5. Ceza Dairesi 2019/6122 E. , 2019/10932 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, görevi kötüye kullanma
HÜKÜM : 1) İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/03/2018 tarihli ve 2017/65 Esas, 2018/134 sayılı Kararıyla eylemin kül halinde basit zimmet suçunu oluşturduğunun kabulüyle mahkumiyet
2) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 11/10/2018 tarihli ve 2018/2106 Esas, 2018/2034 sayılı Kararıyla istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi
3) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 25/10/2018 tarihli ve 2018/2106 Esas, 2018/2034 sayılı Ek Kararıyla temyiz talebinin reddi
4) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 08/11/2018 tarihli ve 2018/2106 Esas, 2018/2034 sayılı Ek Kararıyla istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi
Bölge Adliye Mahkemesince verilen temyiz talebinin reddi ve istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine ilişkin kararlar temyiz edilmekle, temyiz edenin sıfatı, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi;
Bölge adliye mahkemelerince verilen temyiz isteminin reddi kararlarının 5271 sayılı CMK’nın 296. maddesi uyarınca temyize tabi kararlardan olduğunda bir kuşku bulunmadığı, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz hakkının ise olağanüstü kanun yollarından olup CMK’nın 308/A maddesi uyarınca ancak bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı başvurulabildiği hususu nazara alındığında, sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne sanık müdafi ve Hazine vekilince yapılan istinaf başvurularının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 11/10/2018 tarihli kararıyla düzeltilerek esastan reddedildiği, bu karara yönelik sanık müdafince süresinde yapılan temyiz başvurusunun da kararın kesin nitelikte olduğundan bahisle 25/10/2018 tarihinde reddine karar verildiği, sanık müdafin bu karara karşı da temyiz talebinde bulunduğu ve bu aşamada CMK’nın 296/2. maddesi uyarınca dosyanın ilgili Yargıtay Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına gönderilmesi gerekirken bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının sanık lehine itirazda bulunması sonucu tekrar ele alınarak temyiz isteminin reddi kararının dayanağını oluşturan 11/10/2018 tarihli ilk hükmün kaldırılıp esas yönünden karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu dikkate alındığında, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 08/11/2018 tarihli ve 2018/2106 Esas, 2018/2034 sayılı istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine dair Ek Kararının yok hükmünde olduğu, 28/11/2018 tarihinde tebliğ edilen 25/10/2018 tarihli ve 2018/2106 Esas, 2018/2034 sayılı temyiz isteminin reddi Kararına yönelik sanık müdafin 11/12/2018 tarihli temyiz talebinin, CMK’nın 296/2. maddesinde düzenlenen temyiz isteminin reddi kararlarına karşı yedi gün olarak öngörülen sürenin hüküm fıkrasında on beş gün olarak belirlenmesi suretiyle sanık müdafi yanıltıldığı için, süresinde olduğuna ve 25/10/2018 tarihli Ek Kararın kaldırılarak esasın incelenmesine karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanık hakkındaki sonuç cezayı artırmamakla birlikte TCK’nın 53/5. maddesinde düzenlenen hak yoksunluğu yönünden ilk kez Bölge Adliye Mahkemesince verilen ve ilk derece mahkemesince hükmedilen “Sanığın kamu görevlisi olması ve eylemin avukatlık görevinin ifası sırasında gerçekleşmesi nedeniyle TCK"nın 53/1-a maddesi delaletiyle 53/5. maddesi uyarınca sanığın takdiren cezanın infazından sonra başlamak üzere 2 yıl 1 ay süreyle avukatlık hak ve yetkilerini kullanmasının sınırlandırılmasına” şeklindeki hatalı ve sınırlı uygulamayı sanık aleyhine kaldırıp "avukat olan sanığın avukatlık görevi nedeniyle zimmet suçunu işlediğinden sanığın TCK"nın 53/1-e maddesindeki hak ve yetkileri kullanmasının TCK"nın 53/5. fıkrasının 1. cümlesine göre cezanın infazından sonra işlemek üzere 2 yıl 1 ay süreyle yasaklanmasına" şeklinde genişleterek uygulanması yönündeki kararın temyiz yasa yoluna tabi olması gerektiği kabul edilerek tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiş, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
İddianame yerine geçen son soruşturmanın açılması kararında sanık hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçlarından kamu davası açıldığı, mahiyeti gereği Hazinenin bu suçların doğrudan zarar göreni olmadığı, sanık hakkında zimmet suçundan açılan bir kamu davası da bulunmamasına göre yanılgılı değerlendirme sonucu 3628 sayılı Kanun kapsamında Hazinenin suçtan zarar gördüğünün kabul edilip davadan haberdar edilerek vekilinin istinaf başvurusunda bulunması sonucu sanık hakkında TCK’nın 53/5. maddesine ilişkin ilk derece mahkemesinin sadece avukatlık hak ve yetkisi yönünden yasaklamaya ilişkin sınırlı uygulamasının aleyhe genişletilerek sanığın 53/1-e maddesindeki tüm hak ve yetkileri kullanmasının yasaklanmasına karar verilmesi,
Dosya kapsamıyla uyumlu olup hükme esas alınan 04/12/2017 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği şekliyle 8.226,89 TL"lik zimmet miktarının suç tarihi olan 25/11/2014 itibarıyla ekonomik koşullar ve paranın alım gücü nazara alındığında değerinin az olduğu halde sanık hakkında TCK"nın 249. maddesi uygulanmayarak fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı, sanık müdafin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sonuç ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla hükmün 5271 sayılı CMK"nın 302 ve 307/4. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİNE 20/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.