ifa edilmesinden dolayı faizle karşılanamayan zararını ve miktarını zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek durumundadır. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir.
Munzam zarar temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçecek zaman içinde artarak devam eden yeni bir borçtur. Asıl borcun kaynağı haksız fiil, nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde bu borcun hukuki sebebi asıl alacağın temerrüde uğraması gibi hukuka aykırılıktır. O nedenle, asıl alacak ve temerrüt faizleri yönünden icra takibi yapması ve dava açılması sırasında onlarla birlikte istenilmemiş olması veya bu zarar hakkının Saklı tutulmamış olması davanın görülmesine engel değildir. Zaman aşımı süresi içinde her zaman bu yöne ilişkin dava açılabilir.
Her ne kadar ...nun 6.ncı maddesi hükmüne göre davacı iddiasını ispat etmekle yükümlü ise de; bu kural mutlak değildir. İstisnaların başında karine gelir. Var olan bir durumdan bilinmeyen bir durumun çıkarılması halinde karine var denir. Olayımızda yasal bir karine yoktur. Buna karşılık yaşanan hayatın gerçekleri ve olaylarından çıkan eylemli bir karinenin varlığı tartışmasızdır.Davacının eline geçecek parayı değerlendirmesi veya en azından vadeli banka hesabına veya benzer gelir getiren kurumlara yatırarak en iyi şekilde yararlanması beklenebilecek bir davranış olup, bu davranış toplumumuzun içinde bulunduğu ekonomik-sosyal yaşantısına da uygun düşer. Bu tür getiri oranlarınıntemerrüt faizinden fazla olduğu hususu da bilinen bir
vakıadır. HUMK.nun 238. maddesi gereğince maruf ve meşhur olan hususlar münazaalı sayılmaz. Bu nedenle davacının temerrüt faizinden fazla bir zararı olduğu ortadadır. Davalı bu karinenin aksini ispat etmek durumundadır. Davalı bu hususu ispatlayamamıştır. Hal böyle olunca kural olarak davalı, temerrüt tarihinden paranın tahsil edildiği tarihe kadar oluşan ve faizi aşan davacı zararından sorumludurlar.
Bu durumda, mahkemece davalının temerrüde düştüğü tarihten, icradan paranın tahsil edildiği tarihe kadar geçen zaman zarfından gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranları, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, TL karşısında döviz kurlarını gösterir liste ilgili resmi kurumlardan getirtilmeli, konusunda uzman bilirkişi kurulundan az yukarıda açıklanan ilkeler ışığında taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı, davacının zarar miktarı belirlenmeli, belirlenen bu miktardan tahsil edilen faiz miktarıda düşüldükten sonra davacının oluşmuş munzam zararı var ise bu miktara hükmedilmelidir.Aksine düşüncelerle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıdaki bentte açıklanan temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 18,40 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 22.2.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.