3. Hukuk Dairesi 2020/4168 E. , 2020/7938 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı işverene ait süpürge imalat işyerinde 22/07/2008 tarihinde çalışmaya başladığını 10/01/2012 tarihinde işveren tarafından iş akdinin haksız yere feshedildiğini, son aldığı maaşın 1.500,00 TL olduğunu, yıllık ücretli izin haklarının kullandırılmadığını, ayda en az 2 pazar çalıştığını, her gün ortalama en az 3 saat mesai yaptığını, bu nedenlerle davanın kabulüyle 100,00 TL kıdem tazminatının iş akdinin fesih tarihindeki en yüksek banka faiziyle, 100,00 TL ihbar tazminatının, 150,00 TL fazla çalışma ücretinin, 50,00 TL yıllık ücretli izin alacağının, 50,00 TL hafta tatili alacağının, 50,00 TL genel tatil ücreti alacağının yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; davacının kesintisiz ve sürekli olarak değil, süpürge mevsimi olan ağustos, eylül ve ekim aylarında çalıştığını, alacaklarının kendisine ödendiğini hiçbir alacağının bulunmadığını, açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulüne, 3.054,16-TL kıdem tazminatının akdin feshi olan 10.01.2012 tarihinden itibaren bankalarca 1 yıllık mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı ile birlikte; 100,00-TL ihbar, 150,00-TL fazla çalışma, 50,00-TL izin alacaklarının dava tarihi olan 16.1.2012 gününden itibaren; Islah doğrultusunda 1.313,20-TL ihbar, 823,74-TL izin, 4.817,00-TL fazla çalışma alacaklarının ıslah tarihi olan 05.12.2012 gününden itibaren yasal faizleri ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının hafta tatili ve genel tatil ücretleri konusundaki davasının reddine dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, 30.05.2016 tarihli, 2015/8617 Esas - 2016/13739 Karar sayılı ilamıyla "...Mahkemece, davalı tarafından yapılan feshin haklı olup olmadığı değerlendirilmeli, feshin işveren tarafından haksız ya da işçi tarafından haklı olarak feshedildiğinin belirlenmesi halinde işçinin BK.nun az yukarıda değinilen hükümlerinde düzenlenen tazminatları isteyebileceği gözetilmeli, BK.nun 329. maddesinde düzenlenen fazla çalışması ispatlandığı takdirde ücretle mütenasip bir miktar kabul edilmeli ve takdiri indirim yapılıp yapılmayacağı da değerlendirilmelidir. Keza Bayram Tatili ve
Genel tatiller konusunda da davacının talepleri değerlendirilmeli ve BK.nun 344. maddeleri gözetilmeli ve bu konuda Davacının tüm delilleri ve davalının da karşı delilleri toplandıktan, gerekirse tanıkların yeniden anlatımlarına başvurulmalı, akabinde uzman bilirkişilerden denetime açık ve gerekçeli rapor alınarak hâsıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir..." gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece; bozmaya uyulduğu belirtilerek, davacının davasının reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Uyuşmazlığa ilişkin yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesince; davacının tazminat isteminde bulunabilmesi için feshin işveren tarafından haksız olarak yapılması ya da davacının fesihte haklı olması gerekeceği, davacının 16/05/2017 tarihli celsede davalının dükkanı kendileri ile devredeceğini beyan etmesi üzerine, dükkanı devralacak kişi ile çalışmak istemediğini davalıya bildirerek işten ayrıldığını beyan ettiği, bu bağlamda davacının feshinin işveren tarafından haksız olarak yapıldığını ispat edemediği gibi fesihte haklı olduğunu da ispat edemediği kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar davacı taraf duruşmada alınan beyanında işyerinin devredileceği kişi ile çalışmak istemediğini söylemişse de, davalının sigortasını yaptırmadığını da beyan etmiştir. Bu durumda sigortası yapılmadan çalıştırılan davacının iş akdini haklı nedenle feshettiğinin kabulü gerekir. Artık işyeri devrini kabul edip etmediğinin tartışılmasına gerek yoktur. Davacı iş akdini haklı nedenle feshettiğine göre fesih tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı BK’nun 344. maddesi, "muhik sebeplerden dolayı gerek işçi gerekse iş sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her vakit akdi feshedebilir. Ezcümle, ahlaka müteallik sebeplerden dolayı yahut hüsnüniyet kaideleri noktasından iki taraftan birini artık akdi icra etmemekte haklı gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil eder. Bu gibi hallerin mevcudiyetini hâkim takdir eder. Fakat işçinin kendi kusuru olmaksızın duçar olduğu nispeten kısa bir hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi, muhik sebep olarak kabul edilemez." hükmü, yine BK.nun 345/1. maddesinde ise, "Muhik sebepler bir tarafın akte riayet etmemesinden ibaret olduğu taktirde, bir taraf diğer tarafa onun akit ile müstehak iken mahrum kaldığı feri menfaatler de nazara alınmak üzere, tam bir tazminat itasıyla mükellef olur." hükmü ve yine anılan maddenin 2. fıkrasında ise, "bundan başka hakim vaktinden evvel feshin mali neticelerini, hali ve mahalli adeti göz önünde tutarak taktir eder." hükümlerinin olaya uygulanarak lehine haklı fesih tazminatına hükmedilmelidir.
Kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için zorunluluk doğar.
Belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.). Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay"ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.
Dosyanın incelenmesinde; bozma nedenlerine yönelik dava konusu uyuşmazlıkta BK.nun 329. maddesinde düzenlenen fazla çalışması ispatlandığı takdirde ücretle mütenasip bir miktar kabul edilmeli ve takdiri indirim yapılıp yapılmayacağı da değerlendirilmeli ve bu konuda
davacının tüm delilleri ve davalının da karşı delilleri toplandıktan, gerekirse tanıkların yeniden anlatımlarına başvurulmalı, akabinde uzman bilirkişilerden denetime açık ve gerekçeli rapor alınarak hâsıl olacak sonuca uygun bir karar verilmeli denilmesine rağmen kararda davacının talep ettiği sair ücret alacaklarına hak kazanıp kazanmadığına dair gerekçe belirtilmeksizin ve uzman bir bilirkişi heyetinden rapor alınmadan mahkemece karar verilmiştir.
O halde; mahkemece; bozma ilamına uyulmuş olmakla bozma ilam gereğini yerine getirecek şekilde davacının fazla mesai ücreti talebine ilişkin de ilamda belirtilen hususlara dair uzman bilirkişi heyeti tarafından hazırlanacak rapora göre hüküm tesisi gerekirken, bozma gereklerine uygun değerlendirme yapılmadan, davanın reddine karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davacının ikinci bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.