Parada sahtecilik suçundan sanık İ.G."in 5237 sayılı TCK"nun 197/3, 62/1, 50/1-a, 52 ve 54. maddeleri uyarınca 6.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve müsadereye ilişkin, Türkoğlu Sulh Ceza Mahkemesince verilen 22.05.2008 gün ve 7-67 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine yerel mahkemece 08.07.2008 gün ve 7-67 sayı ile, sanığın 7 günlük temyiz süresinden sonra kararı temyiz ettiği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
Ret kararının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 16.03.2009 gün ve 21262-4791 sayı ile;
"Gerekçeli kararın sanığa 21.6.2008 tarihinde tebliğ edildiğinin ve temyizin süresinde olduğunun anlaşılması karşısında temyiz süresinin geçmesi nedeniyle yerel mahkemenin temyiz isteğinin reddine ilişkin kararına karşı yapılan itiraz yerinde görüldüğünden, ret kararının kaldırılması suretiyle işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak; sanığa TCK"nun 197/3. Fıkrasıyla verilen hapis cezasının alt sınırdan belirlendiğinin açıklanmasına karşın, cezanın üst sınırı uygulanmak suretiyle gerekçede çelişkiye yol açılması dolayısıyla gerekçesiz hüküm kurulması" isabetsizliğindeen bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma kararına uyan Türkoğlu Sulh Ceza Mahkemesince 28.05.2009 gün ve 84-60 sayı ile, sanığın 5237 sayılı TCK"nun 197/3, 50/1-a, 52. maddeleri uyarınca 4.800 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, suçta kullanılan banknotun, Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 16/1. maddesi gereğince karar kesinleştiğinde imha edilmek üzere Türkiye Merkez Bankası Merkez Şubesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.
Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.03.2012 gün ve 2079-8378 sayı ile;
“1- Bozma öncesi ilk hükümde 5237 sayılı TCK"nun 62. maddesinin sanık lehine uygulanmasına karar verildiği halde bozma sonrası nedenleri gösterilmeden TCK"nun 62. maddesinin uygulanmaması,
2-Suça konu sahte paranın TCK"nun 54. maddesi uyarınca müsaderesine karar verildikten sonra 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 17. maddesi uyarınca çıkarılan Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in 16. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere T.C. Merkez Bankasına gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, T.C. Merkez Bankasına "imha edilmek üzere" gönderilmesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 04.05.2012 gün ve 288035 sayı ile;
"...Yerel mahkemenin 28.05.2009 tarihli gerekçeli kararında; suçun niteliği, işleniş şekli, zararın ağırlığı, kastın yoğunluğu ve sanığın sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak özellikle sanığın çocuklara köyün bakkalına gidin, okul müdürünün gönderdiğini söyleyin şeklinde beyanda bulunarak suçun işlenmesini kolaylaştırdığı ve suçun işleniş şekli dikkate alınarak takdiren ve teşdiden alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle cezalandırılmasına karar verildiği ifade edilerek, sanıkta ve olayda takdiri indirim nedeni görülmediğinden 5237 sayılı TCK’nın 62/1. maddesinin "takdiren" uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Dolayısıyla, 62. maddenin uygulanması hususu, sanık için müktesep hak oluşturmadığı için hakimin takdiren değerlendireceği bir husus olarak görülmelidir. Bozma öncesi kararda 6000 TL adli para cezasına mahkûmiyet kararının verildiği, bozma sonrası ise 4800 TL adli para cezası verilerek sanığın lehine hüküm kurularak, aleyhe bozma yasağının ihlal edilmediği anlaşılmaktadır.
Sanık hakkında bozma sonrası 62. maddenin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi hususu, hakimin takdirine bağlı bir konu olup "müktesep hak" oluşturmayacağı için bir bozma nedeni olmaması gerekmektedir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 12.12.2012 gün ve 27256-37920 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisleYargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkeme tarafından bozmadan önce sanık hakkında uygulanan 5237 sayılı TCK’nun 62. maddesinin bozmadan sonra hiçbir neden gösterilmeden uygulanmamasının, Özel Daire tarafından bozma nedeni yapılmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından; bozmadan önce istinabe suretiyle ifadesi alınan sanık hakkında, yerel mahkeme tarafından ilk hükümde “Sanığın kişiliği, verilecek cezanın sanığın geleceği üzerinde olası etkileri lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek” şeklindeki gerekçeyle TCK’nun 62. maddesinin uygulanmasına karar verildiği, bozmadan sonra yine istinabe suretiyle ifadesi alınan sanık hakkında yerel mahkemece bu kez, sanıkta ve olayda takdiri indirim nedeni görülmediğinden bahisle TCK’nun 62. maddesinin uygulanmamasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK’nun “Cezanın Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi” bölümünün içerisinde yer alan ve “Takdiri indirim nedenleri” başlığı ile düzenlenen 62. maddesi; “(1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. (2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulur. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir” biçimindedir.
5237 sayılı TCK’nun 62. maddesinin ikinci fıkrasında takdiri indirim nedenleri sayıldıktan sonra “gibi” denilmek suretiyle takdiri indirim nedenlerinin kanunda sayılanlarla sınırlı olmadığı, aksine bunların örnek olarak belirtildiği açıkça vurgulanmıştır. Burada sayılan “failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri” gibi nedenler, uygulamada hâkimi sınırlayıcı değil, yol gösterici nitelikteki gerekçelerdir. Bunun sonucu olarak da 5237 sayılı TCK’nun, tıpkı 765 sayılı TCK’nda olduğu gibi takdiri indirim nedenleri yönünden sınırlayıcı sistemi değil, serbest değerlendirme sistemini benimsediği kabul edilmektedir.
Serbest takdir sisteminin bir gereği olarak da olayda sanık yararına takdiri indirimin uygulanmasını gerektiren nedenlerin varlığını veya yokluğunu belirleme yetkisi yargılamayı yapan hâkime ait olacaktır. Zira yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan hâkim, sanığı birebir gözlemleyen ve bu bağlamda takdiri indirim nedenlerinin varlığı ya da yokluğunu en iyi tespit edebilecek konumdaki kişidir. Hâkim; “failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri”nin yanında, her somut olaya göre değişebilecek ve önceden öngörülemeyecek nedenleri de birlikte değerlendirerek bu hususta hak, adalet ve nasafet kurallarına uygun biçimde uygulama yapacaktır.
07.06.1976 gün ve 3–4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu doğrultudaki birçok Ceza Genel Kurulu kararında açıkça vurgulandığı üzere; kanun koyucu, hâkime takdiri indirim hükmünün uygulanması konusunda geniş bir takdir yetkisi tanıyarak, uygulamada çıkabilecek olan ve önceden öngörülme imkanı bulunmayan çeşitli halleri kapsayacak bir kalıp bulmanın zorluğu karşısında, hâkimin bu yetkisini sınırlamaktan özenle kaçınmış, bu tavrını 5237 sayılı TCK’nda da devam ettirmiştir.
Ancak hâkimin bu konudaki takdir yetkisi sınırsız değildir. Bütün kararlarda olduğu gibi takdiri indirimin uygulanmasına veya uygulanmamasına ilişkin kararlar da gerekçeli olmalıdır. Bununla birlikte gösterilen gerekçelerin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dosya içeriğine uygunluğunun Yargıtay denetimine tabi olacağında da şüphe bulunmamaktadır.
Mahkeme hükümlerinin gerekçeli olması, Anayasanın 141/3 ve 5271 sayılı CMK’nun 34. maddelerinde düzenlenmiştir. Hükmün mantıksal dayanağını oluşturan gerekçe somut olaya, akla, mantığa, bilimsel görüşlere ve yargısal içtihatlara dayalı olmalıdır. Bu özellikleri taşıyan bir gerekçe, tarafları tatmin edecek, kanun yolu aşamasında kararların denetimine ve ayrıca içtihat hukukunun gelişmesine imkan sağlayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yerel mahkeme tarafından bozma kararından önce kurulan hükümde, "sanığın kişiliği, verilecek cezanın sanığın geleceği üzerindeki etkileri" lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek TCK"nun 62. maddesinin uygulanmasına karar verildiği halde, bozmadan sonra kurulan hükümde, hangi olumsuz davranışlarının tespit edildiği karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, "sanıkta ve olayda takdiri indirim nedenleri görülmediği" şeklindeki soyut, maddi olgulara dayanmayan ve denetime elverişli olmayan gerekçe ile bu kez TCK"nun 62. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, yerel mahkeme hükmünü bu aykırılık nedeniyle bozan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.