
Esas No: 2021/2359
Karar No: 2022/2508
Karar Tarihi: 30.03.2022
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/2359 Esas 2022/2508 Karar Sayılı İlamı
12. Ceza Dairesi 2021/2359 E. , 2022/2508 K."İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suçlar : Tehdit, şantaj, görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal
Hükümler : 1- Tehdit suçundan CMK'nın 231/11. maddesine göre açıklanan; TCK'nın 106/1-1, 43/1, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
2- Şantaj suçundan CMK'nın 231/11. maddesine göre açıklanan; TCK'nın 107/1, 62/1, 52/2, 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
3- Görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan CMK'nın 231/11. maddesine göre açıklanan; TCK'nın 134/2-1, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
Tehdit, şantaj ve görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Tehdit, şantaj ve görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından sanık hakkında yapılan yargılama sonucunda, tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 106/1-1, 43/1, 62/1. maddeleri gereğince 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezaladırılmasına, şantaj suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 107/1, 62/1, 52/2. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezaladırılmasına, görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 134/2-1, 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezaladırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5. maddesi gereğince sanık hakkındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına, aynı maddenin 8. fıkrası uyarınca ayrı ayrı 5 yıllık denetim süresine tabi tutulmasına dair Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.03.2013 tarihli ve 2012/692 Esas - 2013/236 Karar sayılı kararının 06.05.2013 tarihinde kesinleşmesini müteakip sanığın denetim süresi içinde 06.10.2014 tarihinde TCK'nın 179/3. maddesinde tanımlanan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlediği ve Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesinin bu suçtan sanığın mahkumiyetine karar verdiği, hükmün 19.01.2015 tarihinde kesinleştiği ve ihbar üzerine dosya yeniden ele alınarak önceki hükümlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/11. maddesi gereğince açıklanmasına dair Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.05.2015 tarihli ve 2015/307 Esas - 2015/585 Karar sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Hakkındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık ile ilgili ihbar üzerine dosyanın yeniden ele alındığı kovuşturma evresinde, 19.09.2012 tarihli duruşmada davaya katılmasına karar verilen Seher’e, 18.05.2015 tarihli duruşma günü bildirilmemiş ise de, anılan duruşma sonunda verilen hükümlere ilişkin gerekçeli kararın bizzat kendisine tebliğ edilmiş olması karşısında, şikayetinden vazgeçtiğine dair bir beyanı bulunmayan ve sanık hakkındaki mahkumiyet kararını temyiz etmeyen katılana, sanık ile ilgili ihbar üzerine dosyanın yeniden ele alındığı kovuşturma evresinde duruşmanın bildirilmemesi, hükümlerin esasını etkileyecek nitelikte olmayan usuli bir eksiklik olarak değerlendirildiğinden, tebliğnamedeki; “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının açıklanması için açılan duruşmanın, katılana bildirilmediği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından sonra, dosyanın yeniden ele alınması nedeniyle açılan duruşmaya katılanın çağrılmasının veya duruşmadan haberdar edilmesinin gerekmediğine ilişkin mevzuatımızda bir hüküm bulunmadığı, TCK'nın 134/2-1. cümlesinde düzenlenen özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek suçunun kovuşturmasının TCK'nın 139. maddesi uyarınca şikayete bağlı olması ve CMK'nın 234/(1)-b-1. maddesi uyarınca duruşmalardan haberdar edilme hakkı bulunan katılanın yokluğunda yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması” nedenine dayalı olarak, kararın bozulmasını öneren (1) numaralı görüşe iştirak edilmemiştir.
A) Şantaj ve görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Dosya kapsamına göre, 23 yaşındaki mağdur ...’in, 38 yaşındaki sanık ...’la olan ve yaklaşık 2,5 yıl süren ilişkisini, yaş farkı ve sanığın işsiz olması nedeniyle tek taraflı olarak bitirmesi üzerine, sanığın, mağdura, kendisiyle olan birlikteliğini devam ettirmemesi halinde, beraber oldukları dönemde rızası dahilinde kaydettiği özel fotoğraflarını ailesine ifşa edeceği tehdidiyle şantajda bulunduğu ve şantaja rağmen mağdurdan olumlu yanıt alamayınca mağdurun fiziksel mahremiyetine ilişkin belden yukarısı tamamen çıplak fotoğrafını, fotoğrafın varlığını ve ilişkinin boyutunu ispatlayıp, mağdurun babasına da ifşa edebileceğini göstermek amacıyla, mağdurun ağabeyi olan tanık Volkan’ın cep telefonuna, 17.02.2012 günü saat 21.50 sularında gönderdiği iddialarına konu olayda;
Sanığın üzerine atılı şantaj ve görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarının sübut bulduğuna ve eylemlerin hukuki nitelendirmesine yönelik yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, T.C. Anayasa Mahkemesinin TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan 2014/140 Esas - 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesi gerekliliğinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş ve bu nedenle hükümlerin bozulmasını öneren tebliğnamedeki (2) numaralı görüşe iştirak edilmemiş; sanık hakkındaki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçuna ilişkin suç tarihinin 17.02.2012 olarak gerekçeli karar başlığına ayrıca yazılması gerektiğinin gözetilmemesi ve sanığın sübutu kabul edilen şantaj suçunun yasal unsurlarının tarif edildiği TCK'nın 107/2. madde ve fıkrasının uygulama maddesi olarak gösterilmemesi, mahallinde ilave edilmesi olanaklı noksanlıklar olarak kabul edilmiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın sübuta, fotoğrafı yanlışlıkla gönderdiğine, lehine olan kanun maddelerinin uygulanmamasına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, eleştiri dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin isteme aykırı olarak ONANMASINA,
B) Tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;
Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre;
Sanık ...’ın, aralarındaki arkadaşlık ilişkisini sona erdiren mağdur ...’i, telefonla arayarak ve mesaj göndererek, “Benden ayrılırsan, benimle evlenmezsen, seni öldürürüm” şeklinde tehdit ettiği iddiasına dayalı olarak, sanık hakkında TCK’nın 106/1-1. madde, fıkra ve cümlesindeki tehdit suçundan kamu davası açıldığı olayda;
Karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile değişik CMK'nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve TCK'nın 106/1-1. madde, fıkra ve cümlesinde tanımı yapılan tehdit suçunun uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; TCK'nın 7/2. madde ve fıkrası uyarınca; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik CMK'nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanunun 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirilip, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabul ve uygulamaya göre de:
a) Sanığa isnat edilen eylemin, 5237 sayılı TCK'nın 106. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde düzenlenen “tehdit” suçuna ilişkin olduğu, tehdit suçu için TCK'nın 106. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde temel ceza miktarının “altı aydan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; 5271 sayılı CMK'nın, 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit yargılama usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas - 2020/33 Karar sayılı ve 16.03.2021 tarihli 31425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas - 2021/4 Karar sayılı iptal kararları ile “...kovuşturma evresine geçilmiş..., ...hükme bağlanmış...” ibarelerinin, aynı bentte yer alan “...basit yargılama usulü...” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle;
Kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan kesinleşmiş hükümler haricindeki düzenlemelerin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararlarının neticeleri itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin ve CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK'nın 7. maddesi ile CMK'nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit yargılama usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
b) T.C. Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan 2014/140 Esas - 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 30.03.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.