10. Hukuk Dairesi 2015/5027 E. , 2015/10182 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, davadışı ...’nin çalışmalarının hizmet sözleşmesine dayalı olmadığını ileri sürerek, davalı Kurum’un aksini kabul ile çıkardığı prim ve gecikme zammı nedeniyle borçlu olmadığının tespitine; ihtirazi kayıtla yaptığı ödemenin, ödeme tarihinden itibaren işletilecek en yüksek avans faizi ile istirdadına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçe ile, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi .... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davalı Kurum, davadışı ...’nin şikayeti üzerine yaptığı inceleme sonucu düzenlenen rapora dayalı olarak, anılan kişinin davacıya ait işyerinde 2005 yılı Mayıs ayı ila 2007 yılı Şubat ayı arası dönemdeki çalışmalarının hizmet sözleşmesine dayalı olduğunu belirterek, tebliğe rağmen düzenlenmeyen bildirgeleri resen düzenleyip, prim ve gecikme zammı borcu çıkarmıştır. Davacı, çalışmanın hizmet sözleşmesine dayalı olmadığını belirterek, Kurum’a borçlu olmadığının tespitine ve ihtirazi kayıtla yapılan ödemelerin istirdadına karar verilmesini istemiş; Mahkemece, çalışmaların istisna sözleşmesine dayalı olduğu belirtilerek, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu dönemde, yürürlükte bulunan ve somut olayda uygulanması gereken 506 sayılı Kanunun 2. maddesinde, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacağı belirtilmiştir. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait iş yerinde veya iş yerinden sayılan yerlerde görülmesi, kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmamasıdır. 4857 sayılı İş Kanununun 8. maddesinde “iş sözleşmesi” tanımına yer verilmiş ise de, her iki kanunun amacı, ortaya koyduğu ilkeler ve dayandığı hukuksal normlar farklılık gösterdiğinden, bu tanımın 506 sayılı Kanun yönünden bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Pozitif hukukumuzda hizmet akdi yine uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun 313. maddesinde tanımlanmış olup, her ne kadar tanımda “ücret” unsuruna yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve takip eden diğer maddelerin düzenleniş şekli, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığını ortaya koymaktadır. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet
akdinin ayırıcı ve belirleyici özelliği, “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. Hizmet akdi, çoğu kez 818 sayılı Borçlar Kanununun 355. maddesinde tanımlanan istisna akdi (eser sözleşmesi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazı durumlarda güçleşmektedir. Çalışan, iş gücünü belirli veya belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir. Hizmet akdinde ise çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Öte yandan; 313. madde hükmünün açıklığı gereği, çalışanın kendi aletleri ile çalışması veya götürü hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması olanaklı bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları istisna akdinin varlığını göstermediği gibi, götürü sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu, yoksa önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin şüpheli bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, davanın yargılaması aşamasında bilgi ve görgülerine başvurulan tanıkların ifadeleri ile Sosyal Güvenlik Kontrol Memurlarınca yapılan incelemede, beyanlarına başvurulan kimselerin anlatımları, davalı ..."nin alacak davasındaki beyan ve vazgeçmesi ile tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalı ... arasında hizmet akdinin varlığı anlaşılmakta olup, eser sözleşmesinin varlığından söz edilemeyeceği, davalı ..."nin, davacı işyeri nezdinde davacıya ait devre mülklerin pazarlanması işini yaptığı, buna göre 5510 sayılı Kanun hükümleri kapsamında davacının “işveren”, davalı ..."nin “sigortalı” konumunda yer aldığı belirgindir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 26.05.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.