Abaküs Yazılım
16. Ceza Dairesi
Esas No: 2020/2420
Karar No: 2020/3111
Karar Tarihi: 19.06.2020

Silahlı terör örgütüne üye olma - Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2020/2420 Esas 2020/3111 Karar Sayılı İlamı

 

 

16. Ceza Dairesi         2020/2420 E.  ,  2020/3111 K.

  •  


"İçtihat Metni"



I-TALEP:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.02.2020 tarih ve 2020/27489 sayılı yazısı ile; Silahlı terör örgütüne üye olma (Demokratik toplum kongresi KCK/PKK) suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29/11/2019 tarihli ve 2019/20104 soruşturma, 2019/19290 esas, 2019/4365 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca iadesine dair Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/12/2019 tarihli ve 2019/395 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2019 tarihli ve 2019/103 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesince, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açıldığı, sanığın Demokratik Toplum Kongresi (DTK) üyesi olduğunun, bu kapsamda DTK toplantısında konuşma yaptığının da iddia edildiği ve konuşma çözümüne iddianamede yer verildiği, sanığın ise DTK üyesi olmadığını, böyle bir konuşma yapmadığını beyan etmekle, bu yönde ses eşleştirmesi yönünde rapor alınarak sanığın soruşturma aşamasında hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği, bu kapsamda "suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan dava açılması" düzenlemesi ihlal edildiği, bu haliyle kovuşturma aşamasına geçilemeyeceği cihetle, CMK 174/1-b maddelerine aykırı düzenlenen iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 174/1. maddesinde iddianamenin hangi hâllerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, anılan Kanun’un 170/2. maddesinde yer alan “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve suçun hukukî nitelendirilmesinin de Cumhuriyet savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği, somut olayda ortam dinlenilmesindeki sesin şüpheliye ait olup olmadığı hususunda yargılama sırasında rapor alınabileceği gibi, iddianamenin iadesi sebepleri arasında, uzman bilirkişi raporu aldırılmamasının yer almadığı, kaldı ki dosya kapsamında yer alan şüpheliye ait ortam dinlenmesi esnasında ve konuşmasından öncesinde ismi geçtiğinin tespiti, Demokratik Toplum Kongresi Terör örgütünün meclis üyesi listesi, iletişimin dinlenmesi kayda alınmasına ilişkin telefon kayıtları, şüphelinin katıldığı eylemlere ilişkin tespitler, dökümanlar ve tanık beyanı olduğunun anlaşıldığı cihetle, anılan Kanun"un 170/2. maddesi gereğince, "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." hükmü gereğince, soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması durumunda, Cumhuriyet savcısının kamu davası açması gerekeceği, somut olayda da Cumhuriyet savcısı tarafından toplanan delillerin kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturması sebebiyle iddianame düzenlenmiş olduğu gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 25/02/2020 gün ve 94660652-105-21-43-2020-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY ;
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/20104 soruşturma, 2019/19290 esas ve 2019/4365 numaralı 29.11.2019 tarihli iddianamesi ile özetle; Demokratik Toplum Kongresi/DTK"nın terör örgütü lideri ..."ın avukatları ile yaptığı görüşmelerde verdiği talimatlar doğrultusunda 2007 yılında Diyarbakır’da DTP İl binasında düzenlenen Kuruluş Kongresiyle kurulduğu, ... ile doğrudan ilişkili ve bağlantılı, KCK"nın Türkiye Meclisi yapılanması rolünü üstlenen, 14 Temmuz 2011 tarihinde sözde özerklik ilan eden ve süreçte kongreler düzenleyen bir yapı olduğu, bu kapsamda terör örgütü liderinin avukatları ile yaptığı görüşme tutanaklarından, süreçte örgütün üst düzey yöneticilerinin yaptığı açıklamalardan ve yapılan operasyonlar kapsamında alınan şüpheli ifadeleri ve tanık beyanlarından da bu hususun tespit edildiği, ayrıca süreçte operasyonlarda ele geçirilen materyallerde bulunan dökümanlar ile yapılan iletişim tespitlerinden yapı ile ilgili verilere ve bilgilere de ulaşıldığı, sözde tüzük taslağının ele geçirildiği, ... terör örgütünün kırsal alanında silahlı faaliyet yürüten mensuplarının kendi aralarında yaptıkları telsiz konuşmalarında yapıdan ve sözde özerklik ilanından bahsedildiğinin tespit edildiği, delege sistemi şeklinde teşkilatlanan yapılanmanın, örgütün ülkemizdeki en üst yapılanması olduğu, delegelerin büyük kısmının KCK"nın alt ve paralel örgütlenmelerinden, geriye kalan kısmının ise siyasilerden ve yerel yöneticilerden seçildiği, genel kurulunun doğrudan doğruya KCK bünyesinden oluşturulduğu, merkezinin Diyarbakır olduğu, KONGRA-GEL’in prototipi olarak inşa edilmeye çalışıldığı, ..."ın dört ayaklı paradigmasının 3. ayağını oluşturan bir örgütlenme ve sözde kurucu meclis işlevi gören yapının örgüt üyelerinden elde edilen delillerden ve dinleme tapelerinden anlaşıldığı üzere bir çok şahıs tarafından sözde Kuzey Kürdistan Parlamentosu/Meclisi olarak nitelendirildiği, sözde yasama organı olduğu ve Genel Kurul, Daimi Meclis, Başkanlık Divanı, Koordinasyon Kurulu, Komisyonlar gibi organlarının bulunduğu, sözde demokratik özerkliği gerçekleştirmek amacıyla siyasi parti, dernek, sendika ve sivil toplum kuruluşlarını örgütlediği, toplantı,konferans,çalıştaylar düzenlediği, KCK yapılanması içerisinde örgütlenen sözde kent meclisleri, ilçe meclisleri, mahalle meclisleri ve köy komünlerinin DTK"nın bileşenleri oldukları ve sözde bu meclis üyelerinin, siyasi parti, dernek, sendika ve STK temsilcilerinin yanı sıra seçilmişler olarak bazı milletvekillerinin, belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin DTK"nın delegesi veya üyesi oldukları, 27.12.2015 tarihli Olağanüstü DTK Kongresinde “sonuç bildirgesi” şeklinde yapılan açıklama ile demokratik özerk bölgelerin oluşturulmasının istenildiği, ... silahlı terör örgütü mensupları tarafından kazılan hendekleri, barikatları ve güvenlik güçlerine yönelik gerçekleştirmiş oldukları saldırıları, sözde Kürt halkının direnişi, meşru savunması olarak gördükleri ve ülke bütünlüğünü bozmak amacıyla terör örgütünün hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen öz yönetim ilanlarına sahip çıkıldığı hususlarındaki iddiaların belirtilerek; bu kapsamda, Diyarbakır Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne 03.09.2018 tarihinde özetle;".... ... olarak bildiğim bir şahıs var. Daha önceki yıllarda burada gençliği yönlendirdiğini biliyorum. Gençliğe ve KCK ya örgüt eğitimi veriyordu. Daha sonra ortalıktan kayboldu kandile gittiğini duydum. 1 yıl felan ortalıkta hiç gözükmedi ve sonra gizli yollardan kandilden geri geldi. Şuan ailesiyle birlikte... da kaldığını biliyorum. Hiç evden çıkmıyor eylem hazırlığında olabilir kötü birşeyler yapmadan bu kızı yakalayın kolay gelsin" şeklinde ihbarda bulunulduğu, yapılan araştırmalarda şüphelinin DTK (Demokratik Toplum Kongresi)nın Demokratik Özerkliği inşa etmek amacıyla örgütsel çalışmalar için kullanmış oldukları binaya gelip gittiğinin ve burada yapılan toplantılara katıldığının, bazı toplantılarda konuşma yaptığı ya da hakkında konuşulduğunun, yapılan dinleme kayıtlarından DTK daimi meclis üyesi olduğunun, DTK Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu içerisinde yer aldığının anlaşıldığı; Diyarbakır Belediyesi Konukevinde yapılan ortam dinlemesinde 22.09.2012 tarihinde yapılan DTK toplantısında söz olarak konuşma yaptığı, Diyarbakır BDP İl Başkanlığı binasında yapılan ortam dinlemesinde 16.09.2012 tarihli DTK Toplantısında 67-... şeklinde 101 kişilik daimi meclis listesinde adının okunduğu, 21.09.2012 tarihinde Diyarbakır Belediyesi Konukevinde yapılan ortam dinlemesindeki konuşmalarda ise isminin DTK Daimi Meclis Üyesi olarak geçtiği, ilgili mahkemelerden alınan kararlar doğrultusunda kullanmış olduğu hatlarda yapılan dinleme ve teknik takip çalışması neticesinde örgütün yayın organlarınca çağrıda bulunulan bir kısım eylemlere yönelik davet mesajları aldığının tespit edildiği, ... terör örgütü talimatları doğrultusunda gerçekleştirilen birçok eylem, miting ve basın açıklamasına katıldığı, 18.02.2009 tarihinde çağrılara uyarak düzenlenen kanunsuz yürüyüşe trafiği ulaşıma kapatarak yürüyüş yapan toplulukla beraber hareket ederek eyleme destek verdiği, 24.03.2011 tarihinde de çağrıya uyarak kanunsuz eyleme katılarak destek verdiği, internet üzerinde açık kaynaklarda yapılan araştırmada DTK Daimi Meclis Üyesi olduğunun ayrıca ... isimli şahsın kullanmış olduğu mail adresinden elde edilen verilerde DTK Daimi Meclis üyesi olarak GSM numarasıyla birlikte isminin geçtiğinin tespit edildiği iddiası ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK"nın 314/2, 53, 58/9, 3713 sayılı TMK"nın 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması istenilmiştir.
Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.12.2019 tarih, 2019/395 iddianame değerlendirme numaralı kararı ile özetle belirtildiği şekilde; "... sanığın DTK üyesi olduğunun iddia edildiği bu kapsamda DTK toplantısında konuşma yaptığının da iddia edildiği ve konuşma çözümüne iddianamede yer verildiği, sanığın ise DTK üyesi olmadığını, böyle bir konuşma yapmadığını beyan etmekle, bu yönde ses eşleştirmesi yönünde rapor alınarak sanığın soruşturma aşamasında hukuki durumunun belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda "suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan dava açılması" düzenlemesi ihlal edildiğinden, bu haliyle kovuşturma aşamasında geçilemeyecek olmakla, CMK"nın 174/1-b maddesine aykırı düzenlenen iddianamenin iadesine" karar verildiği belirtilerek "5271 sayılı CMK"nın 174/1-a maddesi uyarınca iddianamenin iadesine" karar verilmiştir.
12.12.2019 tarihinde Cumhuriyet savcısı özetle belirtildiği şekilde; "...Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararını yorumlamak için öncelikle gerekeçesinde yer verdiği 5271 sayılı CMK"nın iddianamenin iadesi sebepleri arasında gösterdiği "suçun sübûtuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan dava açılması"" ölçütünü değerlendirmek gerekmektedir. İade gerekçesinde bahsedilen eksik delil, ortam dinlemesi sonucu elde edilen kayıtlarda şüpheli tarafından gerçekleşen konuşmaların kriminal inceleme ile şüpheliye ait olup olmadığına yönelik tespiti içerir kriminal uzmanlık raporudur. Ancak bu bahsedilen bu raporun delil olmayıp delil değerlendirme aracı olduğu hususu gözden kaçırılmıştır. Keza Yargıtay, kararlarında bilirkişi raporunun suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılabilecek bir delil niteliğinde olmadığını, bilirkişiye başvurma kararının hakimin takdirine bağlı olduğunu, Cumhuriyet savcısının bilirkişiye başvurma yetkisinin istisnai nitelikte olduğunu belirterek, bilirkişi raporuna iddianamede yer verilmemesinin iade sebebi oluşturmayacağını belirtmektedir. Yargıtay ....bilirkişi raporunun eksikliğinin suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan bir delil niteliğinde olmadığına hükmetmiştir. Diğer bir anlatımla bahse konu olayımızda suçun sübutuna etki edecek bir çok delil toplanmıştır. Ortam dinlemeleri sonucu elde edilen konuşma kayıtları da bunlardan biridir. Şüphelinin ortam dinlemesi esnasında, konuşmasının öncesinde ismi geçmektedir, DTK daimi meclis üyesi listesinde adı bulunmaktadır, telefon tapeleri mevcuttur, yine delege listesinde adı geçmektedir ve atılı suç yönünden suçun sübutuna götürecek başkaca da deliller mevcuttur. Dolayısıyla somut durumda mahkemenin iade kararında değindiği husus delil değerlendirmesi ile ilgilidir. Genel itibariyle bahsedilecek olursak soruşturma safhası delil toplamak, yargılama safhası ise bu delillerin değerlendirilmesi ve tartışılmasını kapsamaktadır. Somut olayda toplanabilecek tüm deliller toplanmıştır. Eğer mahkeme dosyada bulunan bir delilin sahihliğine ve doğruluğuna kanaat getirememiş ise bunun yine yargılama faaliyeti esnasında tartışılması ve karara bağlanması gerekmektedir. Sonuç itibariyle somut olayda suçun sübutuna doğrudan etki edecek bütün deliller toplanmıştır. Tüm bu gerekçeler yönünden ilgili karara itiraz etme zarureti doğmuştur." gerekçesiyle iade kararına itiraz etmiştir.
Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.12.2019 tarihli kararı ile itiraz yerinde görülmediğinden, dosya itiraz merciine incelemek üzere gönderilmiştir.
Özetle; suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan dava açıldığından itirazın reddine karar verilmesine yönelik 18.12.2019 tarihli Cumhuriyet savcısının mütalaasının teminine müteakip dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda itiraz mercii olan Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 18.12.2019 tarih 2019/103 değişik iş sayılı kararı ile özetle; iddianamenin iadesine ilişkin karar usul ve kanuna uygun bulunduğundan iddianamenin iadesine ilişkin itirazının reddine kesin olarak karar vermiştir.
Cumhuriyet savcısınca 27.12.2019 tarihinde özetle; "5271 sayılı CMK"nın iddianamenin iadesi sebepleri arasında gösterdiği "suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan dava açılması"" ölçütünün değerlendirilmesinin gerektiği, 7188 sayılı Kanun ile her ne kadar maddeye doğrudan etki edecek mutlak delil ibaresi eklenerek kapsamın genişletildiği görülmüş ise de, bu durumun ancak "mutlak bir delil eksikliği halinde uygulama alanı bulabileceği, iade kararında bahsedilen eksik delilin şüpheli tarafından gerçekleşen konuşmaların kriminal incelemeyle şüpheliye ait olup olmadığına yönelik tespiti içerir uzmanlık raporu olduğu, bu nedenle bilirkişi raporunun delil olmayıp delil değerlendirme aracı olduğu hususunun gözden kaçırıldığı, asıl delilin ortam dinlemesi neticesinde ele geçen veri olduğu, bu nedenle bilirkişi raporu alınması hususunun delil değerlendirmesi kapsamında olacağı, delillerin hakim için bağlayıcı olmasına karşı delil değerlendirme aracı olan bilirkişi raporunun hakim için bağlayıcılığının bulunmadığı, bu ölçüt dikkate alındığında bilirkişi raporunun suçun sübutuna doğrudan etki etmediği, somut olayda mahkemenin ortam dinlemelerini bizzat dinleyerek sesin basit bir inceleme ile şüpheliye ait olup olmayacağını tespit edebilme ihtimalini görmezden geldiği, Yargıtayın emsal kararlarında bilirkişi raporunun suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılabilecek bir delil niteliğinde olmadığını, bilirkişiye başvurma kararının hakimin takdirine bağlı olduğunu, Cumhuriyet savcısının ise bilirkişiye başvurma yetkisinin istisnai nitelikte olduğunu belirterek bilirkişi raporuna iddianamede yer verilmemesinin iade sebebi oluşturmayacağını belirttiği, şüphelinin ortam dinlemesi esnasında ve konuşmasının öncesinde ismi geçtiği, DTK daimi meclis üyesi listesinde adı bulunduğu, telefon tapelerinin olduğu, yine delege listesinde adının geçtiği ve atılı suç yönünden suçun sübutuna götürecek başkaca delillerin de mevcut olduğu, dolayısıyla somut durumda mahkemenin iade kararında değindiği hususun delil değerlendirmesi ile ilgili olduğundan kesin kararın kanun yararına bozulması hususunda Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne ihbarda bulunulmuştur.
Soruşturma dosyası kapsamında yapılan incelemede, Demokratik Toplum Kongresi/DTK"nın örgütle bağlantısına yönelik olarak iddianame kapsamında bahsedilen dökümanların, verilere dair tutanaklar ile belgelerin, ifade örneklerinin, inceleme ve tespit tutanaklarının, ..."ın avukatları ile yaptığı görüşmelere dair çözüm tutanaklarının yer aldığı, ayrıca şüphelinin toplantı yapıldığı iddia edilen binadan çıkışına dair görüntüsünün tespitini içerir tutanak ile süreçte hakkında uygulanan iletişimin tespiti ve dinlenilmesi ile teknik araçlar ile izleme ve dinleme kararları kapsamında tanzim edilen çözüm tutanaklarının ve kararlarının, bahse konu iki ayrı eylemlere katıldığına dair görüntü tespitlerini içerir tutanakların, adının geçtiği e-posta içeriklerinin ve internet açık kaynak araştırmasının bulunduğu görülmüştür.
Şüpheli süreçte vermiş olduğu ifadelerinde özetle; "2016 veya 2014 yılında parti üyeliğinin bulunduğunu, şu an devam edip etmediğini bilmediğini, abisinin kırsal alanda örgütle ilgili faaliyet yürütürken etkisiz hale getirildiğini, 2003 yılında kadın hakları ile ilgili İran’a legal yollardan gittiğini, illegal yollardan yurt dışına bir çıkış yapmadığını, parti adına siyasi çalışmalarını Mersin ve Diyarbakır illerinde yürüttüğünü, 2009 yılında 10 ay tutuklu kaldığını, ... terör örgütü ile ilişki ve irtibatının olmadığını, Kandil"e gitmediğini, örgütün gençlik mensuplarına hiçbir şekilde eğitim vermediğini, 3-4 yıldır Manisa’da ailesi ile birlikte ikamet ettiğini, 28 Ağustos’ta kendi adına aldığı biletle Diyarbakır"a taziye amaçlı ..."nin yanına geldiğini ve ..."nin yanında iken gözaltına alındığını, Halkların Demokratik Partisinde parti meclisi üyesi olduğunu, bu nedenle DTK’ya 1-2 defa gittiğini ancak faaliyet ve görevinin olmadığını, Daimi Meclis üyesi olmadığını, ... isimli şahsı tanımadığını, listelerde adının bulunabileceğini, 67 sırada adının okunduğu toplantıda bulunmadığını, ortam dinlemesinde belirtildiği şekilde DTK Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu içerisinde yer almadığını, HDP içerisinde de Kadın Erkek Eşitliği Komisyonunun olduğunu ve faaliyetlere katıldığını, 22.09.2012 tarihli konuşmayı yapmadığını, 18.02.2009 ve 24.03.2011 tarihinde düzenlenen eylemlere ve şiddet içeren hiç bir eyleme katılmadığını, tedbir uygulanan numarayı kullanıp kullanmadığını hatırlamadığını, HDP parti meclisi içerisinde olması nedeni ile telefonuna mesajların geldiğini ancak eylemlere yönelik bir mesaj aldığını hatırlamadığını, ... adlı şahsı tanımadığını ve belirtilen görüşmeyi de hatırlamadığını beyan ettiği anlaşılmıştır.
..."nin tanık olarak bilgisine başvurulduğu görülmekle özetle tanık beyanında; şüpheliyi yaklaşık 2-3 yıl önce seçim faaliyetleri kapsamında ikametine gelmeleri sebebiyle tanıdığını, 2-3 yıl boyunca hiç görmediğini, haber de almadığını, geçen hafta taziyeye geldiğini söyleyerek evine geldiğini ve o günden beri kendisinde kaldığını, evde kendisine ait cep telefonu ile birileriyle konuştuğunu gördüğünü ancak telefonu çaldığında başka odaya geçip görüştüğü için kiminle ne konuştuğunu bilmediğini, ara sıra evin bulunduğu sitenin parkına çıktığını, kendisi evde bulunduğu süre içerisinde eve gelen giden olmadığını, ama evde yokken eve gelen giden olup olmadığını bilmediğini, sohbet ettiğinde Manisa’da olduğunu, manavı bulunan babası ya da abisine yardım ettiğini söylediğini, kendisine parti işlerini bırakmasını evine gitmesini ve bir daha buralara gelmemesi yönünde nasihatte bulunduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.
Şüphelinin adli sicil kaydında Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/610 esas, 2010/765 karar, 19.10.2010 tarihli kararı ile hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verildiği ayrıca süreçte yapılan araştırmalarda sosyal medya adresine rastlanılmadığı, DNA veri bankasında arşiv kaydına rastlanılmadığının bildirildiği görülmüştür.
Şüpheli hakkında 2018 yılı ve öncesine yönelik ... terör örgütü üyesi olmak, terör örgütü adına eylem ve faaliyetlerde bulunmak suçundan hazırlanan fezleke kapsamında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/50543 soruşturma sayısı ile başlatılan soruşturmanın, 2018/37159 sayılı soruşturma dosyası arasında bağlantı bulunması nedeni ile birleştirilmesine karar verilmesine müteakip, Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 2014/136 numarası ile hakkında örgüt üyeliğinden dava bulunduğu tespit edildiğinden 14.02.2019 tarihli yetkisizlik kararı ile Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/10184 soruşturma, 2019/931 karar sayılı yetkisizlik kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suç olması, hukuki kesinti oluşana kadar gerçekleşen tüm eylemlerin bir bütün halinde tek bir terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacağı, Mersin 2 Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davaya konu iddianamede suç tarihinin 2009 yılı olduğu, şüphelinin 04.12.2009 tarihinde tutuklandığı, 29.06.2010 tarihinde iddianamenin tanzim edildiği, bu kapsamda iddianame ile hukuki kesintinin gerçekleştiği, bu nedenle gerçekleşen tüm eylemlerin tek bir terör örgütüne üye olma suçunu oluşturmayacağı, yetkisizlik kararına konu suç tarihinin 2012 yılı olduğu, bu suçun Mersin sınırları içerisinde işlediğine dair bir delil bulunmadığı, hukuki kesinti gerçekleştikten sonra gerçekleşen eylem var ise yeni bir suç oluşturacağından yetkili savcılığın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı olduğu belirtilerek yetkisizlik kararı verildiği ve CMK"nın 161/7. maddesi gereğince yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının tespiti için Silifke Ağır Ceza Mahkemesine dosyanın gönderilmesine karar verildiği ve Silifke Ağır Ceza Mahkemesi 2019/576 değişik iş sayılı 27.03.2019 tarihli kararı ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 14.02.2019 tarih 2018/37159 soruşturma 2019/951 karar sayılı yetkisizlik kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verilmesi üzerine soruşturmanın yürütülerek tamamlanmasına müteakip iade kararına konu iddianamenin hazırlandığı anlaşılmıştır.
Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davaya konu belgelerde ise şüpheli hakkında, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/7326 soruşturma 2010/2 karar sayılı 07.01.2010 tarihli görevsizlik kararı ile 2009 yılında Mersin"de, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü Kent Meclisi Yapılanmasının örgütsel faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik olarak yapılan çalışmalarda, KCK/TM Mersin İl Yürütme Kurulu Üyeleri arasında Çukurova sorumlusu olduğunun, Mersin ilinde her türlü gösteri, toplantı, yürüyüş, basın açıklaması, oturma, açlık grevi, miting, protesto, grev, direnme, korsan gösteri ve şiddet eylemlerini birlikte organize ettikleri, uyguladıkları ve denetledikleri aynı zamanda terör örgütü içerisinde üye olduğu ve olaylara katıldığı, 01.12.2009 tarihinde gözaltına alındığı belirtilerek iki soruşturma evrrakının verilen birleştirme kararları ile birlikte evraka eklenmek sureti ile Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine dair karar verildiği; Adana Cumhuriyet Başsavcılığının CMK"nın 250 maddesi ile görevli 2010/35 soruşturma, 2010/364 esas ve 2010/289 iddianame numaralı 29.06.2010 tarihli iddianamesi ile 03.11.2009, 01.09.2009, 15.08.2009, 07.03.2009, 16.08.2009, 21.02.2009, 14.09.2008, 08.08.2009, 17.08.2009, 01.12.2009 tarihlerinde Mersin ilinde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme, görevi yaptırmamak için direnme, silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapmak suçlarından, 04.12.2009 tarihinde tutuklanan sanık hakkında Adana Ağır Ceza Mahkemesine (CMK 250 madde ile görevli) iddianame tanzim edildiği anlaşılmıştır.
25.02.2020 tarihli Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün yazısı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kesin kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderilmiştir.
III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Şüpheli hakkında düzenlenen iddianamenin iadesine dair verilen karar ile bu karara karşı yapılan vaki itirazların reddine dair mercii kararında hukuki isabet bulunup bulunmadığına ilişkindir.
IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
Karar tarihindeki yasal düzenlemeler şöyledir;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Kamu davasını açma görevi
Madde 170
(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.
(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.
(3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;
a) Şüphelinin kimliği,
b) Müdafii,
c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,
d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanunî temsilcisi,
e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,
f) Şikâyette bulunan kişinin kimliği,
g) Şikâyetin yapıldığı tarih,
h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,
i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
j) Suçun delilleri,
k)Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,
Gösterilir.
(4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.
(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.
(6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.
İddianamenin İadesi;
Madde 174
İddianamenin iadesi
Madde 174 – (Değişik: 25.5.2005 - 5353/27 md.)
(1) Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;
a) 170 inci maddeye aykırı olarak düzenlenen,
b) (Değişik:17.10.2019-7188/20 md.) Suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,
c) (Değişik:17.10.2019-7188/20 md.) Ön ödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen,
d) (Ek:17.10.2019-7188/20 md.) Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen,
İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir.
(2) Suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez.
(3) En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır.
(4) Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez.
(5) İade kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir.
Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre talebe bağlı olarak yapılmıştır.
Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır.
Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır.
CMK’nın 160/1 maddesinde yer alan “bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâl” ifadesinden de anlaşılacağı üzere belli bir suç şüphesine karşı soruşturmaya başlanılabilmesinin maddi koşulu, o suça ilişkin başlangıç şüphesinin var olmasıdır. Başlangıç şüphesi, soyut bir izlenimle değil; suçun işlendiği izlenimini uyandıran somut vakıalar ile oluşur. Cumhuriyet savcısı, başlangıç şüphesinin olup olmadığını yani, suçun işlendiği izlenimini uyandıran somut vakıaların bulunup bulunmadığını değerlendirerek soruşturmaya başlayacaktır. Kısaca, başlangıç şüphesinin bulunup bulunmadığını değerlendirme yetkisi, Cumhuriyet savcısına aittir (...... Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınlar, Ankara, 2011, sayfa 186 ve devamı).
Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı iddianame düzenler. "Yeterli şüphe", şüphelinin müsnet suçtan yargılanması için gerekli ve yeterli olan şüphe derecesini ifade eder. Bu şüphenin, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delile dayanması gerektiğinde kuşku yoktur. Cumhuriyet savcısı topladığı delillerin iddianame düzenlemek için yeterli olup olmadığını takdir edecek, delilleri olaylarla ilişkilendirerek yeterli şüpheyi ortaya koyacaktır. Kamu davasının açılmasında yeterli şüpheden bahsedebilmede önemli olan, suçun işlendiğine yönelik tartışılabilirlik ve mahkûmiyetin ne derecede mümkün olabilirliğidir.
5271 sayılı CMK"da düzenlenen iddianamenin iadesi kurumu, uzun süren yargılama süreçlerinin önüne geçilebilmesi ve davaların “tek celse”de bitirilebilmesini temin amacıyla getirilen yeniliklerden biridir. Bunun gerçekleştirilebilmesi, soruşturma safhasında mevcut tüm delillerin toplanmış olması ile mümkündür.
İddianamenin iadesi kurumu şüpheli/sanıkların lekelenmeme haklarını etkin şekilde koruma altına almaktadır. Bu nedenle Anayasanın 36-38. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinin teminatı mahiyetindedir. İddianamedeki şekle ilişkin eksiklikler her zaman giderilebilir ancak eksik soruşturma sonucu yeterli suç şüphesi oluşturmayan delillerle kişilere sanık sıfatı yüklenmesi, yargılama sonucunda beraat etmiş olsalar dahi hak ihlaline sebebiyet vereceği göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi takdirde kanun koyucu suçun subutuna etkili olan bir delil toplanmadan dava açılmasını iade nedeni olarak kabul etmeyeceği aşikardır.
Soruşturma aşamasında toplanan deliller sonucunda yeterli şüphenin oluşmaması durumunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, yargılama aşamasında hakim veya mahkemece verilen kararlar ile kanun yolu aşamalarında delillerin hukuka uygunluk denetiminin yapılacağına dair düzenlemelerin yanı sıra; iddianamenin iadesi müessesinin de delilin denetimine olanak tanıdığının kabulü gereklidir. Ancak Anayasanın 38, 5271 sayılı CMK"nın 206/2 maddelerindeki düzenlemeler kapsamında, bu olanağın çok geniş yorumlanmaması gerektiği CMK"nın 172/1 maddesinin doğal sonucudur.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere;
"Kamu davasının tek veya zorunlu olduğunda birbirini izleyen oturumlarda ve mümkünse bir günde sonuçlandırılmasını gerçekleştirebilmek amacıyla; iddianamenin, hukuken geçerli ve yeterli delillerin toplanmasından ve dava açma koşullarının gerçekleşmesinden sonra, tüm yönleriyle doğru ve eksiksiz olarak mahkemeye verilmesi gerekmektedir.
Yeterli delil bulunmadan veya toplanmadan âdeta delilsiz davanın açılmış olması ve bunun sonucu olarak mahkemenin soruşturma yapmak zorunluluğunda kalacağının anlaşılması halinde iddianame iade edilecektir...
Deliller kamu davası açmak için yeterli olsa bile, iddianamede bulunması gerekli diğer ve bir bakıma şekli sayılabilecek hususların yer almaması halinde de iade mümkündür..."
7188 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gerekçesinde ise;
"Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin iadesine karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme uygulamada hakimler ve savcılar tarafından farklı yorumlanmaktadır. "Mutlak sayılan mevcut bir delil" ibaresi dikkate alındığında mahkemelerin iade yetkisinin çok sınırlı olduğu ve mutlak olmamakla birlikte suçun sübutuna etki edebilecek deliller toplanmadan açılan iddianamelerin iade edilemediği görülmektedir. Yargıtay içtihatları da bu yönde gelişmiştir. Bu itibarla, maddeyle yapılan değişiklikle suçun sübutuna doğrudan etki edecek delillerin toplanması sağlanmaktadır. Suçun sübutuna doğrudan etki edecek delil, olayın oluş şekline göre ceza muhakemesi hukuku çerçevesinde belirlenecektir."
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Soruşturma aşamasında toplanan deliller itibariyle kamu davası açılması için yeterli şüphenin oluşmasına ve mahkece suçun sübutuna doğrudan etki edeceği değerlendirilen konuşmaya ait kaydın temin edilmiş bulunmasına, ses eşleştirmesini içerir incelemenin kovuşturma aşamasında mahkemesince tamamlanmasının mümkün görülmesine nazaran iddianamenin iadesi kararı ile bu karara yönelen itirazın reddine dair verilen mercii kararında isabet bulunmamaktadır.
V-SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.12.2019 tarihli ve 2019/103 değişik iş sayılı kararının CMK"nın 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde icrasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.06.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


Avukat Web Sitesi