
Esas No: 2020/1231
Karar No: 2022/1743
Karar Tarihi: 08.03.2022
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/1231 Esas 2022/1743 Karar Sayılı İlamı
12. Ceza Dairesi 2020/1231 E. , 2022/1743 K."İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : Tüm sanıklar hakkında TCK’nın 85/1,62/1, 50/1-a, 52/2 maddeleri gereğince mahkumiyet
Taksirle öldürme suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hüküm, sanıklar müdafileri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Hamile olan ...’ın 05.01.2006 tarihinden itibaren böbrek ağrısı şikayetleriyle Gördes Devlet Hastanesi ve Salihli Devlet Hastanelerine aralıklarla başvurduğu renal kolik tanısıyla ilaç tedavisi ile desteklendiği, 16.01.2006 tarihinde Salihli Devlet Hastanesinde böbrek taşı olduğunun tespit edildiği, bu tarihten sevk edildiği 03.02.2006 tarihine kadar aralıklarla Salihli Devlet hastanesinde kimi zaman yatarak kimi zaman ayaktan ilaçla tedavi edildiği, 03.02.2006 tarihinde böbrek büyümesi de tespit edilerek Salihli Devlet Hastanesinden sevk edildiği İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine saat 16:00-17:00 sıralarında getirildiği, tetkikleri yapılarak Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine yatırıldığı, USG de 31 hafta ile uyumlu gebe olduğu tespit edilen hastanın bebek kalp atışlarının olmadığı saptanarak ayrıca Pyohidronefroz (böbrek büyümesi) tanısı konduğu ve içinde çapı 1,5 cm'ye varan taşlar olduğunun belirlendiği, laboratuar tetkiklerinin yapıldığı, acil üroloji ve acil dahiliye konsültasyonları istendiği, 03.02.2006 tarihinde sanık Dr. ... tarafından yapılan üroloji konsültasyonunda; KVAK -/ + ÜTH -/- DizUn (+), tollaktlLi ( + ), TlT de bol lokosit, İIBC: 15.8, Cr 2.2, BUN: 23, ALT: 16, AST: 69, USG de solda Grade 3 dilatasyon mevcut, en büyüğü 1.3 cm çapında multiple taş ekoları izlendiği, FKA (-), 31 hafta ile uyumlu gebelik olduğu acil üropatolojık girişim düşünülmediği, Cr, BUN yüksekliği ve ürolitiazis (böbrek taşı) açısından poliklinik kontrolü önerildiği, Dahiliye ve Kadın Hastalıkları ve Doğum servisi takibi ile doğumhaneye alınarak takibine başlandığı, genel durumunun bozulduğu, tansiyonunun düştüğü, saat 02:05 de vajinal yolla ölü doğum yaptırıldığı; bebek üzerinde yapılan otopsi sonucunda bebeğin intrauterin gelişim geriliği gösterdiği, tıbbi belgelerde mevcut ultrasonografi ölçüleri ile doğum ölçüleri ve otopsi bulgularına göre intrauterin gelişim geriliği gösteren bebeğin intrauterin gelişim geriliğine sebep olan etken ile anne karnındaki ölüm sebebinin ve ölüm zamanının belirlenemediği, 04.02.2006 sabah saat 8:00’de kardiyakarrest geliştiği, yapılan CPR'nin (cardlopulmonerresusltasyon) başarılı olduğu, ritim ve solunumun döndüğü, Kadın Doğum ve Nöroloji konsültasyonu istendiği, bu konsültasyonlarda acil patoloji düşünülmediği, Nörolojinin önerisiyle mannitol uygulandığı, ventilatöre bağlandığı, "Intrauterin Mort Fetal+Pyelonefrit+Sepsis+DIC" tanısı konulduğu; bilinç kaybı ve genel durum bozukluğunun devam ettiği, Anestezi ve Reanimasyon Kliniğine naklinin yapıldığı, bilinci kapalı olarak takip tedavi ve konsültasyonlarının yapıldığı, 08.02.2006 tarihinde alınan nefroloji konsültasyonunda iskemik nefropati (böbrek hasarına bağlı börek yetmezliği) olabileceğinin düşünüldüğü, 10.02.2006 tarihinde istenen üroloji konsültasyonuna sanık doktorlar Op. Dr. Kaan ile Dr. Cemil tarafından verilen konsültede yapılan USG’de sol böbrekte büyüme ve retroperitoneale uzanan kitle saptandığı, acil üropatoloji düşünülmediği, yoğun bakım çıkışı rekonsültasyon önerildiği, yoğun bakımda takip edilen hastanın 20.02.2006 günü saat 20:15 de gelişen kardiyak arrest sonucu CPR’a yanıt vermeyerek hayatını kaybettiği,
Müteveffa üzerinde yapılan otopside sol böbreğin çevreye yapışık şekilsiz kitle şeklinde kapsül-çevre adipoz doku bir birinden ayrılamayacak şekilde yapışmış kaliksler ileri derecede genişlemiş, parankim seçilemeyecek şekilde incelmiş-kaybolmuş tüm böbrek içi sarı kokulu, bir bölümü akıcı, bir bölümü çamur kıvamında pü ile dolu bulunduğu, endometriyumda pürtüklü ve pıhtılı kan içerdiğinin görüldüğü, otopsi sırasında alınan içorganparçalarının histopatolojik incelemesinde myokarddahipertrofi ve histopatolojik bulguları yaklaşık 7-10 gün önce geçirilmiş myokard enfarktüsü ile uyumlu, akciğerlerde akut alveoler şişme, kollabe alanlar, yaygın intra-alveoler ödem, bronkopnömoni, vasküler konjesyon, böbreklerde kronik pyelonefrit zemininde nekroz, yaygın akut yangısal infiltrasyon ve abse, endometriumda nekroz, akut yangısal lnflltrasyon saptandığı bu doğrultuda kişinin ölümünün; kendinde mevcut kronik pyelonefrit zemininde gelişen akut alevlenme ve komplikasyonları (akut böbrek yetmezliği, DÎC, Sepsis) sonucu meydana geldiğinin tespit edildiği olayda;
Soruşturma sırasında talep üzerine İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 04.03.2009 tarihli rapordaki “Gebenin 19.01.2006 tarihindeki yatışından 14 gün önce 05.01.2006 tarihinde Gördes Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanınca renal kolik tanısıyla yatırılmasının ve burada yapılan tam idrar tahlili istemi ve uygulanan ilaç tedavisinin nefrolojik açıdan uygun olduğu, bu muayene ve yatışında gebeden ultrasonografi tetkiki ve üroloji konsültasyonu istenmemiş olduğu, ancak bir sonraki ultrasonografi tetkiki ve üroloji konsültasyonuna kadar geçen 14 günlük gecikmenin sonuca etkisinin olmadığı, 03.02.2006 tarihinde Dr. ... ve 10.02.2006 tarihinde Op.Dr.K.Bal (kaşede Dr. ...) tarafından yapılan üroloji konsültasyonlarında acil üropatolojik girişim düşünülmediği, otopsisinde sol böbrek parankimi seçilemeyecek şekilde incelmiş kaybolmuş, tüm böbrek içi sarı, kokulu, bir bölümü akıcı, bir bölümü çamur kıvamında püy ile dolu bulunduğu, 2 cm. çapında taş çıkartıldığı bildirilmekle İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan üroloji konsültasyonlarında ileri tetkiklerden (BT) yararlanılarak böbrekteki absenin gösterilmesi ve abse drenajı yoluna gidilmemiş olması cihetiyle İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan ürolojik yaklaşımın tıbben yeterli olmadığı...” şeklindeki görüş nedeniyle sanıklar Op. Dr. Kaan ve Dr. Cemil tarafından yaşam destek ünitesine bağlı olan genel durumu kritik olan hastaya tanının netleştirilmesi için ileri tetkikler (BT vs.) yapılması gerektiği bunun da hastanın koşulları itibariyle mümkün olmadığına yönelik itirazları üzerine düzenlenen İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin 06.02.2013 tarihli, yine İstanbul Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu tarafından düzenlenen 14.08.2014 tarihli benzer minvaldeki raporlarına göre “03.02.2006 tarihinde Asistan Dr ... tarafından yapılan üroloji konsültasyonunda; acil üropatolojik girişim düşünülmeyen, Cr, BUN yüksekliği ve ürolitiazis açısından poliklinik kontrolü önerilen hastaya, mayi ve antibiyotik tedavisi önerilerek doğum sonrası rekonsültasyon önerilmesinin gerektiği, ancak yapılan dahiliye konsültasyonunda 2 ünite TDP replasmanı, îzotonik lOOOcc 2x1, Desefin lgr 1x1 başlanması, doğum sonrası rekonsültasyonu önerilip, 04.02.2006 saat 02.05 de indiksiyonla ölü doğum sonrası hastanın kanama pıhtılaşma bozukluğu tedavisi amacıyla 04.02.2006 sabaha karşı saat 02.30 da 1. Dahiliye Kliniği tarafından rekonsültasyonu yapılıp nakil alındığı, sabah saat 8'de kardiyak arrest geliştiği, yapılan CPR'a yanıt verdiği ritim ve solunumun döndüğü, Kadın Doğum ve Nöroloji konsültasyonu istendiği, bu konsültasyonlarda acil patoloji düşünülmediği, Nörolojinin önerisiyle mannltol uygulandığı, ventilatöre bağlandığı "Intrauterin Mort Fetal+Pyelonefrit+Sepsıs+DIC" tanısı konulup bilinci kapalı olarak yoğun bakımda takip edildiği dikkate alındığında bu eksikliğin ölümüne katkısı bulunmadığı,
l0.02.2006 tarihinde Asistan Dr. ... ve Op. Dr. ... tarafından yapılan Üroloji konsültasyonunda; yoğun bakımda mekanikventilatüre bağlı, batını distandü, Üre 64, Cr 3.8, Na 139, K 3.4, Ca 7.9 berrak idrar akışı (2300 cc/günlük, sondayla) mevcut olan, yapılan batın USG de sol böbrekte hidronefroz ve retroperitoneale uzanan kitle saptanmış olan hastanın, yoğun bakımda bilinci kapalı, mekanik ventilatöre bağlı, genel durumu kötü olarak takip edilmesi nedeniyle acil üropatoloji düşünülmeyip, hastanın yoğun bakımdan çıktıktan sonra rekonsültasyon önerilmesinin BT çekilmesi ve cerrahi girişimin riski sebebiyle uygun olduğu cihetle Dr.... ve Op. Dr. ...'a ve kişinin muayene takip ve tedavisinde yer alan diğer hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığı...” şeklinde tespitlerde bulunulduğu,
Yargılama sırasında Gazi Üniversitesi Üroloji Bölümünde görevli profesörlerden oluşan üç kişilik heyettan alınan 12.05.2015 tarihli bir diğer rapora göre ise; “Hastanın gebelik öncesi dönemine ait ürolojik bir probleminin (taş, hidronefroz varlığı) olup olmadığına dair dosyada bir bilgi mevcut değildir. Bununla birlikte hastanın 03/02/2006 tarihinde İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu zaman çekilen ultrasonografisinde sol böbrekte Gr3 hidronefroz ve I.Scm'lik multiple taşlarının olması ürolojik problemlerinin daha eskiye dayandığına işaret etmektedir. Bu açıdan bakıldığında İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmadan önceki gebelik döneminde uygulanan klinik takiplerinde hastanın ürolojik probleminin varlığının daha erken tanısı konarak gerekli müdahale ile 03/02/2006 tarihindeki mevcut klinik tablosuna yol açmadan tedavisi mümkün hale gelebilirdi. Hastanın gebeliğindeki şikâyetleri başladıktan sonra Gördes ve Salihli Devlet Hastanelerindeki tetkikleri esnasında geçen süre de hastanın septik tabloya girmesine katkıda bulunmuş olabilir. Yukarıda belirtildiği gibi hastanın kliniğinin bu noktaya gelmesinde altta yatan muhtemel bir ürolojik probleminin tanısının konamamasının rolü de büyüktür. Hasta İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduktan sonra yapılan tetkiklerde çocuğun intrauterin olarak exitus olduğu saptanmış olup gebeliğin sonlandırılması uygulanmıştır. Bu dönemde 03/02/2006 tarihinde yapılan ilk Üroloji konsültasyonunda intrauterin eksitus tanısının sonografik olarak konması nedeniyle tıbbi aciliyetin öncelikle Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği tarafından bebeğin tahliyesine yönelik yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu yaklaşım hastanın acil kliniği göz önüne alındığında tıbbi açıdan doğru olmakla birlikte hastaya postoperatif dönemde Üroloji poliklinik kontrolünü önermek yerine Üroloji Kliniği tarafından Kadın Doğum Kliniğimde yakından takibi veya mevcut hastanenin teknik imkânları çerçevesinde eş seanslı olarak üriner diversiyonun(nefrostomi-böbrekten idrarın dışarı alınması) uygulanması diğer bir alternatif yaklaşım olarak değerlendirilebilirdi. Hasta İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde entübe şekilde takip edilirken 10/02/2006 tatihinefe yapılan ikinci/üroloji konsültasyonumda hastanın genel durumunun daha da kötüleştiğinin aşikar olması nedeniyle "yoğun bakımdan çıktıktan sonra rekonsültasyonu uygundur" yaklaşımı yerine yine bir üriner diversiyonun önerilmesi düşünülebilmekle birlikte bu klinik aşamaya gelmiş septik bir olguda üriner diversiyonun da artık yeterli olamayacağı ve hastanın eksitus olabileceği ihtimali mevcuttur.” denilmek suretiyle sanık Doktor ...’ın hastanın getirildiği gün olan 03.02.2006 tarihinde istenen konsültasyondaki yaklaşımının hastanın doğum sebebiyle önceliği nedeniyle doğru olduğu tespit edilmekle beraber poliklinik kontrolü yerine hastayı diğer birimlerle birlikte yakınen takip ederek eş seanslı olarak üriner diversiyonun (nefrostomi-böbrekten idrarın dışarı alınması) uygulanmasının diğer bir alternatif yaklaşım olarak değerlendirilebileceği, yine diğer sanık doktorlar ... ile ...’ün birlikte 10.02.2006 tarihinde konsülte ettikleri hastaya yoğun bakım çıkışı rekonsültasyon önerisi yerine, yine bir üriner diversiyonun düşünebileceği belirtmiş olması karşısında sanıkların bu yaklaşımı değerlendirmemesi nedeniyle kusurlu oldukları kabul edilebilir ise de; hastanın geldiği tablo itibariyle bu yaklaşımın da yeterli olamayacağı ve yine de hastanın ölme ihtimalinin bulunduğunun ifade edilmesi karşısında sanıkların kusurlu eylemi ile meydana gelen ölüm arasında uygun illiyet bağınun kurulamayacağı; dolayısıyla sanıkların taksirle öldürme suçundan mahkumiyetlerine karar verilemeyeceği anlaşılmış olmakla;
Sanıkların taksirli eylemi ile meydana gelen netice arasında illiyet bağı kurulamaması sebebiyle taksirle öldürme suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı; ancak sanık ...’ın istenilen konsültasyon üzerine poliklinik kontrolü yerine mayi ve antibiyotik tedavisi önerilerek doğum sonrası rekonsültasyon önerilip hastayı yakınen takip etmesi gerekirken etmemesi, sanıklar ... ve ...’ün ise hastanın yoğun bakımdan çıktıktan sonra rekonsültasyonu yaklaşımı yerine yine bir üriner diversiyonun önerilmemesi nedeniyle görev gereklerine uygun olmayan eylemlerinin TCK’nın 257/2 maddesinde düzenlenen görevi ihmal suretiyle kötüye kullanma suçuna vücut vereceğinin anlaşılması karşısında; anılan suçun 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabii olduğu kanaatine varılmıştır. Kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, zamanaşımını kesen en son işlem, 23/02/2016 tarihli mahkumiyet hükmü olup, bu süre TCK’nın 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi olan 03.02.2006 ve 10.02.2006 tarihinden itibaren TCK’nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımının soruşturma izni sürecinde geçen 6 ay 11 günlük durma süresi de eklendiğinde sanık ... için 14.08.2018 tarihinde, sanıklar Kaan ve Cemil için 21.08.2018 tarihinde incelemeden önce gerçekleştiği, dosya içeriği itibariyle de, 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar da bulunmadığı anlaşıldığından, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince sanıklar hakkındaki kamu davasının DÜŞMESİNE, 08/03/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.