15. Hukuk Dairesi 2016/4662 E. , 2017/3970 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan cezai şartın tahsili istemiyle başlatılan takibe yönelik itirazın iptaline ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen hüküm davalı vekilince yasal süresi içerisinde temyiz olunmuştur.
Davacı vekili; taraflar arasında 16.01.2008 tarihli sözleşme ile 37.000,00 TL karşılığında davacıya ait otel binasındaki üç bölüm için cam kapama sistemi kuracağı hususunda anlaşıldığı, bedelin ödendiğini, işin davalı tarafından ayıplı ifa edildiğini, uyarılara rağmen ayıbın giderilmediğini bu nedenle sözleşmenin 4. maddesinde yer alan cezai şarta dayanarak, davalının sözleşmeyi ihlal ettiğinden dolayı 37.000,00 TL bedelin takibe konduğunu, itiraz üzerine takibin durduğunu, itirazın iptâli ile %40 icra inkâr tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili ise; davacının her talebinde servis hizmeti verdiğini, ayıp nedeniyle bir cezai şartın olmadığını, itirazın iptâli davasında hak düşürücü sürenin ve zaman aşımının dolduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekilince temyiz olunmuştur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticarî dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu"nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu"nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce
ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu"nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir.
Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu"nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 sayılı Kanun"un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu"nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun"la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re"sen incelenir.
Somut uyuşmazlıkta davacı ve davalı, Kanun"un 16. maddesi uyarınca da tacir sayılmaktadırlar. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece her aşamada nazara alınması gerekir. Somut olayda taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu ticari iştir. Sözleşmeden anlaşıldığı üzere taraflar tacir olup, davalı vekili ise her aşamada tacir olduğunu beyan etmiş ve davalınında tacir olduğunu kabul etmek gerekmiştir. Davacı ve davalının tacir olduğu ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesiyle ilgili olduğu anlaşıldığından davaya bakmaya asliye hukuk mahkemesi görevli olmayıp, asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Bu nedenle kararın bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelemesine gerek olmadığına, 1.480,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay"daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 15.11.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.