Sanık K. E."nın kasten yaralama suçuna teşebbüsten 5237 sayılı TCK"nun 86/2, 86/3-e ve 35/2. maddeleri uyarınca 1 ay 15 gün hapis, 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan ise aynı kanunun 13/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis ve 3000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Susuz Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.08.2007 gün ve 41-49 sayılı hükmün o yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 15.12.2010 gün ve 15160-21004 sayı ile;
“...08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve TCY"nın 7/2. madde ve fıkrası uyarınca sanık yararına olan 5728 sayılı Yasanın 562. maddesinin 1. fıkrası ile CMK"nın 231/5. madde ve fıkrasında öngörülen, hükmolunan cezanın geri bırakılması sınırının iki yıla çıkarılması ve söz konusu 562. maddesinin 2. fıkrası ile de CMK"nun 231/14. madde ve fıkrasındaki, suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olması koşulunun kaldırılması karşısında, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılmasının zorunlu olması" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 04.05.2011 gün ve 17-33 sayı ile;
“...5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ila 14. fıkralarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Bu düzenlemelere göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşullar nesnel ve öznel olarak düzenlenmiştir.
Nesnel koşullar şu şekilde sıralanabilir: 1- Hükmolunan ceza 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olmalıdır. 2- Sübut bulan suç uzlaşmaya tabi ise uzlaşma sağlanamamış olmalıdır. Öznel koşullar da şu şekilde sıralanabilir: 1- Sanık daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olmalıdır. 2- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmalıdır. 3- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gereklidir. Ancak bu koşulun derhal yerine getirilememesi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel değildir. Bu takdirde sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Mahkememiz, yargılama sonucunda, sanığın cezasının ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemekten çekineceğine dair olumlu kanaate varmamış, bunu gerekçeli kararında da açıklamıştır. O halde olayımızda öznel koşullardan ilki bulunmamaktadır. Bu nedenle diğer koşullar mevcut olsa dahi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi mümkün değildir” gerekçesi ile ilk hükümde direnilmesine karar vermiştir.
Bu hükmün de o yer Cumhuriyet savcısı ve üst Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “ret ve bozma” istekli 04.01.2013 gün ve 407158 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 5271 sayılı CMK’nun 5728 sayılı Kanun ile değişik 231/5-14. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinin zorunlu olduğundan bahisle yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; öncelikle o yer Cumhuriyet savcısının temyiz başvurusunun süresinde olup olmadığı ile yerel mahkeme direnme kararının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı hususlarının, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınması gerekmiştir.
O yer Cumhuriyet savcısının temyiz başvurusunun süresinde olup olmadığı;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yoluna başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesinde; "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.
Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.
Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir",
1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 310. maddesinde de; "Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir.
Hükmün tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa bu süre tebliğ tarihinden başlar.
Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir" hükümlerine yer verilmiştir.
6217 sayılı Kanunun 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanununa eklenen Geçici 3. maddede ise; "01.01.2014 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz ve katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz. Ancak, verilen hükümler ile tutuklamaya veya salıverilmeye ilişkin kararlara karşı Cumhuriyet savcısının kanun yoluna başvurabilmesi amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir" şeklinde düzenleme yer almaktadır.
Buna göre, asliye ceza mahkemelerince verilen kararlara karşı bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları için kanun yolunun açık olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte, 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası 01.01.2014 tarihine kadar asliye ceza mahkemelerince verilen temyiz edilebilir nitelikte hükümlerin Cumhuriyet savcıları tarafından hangi süre içinde temyiz edilebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, Cumhuriyet savcılarının mevcut temyiz haklarını hangi süre içinde kullanabilecekleri ve bu sürenin ne zaman başlayacağı saptanırken kıyas metodu ile bu husustaki mevcut hukuki boşluk, yürürlükteki hukuk düzeninin bütünlüğü de dikkate alınarak en uygun hukuk kuralı bulunup bu alanda yaşanan boşluk doldurulmalıdır.
Hemen belirtilmelidir ki, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5271 sayılı CMK"nun istinaf başvurusunun süresini belirleyen 273 ve temyiz süresini düzenleyen 291. maddeleri, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesinde öngörüldüğü üzere bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmemesi nedeniyle henüz uygulanma yeteneği kazanamadıkları için, kıyaslamada da dikkate alınamazlar. Aksi düşüncenin kabulü, kanun koyucunun açık bir irade sergileyerek henüz uygulanmasını arzu etmediği bir kanun normunun kıyas yoluyla ve dolaylı biçimde uygulanması anlamına gelecektir. Bu durumda sorun, 1412 sayılı CMUK’nun “Temyiz talebi ve süresi” başlıklı 310. maddesi kıyasen uygulanarak çözümlenmelidir. Bu maddenin birinci fıkrasında, temyiz süresinin tefhimle başlayacağı ve yedi gün olduğu belirtilerek genel kural vurgulanmıştır. Ancak, Cumhuriyet savcılarının duruşmasına iştirak etmediği sulh ceza mahkemesi kararlarını bu süre içinde temyiz etmeleri çoğu kere mümkün olamayacağı için, bunlar yönünden özel bir prensip benimsenerek daha uzun bir süre öngörülmüş, bu nedenle maddenin üçüncü fıkrasında, bu kararların tefhimden itibaren bir ay içinde temyiz edilebileceği hükme bağlanmıştır. O halde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmesinden önceki evrede aleyhine temyiz yoluna başvurulan kararlar söz konusu olduğunda, diğer bir ifadeyle 1412 sayılı CMUK’nun 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hallerde, o yer Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süreleri de bu kanunun 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle saptanmalı ve bu sürenin “tefhim tarihinden itibaren bir ay” olduğu kabul edilmelidir.
İnceleme konusu olayda, Susuz Asliye Ceza Mahkemesince 04.05.2011 tarihinde tefhim edilen hükmün, 31.05.2011 tarihinde hakim tarafından havale edilen dilekçe ile üst Cumhuriyet savcısı konumunda olan Kars Cumhuriyet savcısı tarafından süresinde temyiz edildiği, ancak Susuz Cumhuriyet savcısı tarafından tefhim tarihinden itibaren bir aylık süre geçtikten sonra 11.10.2011 tarihinde temyiz başvurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 310 ve 317. maddeleri uyarınca reddine karar verilmelidir.
Üst Cumhuriyet savcısı tarafından süresi içinde yapılan temyiz istemiyle sınırlı olarak yapılan incelemede;
Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi;
a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,
b) Bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak,
c) Bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan yeni delillere dayanmak,
d) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak,
Suretiyle verilen karar; özde direnme niteliğinde olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekir.
İnceleme konusu olayda, Özel Daire bozma kararından sonra yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda önceki uygulama aynen tekrar edilmiş ise de; ilk hükümden farklı olarak sonraki hükümde hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları değerlendirilerek, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarına göre yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmadığının açıklandığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanma şartlarının bulunmadığına karar verilmek suretiyle bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususların tartışıldığı, böylelikle yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı olmayıp, yeni hüküm niteliğinde olduğundan, Özel Daire denetiminden geçmemiş bulunan bu yeni hükmün doğrudan ve ilk kez Ceza Genel Kurulu tarafından ele alınmasına kanuni imkan bulunmaması nedeniyle dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- O yer Cumhuriyet savcısının kanuni süreden sonra gerçekleşen temyiz talebinin 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 310 ve 317. maddeleri uyarınca REDDİNE,
2- Yerel mahkemenin son uygulaması yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın, üst Cumhuriyet savcısının süresinde verdiği temyiz dilekçesine dayalı olarak inceleme yapılması için Yargıtay 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.