10. Hukuk Dairesi 2015/7713 E. , 2015/11002 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi : İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re"sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre ise ; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü
sürenin geçtiğinden söz edilemez. Yukarıda sayılan belgelerin ve bu kapsamda işe giriş bildirgesinin süresi içerisinde kuruma verilmesinden önceki döneme ilişkin dönemler hak düşürücü süreye tabi olur ise de, sonraki süreler bakımından hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında, dava konusu somut olayda; davacının, 07.06.2003-24.03.2012 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığını iddia ettiği ve Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının 31.12.2007 tarihi ve öncesine ait çalışmalarının hak düşürücü süre dolduğu gerekçesiyle reddine karar verildiği anlaşılmış olup, 24.03.2012 tarihine kadar kesintisiz devam ettiği iddia edilen çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin, çalışmanın sona erdiği 2012 yılının sonundan yani 31.12.2012 tarihinden itibaren 5 yıl içinde dolacak olması karşısında 15.06.2012 tarihinde açılan dava bakımından bu sürenin dolmadığı açıktır. Mahkemenin 31.12.2007 tarihinden önceki çalışmalarının kesintiye uğradığına dair kabulüne göre dahi hak düşürücü sürenin 31.12.2007 tarihinden başlatılacağından ve 5 yıllık hak düşürücü süre 31.12.2012 tarihinde dolacağından, bu tarihten önce açılan eldeki davada hak düşürücü sürenin dolmadığı tartışmasızdır. Bu durumda Mahkemece, reddine karar verilen 07.06.2003-31.12.2007 tarihleri arasındaki dönem yönünden işin esasına girilerek, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu, hatalı bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.